Kitap Künyesi
Yazar: Süleyman Uludağ
Yayın Evi: Harf Eğitim Yayıncılık
İSBN: 9789756048924
Sayfa Sayısı: 160
--reklam--
İbn Haldun Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
İbn Haldun'un ölümsüz şaheseri Mukaddime'yi okumadan önce, ondaki temel görüşler ve bunların çeşitli şekillerde değerlendirilmesi hakkında genel nitelikte bilgi veren elinizdeki kitabın ve benzeri eserlerin mutlaka okunması gerekir. Bu tür eserler bakir ve zor ama faydalı ve zevkli bir alanda ilerlemek isteyen okuyucuların yollarını nispeten aydınlatacak ve işlerini bir ölçüde kolaylaştıracaktır.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
İbn Haldun Alıntıları - Sözleri
- İbn Haldun'a göre devlet bir şahıs gibi, canlı bir organizma gibidir; doğar, gelişir, geriler ve ölür.
- "Kimsenin iç alemine karışma, kimseyi iç alemine karıştırma.Kimseye iç alemini açma. Gizli tut. Yan ama tütme."
- Açıkça görülüyor ki bedevi (kırsal, göçer) umran (toplum) ilkel, eksik ve geri bir umran iken hadari (kent, kasaba ve köylü, yerleşik) umran gelişmiş, mütekamil ve ileri bir umrandır. Onun için toplum hayatı hadari umran yönünde seyreder. Zira gelişme ileriye doğrudur. Bununla beraber İbn Haldun bedevilerin cesaretini, hayırseverliğini, insancıllığını, ahlakını ve dindarlığını takdir eder hatta bu yönden onlara hayran olur. İyi olan her şeyin kökünün ve bozulmamış şeklin onlarda mevcut olduğunu ifade eder. Hadariliğin bir çok insani erdemleri ve değerleri bozduğunu savunur. Gelişme hadariliğe, kırdan kente doğrudur ama hadarette ve kentte de insanı insan yapan üstün meziyetler ve insani hasletler bozulduğundan gelişme ve ilerleme bir bozulma ve çöküşle noktalanır.
- İbn Haldun'a göre bedeviler(göçer hayat yaşayan toplumlar) riyaset (başkanlık), hadariler(yerleşik hayat yaşayan toplumlar) mülk (hükümdarlık) adı verilen bir siyaset ve idare biçimiyle yönetilir, bedevilerin başında reis (başkan), hadarilerin başında melik (kral, padişah, sultan) bulunur. Danışmaya dayanan başkanlık, katılımcı bir idaredir; bedevilerde sınıflaşma yoktur. Bu yüzden daha demokrattır. Mülk (krallık) ise gittikçe müstebit (despot) hale gelen bir özelliğe sahiptir.
- İbn Haldun'a kadar mülke sahip olma ve onu yönetme, kısaca melik-mülk, hükümdâr-reayâ ilişkilerinin rastgele, tesadüfi ve keyfi olduğu, kaba kuvvete dayandığı sanılırdı. Melik denilen kralın reaya (tebaa) denilen halkı keyfince yönettiğine, onlara bir eşya gibi sahip olduğunu inanılırdı. İbn Haldun'dur ki mülk-melik ilişkilerinin belli bir takım kural ve yasalara dayandığını, bu ilişkilerin belli bir düzen dahilinde cereyan ettiğini, mülk ve melikle ilgili olgu ve olayların belli bir takım sebep ve illetleri bulunduğu ilmi olarak gösterilmiş, bu alanda tesadüfe ve keyfiliğe yer olmadığını belirtmiştir. Onun devlet teorisi temelde bu anlayışa dayanır. Yani ilk defa devlet ve siyaset felsefesini yapan odur.
- İbn Haldun, insanları toplum halinde yaşamaya mecbur eden esas faktörün maddi ihtiyaçlarını tek başına karşılayamamaları olduğu konusunda ısrar eder. Maddi ihtiyaçları tek başına üretemeyen insanlar, bu ihtiyacı gidermek için bir araya gelip yardımlaşmışlar ve iş bölümü yapmışlardır. Tek tek maddi ihtiyaçlarını karşılayamayan insanlar bir araya gelip iş bölümü yapınca ihtiyaçlarından kat kat fazlasını üretebilirler.
- İbn Haldun devletin ticaret yapmasına ve fiyatları tespit etmesine karşıdır. Harcamaları artan devlet, yeni gelir kaynakları bulmaya yönelir. Bu arada ticaret yapar, bazı toprakları kendi adına işletir. Halbuki bu girişim tebaaya zarar verir. Çünkü Üretici ve tüccar, denk olmayan güçlü bir rekabetle karşı karşıya kalırlar. Bazen fiyatları fazla düşürerek, bazen elindeki malı tebaaya zorla aldırarak devlet vatandaşını zarara sokar. Haksız rekabet karşısında kalan tebaa çalışma ve üretme hevesine getirir, teşebbüsten ve yatırımdan vazgeçer. Böylece kar ve kazançlar azalacağından devletin topladığı vergilerde bir düşüş görülür. Vergilerdeki kayıp ticaretten elde edilen gelirle karşılaştırılırsa kaybın kazançtan fazla olduğu görülür. Sonuçta hem halk hem devlet zararlı çıkar. Bunun için eskiden İranlılar hükümdarlığa getirdikleri kişilerin ticaret ve sanatla uğraşmamasını ve adil olmasını şart koşarlarmış, diyor İbn Haldun ve bu görüşüyle açıkça devletin müdahale etmediği serbest bir ekonomik düzenden yana olduğunu ortaya koyuyor.
- İnsanoğlu tabiat ve mizacının değil, adet ve alışkanlıklarının ürünüdür. Alıştığı hâl ve şartlar onun huyu, melekesi ve adeti hâline dönüşür, tabiatı ve karakteri olur.
- Suyun suya benzemesinden çok geçmiş geleceğe benzer. (İbn Haldun)
- "Alemin ve kavimlerin halleri, adetleri ve gidişatı belli bir düzende ve sabit bir yolda sürüp gitmez." diyen İbn Haldun'a göre sosyal hayat zamana ve çağa göre değişir.
- Genellikle insanlar eskilere ait haberleri işittikleri zaman onu hemen çağındaki benzer durumlara kıyas ederler, arada geçen zaman içinde meydana gelen değişikleri ve farklılıkları dikkate almazlar. Bundan dolayı da yanılgalara düşerler.
- İbn Haldûn tarihin kaynaklarını, malzemesini, vesikaları, nakilleri ve rivayetleri ciddî ve esaslı bir tenkide tabi tutar. Tarih kitaplarında anlatılan abartmalı rivayetlerin, asılsız hikâyelerin kökünü araştırır, sahte ve yanıltıcı malzemenin gerçeklik derecesi üzerinde durur, vesikaları akılcı bir yaklaşımla değerlendirir. Böylece tarihi kıssacılıktan ve hikâyecilikten kurtararak onu bir araştırma alanı hâline getirmeye çalışır.
- İbn Haldun bedevilerin(kırsal, göçer toplum) cesaretini, hayırseverliğini, insancıllığını, ahlakını ve dindarlığını takdir eder hatta bu yönden onlara hayran olur. İyi olan her şeyin kökünün ve bozulmamış şeklin onlarda mevcut olduğunu ifade eder. Hadariliğin(şehir, kasaba toplumu) bir çok insani erdemleri ve değerleri bozduğunu savunur.
- İbn Haldun, devlet olmadan insanların varlığını sürdüremeyeceğini, çünkü hayvan tabiatının gereği olan saldırma ve zulmetme gibi hususların gurur, gazap ve kuvvet sahibi olan insanlarda da bulunduğunu, insandan insana gelen saldırıyı ve zulmü önlemek için hükmü yürüyen ve engelleme gücüne sahip bir kimseye ihtiyaç olduğunu söyler.
- Alemde mükemmel bir düzen var, sonuç sebebe bağlı, bir varlık öbürüne bitişik, bazı varlıklar diğer bazı varlıklara dönüşmekte. Biz burada misal olmak üzere madde, bitki, canlı ve insanı ele alalım. Tohumsuz bitkiler bitkilerin en gelişmemiş şekli, onun için de maddeye en yakın olanı. Hurma ve asma ise en gelişmiş şekli, onun için de canlılara en yakın olanı. Maymun ise hayvanların en gelişmiş ve insana en yakın olanı. Bu varlıklar arasında bir bitişme hali var. Bitişmenin anlamı bu varlık türlerinden her birinin bir üstteki varlık türüne dönüşebilme yeteneğine oldukça elverişli olmalıdır. Bir cinsin en mükemmel türü, bir üstteki cinsin el ilkel türü haline gelebilme yeteneğine oldukça müsaittir. O halde ruhun, insanlıktan sıyrılıp melekliğe yükselme yeteneğine sahip olması lazımdır ki bir an için bile olsa fiilen melek cinsinden olsun. O alt yönüyle bedene, üst yönüyle meleklere bitişiktir, onlardan gayba ait bilgiler alır. (İbn Haldun) Yani bir cismin bir türü nasıl diğer cinsin bir türü haline dönüşebiliyorsa, insan ruhu da geçici olarak beşeri varlığından çıkıyor ve bir an için de olsa melekleşiyor, melekler alemine çıkan ruh orada gayba ait bazı bilgiler alıp eski haline dönüyor. Peygamberlerin vahiy, velilerin ilham almalarını böyle açıklıyor. İbn Haldun'un değişimci ve evrimci bir varlıklar aleminden söz etmesinin esas sebebi peygamberliği ve melekleri açıklamaktır.
--reklam--
İbn Haldun İncelemesi - Şahsi Yorumlar
İbn Haldun'u Tanımak İçin Giriş Mesabesinde Bir Eser: Mukaddime okunmadan önce İbn Haldun hakkında bilgi edinmek için okunacak bir giriş kitabı olduğunu düşünüyorum. İbn Haldun'un ele aldığı konuları kısa ve öz şekilde, alıntılar yaparak açıklamaya çalışan bu eser, okuyucuyu sıkmıyor. İbn Haldun'a gelince, kurduğu umran ilmine, tarihe, sosyoloji gibi birçok ilme katkıda bulunmuş bir mütefekkirdir. Bazı görüşlerinin eskimesi yahut zayıflaması tabiidir ancak hâlâ geçerli olan görüşleri de vardır. İbn Haldun'a katıldığım noktalar olmakla beraber karşı geldiğim yerler de oldu. Mesela kelâmî konulardaki bazı açıklamalarının yanlış olduğunu düşünüyorum. Ancak bir bütün olarak ele alacaksam, kendisinin değerli ve büyük bir mütefekkir olduğu kanaatindeyim. (Furkan Uzel)
--reklam--
İbn Haldun PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Süleyman Uludağ - İbn Haldun kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de İbn Haldun PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Süleyman Uludağ Kimdir?
Süleyman Uludağ (d. 1937, Akyazı köyü, Amasya doğumludur. Akademisyen, ilahiyatçı. Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi. Uzmanlık alanı olan tasavvuf tarihinin yanı sıra iktisattan siyaset bilimine ve toplum bilimine birçok alanda telif ve tercüme eserlerin ve makalelerin yazarıdır.
Çorum İmam-Hatip Okulu'nu ve İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'nü bitirdi. Kastamonu İmam-Hatip Okulu'nda üç yıl görev yaptı. 1970'teKayseri Yüksek İslam Enstitüsü'nde göreve başladı. 1975'te Bursa Yüksek İslam Enstitüsü'ne nakledildi. Halen Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tasavvuf Anabilim Dalında çalışmaktadır. Kuruluşundan itibaren TDV İslâm Ansiklopedisi'nde madde yazarlığı yapmaktadır.
Orta Asya, Kafkasya ve Balkanlar'a yaptığı seyahat izlenimlerini 2002'de İran'a ve Turan'a Seyahat adıyla kitaplaştırmıştır. Batum göçmeni bir aileden gelmesi itibarıyla Sovyetlerin çöküşünün ardından bu bölgenin dînî uyanışına katkıda bulunmaya çalışmıştır. Kendi düşünce hayatında önemli bir yer tutan İbn Haldun'dan yaptığı Mukaddime çevirisi Süleyman Uludağ'ın Türkçe'ye kazandırdığı önemli eserlerdendir.
--reklam--
Süleyman Uludağ Kitapları - Eserleri
- İslam Düşüncesinin Yapısı
- Sufi Gözüyle Kadın
- İbn Haldun
- İbn Arabi
- Erzurumlu Bir Fikir Adamı İbrahim Hakkı Erzurumi
- İslam ve Musiki
- İslam Siyaset İlişkileri
- Hayata Sufi Gözüyle Bakmak
- Tasavvuf ve Tenkit
- İslam'da İrşad
- Cüneyd-i Bağdadi
- Keşif ve Keramet
- İslam'da Emir ve Yasakların Hikmeti
- İslam'da İnanç Konuları ve İtikadi Mezhepler
- Bayezidi Bistami
- Dört Kapı Kırk Eşik
- Tasavvuf Terimleri Sözlüğü
- İslam'da Ahlak ve Ahlak Ekolleri
- İslam Açısından Müzik ve Sema
- Fahrettin Râzî
- Temel Tasavvufi Kavramlar
- Şeyhülislam İbn Teymiye Ezber Bozan Bir İlim ve Fikir Adamı
- İnsan ve Tasavvuf
- İslam'da Faiz Meselesine Farklı Bir Bakış
- Hz. Peygamber ve Fütüvvet
- Fahrettin Razi Hayatı Fikirleri Eserleri
- Cüneydi Bağdadi
- Tasavvufun Dili
- İslam'da Faiz Meselesine Yeni Bir Bakış
- İran’a ve Turan’a Seyahat
--reklam--
Süleyman Uludağ Alıntıları - Sözleri
- Toprağa kötü şeyler de atılır. Fakat toprak, hep iyi şeylerle Karşılık verir. (Cüneyd-i Bağdadi)
- İnsanoğlu tabiat ve mizacının değil, adet ve alışkanlıklarının ürünüdür. Alıştığı hâl ve şartlar onun huyu, melekesi ve adeti hâline dönüşür, tabiatı ve karakteri olur. (İbn Haldun)
- tasavvufun temeli zühddür. Arif olmak için zahid olmak şarttır. Çile çekmeden arif ve veli olmak mümkün değildir. (İslam Düşüncesinin Yapısı)
- - "Aklın imameti (rehberliği) erkeğin, nefsin imameti kâfir ve fasıkın imameti gibidir! İbadette yorulan akıl, nefsin imametine uyup rahatlar, dinlenir..." (Sufi Gözüyle Kadın)
- Bir kimse ne ölçüde günahtan ve kötü huylardan uzaklaşırsa (fâni olursa) o ölçüde sevap olan işlere ve iyi huylara yaklaşmış (bâki olmuş) olur. (İbn Arabi)
- "Onlar için önemli olan vuslat değil,aşkın kendisidir. Aşk bir gayedir, diğer bir şeyin aracı değildir." (Sufi Gözüyle Kadın)
- Tasavvuf sadece bir bilgi alanı, bir ilim değildir. Kelâm ve fıkıh gibi ilimlerden farklı olarak aynı zamanda bir yaşama tarzı, dini algılama şekli ve dünya görüşüdür. (Tasavvuf ve Tenkit)
- Müzik hoş, ölçülü ve manalı bir ses olması itibariyle mübahtır. Haram olması, zatından ve hakikatinden hariç arızi sebepler dolayısıyladır. (İslam Açısından Müzik ve Sema)
- İnsanın kalbini kırmak, gönlünü yıkmak Kâbe'yi yıkmaya benzer. Gönül kıranlar acaba niçin Kâbe'ye giderler! Buna şaşılır! (Hayata Sufi Gözüyle Bakmak)
- İbadetle tasfiye edilmeyen ve güzel huylarla cilalanmayan bir kalpte manevi ve ilahi gerçekler tecelli etmez. (İslam'da Emir ve Yasakların Hikmeti)
- Eleştiriye açık ve tahammülü olmayan ilimler veya toplumlar hatta kişiler gelişemezler, varlıklarını bile oldukları gibi sürdüremezler. Zamanla hurafeler ve batıl inançlar içinde boğulup giderler. (Tasavvuf ve Tenkit)
- ⚘"Hak şerleri hayr eyler Zannetmeki gayr eyler Arif onu seyr eyler Mevla görelim neyler Neylerse güzel eyler" (Erzurumlu Bir Fikir Adamı İbrahim Hakkı Erzurumi)
- Teslim olan kurtulur, teslimde selamet vardır, teslim cennettir, itiraz cehennemdir. Huda'nın hükmüne teslim olan ve kazâsına razı olan hakikatte tam teslimiyet hâline ermiştir. (Hayata Sufi Gözüyle Bakmak)
- Fahrettin Razi'nin vasiyetnamesinden ; gerçekten vakit çok aziz, zaman pek değerlidir. Bu yüzden yemek yediğim için elimden uzak ve ayrı kaldığım zamanlara vallahi üzülüyorum. (Fahrettin Razi Hayatı Fikirleri Eserleri)
- İbn Haldun'a göre bedeviler(göçer hayat yaşayan toplumlar) riyaset (başkanlık), hadariler(yerleşik hayat yaşayan toplumlar) mülk (hükümdarlık) adı verilen bir siyaset ve idare biçimiyle yönetilir, bedevilerin başında reis (başkan), hadarilerin başında melik (kral, padişah, sultan) bulunur. Danışmaya dayanan başkanlık, katılımcı bir idaredir; bedevilerde sınıflaşma yoktur. Bu yüzden daha demokrattır. Mülk (krallık) ise gittikçe müstebit (despot) hale gelen bir özelliğe sahiptir. (İbn Haldun)
- Edebi edepsizlerden öğrendim. (İslam'da İrşad)
- İslam dini ne kadar tabii ve fıtri ise müzik de o kadar tabii ve fıtridir. Müziğin temel maddesi olan ses ve ölçü Allah tarafından yaratılmış ve bunlardan zevk alma hissi insan ruhuna yerleştirilmiştir. Allah tarafından insan ruhuna yerleştirilen bu duyguyu söküp atmak mümkün değildir. Bundan dolayı İslam dini ile müzik arasında bir uygunluğun bulunacağı, bunların birbirinizi düşmeyeceği pek tabiidir. (İslam Açısından Müzik ve Sema)
- Allah sadece rızasını kazananlara şefaat edilmesi için yetki verir.Hz. Nuh , kendisine iman etmeyen oğlunu gemiye almak isteyince " o senin ailenden değildir "deyip Hak onu uyarmıştı. Hazreti İbrahim babasına, peygamberimiz de annesine şefaatçı olamadı.Hazreti Fatıma ya " Allah katında benim sana faydam dokunmaz" buyurdu .Kurtuluşa eren babam sayesinde ben de kurtulurum, zanneden "babamın yediği yemekle Ben de doyarım" diyen kişiye benzer. (Dört Kapı Kırk Eşik)
- Doğru söz acıdır, inci gibi değerli olsa bile.. (İslam'da İrşad)
- Allah dua eden iki kuldan birinin isteğini yerine getirir diğerininkini getirmez veya geciktirebilir. Hangi kulun durumu daha iyidir? Biri istediğini almış, huzurdan ayrılmıştır; diğeri beklemekte ama huzurda! (Hayata Sufi Gözüyle Bakmak)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin