Kitap Künyesi

Yazar: Terry Eagleton

Çevirmen: Muttalip Özcan

Orijinal Adı: Ideology: An Introduction

Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları

İSBN: 9789755391472

Sayfa Sayısı: 308

--reklam--

İdeoloji Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

İdeoloji terimi birbiriyle bağdaşmayan çok fazla anlam barındırıyor. Rorty, Foucault gibi bazı kuramcılar bu terimi hiç kullanmamayı ya da onun yerine “söylem-iktidar ilişkisi”ni kullanmayı öneriyor. Habermas, ideolojinin yerini “tekniğe” bıraktığını, geç kapitalizmin artık hiçbir söylemsel meşrulaştırmaya ihtiyaç duymadan “kendi kendine” işlediğini iddia ediyor. “Sorun gerçekliğin yanlış temsili (ideoloji) değil, gerçeğin artık gerçek olmamasıdır,” diyen ve toplumsal yaşamın ağır bir anlam kanaması geçirdiğini savunan Baudrillard, bu görüşün nihilist bir varyantını dile getiriyor. Tam da bu dönemde “reel” dünyada milliyetçilik ve dinsel köktencilik gibi ideolojilerin yeniden şahlandığına dikkat çeken Eagleton, bu kitabında öncelikle ideoloji kavramından bütünüyle vazgeçmenin ne denli makul bir şey sayılabileceğini sorguluyor. Son derece açık seçik bir dille ve gündelik yaşamdan aldığı esprili örneklerle Aydınlanma’dan postmodernizme, Marx’tan Laclau ve Mouffe’a kadar ideoloji kavramı üzerine düşünmüş pek çok kişinin görüşlerini aktarıyor. “İdeoloji”nin birçok anlamının olmasından yola çıkan Eagleton’ın amacı, bunları sentezleyip tek ve yeterli bir ideoloji tanımına ulaşmak değil; bu ne mümkün ne de faydalı bir şey ona göre. Metnin başında sunduğu on altı ideoloji tanımından iki ana gelenek çıkarıyor: Bir yanda doğru ve yanlış bilme fikriyle, yanılsama, çarpıtma ve mistifikasyon anlamında ideoloji ile ilgilenen “epistemolojik” gelenek, diğer yanda fikirlerin toplumsal işlevi ile ilgilenen “sosyolojik” gelenek. Sol radikalizmin bu iki geleneğe de, tabii ki içerdikleri sınırların farkında olarak, sahip çıkması gerektiğini savunuyor Eagleton. Adil ve özgür bir toplum kurmak için “ideoloji eleştirisi”nden vazgeçilemeyeceğini söylüyor. “Yanlış bilinç” kavramını her haliyle reddeden postmodernistlerin tersine, radikalizm mevcut toplumsal düzenin sistematik olarak ürettiği belli “yanlışlıkları” belirleyip onlarla mücadele etmekten kaçınamaz. Temel yanlışlık ise, insanlığın tarihsel olarak geliştirdiği yaratıcı güçlerin tam anlamıyla hayata geçirilmesinin engellenmesidir. Bu yargının kendisi de olası ve arzu edilir bir geleceğin (Ütopya’nın) bakış açısından verilir ve bu geleceğin taslağı bugün potansiyel olarak mevcuttur. Yani bugün kendisiyle özdeş değildir. Hiçbir toplumsal düzen insan enerjilerini tamamen massedemez, hiçbir egemen ideoloji sanıldığı kadar saf ve birleştirici değildir. Sadece postmodern düşüncenin açmazlarıyla ilgilenenlere değil, nelere, niçin karşı çıktığını gerçekten bilmek isteyen herkesin ilgisini çekecek bir kitap İdeoloji.

--reklam--

İdeoloji Alıntıları - Sözleri

  • Sistem, denecektir, kendi kendini ideolojik anlam dayatma yoluyla değil, anlamı tamamen yok etme yoluyla ayakta tutar ve kitlelerin kafasındaki anlam ile yöneticilerin kafasındaki anlam ciddi herhangi bir karışıklığa yol açmaksızın birbirinden farklı olabilir.
  • İnsan ırkının, sadece birtakım aşkın güçler tarafından kurtarılabilecek ölçüde büyük bir kargaşa içinde olduğuna inanmak yanlış olabilir; ama böylesi bir dogmanın kuşattığı ütopik özlemler, suçluluk ve güçsüzlük hisleri hiçbir biçimde yanılsama sayılamaz.
  • Baruch Spinoza'nın deyimiyle, insanlar "kendi kölelikleri için, sanki kurtuluşları için savaşıyormuş gibi mücadele eder"
  • Aslında tarih boyunca ezilen halkların büyük bir çoğunluğu yöneticilerine bu tür bir güven bahşetmemişlerdir: Yönetim daima, istenen bir şeyden çok, katlanılan bir şey olmuştur.
  • Diyelim ki hükümet sözcüsü kabinede yolsuzluk yapıldığı suçlamalarının hiçbir gerçeklik payı taşımadığı açıklamasında bulunuyor; fakat hiç kimse ona inanmıyor; o da hiç kimsenin kendisine inanmadığının farkında; biz onun bunun farkında olduğunun farkındayız ve kendisi bunun da farkında. Bu arada ise yolsuzluk olduğu gibi devam etmekte; işte, Žižek'in, yanlış bilincin geçmişte kalan bir şey olduğu çıkarımına karşı vurguladığı nokta tam da budur. İdeoloji eleştirisinin geleneksel biçimlerinden birisi, toplumsal pratiklerin gerçek olduğunu ama bunları haklılaştırmada kullanılan inançların yanlış veya yanılsama olduklarını söyler; fakat, diyor Žižek, bunun tam tersi de öne sürülebilir. Çünkü ideoloji bir yanılsama olsa toplumsal pratiklerimizi oluşturan bir yanılsamadır ve bu bağlamda, "yanlışlık", ille de söylediğimiz şeylerde değil, yaptığımız şeylerde yatıyor olmalı.
  • Sistemli bir biçimde deforme edilmiş bir iletişim ağı, tam da onun deforme edilmiş olduğu yargısına varmak için kullanabileceğimiz normları gizlemeye ya da yok etmeye eğilimlidir ve böylece eleştiriyle çürütülemez hale gelir. Bu durumda, bu ağ içerisinde kalarak onun kendi işleme biçimleri ya da olanaklılık koşullarına ilişkin sorular yöneltmek olanaksız hale gelir; çünkü bu tür sorgulamalara, deyim yerindeyse, daha baştan el konmuştur.
  • "İdeoloji üzerine çalışmak" diyor,"... John B. Thompson, anlamın (veya anlamlandırmanın) tahakküm ilişkilerini sürdürmeye hizmet ettiği durumlar üzerine çalışmaktır."
  • Eğitim,kendi üzerine eleştirel düşünmeyi bırakır; teknolojik aygıtlar içerde massedilir ve insanlann bu süreç içerisindeki yerlerini belirleyen sertifikalar dağıtan bir şey haline gelir. Tipik yurttaş, “Yaşasın özgürlük!” diye bağıran ideoloji taraftarı taştan bir kişiden çok, zihni en az önündeki ekran kadar düz ve seçme yapmaksızın alımlayıcı olan, uyuşmuş, büyülenmiş bir televizyon izleyicisidir.
  • Sosyalizmin amacı, duyumsal kullanım değerinin zengin çeşitliliğini mübadele değerinin metafizik hapishanesinden kurtarmaktır; tarihi, ideoloji ve meta üretimi tarafından kendisine dayatılan aldatıcı eşdeğerliklerden arındırarak özgürleştirmektir.

--reklam--

İdeoloji İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Virüs'ün İdeolojisi, İdeolojinin Virüsü ve Korunma Yolları: ‘İzm’ler idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir’/Cemil Meriç Bir gün dersteyken hocamıza ‘hocam bence fazla siyasi bakıyorsunuz’ demiştim. O da ben hayata ‘ideolojik’ bakan bir insanım demişti. Orada siyasi ve ideolojik ayrımını esasen çok net bir şekilde kavrayamamıştım. Şimdi anlıyorum ki o ince ayrım bir uçurum kadar derin, bir o kadar da keskin ve ürkütücü. İdeoloji sözlük anlamıyla fikirleri inceleyen bilim demek.Sonunda ‘loji’ var neticede. Fakat bizde her nasıl olmuşsa zaman içinde aşınarak politika ya da siyaset anlamında kullanılmış.Biz birine ideolojik bakıyorsun dersen kendi siyasi görüşünle bakıyorsun demişiz hep. Peki gerçekten böyle midir? İdeolojik olan aynı zamanda politik midir? İdeoloji kapsam itibariyle geniş, anlamın imleyeni olarak dar bir gösterendir. Sağlıklı olmak hakkında olmazsa olmaz yargılarla bakmak ideolojiktir. Buna bir nevi sağlık fetişizmi diyelim. Fetişizm adından analşılacağı gibi bir yüceltme,abartmadır. Her hakikat abartılıdır. Hakikat ise bir ideolojik söylemdir, Foucault buna itinayla eğilir. Hakikat söylemi bir toplum inşa etme sürecidir. Medya bu süreçteki en büyük kuvvedir. Konumuza dönersek Eagleton’un da bahsettiği gibi ideoloji her yere sirayet etmiştir.Öyle ki günlük kullandığımız dil bile ideolojiktir.Çoğu feministin gündelik dilin dışına çıkma isteği buradan kaynaklanır. Mevcut iktidar dili ile konuşmak aslında mevcut ideolojiyi kabullenmektir de bir bakıma. Deleuze bu yüzden minör edebiyatı ortaya koyar. Minör edebiyat bir azınlığın mevcut dili bir nevi yarmasıdır bir bakıma.Dilin kendi içinden politik bir kale inşa etmektir.Bu sayede eleştiri eleştirenin hem kimliğini kurar hem merkezini değiştirir hem de iktidara hücum ederek onun tahtını sallandırır. Kitabı incelemek zor bir durum. Bir roman değil neticede. Duygusal yaklaşmak da mümkün değil. Bu yüzden ideolojinin hangi alanlara sirayet ettiğini görme açısından örneklemelerle hermenetik bir yaklaşım geliştirsek güzel olur ve daha açıklayıcı olur. Ülkemizde virüs salgını baş gösterdiğinden beri gerek medya gerek iktidar kanalları virüsü sürekli ‘düşman’ kelimesi ile niteliyor.Bize ilk bakışta kulak tırmalayıcı gelmese de burada virüs adeta insanlaştırılıyor ve ona bir kimlik veriliyor.Neticede düşmanlık söylemi bir güç işidir. Tabi bunu daha detaylı anlamak için Eagleton’un taktik ve strateji kelimelerinin güç ilişkileri açısından ele alışına bakabilirsiniz. Onun dışında sağlık çalışanlarının ‘Sağlık Ordusu’ gibi sıfatlarla nitelendirilmesi de iktidarın sağlık çalışanlarını bir çeşit asker, virüsü savaşılması gereken canlı bir düşman olarak gördüğünü ve taktiksel değil stratejik olarak pandemiye eğildiklerini gösterir. Tüm iktidarlar da düşman yaratmadan ve bir kenetlenme oluşturmadan, günah keçisi ve ordu kurmadan ayakta kalamaz. Bir sağlık çalışanı olarak her ne kadar gururlansam da politik bir zemine oturmak bir ideoloji nosyonu haline gelmek ve kendi öznelliğimin en çok kaybolduğu bu günlerde bir kimlikle(ideoloji gömleği giydirilmiş) nitelenmek pek de hoşuma gitmedi. Kısacası soluduğumuz havada dahi ideoloji vardır ve virüs gibi bilmeden bulaşır ve belki de 14 gün geçmeden yeni bir ideolojinin bize bulaştığını ya da bizim başkasına bulaştırdığımızı dahi anlamayız çoğu zaman. O yüzden herkese evde kal diyerek bu yazıyı noktalıyorum (Entelektüel Hemşire)

İdeoloji: Eagleton, ideolojilerin ifade ettikleri çoğu şeyin doğru olduğunu, aksi halde siyasal ve toplumsal alana tesir edememiş olmaları gerektiğini vurgulayarak; ideolojilerin aynı zamanda yanlışlığı bariz olan önermeleri de kapsayabileceğini fakat bunun nedeninin ideolojinin mistik veya gizemli bir doğaya sahip olmasından değil, siyasal sistemlerin adaletsiz işleyişlerinden ve erk sahiplerinin kendileri için haksız meşruiyet kazanma girişimlerinden kaynaklandığını belirtir. Yine Eageton'a göre, ideolojinin egemen sınıfın aygıtı olmasının yanı sıra bir diğer yönü de ezilen sınıfların diyalektik bir bilince ulaşmalarına yardımcı olan bilimsel bilgiyi temsil ederek, sınıf mücadelesinde devrimci saflarda yer alanların politik olarak doğru bilince erişmelerine imkan tanıyan kavramsal potansiyele sahip olmasıdır (özgür koç)

İdeoloji nedir ?: Şunu anladım ; Aslında bir egemen ideolojiyi güçlü hâle getiren ; kendi hükmü altındakilerin bilincine girerek müdahale etme , kendine mâl etme yetisiymiş. (Tuğba)

--reklam--

İdeoloji PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Terry Eagleton - İdeoloji kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de İdeoloji PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Terry Eagleton Kimdir?

Terence "Terry" Eagleton (d. 22 Şubat 1943, İngiltere), İrlanda asıllı İngiliz akademisyen ve yazar. Edebiyat ve kültür teorileri uzmanı. Özellikle Marksist edebiyat kuramı üzerine çalışmaları ile tanınır. Şu anda Manchester Üniversitesi'nde görevlidir.

Eagleton'ı özgün bir edebiyat kuramcısı olarak düşünmek mümkündür. Marksizm'e dayalı materyalist bir eleştiri teorisi oluşturmaya çalışmıştır. Kurduğu Marksist teori birçok eleştirmenin çalışmalarının kuvvetli ve etkili yönlerinin sentezinden oluşmaktadır. Genelde modernite ve modernizm üzerine eğilmektedir. Postmodernizme temel olarak itiraz etse de, yine de tümden yadsımamaktadır.

Eagleton doktorasını Cambridge Üniversitesi, Trinity Koleji'nde yaptı. Marksist edebiyat eleştirmeni Raymond Williams'ın öğrencisiydi. Kariyerine 19. ve 20. yy edebiyatları üzerine çalışarak başladı. Sonradan Williams'ın Marxist edebiyat kuramına yöneldi. Oxford Üniversitesi'nin Wadham, Linacre ve St. Catherine's Kolejleri'nde görev aldı. 1960'larda Slant etrafında toplanan sol eğilimli bir Katolik gruba katıldı ve birkaç teolojik makale ve bir de kitap yazdı, Towards a New Left Theology (Yeni Bir Sol Teolojiye Doğru). Bu eserin Türkçe çevirisi bulunmamaktadır.

Daha yakın bir zamanda Eagleton kültürel çalışmaları daha geleneksel edebiyat teorisiyle birleştirdi. Son zamanlardaki yayınları teolojik alanlara tekrar ilgi duyduğunu gösteriyor. Eagleton üzerindeki önemli bir diğer etki de psikanaliz oldu ve İngiltere'de Slavoj Zizek çalışmalarının önemli bir savunucusudur.

Halen New Statesman, Red Pepper ve The Guardian gibi önde gelen İngiliz yayınlarında politik olaylar üzerine yorum yazıları yayınlanmaktadır.

--reklam--

Terry Eagleton Kitapları - Eserleri

  • Azizler ve Alimler
  • William Shakespeare
  • İngiliz Romanı
  • Hayatın Anlamı
  • İdeoloji
  • Walter Benjamin ya da Bir Devrimci Eleştiriye Doğru
  • Edebiyat Olayı
  • Marksizm ve Edebiyat Eleştirisi
  • Tatlı Şiddet
  • Kötülük Üzerine Bir Deneme
  • Şiir Nasıl Okunur
  • Marx Neden Haklıydı?
  • Kültür Yorumları
  • Kuramdan Sonra
  • Estetiğin İdeolojisi
  • Postmodernizmin Yanılsamaları
  • Edebiyat Kuramı
  • Tanrı'nın Ölümü ve Kültür
  • Edebiyat Nasıl Okunur
  • Aykırı Simalar
  • İyimser Olmayan Umut
  • Kapı Bekçisi
  • Milliyetçilik Sömürgecilik ve Yazın
  • Güç Mitleri
  • Radikal Kurban
  • Eleştiri ve İdeoloji
  • Kültür
  • Eleştirmenin Görevi
  • Mizah
  • Akıl, İnanç ve Devrim
  • Trajedi

--reklam--

Terry Eagleton Alıntıları - Sözleri

  • Belki de hayatın anlamı nefes alıp vermek kadar basit ve farkında olmaksızın şu an yapmakta olduğum bir şeydir. (Hayatın Anlamı)
  • Bilgi, alışkanlık ve töre ürünüydü. Ahlak da, benzer şekilde, hiçbir metafizik temeli olmayan bir insan icadıydı. (Tanrı'nın Ölümü ve Kültür)
  • Sanat, güncel toplumsal sorunlardan ne kadar uzaklaşırsa o kadar siyasileşir. (Kültür)
  • Kısaca kültür, diğer insanlardır. (Kültür Yorumları)
  • Nasıl bilimde bir doz mitoloji varsa mitte de Aydınlanmacı bir öğe vardır. (Akıl, İnanç ve Devrim)
  • Karnaval keşmekeşi, tersyüz etme küstahlığı, putkırıcılığın kıkırdayışı: Bunlar tarihsel materyalizm için çelişkinin şakası ve onun haz verici salımı olan derin komedinin alternatifleri değil, uğraklarıdır. (Walter Benjamin ya da Bir Devrimci Eleştiriye Doğru)
  • Kafayı çekiyorlardı. Yattıkları yerden aşağılanmanın acısını çekmektense, bu acıyı sırtlanmış oluyorlardı böylece. (Azizler ve Alimler)
  • kendilerini kendi sırtlarında günlük bir yük gibi taşıyorlardı. (Azizler ve Alimler)
  • Egoistlik doğal halimizdir; iyi olmak ise hayata dair bir dizi karmaşık beceri öğrenmemizi gerektirir. (Kötülük Üzerine Bir Deneme)
  • "Birinin acısını paylaşmakla (sempati) hislerini hissetmek (empati) farklı şeylerdir." (Edebiyat Nasıl Okunur)
  • İnsani kudretlerin modern çağdaki kadar serbest bırakıldığı başka tarihsel bir dönem yoktur; bunun sonucu olarak zincirlerinden boşaldığı o kudretlerce böylesi hükmedilme riski altında olduğu bir başka dönem de yoktur. Max Weber’in öne sürdüğü gibi, “Antik dönem tanrıları akın akın, büyübozumuna uğramış ve böylece gayrişahsi güçler haline gelmiş olarak mezarlarından çıkıyor, hayatlarımız üzerinde egemenlik kurma mücadelesi veriyor ve birbirlerine karşı ezelden beri devam eden savaşlarına kaldıkları yerden devam ediyorlar.” (Trajedi)
  • Gelişmiş kapitalist sistem doğası gereği tanrıtanımazdır. (Akıl, İnanç ve Devrim)
  • İyimserlik midemi bulandırıyor. Tam bir sapkınlık. Cennetten düştüğü günden beri insanın evrendeki işi bihakkın ıstırap çekmek olmuştur (İyimser Olmayan Umut)
  • Tanrı ve evren toplanınca iki etmez. (Akıl, İnanç ve Devrim)
  • “Tanrı’dan özerkliğini çekip alan insanlık, karşılığında tahtından Söylem ile indirilecektir.” (Edebiyat Olayı)
  • Amerikan gençliginin konuşması- garip, iğrenç, acayip, ürkünç:- gerçekten de, modernizm ortaya çıkmadan önce edebi gerçekliliğini bulabileceğimiz en yetenekli hasmı olan Gotigin söylemidir. Kötü niyetli baronlar, şehvet düşkünü papazlar, kurban edilmiş bakireler, ürkütücü harabeler, küf kokan zindanlar: Bu abartılı tiyatro eserleri büyük edebiyat türleri olarak- özellikle akıl çağında baskı altındakileri temsil eden kadınların bakış açısından görülmüyor olsalar bile -aydınlanma anlayışının radikal eleştirisini dile getirmişlerdir.. Gotik, grotekstin merhametsiz ışıltısının yarattıgi ucube bir gölge, endişelerini ve bir türlü vazgeçemedikleri hayallerini kurguya emanet etmiş olan bir orta sınıf toplumunun politik bilinçsizliğidir. (Aykırı Simalar)
  • Edebiyatta yaşanan yeni bir işbölümüyle roman, şimdi fikirler ve kurumlarla ilgilenen bir toplumsal form ola­rak görülmeye, şiirin ise kişisel hisleri muhafaza ettiği düşü­nülmeye başlanmıştı. Sanki lirik şiir bütün şiir türünü tanım­lıyor gibiydi. (Şiir Nasıl Okunur)
  • Hegel konusunda fazla bir şey bilmese de, Henry'nin de kendine göre bir felsefesi vardı. Kimi zamanlar, 'Burada bir tek biz yokuz,' diyerek kendi görüşünü bildirirdi. 'Burada' sözcüğüyle, çalıştığı mağazayı değil, evreni kastediyordu. Onda ayrıca, depoda çalışan ve kendisinden daha pragmatik olan iş arkadaşlarını rahatsız eden, yaslı ve metafizik bir taraf da vardı. Böylesine geniş kozmik yorumlarında, pezevenkçe bir şey vardı. Cinselliğe ve kadınlara o kadar düşkün değildi, ama cebinde, 'yetmiş altı santimlik kontrol edilemez bir alete' sahip Korsikalı bir balıkçı hakkında yazılan bir gazete haberinin küpürünü saklardı. Depodaki erkekler, bu uzunluğun gevşekken mi yoksa sertken mi ölçüldüğü konusunda ateşli tartışmalara girerlerdi. Fakat Henry'nin bu canavarımsı organa duyduğu ilginin, cinsellikle değil, bilimsellikle ilgili olduğunu hissediyordum. Bu, onun evrene duyduğu ilginin bir parçasıydı. Aynı zamanda, iş arkadaşları tarafından tartışılan çok kültürlü biriydi. Bana bir defa, etnik gruplara karşı olmadığını söylemişti. 'Lehler, İskoçlar, Amerikanlar, Hintliler, Yunanlılar ve hepsi.' Sonra bir süre düşünmüş ve eklemişti: 'Engelleyici İtalyanlar.' Liberal bir çoğulcuydu, fakat eleştiriden de uzak durmazdı. Bu da ortak yanlarımızdan biriydi. (Kapı Bekçisi)
  • Kanserin tedavisini muhtemelen bulacağız ama cinayetin değil. (İyimser Olmayan Umut)
  • İçinde yaşadığımız, Beckett'ın oyunlarını andıran evrendi, hem özenli hem de saçmaydı. Her şey hem açık seçik hem de silikti, tuhaf bir gizem ve saydamlık karışımından oluşuyordu. (Kapı Bekçisi)