İnsanın Acayip Kısa Tarihi - Güray Süngü Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Kitap

İnsanın Acayip Kısa Tarihi kimin eseri? İnsanın Acayip Kısa Tarihi kitabının yazarı kimdir? İnsanın Acayip Kısa Tarihi konusu ve anafikri nedir? İnsanın Acayip Kısa Tarihi kitabı ne anlatıyor? İnsanın Acayip Kısa Tarihi kitabının yazarı Güray Süngü kimdir? İşte İnsanın Acayip Kısa Tarihi kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

Kitap Künyesi

Yazar: Güray Süngü

Yayın Evi: Dedalus Kitap

İSBN: 9786059203296

Sayfa Sayısı: 136

İnsanın Acayip Kısa Tarihi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

"Tora torta kombeee

Fero nonka hum zeee

Kalentaka lumumbus

Tanketana bun geee..."

Bir yazarı güçlü kılan nedir? Bu uzun öyküyü/novellayı/kısa romanı (bir yazarı güçlü kılan, kesinlikle türler hakkındaki lüzumsuz bilgisi değildir)

okurken kendimi dönüp dolaşıp bu sorunun kıyısında buldum. Nedir Güray'ı iyi ve güçlü bir yazar yapan: cesareti, evet. Metnin içinde kendi imal ettiği yüksek etkili kurgusal patlamalardan korkmayıp üzerine gitmek ve yeni patlamalar çıkarabilmek cesareti. Ve yetenek, formüllerle izah edilemeyecek kadar net bir anlatma ve kurgu yeteneği. Keyif! Yazarken keyif almayan, coşku duymayan, tutkuyla yazmayan hiç bir yazarın dehasından söz edemeyiz. Bu mümkün değil.

Nedir abi bu kadar mı?

Şu bir de: Sadece dünyaya berisinden bakmayı bilenlerin, bilmek demeyelim dünyaya berisinden bakmaya tutuklu olanların, tutuklu demeyelim başka türlüsü elinden gelmeyenlerin sahip oldukları bir yeryüzü tecrübesi, bir çeşit bilgelik hali. İhsan. Sanki ihsan edilmiş bir şey.

Bu hikâye ne mi anlatıyor? Her iyi hikâye gibi ya sonuna kadar anlatmalıyım size ya da okumanızı sahibinden dinlemenizi istemeliyim. Çünkü denedikçe bu müthiş hikâyeye haksızlık etmiş olacağım. Belki şunu dinlemelisiniz, şu sözleri:

" Aklın ötesine geçtim sanarsın ki,

Orası kalbin berisidir

O gitmeden insanın başından

Nasıl kalbine döneceksin."

(Tanıtım Bülteninden)

İnsanın Acayip Kısa Tarihi Alıntıları - Sözleri

  • Kalbim ezildi yine.
  • "Belki de sana düşen, bulmak değil, aramaktır..."
  • Mutluluk bir kıvılcımla tükenir, acı bir tebessümle diner. İnsan değişmem dedikçe değişerek insana dönüşür.
  • Ama olmuyor işte, yetmiyor. Yine anlatamadım. Kelimeler bazı anlamlara gelmiyor.
  • Düşler öldürür.
  • Haddini bilmeyene haddi bildirilir de kendini bilmeyene ne bildireceksiniz...
  • Deliriyorum, az kaldı.
  • İnsanın kendini bilmemesi kadar kötü bir şey yok.
  • Belki de ben delirdim. Belki de ben delirmedim, zaten deliydim.
  • İnsansın sen. Mümkün olmaz mı? Bir şeye ulaşmak için yıllarca çaba sarf eder, ona ulaşınca değerini bilmezsiniz siz.
  • "Mağlubum ben, yenildim. Onu yenmeye çalışmadığımı anlamadığı için yenildim. Hâlim ondan. Ama geçer elbet bu da... Yanıp tükenince acı mı kalır..."
  • Kalbim ezildi yine.
  • "Müziği duymayanlar, dans edenleri deli sanmaya devam ediyordu."
  • Ne olur benden daha deli çıkma.

İnsanın Acayip Kısa Tarihi İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Devrelerinizi yakmaya hazır olun...: İsmini ilk defa duyduğum ve grup okuması sayesinde  kalemiyle ilk defa tanıştığım Güray Süngü'nün, İnsanın Acayip Kısa Tarihi adlı postmodern ve psikolojik romanını bitirdikten sonra adeta tokat yemiş gibi oluyor ve beyniniz yanıyor dersem çok da abartmış olmam sanırım. Öncelikle kitabın isminden dolayı sanırım farklı bir beklenti içerisindeydim ki ilk bölümü okuduktan sonra beklediğim türde bir kitap olmadığını, normal bir roman okuyacağımı düşündüm çünkü arka kapakta kitapla ilgili de pek ipucu vermiyordu. İlk bölümü okuduktan sonra, hikayenin bu minvalde devam edeceğini düşünüyorsunuz ister istemez ve her bölümü okudukça hayranlık mı desem (böyle insanın beynini zorladığı için) yoksa şaşkınlık mı desem bilemedim ama acayip bir durumla karşı karşıya kalıyorsunuz. 70. sayfadan sonra da beyniniz tamamen yanmaya başlıyor ama elinizden bırakamayacak derecede de merak uyandırıyor ve büyük bir hazla okumaya devam ediyorsunuz açıkçası.  Kısacası normal kurgu roman türü bir beklenti içinde olanlar ya da normal roman okumaya alışık olan okuyucular için biraz zor bir kitap olabilir. Cümleleri oldukça sade ve kolay okunabiliyor ancak eğlenceli ve samimi bir üslupla yazılan cümlelerle bir yandan dalga geçerken bir yandan da beyninizi tamamen zorluyor ve siz suratınızda bir tebessümle adeta donup kalıyorsunuz. Bu yüzden geçişler tam tadındaydı diyebilirim. Gelelim kitabımızın konusuna; bir sabah bir pansiyonda uyanıyorsunuz ve nerede olduğunuzu, kim olduğunuzu kısacası hayatınızla ve kendinizle ilgili hiçbir şeyi hatırlamıyorsunuz. Hafızanız tamamen silinmiş ve kimliğiniz yok olmuş. İşte kahramanımız böyle bir Âdem. Yazarın kahramanın ismini Âdem koyması da çok manidar. Çünkü Âdem; adam, insan, insanoğlu anlamına gelmektedir ki bence bu bir kişiyi değil bütün insanoğlunu temsil etmektedir diye düşünüyorum. Bunu da yazarımız zaten kitabın ilk sayfasındaki "Ben demeden konuşalım ne olur" cümlesiyle vurgulamış ve aslında o Âdem'in her birimiz olduğunu göstermiştir. Kısacası tek bir Âdem üzerinden tüm insanlık betimlenmiştir. Birinci tekil şahıs konumunda anlatıcımız olan kahramanımız, hafızasının silinmiş olması sebebiyle kendini bulma ve kimlik arayışı içerisine giriyor. Yazarın burada kullandığı ve çok zekice düşünülmüş birinci tekil şahıs anlatımı, okuyucu da ister istemez kendi kendini bulma arayışı içerisine sokuyor. Bunu yaparken de tasavvuftan dine, edebiyattan şiire, fizikten uzaya, psikolojiden sosyolojiye ve tarihten felsefeye dair bir çok konuyu da içinde barındırıp, zaman ve mekan kavramlarının değiştiği bir döngüyle harmanlıyor. Kahramanımız pansiyondaki odasından çıkıp kimliğini bulmasına yardımcı olacak birilerini aramak için resepsiyona gittiğinde Borges Dayı ile tanışır ve onun bir yazar olduğunu öğrenir. Sanırım yazarımız burada ve kitabın sonundaki "Elimde inceden bir kitap, yazarı güneyin amerikalarından, konusu kum konusu kitap" cümlesiyle hayranı olduğu Jorge Luis Borges'e de selam çakmayı unutmuyor. Borges Dayı ile dolaşmaya çıkan kahramanımız bayılır ve Borges Dayı tarafından yerli bir şifacıya götürülür. Şifacıdan da kim olduğuyla ilgili yardım bulmayı ümit eden kahramanımıza şifacının ağzından: Kalbin ötesine geçtim sanarsın ki, Orası kalbin berisidir O gitmeden insanın başından Nasıl kalbine döneceksin mısraları ve "Denize in, orada bir sandal var. Denize açıl. Zamanı geçene kadar kürek çek. Zamanı geçince vardığın yerde belki bulursun aradığın şeyi. Belki de bulamazsın." sözleri dökülür ve kahramanımızın  yolculuğu tekrar devam eder. Denize açılan kahramanımız bir takım badireler atlattıktan sonra bir kaleye gelir, burada kendisinin zaman bekçisi olduğunu söyleyen bin yaşındaki sağır ve dilsiz teyzeden Âdem olduğunu öğrenir. Yaşlı teyze, Âdem'e kalenin dışındaki elma ağacından bir elma koparıp ısırmasını ve gerçeği ancak bu şekilde öğrenebileceğini söyler. Elma ağacına giden Âdem'in karşısına bir Ahu çıkar ve ona bir elma uzatır. Burada farklı bir kurgu kullanarak Hz. Âdem ve Hz. Havva kıssasına gönderme yaptığını düşündüğüm yazarın zekasına hayran kalmamak mümkün değil elbette. Çünkü onlar için o elma ağacı hem bir başlangıç hem de bir sondur. Ayrıca kahramanımız Âdem'in her döngüde kendini elma ağacının altında (yani başlangıçta) bulması da tesadüf olmasa gerek. Hikayenin ilerleyen bölümlerinde zaman ve mekanda yolculuk yapmaya devam eden Âdem'in kimlik arayışı döngüsel olarak devam etmektedir ve bu arada zihnindeki veri tabanına ulaşıp bilgi sorgulatmasıyla; Matrix'e, ışın kılıcıyla; Star Wars'a, "burası dünya, burada işler hep yarım kalır" dizesiyle;  Cahit Zarifoğlu'na selam çakmayı da ihmal etmemektedir. İnsanın Acayip Kısa Tarihi'nin, kurgusuyla, somut ve soyut gerçekliğin iç içe geçmesiyle, dili ve anlatımıyla, ciddi konuların alaycı bir üslupla anlatılmasıyla, zamanın şimdi’de olup mekânın sürekli değişmesiyle, kişiler arası diyaloglarıyla ve absürtlükleriyle harmanlanıp gerçek ile hayal, olgunluk ile cahillik, gençlik ile ihtiyarlık, unutma ile hatırlama, arama ile bulma gibi olguları okuyucuya sunduğu ve sıkı bir beyin jimnastiği gerektiren bir roman olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Güray Süngü'nün kalemini tanımaktan çok memnun olduğumu söylemek istiyorum. Açıkça ifade etmek gerekirse okuyucunun eline saatli bir bomba bıraktı diyebilirim. Sınırlarınızı zorlayan, beyninizi yakan, kafanızı karıştıran kitapları seviyorsanız kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Kitapla kalın... (Nihal Yurtseven)

En büyük Cimbom!: Bu gece yazar/guray-sungu'nün kalemiyle tanışmanın verdiği mutlulukla uyuyacağım. Bu gece yazar/guray-sungu'nün yazdığı kitabı düşünerek uykusuz kalacağım... Bilirsiniz, matematikte artı ile eksi birbiriyle çarpılınca sonuç eksi eder. Uyku ile düşünce birbiriyle çarpışınca da kazanan düşünce olur.  MFÖ'nün de dediği gibi "peki peki anladık" yine uykusuz kalacağım gibi duruyor... Kitaba gelecek olursam; Kapağını açıp ilk cümleyi okuyunca bile anlamalıydım beni ilginç bir serüvenin beklediğini ama insanoğlu işte anlamamakta direnir durur... İlk cümle şuydu;"Ben demeden konuşalım ne olur. Çünkü gözümü açtım ki." Normal bir cümle olmadığına dair hem fikiriz değil mi? Her neyse, kitabı okumaya başladım ilk cümleye takılmadan. İlk sayfalarda yazarın Fenerbahçeli olduğunu ve hafif de olsa Galatasaray'ı tiye aldığını görünce küçük bir hayal kırıklığı yaşadım ama kitap beni o kadar etkisi altına almıştı ki okumaya devam ettim, devam etmeliydim. Eski Halil olsaydı o kitabı orada bırakırdı. Ama artık edebiyata olan tutkum daha fazla...(Şey, bir de kitap grubumuzun aylık okuma kitabı olduğu için biraz da mecbur kalmış olabilirim devam etmeye.) Bu arada yazar/guray-sungu Bey bizim UEFA kupamız var!!!  Kızmayın arkadaşlar, can çıkar huy çıkmaz işte...  Ve 75'inci sayfaları geçince aslında kendini arayan biri değil de insanlığı arayan bir karakterin ya da bin karakterin olduğunu anladım. Anladım mı? Afedersiniz ama bok anladım. Kitabın son kapağını kapatıp düşünmeyene kadar hiçbir şey yerleşmemişti kafamda. Görüyorsunuz arkadaşlar düşünmek güzel şey, Düşünün. Düşünmek biraz Cehennem de olabilir neyi düşündüğünüze bağlı artık. Bu arada biz yazar/guray-sungu Bey biz sahanızda kupa kaldırdık!! Çok çok uzattım farkındayım. Dur. şey, son zamanlarda okuduğum en iyi kitap olduğunu söylemiş miydim? yazar/guray-sungu her şeyi o kadar ilmek ilmek dokumuştu ki ve her şeyi o kadar dağınık yerleştirmişti ki kitabı okuyunca "abi ben ne okuyorum ya?" derken bile kitabın akıcılığına kapılıp kitabı bitiriyorsunuz. Ve her şey yerleşiyor yerli yerine. Bu arada yazar/guray-sungu Bey bizim 4 yıldızımız var!! Neyse ben gidip 3-5 kitabını daha sipariş edip okuyayım. Kitapla kalın... Dur en sevdiğim alıntıyı yapıştırayım buraya. Hepsi güzeldi ama bir tanesi ileride sen daha iyisine layıksın diye vazgeçeceğim alıntı var. "Zaman dönüştürür, değiştirir. Bir an önce ben hiçbir şeyden korkmam diyen, bir an sonra korkudan küle dönüşür. Nice güzel ben aşık olmam der de, ne aşık olması, aşk olur da çölde kuma dönüşür. Mutluluk bir kıvılcımla tükenir, acı bir tebessümle diner. İnsan değişmem dedikçe değişerek insana dönüşür.” Bu arada yazar/guray-sungu Bey bizi... Şaka şaka bitti. (Halil Vural)

başarısız inceleme: Ne yazsam hiç bilmiyorum elim hangi tuşa çarparsa artık İlk defa böyle bir kitap okudum düşününce hala bi şaşırma geliyor yani şöyle anlatıyım ilkokulda beden dersinde okulun çevresini temizlerken yaprakların arasında dolar bulmuştum ilk defa gördüğümden şeklinden tarihi eser sanıp sevinip saklamıştım he aynen o dolara benzer bir kitap oldu benim için içinde aslında o kadar şey anlatıyor ki akşama doğru 5 gibi okumaya başladım klasik roman çıkar diyordum sayfa 70 den sonra kafamdan elim ağzımdan ''Neee!'' kelimesi eksik olmadı. Üşenip gece 12 de 70. sayfayı okuyunca bırakamadım gece 3 e yakındı bitirmiş ve hayran kalmıştım. Şimdi 136 sayfadan 70 çıkınca geriye 66 kalıyor e çok geç bitmiş dimi bencede ama nedeni de var ilk defa böyle bir şey okuyunca zorlandım anlam kurarken ve ademlerin sözleri ah ah neyse anlatıyım (anlatmaya çalışmaya çalışıyım) Bizim karakter hafızasını kaybediyor bir bakıyor farklı bir ülkede farklı bir tatil yerinde kendiyle ilgili şeyler hariç her şeyi hatırlıyor. Kendine dair ne varsa kaybolmuş. Orada çalışan Dayı var onunla konuşup anlamaya çalışıyor (o dayı aslında farklı zamandaki kendisi) hafızasını getirmek için büyücü kadınla (amca ya da teyze ) konuşuyor (aslında o da farklı zamandaki farkli versiyonu) o da denize gidip orada zamanı geçince anca hatırlayacağını söylüyor. Bizim adem açılıyor denize baya uğraşıyor ışık görüp farklı bir yere gidiyo sonra çoook eski bir kale görüyor gidiyo bakıyor sonra arkadan zaman bekçisi olan kadın geliyor ( aslında o da ademşn farklı zamandaki hali) konuşuyorlar felan o kadar uyarıyor diyor ki ya sen aslında unutmak istemişsen ve unutmak istemediğini unuttuysan ve sonra hatırladığında çok pişman olup bir daha hiç bir şeyi unutamazsan diye adem diyo her şeyi unutacak kadar bir şey yaşamış olamam diye (Adem burada benim gözümden bir tık düştü ben asla asla hatırlamak istemezdim yeni hayata başlamışsın işte) iyi git kapıda elma ağacı var ağaçtan kopar ye hatırlican dedi tam ağacın orada bir Ahu çıktı güzelliğiyle kandırdı bizim ademi farklı elma yedi ve bambaşka zamanlarda bambaşka insanlar olduğunu ondan sonra kavramaya başladı. bence kitabın anlatmak istediği en önemli kısım şu dizelerde saklıydı Kalbin ötesine geçtim sanarsın ki, Orası kalbin berisidir O gitmeden insanın başından Nasıl kalbine döneceksin Adem bunları duyduğunda benim gibiydi tam anlayamadı ama içindeki duyguyu hissediyordu Ben en çok şunu anladım Geçmiş şimdiki beni oluşturuyor. Geçmiş ve şimdiki ben ise geleceği oluşturuyor. Ama kendi eklemek istediğim şeyler de var kitabın sonunda adem biraz da olsa pişmanlık hissettim her şeyi unutmak istediği için biri bana pişman olduğum anı sorsa çoğu zaman aklıma bir şey gelmez çünkü eskiden beri kendimle bütünleştirdiğim bir düşünceydi geçmişte yaşadığım kötü şeyler şimdiki benin en önemli parçası bugün neye gülüyor neye ağlıyorsam gene geçmişimin etkisinden kötü şeyler güzel şeyler de doğurabilir her hayırda bir şer, her şer de bir hayır vardır aklımdan çok cümle geçiyor sürekli eksik yazıyorum yarım kalıyor o yüzden karışık olmuş olabilir üşenmeden de bunları tek tek okuyorsanız Allah kolaylık versin. (Nisa)

Kitabın Yazarı Güray Süngü Kimdir?

1976 yılında İstanbul’un sur içi mahallelerinden Kadırga’da doğdu. İlk öğretime Kadırga İlkokulunda başladı. Çocukluğu Ayasofya ve Sultanahmette geçti. Gedikpaşa’da esnaf olan babası sayesinde çalışma hayatını erken yaşta tanıdı. Üniversiteden mezun olana kadar bütün tatillerini Kapalıçarşı’da geçirdi. Farklı milletlerden, meşreplerden, dinlerden insanların arasında büyüdü. Üniversite eğitimini Uludağ Üniversitesi’nde aldı. İktisat fakültesinde okudu. Mezuniyetinden sonra özel sektörde çalışmaya başladı. 2009 yılına kadar çeşitli sektörlerde görev aldıktan sonra, yayın sektörüne geçti.

Güray Süngü yazmaya Bursa yıllarında başladı. İlk öyküsü 1998 yılında Hece dergisinde yayınlandı. Bugüne dek, Hece, Hece Öykü, E-edebiyat, Ada, Özgür Edebiyat, İtibar, İzdiham, Cafcaf, Hacamat, CF, Edebi Müdahale, Post Öykü, Cins, Muhayyel gibi dergilerde öyküler ve yazılar yayınladı. Öğrenciyken yazdığı ilk romanı Dördüncü Tekil Şahıs 2006 yılında okuyucuyla buluştu.

Düş Kesiği adlı romanıyla 2010 Oğuz Atay Roman Ödülü’ne, Kış Bahçesi adlı romanıyla 2011 Türkiye Yazarlar Birliği Roman Ödülü’ne layık görüldü. 2014 yılında Deli Gömleği ve Hiçbir şey Anlatmayan Hikayelerin İkincisi kitapları ile Necip Fazıl Hikaye Ödülü’nü kazandı.

2018 yılında 14. Kristal Lale ödüllerinde yılın edebiyatçısı seçildi.

Kitapları;

Dördüncü Tekil Şahıs-Roman, 2006

Pencereden-Roman, 2006

Düş Kesiği-Roman, 2010

Deli Gömleği-Öykü, 2010

Kış Bahçesi-Roman, 2011

Hiçbir şey Anlatmayan Hikâyelerin İkincisi-Öykü, 2012

Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik Aşk-Öykü, 2014

Mehmet’i Sakatlayan Serçe Parmağı-Roman, 2015

İnsanın Acayip Kısa Tarihi-Uzun Hikaye, 2016

Vicdan Sızlar-Öykü, 2016

İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır, 2018

Güray Süngü Kitapları - Eserleri

  • Deli Gömleği
  • İnsanın Acayip Kısa Tarihi
  • Düş Kesiği
  • Vicdan Sızlar
  • Kış Bahçesi
  • Mehmet'i Sakatlayan Serçe Parmağı

  • Sayıklar Bir Dilde
  • İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır
  • Hiçbir Şey Anlatmayan Hikayelerin İkincisi
  • Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik Aşk
  • Pencere'DEN
  • Az Kalan Gölge
  • Pencereden

  • Dördüncü Tekil Şahıs
  • Hiçbir Şey Anlatmayan Hikayelerin İkincisi

Güray Süngü Alıntıları - Sözleri

  • Yürümüştüm. Bitmişti... İmza; ölümlü. (Dördüncü Tekil Şahıs)
  • Beni herkes anlıyor. Sen yağmuru anlamaya çalış.. (Dördüncü Tekil Şahıs)
  • Sen benim hiçbir şeyimsin. Al sana bir yara daha. Görmezsem yoksun. (İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır)
  • yaşam tüm unsurlarıyla ayakta durup bana sırıtıyor gibi geldi. (Kış Bahçesi)
  • bir şeye benzemeye benzemeye insan bir şey olduğunu bir şey olmadığını anlamazmış. böyle sürermiş. (Vicdan Sızlar)
  • Gün görmüş adamlar usulünce istemeyi iyi bilirler. (Deli Gömleği)

  • İnsan çok leş bir yaratık türü. Atlatamadığı şey yok... (Az Kalan Gölge)
  • Güzel neymiş? Güzel, gördüğümüş. Hayır “güzel gördüğün” değilmiş güzel, gördüğümüş. (Sayıklar Bir Dilde)
  • Kafan duman olmuş, şöyle sağa sola doğru salla biraz da kulaklarından çıksın duman. Olmaz böyle. Net olacak kafa. Freş hava. Oh mis. (İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır)
  • Ne demiştin sen; sana kalbimi göstersem yaralarıma hayran olursun... (Düş Kesiği)
  • İnsan kibirli, artist, gösteriş budalası ve mal mülk düşkünüdür. İnsan düşkünse düşüktür. Düşükse düşmüştür. Düşmüşse düşenin dostu olmaz, seyircisi olur. İnsan seyredicidir. İnsan adeta insan değildir. (İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır)
  • Hayat daha zor artık. (Pencereden)
  • Bir gamlı hazanın seherinde Israra ne hacet, yine bülbül? (Sayıklar Bir Dilde)

  • İnsanca diye bir dil var, kimseler konuşamıyor. (İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır)
  • Belki de ben delirdim. Belki de ben delirmedim, zaten deliydim. (İnsanın Acayip Kısa Tarihi)
  • Bu garip. Allahın garibi. -Bütün garipler Allah'ındır. Hamdolsun. (Vicdan Sızlar)
  • "Müziği duymayanlar, dans edenleri deli sanmaya devam ediyordu." (İnsanın Acayip Kısa Tarihi)
  • Haddini bilmeyene haddi bildirilir de kendini bilmeyene ne bildireceksiniz... (İnsanın Acayip Kısa Tarihi)
  • Bende bakılacak bir şey varsa o da kusurdur,bakılacaksa ona bakılsın. (Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik Aşk)
  • Çünkü ne öncesinde ne sonrasında hiçbir günüm değil, hiç bir anım o an kadar güzel olmadı. Bir insanın hüznü, hüznüyle gögelenmiş yüzü, bir diğerinin cenneti olabiliyordu demek. (Hiçbir Şey Anlatmayan Hikayelerin İkincisi)