Kitap Künyesi

Yazar: Soren Kierkegaard

Çevirmen: Sıla Okur

Yayın Evi: İmge Kitabevi

İSBN: 9789754584547

Sayfa Sayısı: 368

--reklam--

İroni Kavramı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Kierkegaard zihinsel ve sanatsal gelişimi sürecinde önceleri Alman romantizminin etkisi altındaydı. Kendini, geleneklerin zihinsel gelişimini sınırlamasına izin vermeyen yaratıcı bir birey olarak tanımlıyordu. Bu başkaldırının ana motifini ise ironi kavramı oluşturuyor ve böylece ironi genel bir zihinsel ilke düzeyine yükseltiliyordu. Bunun üzerine Kierkegaard, ironiyi zihinsel faaliyet için önemli bir ilke olarak gören ilk felsefi kişilik olan Sokrates'e yöneldi. Sokrates ironiyi tartışmaları yönlendirmek için kullanıyor, bunu da, o zamana kadar bilindiği düşünülen konulardaki belirsizlikleri ve çelişkileri açığa çıkarmak amacıyla bilmiyormuş gibi yaparak sorular yöneltmek ya da bilgisizmiş gibi davranmak suretiyle yapıyordu.

Böylece Sokrates üzerine yoğun bir çalışma yapan Kierkegaard, İroni Kavramı'nda büyük filozofu Xenophon, Aristofanes ve Platon'un gözünden inceler ve onu Fichte, Schelling ve Hegel gibi 18. ve 19. yüzyıl filozoflarıyla karşılaştırır. İroni perspektifinden bakarak Platon diyaloglarındaki sokratik unsurları ortaya çıkarmayı dener.

İroni Kavramı, geniş okur kitlelerinin ilgisini çeken büyük filozof Kierkegaard'ın doktora tezi olarak gerçekleştirdiği bir çalışmadır. Bu nedenle birinci bölümünde mümkün olduğunca akademik bir dil kullanmaya çalışan Kierkegaard, metin ilerledikçe, özellikle ikinci bölümde o müthiş şiirsel ve yaratıcı üslubunu bulur. İroni Kavramı, çağın en önemli filozoflarından biri olan Kierkegaard'ın yazarlığındaki bu büyük dönüşümü izleme açısından da ayrı bir değere sahiptir.

Çünkü onun yazarlık yeteneği adeta bu sayfalardan doğmuştur.

 

--reklam--

İroni Kavramı Alıntıları - Sözleri

  • …ironi kendisini soyutlama içindedir çünkü geniş kitlelere ulaşmak istemez.
  • Shakespeare her zaman ironinin en büyük ustası olarak övülmüştür ve bunun doğruluğu hakkında en ufak bir kuşku dahi yoktur. Ancak Shakespeare hiçbir zaman somut içeriğin son derece uçucu bir ortamda buharlaşıp girmesine izin vermez her ne kadar lirik unsuru kimi zaman deliliğe kadar ilerlese de, bu delilikte bile olağanüstü düzeyde nesnellik bulunur.
  • …çünkü ironi kavramının Sokrates ile birlikte dünyaya geldiği su götürmez bir gerçektir.
  • İronik konuşma biçiminde, yine tüm ironilerin ortak özelliği olan bir yön daha vardır; bu da anlaşılmasına rağmen, doğrudan anlaşılmamasından kaynaklanan bir ayrıcalıktır. Bu yüzden adı geçen konuşma biçimi, sıradan ve hemen anlaşılan konuşma biçimlerini hor görür; kendisine özel bir takma adla yolculuk yapar ve yüceltilmiş konumundan, sıradan vatandaş konuşmalarını acımayla izler. :)
  • Birey polimik açısından ne kadar gelişkinse, o kadar çok ironi bulacaktır.
  • İroninin nahoş bir tarafı da olduğundan, olağanüstü baştan çıkarıcı ve büyüleyici anları vardır. Türlü türlü kılıklara girmesi ve o muhteşem gizemliliği; başlattığı mesafeli iletişim, ayrıca bir de ironistin belli bir uzaklıktan anlaşılma zorunluluğu; bir türlü yakalanamayan ve görkemi sözle anlatılamayan anlama anının hemen ardından gelen yanlış anlama korkusu, insanları kopmaz bağlarla kendine esir eder.
  • Hasta olmak yüksek derecede sağlık gerektirir, ama burada sağlık olumlu bir bağlamda düşünülmez; aksine, hastalığı besleyen kaynak olarak görülür. İronist ve içindeki olumlu doluluk da bunun gibidir. Kendisini eksiksiz bir güzellik içinde göstermez.
  • Son olarak, ironinin “daimi geçerliliği” hakkında sorular varsa, bunların ancak güldürü çemberinin ayrıntılı incelenmesiyle cevaplanabileceğini belirtmek isterim. Güldürü, ironiden çok daha derin bir kuşkuculuk içerir….güldürü aynı zamanda ironiden çok daha derin bir olumluluk da içerir…
  • Platon’da iki büyük gücün ironi ve diyalektik olduğunu herkes kabul edecektir.(…) Platon’da öyle bir unsur daha vardır ki, bu iki büyük gücün eksikliklerini kapatacak niteliktedir. Bu, mitsel olan ve imgedir.
  • …insan “şekilsizi” ideal olarak ortaya koyduğunda, her şeyin ne kadar olumsuz tasarlandığını ve ruhun nasıl bir hiçlik olduğunu görmek kolaylaşıyor.
  • …çünkü hazla ilgili sonsuz hesaplamalar yapmak, haz almayı engeller.
  • Çağımız bir insanın hareketsiz kalıp kendi içine dalmasına izin vermiyor; yavaş yürümek zaten şüpheli bir hareket….
  • Üstelik ironik olma kendini beğenmişliğin daha bayağı bir biçimidir ve ironi, kendisini inandırıp temin etmek için tanıklara ihtiyaç duyar; çünkü bu, ironinin diğer tüm olumsuz bakış açılarıyla paylaştığı bir tutarsızlıktan ibarettir.
  • İronist için her şey olasıdır. Tanrımız göklerdedir, ne istediyse onu yapmıştır; bizim ironist yerdedir ama oda aynı şeyi yapar.
  • İnsanoğlu kendisini bir yere hapseden buz kütlesini büyük çabalar sonunda eritir ama bu kez akan suların önünde, gitmek istediğinden farklı bir yöne doğru kaçmaya başlar.

--reklam--

İroni Kavramı İncelemesi - Şahsi Yorumlar

İlk defa, "Om Begrebet Ironi" adıyla 1841'de Danca'da doktora tezi olarak yayımlanıyor. Türkçe'de 2003'te Türkiye İ.B.K. Yayınları Sıla Okur çevirisiyle basılıyor. Elimdeki (aynı zamanda sitede olan) ise aynı çevirmenin İmge Kitabevi baskısı, bu da 2009 yılında basılıyor. İroni kavramının ele alındığı bu eserde Kierkegaard ironi'nin ne olduğunu düşünmeye başlamadan önce fenomenin yorumunu gerekli görür. Bu nedenle kitabın birinci kısmında Sokrates'in duruşunu resmeden, çağdaşları Ksenephon, Platon, ve Aristophanes'in Sokrates yorumları incelenir çünkü birçok düşünürün de öyle gördüğü gibi Kierkegaard da ironi'yi Sokrates ile başlatır. Ksenephon metinlerinde Atinalıların Sokrates'i ölümle cezalandırılmalarının ne büyük bir adaletsizlik olduğunu anlatmaya çalışır. Ve bu ereğin içindeyken de Sokrates'i o kadar masum olarak gösterir ki Sokrates'in cezalandırılması oldukça anlamsız kalır ki bu da Sokrates'in ironist kişiliğinden ziyade Atinalıların gaddarlığını ön plana yerleştirir. Ksenephon yorumlarında Sokrates'in ironisi görünmez onun yerine safsata(sofizm-bilgicilik) ön plandadır. Kiekggard'a göre Ksenephon Sokrates'i "anahtar deliğinden" ancak görebilmiştir. Onun Sokrates tasvirinin boşluklarını Platon doldurur. Sokrates'in Savunması, Şölen, Phaidon, Devlet gibi Platon eserlerindeki Sokrates yorumları incelenir bu bölümde. Platon'un Sokrates'i tanrısallığın dolaysız aracıdır. Öyle ki Kierkegaard Sokrates'in tümel üzerindeki etkisini, tümelle ilişkisini ifade ederken İsa ile Sokrates arasındaki paralelliği de gösterir. Bu, Tanrısalla ilişki içindeki ikincil birey, Tanrısal tarafından kışkırtılır, deyim yerindeyse kendi öznelliğinde bir çağa başlar ikincil birey. Kierkegaard şöyle diyor bu ikincil için; "Ya sözler bireyi yaratır, ya da bireyin varlık nedeni sessizliktir." Sokratesin temel amacı nesnel ile öznel arasındaki soyut ilişkiyi sorgulamaktır. O bilginin olmadığını göstermeye çalışırken onun gerçekten olmadığını değil olduğunu ancak kendi içinde bilgi taşımadığını ve aslında bu yüzden olmadığını gösterir. Sokrates bir ironisttir ve ironi türlü maskeler ardına saklamıştır onu, yani tanrısaldır, kılık değiştirir ha bire ve bu özelliği ona baştan çıkarıcı bir gizemlilik katar. İroniste yaklaşmak istese ikincil kişi, yaklaşamaz çünkü onu ancak belli bir mesafenin ardından ulaşma, anlama ihtimali vardır fakat şöyle diyor Kierkegaard "bir türlü yakalanamayan ve görkemi sözle anlatılamayan anlama anının hemen ardından gelen yanlış anlama korkusu, insanları kopmaz bağlarla kendine esir eder." Bu bağlamı Kierkegaard, Alkibiades ile olan ilişkisini gözeterek kurar. İronistin yaptığı şudur;karşısındaki kişiyi eriştiğini sandığı bilgiden yoksun bırakır, onu her şeyiyle soyar, ancak bunun yerine bir şey koymayı vaad etmez, edemez çünkü ironistin yerine koyabileceği hiçbir şeyi yoktur, kendini bir anda çırılçıplak bulan ikincil, ironiste, ironistte olduğunu sandığı bilgiye sarılmaya çalışır çünkü elinde hiçbir şeyi kalmamıştır. Fakat ironistin de hiçbir şeyi olmadığına göre ikincil bu arzuyla kala kalır. İroni kendi kendini yok eden bilgi kuramını geliştirir, ve o karşıdakini yüceltirken onu geçersiz kılar. O bir şey bilmediğini söylüyordu ve bunu bildiği için de en bilge kişi olduğunu kabul ediyordu. Hiçbir şeyin bilgisizliğiyle yaşarken ölüm karşısında kaygıya kapılmıyordu, Sokrates'in Savunması adlı metinde onun ölümü nasıl da korku uyandıracak bir şey olarak görmediğini anlarız. Şöyle diyordu Sokrates "çünkü ölüm korkusu, Atinalılar, kişinin gerçekte bilge değilken kendini bilge sanması değil midir? Kişinin bilmediğini bilirim sanması değil midir? Bilmediğimiz bir şeyi bildiğimizi sanmak kınanacak bir bilgisizlik değil midir?" Evet bu bir safsataydı Kierkegaard'ın deyimiyle fakat ironikti aynı zamanda. Platon’un Sokrates tasvirinde idea'yı görürüz, amacı spekülayonu sonluluktan sonsuzluğa yani dışsal yapının yokluğundaki kendi kendinin sonsuz hedefine dalmaktır. Ksenephon'da Sokrates daha edimseldir Platon'da tanrısal, fakat o, ironisttir; edimsel olan ile idea arasında salınım içindedir. Edimsellik onun için ideayla olan orantısızlığı gösterdiğinden onu hiç kılar ve bu nedenle sürekli olarak kendi içinde olup ötesine ulaşmaya çaşırken teslim olur kendine, bu yüzden ironiktir. Aristophanes'in Sokrates'inde de Platon'undaki gibi idea vardır ama trajik değil komik. Buradaki Sokrates idea'ya ulaşmaya çalışır fakat her türlü yüklemden yoksun olduğunu bilir ve idea ile edim arasındaki doldurulamaz boşluğun ihtişamını izlemekle yetinir. Edim onun için şekillerden ibarettir, tıpkı dağılan ve sürekli devinen bulutlar(Aristophanes'in Bulutlar adlı oyunundan) gibi dağıldığında ardında kalan duman olur ve bu Sokrates'in idea'sıdır, özdür. Edimin dünyasındaki her şeye kuşkuyla yaklaşır çünkü onun için tek mutlaklık hiçliktir. İronist burada kişiliğin olup olabileceği şeydir. Kierkegaard'ın özetiyle ana unsur olan gizemli hiçliği, Ksenephon Sokrates'e yararlığı yakıştırarak ve ona tarihsel yaklaşarak verir. Platon ona ironik özgürlük ile trajik bir idea, Aristophanes ise onun içindeki boşluğu yansıtacak şekilde komik bir idea verir. Kierkegaard bu yorumların altına bir çizgi çeker ve toplar, elinde olan şudur(S. 170 den birebir alıntı yaptığımdan incelemenin bütünlüğü adına kısaca); idea diyalektiğin sınırıdır, fenomen ideaya ulaşmak ister fakat ona takılı olan birey vardır, birey gerçekliğe saplandığından ideaya asla ulaşamaz fakat gerçekliğin tek geçerlilik sebebi de kendisinin ötesine geçmek yani ideaya ulaşmak olduğu için geçerliliği yoktur. Ve öznelliğinin betimine giden yolda öznel gayretler bireye geri döndüğünde birey bunu kişisel doyum olarak yok eder, ironist budur. Daha sonra Sokrates'in Cin'inin[Sokrates'in Cini onun vicdani sesi olarak bilinir yani içindeki Tanrısal ses, tanrısal yan] onun ironik duruşundaki yeri yorumlanmaya çalışılır. Cin Sokrates'e sonsuz ama olumsuz özgürlüğü kazandırmıştır. Atinalılar'ın Sokrates için hazırladıkları iddianamede iki suçlama vardır:1-Sokrates devletin tanıdığı tanrıları kabul etmiyor ve yeni tanrılar ileri sürüyor 2- Sokrates gençliğin ahlakını bozuyor. Sanırım daha bu suçlamaları okur okumaz ne kadar ironik olduğu gözümüze batar oldu. Pek de içine dalmayı gerekli görmeden belirtirsek, her ikisi de mümkün değildir çünkü "ironi öznelliğin dürtüsüdür." Daha sonra Hegel'in Sokrates'in ironik duruşunu yorumlayışına eğilir Kierkegaard ve varoluştan, fenomenden kavrama geçiş yapar, daha önceki soruşturmaların sonunda ironi'ye dair şöyle yazıyor Kierkegaard; ".. Sokrates'e özel bir şey olması gereken ve ne olduğu tam olarak bilinmeyen bir boyut, bir bakış açısı buldum. Bu bakış açısına İroni adını verdim..." Bu kısımdan itibaren Kierkegaard "İroni" kavramını tasvirler. Ve bu tasvirin sonrasında sırasıyla Fichte, Schlegel, Tieck, Solger'de ironi'yi görünür kılmaya çalışır. İronistin, betimini kısmi olarak başlangıçta vermeye çalıştığımdan ve sitede alıntıladığım kısımlarda özellikle vurguladığımdan burada değinmeyeceğim ayrıca biraz da fazla uzattığımı da düşünerek Kierkegaard'ın, adı geçen Sokrates sonrası ironistleri hangi bağlamda ele aldığına değineceğim. Fichte, Wissenschaftslehre adlı eseriyle, Schlegel, Rehabilitation des Fleisches[Maddenin Rehabilitasyonu] adlı eseriyle Tieck satirik oyun ve lirik şiirleriyle, Solger, estetik üzerine yaptığı konuşmalar ve yayımladığı kimi yazılarla, ironik tablolar çizmiştir. Eveet, Kierkegaard son paragrafta şöyle yazıyor; ".. Son olarak, ironinin "daimi geçerliliği" hakkında sorular varsa, bunların ancak güldürü çemberinin incelenmesiyle cevaplanabileceğini belirtmek isterim. Güldürü, ironiden çok daha derin bir kuşkuculuk içerir; çünkü burada her şey sonluluğa değil günahkarlığa bağlıdır." İÇİNDEKİLER Birinci Kısım- Sokrates'in Duruşunun İroni Olarak Algılanması Giriş 1.Bölüm: Yorumun Mümkün Kılınması Ksenephon Platon Aristophanes 2.Bölüm: Yorumun Edimselleştirilmesi Sokrates'in Cini Sokrates'in Suçlaması ve Mahkum Edilmesi 3.Bölüm: Yorumun Zorunlu Kılınması Ek: Hegel'in Sokrates Yorumu Sokrates Hangi Anlamda Ahlakın Kurucusudur İkinci Kısım- İroni Kavramı Giriş Yön Bulmak İçin İroninin Tarihsel Geçerliliği. Sokrates'in İronisi Fichte'den Sonra İroni Friedrich Hegel Tieck Solger Yoluna Koyulmuş Bir Uğrak Olarak İroni İroninin Doğruluğu (Mihriban Karadağoğlu)

Felsefe dediğin nedir ki? Düşünce, insanı delirtmekten başka bir şeye yaramadığı gibi insanı günlük işlerini ve sorumluluklarını yerine getirmesini engeller. Düşüncenin epistemolojik yolu olan felsefe de boş insan işidir. Bilsen ne olur bilmesen ne? Artı değere dönüşmeyen bilginin ve hiç bir yere varılmadan gerçekleştirilen düşünce eyleminin yozlaşmış insan eylemi olduğunu söylemek hiç de abes kaçmaz. Evrende ve bilinen canlılar içinde düşünebilen tek canlı olan insanın bu özelliğini abartması meselesidir felsefe. Biraz da bahanedir; kendi gelenek, görenek, dini, örfi gerçeklerinden kaçmak adına gerçekleştirdiği... Neymiş efendim, yaratacakmış. Düşünerek yapacakmış bunu. Yaratmak ne zamandan beri insan işi olmuş? Sorgulayarak mutlu olunabilir mi? Sorgulamayın. Beyni bir kenara bırakıp yaşamalı gerekirse. Bakın! En büyük düşünür Sokrates bile idam edildi sapıttı diye. Düşünmenin sonu yok. O yüzden bu iş döner gelir yine size zararı dokunur. Fazla düşünmeyin. Size söylenen ne ise onu olduğu gibi kabul edin. Şöyle olmuş böyle olmuş yok. Atalarımız bile söylemiş bunu; düşün düşün b*ktur işin diye. Bu böyle, bunu değiştiremezsiniz. Sabırla bu kısma kadar geldiyseniz yazdıklarımın tam tersi anlamların kitabın içeriğini oluşturduğunu söyleyeyim. İroni, bir düşünme biçiminden çok ilerlemeci ve yaratıcı bir düşünce taktiğidir. Kierkegaard da bu taktiğin üzerine eğilerek, bunu uygulayan ilk düşünür olan Sokrates çözümlemeleriyle ironiyi anlatmaktadır. Bilgiyi biliyor olmasına rağmen bilmiyormuş gibi yaklaşarak karşısındaki insanı(ları) düşünmeye ve tartışmaya sevk eden sorular sorarak, yeni fikirlerin, akıldan üstün olan aklı bulmanın yolunu açmaktadır ironi olgusu. Kierkegaard da bu pratiği yer yer akademik bir dille yer yer de kendi üslubuyla çok iyi anlatmış. Her neyse konuya geri dönersek diyeceğim odur ki, Kierkegaard gibi sığ bir ismin böylesi komik bir eser yazmasına hiç şaşırmadım. Bu kitabı okumanıza hiç gerek yok. Kitapla zaman kaybetmek yerine başınızı eğip işinize bakabilirsiniz. Kar, kış, kıyamet geçirdiğimiz şu günlerde Silivri çok daha soğuktur malum. Siz de İkinci Sokrates olmayın. (Uğur De Molinari)

--reklam--

İroni Kavramı PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Soren Kierkegaard - İroni Kavramı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de İroni Kavramı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Soren Kierkegaard Kimdir?

Soren Aabye Kierkegaard (1813-1855), Danimarkalı filozof ve teolog.

Kierkegaard dindar babasının etkisiyle din eğitimi alarak ve katı bir dini atmosfer içinde yetişti.Tüm yaşamında bu çocukluğun etkisi görülür.Kendisi de dinsel düşünceleri olan birisi olmakla birlikte sürekli din adamlarıyla, kurumlarıyla ve düşünceleriyle çatışma halinde oldu. Mevcut Hıristiyanlığın yozlaşmış olduğunu ileri sürdü ve Hıristiyan inancinin tamamen yenilenmesine yönelik eleştiriler geliştirdi. Kierkegaard, din ve Tanrıyı tamamen bireysel bir konu olarak değerlendirdi. Bu yönde giderek sistematik felsefenin bireyi göz ardı eden bütüncüllüğünü de reddetti. Felsefesinde bireyi merkeze aldı.

Felsefesi

Kierkegaard, varoluşçuluğun öncülerinden sayılır.Varoluşçu felsefe bir bakıma her varoluşçu filozofta kendine özgü bir nitelik kazanarak ayrıca tanımlanır, ancak bilinen genel nitelikleri ve felsefi özgürlüğü açısından varoluşçuluğun kurucu isimlerinin başında Kierkegaard sayılmaktadır. Kierkegaard'ın belli bir felsefî sistematik geliştirmediği doğru olmakla birlikte (Kierkegaard bu anlamda Nietzsche gibi bağımsız ve dizgesiz filozoflardandır), kullandığı kavramlar ve felsefe yapma tarzı sonradan varoluşçu felsefelerde görülen nitelikleri barındırır. Kierkegaard'ın itiraz ettiği ve sürekli eleştirdiği filozof Hegel'dir. Hegel'in rasyonalist ve sistematik felsefesi Kierkegaard için kabul edilemezdir.Varoluşçu felsefelerde görülen kavramların çoğunluğu öncül olarak Kierkegaard'da görülür: saçma, bunaltı, korku ve kaygı.Kierkegaard'ın felsefî sorunsalı bir bakıma mevcut Hıristiyanlık içinde ve hatta karşısında nasıl iyi bir Hıristiyan olunacağı noktasına da bağlıdır. Kierkegaard, felsefe tarihinin soyut mantıksal kurgularla geliştiğini ve bu nedenle bireyi, bireyin gerçek yaşamını gözden kaçırdığını düşünür.Ona göre varoluş, somut ve öznel insanın yaşamıdır.Bu nedenle felsefe somut düşünmeye, yani varoluşa yönelmelidir.

--reklam--

Soren Kierkegaard Kitapları - Eserleri

  • Baştan Çıkarıcının Günlüğü
  • Korku ve Titreme
  • Ölümcül Hastalık Umutsuzluk
  • Kahkaha Benden Yana
  • Kaygı Kavramı
  • Felsefe Parçaları ya da Bir Parça Felsefe
  • Kendinizi Sevmeyi Unutmayın
  • Hakikat Şaraptadır
  • Kırdaki Zambak ve Gökteki Kuş
  • Hayat Çözülecek Bir Problem Değil, Yaşanacak Bir Hakikattir
  • Aforizmalar
  • Meseller
  • Tanrı'ya İhtiyaç Duymak
  • Tekerrür
  • Evliliğin Estetik Geçerliliği
  • Ya / Ya Da
  • Etik-Estetik Dengesi
  • İroni Kavramı
  • Şimdiki Çağ-Başkaldırının Ölümü Üzerine
  • Müzikal Erotik
  • Sevginin İşleri
  • Günlüklerden ve Makalelerden Seçmeler
  • Ölüme Götüren Hastalık
  • Evliliğin Estetik Geçerliği / Korku ve Titreme
  • Toplu Eserler 1
  • İtirazlara Cevaben Evlilik Üzerine Muhtelif Gözlemler-Bir Kocanın Kaleminden
  • Dolayımsız Erotik veya Müzikal Erotik Evreler
  • Kierkegaard Yazılarından Seçmeler
  • Fear and Trembling and The Sickness Unto Death
  • For Self-Examination
  • Suçlu mu? Suçsuz mu?
  • The Difference Between a Genius and an Apostle
  • Aşk Eserleri

--reklam--

Soren Kierkegaard Alıntıları - Sözleri

  • Benim için önemli olan, uğrunda yaşayıp uğrunda ölmek istediğim fikri bulmaktır. (Hayat Çözülecek Bir Problem Değil, Yaşanacak Bir Hakikattir)
  • "Her insanda, kendisine karşı tamamen şeffaf olmaktan bir derece alıkoyan bir şeyler var. Bu şeffaflıktan uzak olma, kişinin kendi dışında yer alan yaşam şartları yumağına açıklanamaz bir şekilde dâhil olması ve bu yüzden neredeyse kendisini açıklayamaz hale gelmesi ölçüsünde gerçekleşmektedir. Kendisini açıklayamayan kişi sevemez ve sevemeyen kişi tüm insanların en mutsuzudur. Ve sen aynı serkeşlikle kendini herkese karşı bir bilmece olma sanatında eğitiyorsun. Genç dostum! Peki ya hiç kimse senin bilmeceni çözme zahmetine katlanmazsa O zaman yaptığının ne zevki kalacak? Ama her şeyden önce kendin için, kendi kurtuluşun için bu vahşi kaçışı, içinde kabaran bu imha etme hırsını durdur. Senin yapmak istediğin bu; sen her şeyi yok etmek yaşama dair kuşku açlığını doyurmak istiyorsun. Kendini bu amaca göre yetiştiriyorsun. Zihnini buna göre eğitiyorsun. Memnuniyetle kabul edeceğin gibi, başka hiçbir şeyde iyi olmasan da bunda iyisin. Sana zevk veren her şey yaşamın etrafını yedi kez dolanıyor ve borusunu üflüyor ve böylece her şeyin tepe taklak oluyor ki senin ruhun huzur bulabilsin. Evet ne üzücü ki yankı yapıyorsun ve yankı ancak boşlukta işitilebilir." (Toplu Eserler 1)
  • Asıl mesele kendimi anlamak, Tanrının gerçekten benden ne yapmamı istediğini görmek; asıl mesele, benim için doğru olan bir hakikati bulmak, uğrunda yaşayıp öleceğim fikri bulmak. (Kahkaha Benden Yana)
  • Evlenirsen pişman olursun; evlenmezsen yine pişman olursun. Evlen ya da evlenme, ikisinden de pişman olursun. (Hayat Çözülecek Bir Problem Değil, Yaşanacak Bir Hakikattir)
  • Deliler ve gençler insan için her şeyin mümkün olduğunu düşünürler. Yanlış! (Korku ve Titreme)
  • "Korkaklığın en korktuğu şey karardır, zira karar, bir anlığına olsun, sisleri daima dağıtır. Bu yüzden korkaklık en sevdiği düşüncenin ardına saklanır: Zamanın koltuk değneği. Korkaklık ve zaman acele etmemek için "Bugün değil yarın " demeye daima bir neden bulur. Oysa göklerdeki Tanrı ve ebediyet der ki : "Bugün yap. Kurtuluş günü şimdidir." (Tanrı'ya İhtiyaç Duymak)
  • Kendi olmayı istememek, kendi ben 'inden kurtulmayı istemek, ve bu da şu anlama gelmektedir; kendi olmanın umutsuz istenci. (Ölümcül Hastalık Umutsuzluk)
  • . Aslında artık her şey için elkitapları var, yakın zamanda eğitim, tüm dünya çapında, az ya da çok sayıda ezbere yorumun öğrenilmesinden oluşacaktır. Baskı makinesinin mektupları tek elden çıkarması gibi, insanlar da muhtelif olguların arasından uygun olanı seçip çıkarma kapasitelerine bağlı olarak başarı gösterecekler, bu arada hiçbir şeyin anlamından haberleri olmayacak. . (Şimdiki Çağ-Başkaldırının Ölümü Üzerine)
  • Benim için önemli olan, uğrunda yaşayıp uğrunda ölmek istediğim fikri bulmaktır. (Hayat Çözülecek Bir Problem Değil, Yaşanacak Bir Hakikattir)
  • Hayat nasıl da boş ve anlamsız. (Hayat Çözülecek Bir Problem Değil, Yaşanacak Bir Hakikattir)
  • Aşk en üstün neşe olsa bile ondan vazgeçiyorum, birini gocundurmayı ya da kıskandırmayı istemeden; ve eğer aşk hayal edilebilecek en büyük faydayı bağışlama hali olsa bile bana onun için verilen fırsatı reddediyorum -fakat düşüncelerimi fahişeliğe sunmadım. (Kierkegaard Yazılarından Seçmeler)
  • “Ben kendim için acı çekerken tutunacak bir şeyim olabilsin diye ızdırabın yoluna işaretler yerleştiririm, ama başkası için acı çektiğim vakit, yolumu kaybederim, zira başkasının aslında nerede olduğunu haliyle bilemem ve her an sil baştan başlamam, bir sonraki an herhangi bir şeyi es geçmemek için kabusuna dayanmak zorunda olduğum daha da korkunç bir ihtimali düşünebilmeye hazırlıklı olmam gerekir.” (Suçlu mu? Suçsuz mu?)
  • “Oğul, babanın kendi yansımasını gördüğü bir ayna ve baba ise, oğulun kendisinin gelecekte ne olacağını gördüğü bir aynadır.” (Hayat Çözülecek Bir Problem Değil, Yaşanacak Bir Hakikattir)
  • İnsan konuşabiliyor diye, tam da bunun içindir ki susabilmek bir hünerdir. (Kırdaki Zambak ve Gökteki Kuş)
  • “sevgi her şeye inanır - ve yine de hiçbir zaman aldanmaz..” (Sevginin İşleri)
  • Hiç kimse sahici ben olmaya cesaret edemiyor. Herkes bir tür "beraberlik" içerisinde gizleniyor. Duyarlı organların bedenden korunduğu ve nesnelerde doğrudan temas içinde olmayışı gibi biz sıradan insanlar da ebedi olana kişisel, dolaysız bir temasa girmeye korkuyoruz. Bunun yerine geleneklere ve başkalarının sesine bel bağlıyoruz. Hakikatin önünde bireysel sorumluluktan korunan bir yaşam süren bir numune ya da nüsha olmaktan memnunuz.. (Tanrı'ya İhtiyaç Duymak)
  • “Hayata bakışım tek kelimeyle anlamdan yoksun. Kötü bir ruh burnumun üzerine bir gözlük yerleştirdi herhalde, gözlüğün bir camı dev gibi büyütüyor, öbür camı aynı ölçüde küçültüyor.” (Ya / Ya Da)
  • . Kendini kaybetmişleri veya her anlamda bütünüyle yoldan çıkmış olanları anmayacağım bile: Onlar para için köpek rolünü oynayanlardır... . (Şimdiki Çağ-Başkaldırının Ölümü Üzerine)
  • Belki de sana karşı aşırı derecede yumuşak sözlerle konuşuyorum. Belki de sana çok fazla katlanıyorum. Belki de tüm gururuna karşı üzerinde kullandığım otoriteyi artırmalıydım. Ya da belki seni bu konuya hiç katmamalıydım, zîra sen bir çok yönüyle tehlikeli bir kişisin ve bir kimse seninle ne kadar birlikte olursa, o kadar kötüleşir... (Evliliğin Estetik Geçerliği / Korku ve Titreme)
  • Herkes kendisi tarafından kandırılır. (Kaygı Kavramı)