Kitap Künyesi
Yazar: İsmet Özel
Yayın Evi: Tiyo Yayınevi
İSBN: 9786056323928
Sayfa Sayısı: 432
--reklam--
İrtica Elden Gidiyor Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
İsmet Özel'in son on üç senede neşredilmemiş kitabı İrtica Elden Gidiyor'un yeni baskısı yapıldı. Kitabının arka kapağında şunlar yazılı...
Devamla şöyle sözler edebilecektir: Eskiden ne iyiydi, irtica diye bir şey vardı. Gerektiği zaman "irtica var", "irtica hortladı" derdik ve böylelikle siyasî rakibimizi köşeye sıkıştırırdık. Eskiden ne iyiydi. Defalarca peynir gemisinin lâfla yürüdüğünü ispat etmiştik. Birine mürteci, gerici, sağcı dedik mi işi bitikti. Şimdi öyle mi ya? Şimdi ne zaman irtica lâfı etsek bazıları çıkıp "Siz Müslüman değil misiniz?" diye soruyorlar. Bu soruya menfi cevap vermek de müsbet cevap vermek de işimize gelmiyor. Ama eskiden ne iyiydi. Soruyu biz sorardık. Hem de "Yoksa Müslüman mısın?" edasıyla sorardık. Sakın sen Müslüman olmayasın diyerek aydın çevrelerde sıkıştırırdık önümüze geleni.
Nerede eski günler? Değişiyor her şey, irtica elden gidiyor!
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
İrtica Elden Gidiyor Alıntıları - Sözleri
- İslam, uhrevî değerlerin dünyevî değerlere galebe çaldığının tezahürüdür.
- “İrtica” soru soranları karalamak için kullanılan “malzeme”dir.
- Yani ehil olan, layık olan hak ettiği yerde değil. Dünya üzerindeki gürültünün büyük kısmı buradan kopuyor belki.
- Düşünmeden yaşamakta rahatlık bulanların, ne içinde yaşadıkları dünyanın, ne mensubu oldukları toplumun ne de bizzat kendilerinin mahiyeti hakkında endişeye kapılmaları mümkün değildir. Ama düşünerek yaşamak gereğini duyanlar yüzyüze geldikleri mecburiyetleri sorgulamak, anlamak isteğindediler. Düşünmek ne söylediğini bilmek, bilmeye çalışmakla başlar.
- ülkemizde çağdaşlık, yüzeysel bir alafrangalık, millî görüşe sahip çıkmak da çağın gerisinde kalmak seviyesinde tutulmak istenir.
- Sadece azınlıktaki Müslümanlar, herkes böyle yaptığı için ben de öyle yapmak zorunda değilim diyebilme cesaret ve ehliyetini ellerinde bulundurabilmektedir. Dünya ahvali doğruluğu aksettirmiyorsa, dünyanın durumu hakka, hakkaniyete riayet etmiyorsa, benim de doğruluktan, haktan, hakkaniyetten ayrılmam için bir mazeret bulunmuş sayılmaz diyebilmektedir.
- Müslüman olmanın insanoğluna kazandırdığı en büyük imkân gerçeği ve hakikati tanımakta hiçbir zaman geç kalınmış olmayacağıdır.
- Yanlışın kendinde değil de şartlarda bulunduğunu kabul eden insan şartlara teslim olduğu için yanlışını düzeltme imkânını da terk etmiş olur.
- Ne kadar iyi niyetli olursak olalım, bilgimizi ne kadar artırırsak artıralım, tecrübemiz bizi ne ölçüde olgunlaştırırsa olgunlaştırsın insanlar olarak bizler kanun yapmaya yeterli değiliz. Hilkat varoluşumuzun kanunu gereğidir. İnsanlar olarak yapabileceğimiz tek şey bizim yaradılışımızı da içine alan büyük bütünün gerçeğe ilişkin, bizim hayrımıza olan bilgilerini keşfetmektir. Yani bizim için konulmuş kanunun ne olduğunu öğrenmekten ötede insan için yapılabilecek bir çalışma yoktur. Lehimize olan nedir? Aleyhimize olan nedir? Bu soruları kendi başımıza, keyfi, indî ve heveskârâne cevaplandıramayız. Cevaplandırmayı deneriz elbet. Nitekim içinde bulunduğumuz çağdaş medeniyet ve geçmişteki Ad, Semud gibi kavimlerin ortaya çıkardıkları medeniyetler böyle tecrübelerin yansımasından başka bir şey değildir. Çağdaş insan ilk nazarda karşılaştığı kötülükleri kendi zihnî donanımıyla iyiye çevirmeye çabaladığı için çıkmaza girdi. Eğer kâinatı bir hayvan gibi, yani acıdan kaçarak ve hazza yaklaşarak kavrama yoluna girmemiş olsaydı ve kâinatı öğrenilecek şeylerin bir vesilesi saymış olsaydı ister istemez bilgilerin de varlıkların da kaynağına yönelebilecek ve kanun koymaktansa konulmuş kanunun gereğini yerine getirmek çabasına girecekti. Ama öyle yapmadı. Kanun koydu ve koyduğu kanunun dahi tâbi olduğu kanundan bihaber kaldı. Böylece kendini düşmanlarla kuşatılmış hale soktuğu gibi her türlü düşmanlığın beslenebileceği bir zehirli ortamın mimarı oldu.
- Dost, düşman herkes biliyor ki yüzyıllar boyunca aynı insanlara yalnızca Müslüman oldukları için mahcur muamelesi yapılmıştır.
- Türkiye, insan gücü, kaynakları ve konumu itibariyle örnek toplum olma imkanına sahip bir ülkedir.Bu imkanını kullanması için, Müslümanların ve İslamiyet'in gözden uzak tutulamayacağında herkes hemfikir. Ancak müslümanlığı kendi hayatının merkezi haline getirmemiş olanlar, inansın veya inanmasın, hesaba katılacak İslamiyet'i ancak din istismarı seviyesinde ele alacaklardır.
- "Amerikalı beyaz nasıl zenciyi daha maymuna yakın gördüğü için kendinden uzak tutuyorsa, Türkiyeli wasp de Müslümanları bir zihni ve kültürel gerilik içinde olduğu inancıyla değerlendiriyor, bir yere oturtuyor." Bu sorunu çokca yaşadım. Birde müslüman olduğu iddia edilen bir kaç kişinin günahları üzerinden müslümanları aşağılık olarak gören tipler var. Önceleri bu davranışları islamın reddettiğini, kişinin kendine müslüman demesiyle islamı temsil ettiği fikrinin yanlış olduğunu anlatmaya çalıştım. Ancak sonrasında anladım ki esasında karşımdaki kişiler bunları biliyor ama sırf islam düşmanlığı münasebetiyle islama saldırmayı onu kötü göstermeyi amaçlıyor. Her gün içki içen adam diyanetin içki vergisinden pay alışını, faizin göbeğinde yaşayan adam diyanetin faizden bütçe sağlamasını, her gün fuhşiyatla münasebet içinde olanın 'sözde' hocanın fuhşunu eleştirişini görüyorum. İslamın bunların hepsini reddediyor oluşu bu kimseler için geçerli bir durum değil. Zira bu insanların dertleri bunlar değil. Hayatında namaz kılmayanın türkçe-arapça tartışmasına şahit oluyoruz son günlerde. Ama ben o adama sen dua et de Türkçe et desem ne değişecek? İslami anlayışın Türk, Arap, İngiliz, Fransız kavgasını temelden reddediyor oluşunu henüz kavrayabilmiş değil. Kaldıki o, kavrama derdinde de değil.
- Taarruz bombalarının tahrip gücü kadar gürültüsü de önemlidir. Çünkü düşman yalnızca öldürülerek veya mevzileri yıkılarak püskürtülmez, aynı zamanda düşmanı, başına büyük bir felâket geleceğine inandırmak da gereklidir. Bu yüzden toplumda hâkimiyet tesis etmeye yönelmiş her hareketin, yürürlüğe koyduğu işler kadar kopardığı gürültü de önemlidir. Nitekim son birkaç yılda Müslümanlara karşı haçlı ve Siyonist seferberlik düzenlemiş odakların kopardıkları gürültü bir hesap sonucudur. Diyelim ki, tesettüre uyan öğrencileri üniversiteye almayacaklar. Bunu idarî tedbirlerle sessiz sedasız uygulamaya koyabilecekleri halde, bu konuda bir kamuoyu husule getirmek üzere, basın organlarının büyük bir şamata çıkarması istenmiştir. Bir gürültü koparan siyasî hareket, taarruza geçmeye hazırlanmış ve belki de taarruzu fiilen başlatmış demektir. Taarruza geçen kuvvet, büyük ve geniş taleplerle insanların önüne çıkar. Onun düsturu şudur: Çok çok istemeliyim ki, az az versinler. Bu tutumun beynelmilel arenada en iyi uygulayıcısı İsrail olmuştur. İsrail, henüz üzerinde devlet olmaya çalıştığı toprakların kendi hakkı olup olmadığı tartışma konusu iken, daha geniş topraklara ihtiyacı olduğunu dile getirmiştir. Yani her zaman çok çok istemiş ve alabildiği az miktarı yanına kâr bilmiştir. Böylece ilk yerleştiği toprakları tartışma konusu olmaktan çıkarılmış ve işgal ettiği topraklar görüşmelere esas alınır olmuştur. Türkiye'deki İslâm düşmanları çok çok neyi istiyorlar ve az az neye razı olacaklar? Onların çok çok istedikleri, Müslümanların Türkiye'de hiçbir sosyal varlık gösterememeleridir. Yani tek parti, tek şef döneminde olduğu gibi, Müslümanlar kendi memleketlerinde sürgün muamelesi görmelidirler. Ticarî hayatta geri plana itilmeli, iyi eğitim veren mekteplere sokulmamalı ve bürokraside yükselme sınırları pek düşük tutulmalıdır. Bu en geniş taleplerin tam tamına gerçekleşmeyeceğini bildiklerinden, kopardıkları gürültüyle bir tek siyasî sonuca razıdırlar. O da, Müslümanların bağımsız bir siyasî alternatif olarak ortaya çıkmamaları ve gözleri yılarak kimliği Müslüman olmayan siyasî organizasyonların şemsiyesi altında olmayı nimet bilmeleridir.
- Bu kitap başkasının arabasına binip caka satmaktansa o arabanın önüne saman koymayı tercih eden birinin kaleme aldığı metinlerden oluşuyor.
- Düşünmek ne söylediğini bilmek, bilmeye çalışmakla başlar.
--reklam--
İrtica Elden Gidiyor İncelemesi - Şahsi Yorumlar
2021' in son kitabı da şuracıkta dursun. Bana mutlu yıllar dilesin... İsmet Özel okurken hep zihnimde belli belirsiz ağrılar çekerim, sorgulamalar yaşarım, " ulan ne oluyoruz " falan derim. Basit değildir İsmet Özel okumak bunu zaten bilirim. Ancak bir de buna siyaset eklenince ortalık tozla duman oluyormuş tecrübe ettim. Mesele İsmet Özel ise kelimeleri seçerek konuşmak gerekir ki eğer Türkçeye sahiden hakimseniz. Ben ki her kelimesini ince eleyip sık dokumak istediğim Türkçeye aşık olmama rağmen kendimi bu düzeyde görmüyorum. Cesaret edemem buna. Yalnızca eserin hangi konular çerçevesinde dolaştığını dilim döndüğünce anlatmaya çabalıyorum. "İrtica Elden Gidiyor" başlığı kitap hakkında hiçbir şey bilmesek dahi bize "ben siyaset içeririm" mesajını baştan veriyor. Ancak bu öyle yanlı bir siyaset değil; gayet nötr gayet milli ve gayet düzeyli bir siyaset. Yalnızca ben gibi bu konularla aranız iyi değilse baş ağrıları çekmenize neden oluyor :). Yine de parol almadan bitirdim kitabı söylemek isterim. Ve yine İsmet Özel tarzını, her bölümün kısa kısa anlatışını eserde görüyoruz ve ben bu yazım tarzını çok beğeniyorum. Zaten beğenmemek haddim olamazdı. Her bir TC ferdine görevlerini hatırlatan, kim olduğunu yüzüne yüzüne vurmayı kendine görev edinmiş bu güzel adama hayran olduğumu asla saklama gereği duymuyorum. İsmet Özel' i okumanızdan ziyade anlamanızı tavsiye ederim. Ve ayrıca mutlu ve sağlıklı seneler dilerim. İrtica kelimesinin kullanılmayacağı senelerimiz olsun... (Z.)
Elimizdeki kitap, 1986'da neşrolmuş İrtica Elden Gidiyor ve 1987'de neşrolmuş Tehdit Değil Teklif kitaplarının 2012 yılından itibaren İrtica Elden Gidiyor adı altında harmanlanarak neşrinden oluşuyor. Bu kitabın bir öncesindeki kitap Faydasız Yazılar (bugün Faydasız Randevu adı altında birleşmiş) iken bir sonraki kitap Cuma Mektuplarının ilk kitabıdır. İsmet Özel'in İslâm'cı çevreler ile yakın olduğu yani bir arada göründüğü dönemlere ait bir eser. Ben bunu niçin söyledim, bu kitap niçin neşredildi veya bir işimize yarar mı gibi soruların ya da merakların giderilmesi için aşağıdaki alıntıları ekliyorum. " Yazdığım bu türden yazıları bugün yazmayacak olursam yarın kendimi suçlu hissetmekten korktuğum bir gerçektir. Yani bu yazıları yazmak, benim için ahlaki bir tutumun kaçınılmaz uzantısı. Yoksa ne bir gruba, ne bir sınırlı zümreye, ne de bir kişi olan mensubiyetim sözkonusu." " Mazereti ne olursa olsun 1970 yılından sonra bir adım atılmıştır. Bugün önümüzdeki mesele bu adamın geri alınıp alınmayacağı ve akabinde daha ileri adımların atılıp atılmayacağı meselesidir. Üzülerek ifade etmeliyim ki, müslümanlar arasında belli imkanları ellerinde tutanlar, gerek kısa vadeli çıkarları yüzünden gerekse sorumluluklarını yeterince kavramamış olmaları sebebiyle atılan adımın değerini bilmez görünüyorlar... Düşündüğüm şey yazdıklarımdan belli sonuçları istihsal edip edemeyeceğim değil, sadece yazma imkanı varken neden yazmadın sorusuna muhatap olmamak, siperleri terk etmediğini ifade edebilmek. Hepsi bu. " *** Türkiye'de sağ hareket nasıl oluştu? Müslümanlar niçin buraya uğradı? Müslümanlar burada kimlerle iş birliği yaptı? Ve Müslümanlar sağdan ne sebeple kopmaya başladı? Ve nereye sürüklendi sürükleniyor? Ortalama bir Müslümanın kafasında bu soruların döndüğünü düşünüyorum. Kitabın tavır alma noktasında özellikle genç kuşaklara faydası olacağı kanaati oluştu bende. Çünkü önümüzde çok fazla yürümeye müsait yol var. Yola menfaat niyeti, kahramanlık niyeti, Saadete erme niyeti... yahut hangi niyetle çıkarsak çıkalım yollarda pek bir azalma olmuyor. Bu da gençlerin erken pes etmesine, enerjilerini boşa tüketmelerine ya da hüsrana uğramalarına sebep oluyor. Her çıkmaz sokağın çıkmaz sokak olduğunu anlamak için yolun sonuna kadar yürümek zorunda kalmayasanız yahut güvendiğiniz dağlara kar yağma ihtimalini görmezden gelmeyip teçhizatsız yola çıkmayasınız diye bu kitabı tanıtmak niyetindeyim. ** Kitabın ismi bir itiraz mı, laiklik elden gidiyor yaygarasına bir karşılık mı, yoksa cidden irtica elden gidiyor mu? İrtica Elden Gidiyor ise kimin elindeydi ya da dilindeydi irtica ve neden gidiyor? Bu sorular kafamı kemiriyor. Sözlüğü alıp bakıyorum birkez daha... 'İrtica' her tavrın ağzında farklı bir anlama bürünüyor. Neyin gerisidir irtica? Bu kavramı daha çok gayrı müslimlerin ve İslâm'ı hayatının merkezine koymayan Müslümanların İslâm'i hedefler gözeten insanlara despotluk yapmak için kullandığını görüyordum. Artık eskisi kadar görmeme sebebim acaba İrtica'nın elden gidiyor oluşu ile alakalı bir şey mi? Belki de artık bu kelimeye gerek kalmamıştır. ** İsmet Özel Müslümanların tepki Müslümanı olmak kadar etki Müslümanı olması için mücadele ediyor. Bunu tavsiyelerinden değil çabalarından anlıyorum. Çünkü şair tavsiye vermiyor. Oradaydı, Müslümanlarla birlikte bir güç oluşturmak, karar verici olabilmek adına mücadele etti, bir tavır bir duruş sergiledi, birlikte hareket ettiği kişilerin yerini yadırgamadığını görünce başka yollar aradı. Bunu gördüğüm için yani 1980-2000 arası eserlerini ve 2000-2020 arası eserlerini okuduğum için İsmet Özel'e karşı alınan pozisyonların gülünçlüğü yüzümü ekşitiyor. İsmet Özel, İslâmcıydı Türkçü oldu falan filan. İsmet Özel'in Müslüman imkanlarını hatırlattığı, bir müslümanın Müslüman kalarak nasıl aktif alacağı, politikaya ve kavramlara nasıl bir tavır alacağı, kendi yolunu nasıl çizeceği konusunda dersler verdiği eseri. Hatırlatmak gerekir ki bu noktada şaire fazla yükleniyorlar çünkü İslâm'i siyasetin nasıl olması gerektiğini gösteriyor. Bu hem sağcılar ya da siyasal İslâm'cıları hem de solcuları rahatsız ediyor. Rahatsız oluyorlar çünkü Müslümanların, siyasetin izin verdiği kadar İslâmcı olmasını istiyorlar. Siyasetten İslâma değil İslâm'dan siyasete baktığınızda bu rahatsızlığın sebeplerini anlayabilirsiniz. İyi okumalar.. (Oldi)
İrtica elden giderse ne olur?: Bazen bir defa okunmak ile muradını alamadığımız defalarca okunması gereken kitaplar vardır.Ansızın elime geçen bir hazine gibiydi, İsmet ÖZEL’İN İrtica Elden Gidiyor kitabı… Toplumun ve siyasetin daracık geçitleri avucunun içi kadar iyi biliyormuşçasına uzun uzadıya kılavuzluk ediyor kulakları olup duymayan, gözleri olup görmeyen birbirimizden, kendimizden bihaber olan biz vatandaşlarına. Önce İslam anlayışı bir tehtid değil, hem insanın manevi ve sosyal değerlerini korumak, özüne döndürmek; hem de ülke çıkarına birer teklif olduğunu ileri sürüyor. Sahiden yıllar yılı İslam’ı gerek özgürlüğe(!)gerek maddi menfaatlerini bir tehtid olarak gören ve İslam’ın etkisiz hale getirmeye çalışan ülkelerde büyük bir ahlak çöküntüsü yaşandığı ve bazı iç karşılıkların meydana geldiğini görmek mümkün. Bu anlayış bir bizim ülkemizde vardı ve o zaman dinini hakkıyla yaşayan insanlara gerici deniyor bunu savunan insanları iritcayı getirmesi ile suçluyorlardı ve eğer ülke İslam’ın hükümleri ile yönetilecek olursa ülkenin eski kötü günlerin geri döneceğini düşünüyorlardı. Onlara göre Müslüman cahil kimse idi. Bazıları İslam’ın kendileri için ilaç niteliğinde olduğunu biliyordu. Öyleyse ne idi bunca söylemleri? Çünkü ‘‘insanlar hayra davet edildiği zaman, şeytanlar da, şeytani duygular da kendini tehtid altında hissediyordu.’’ Oysa İslam hiçbir maddi veya askeri çıkara dayanmıyor. Sayılarının çokluğuna rağmen birçok savaşta mağlup olanlar da Müslümanlardı oysa. Bu da demek oluyor ki, ‘‘ İslam günümüzde bir fırsattan yararlanma çabası gösterenlerin değil, hayatları hakkında temelli kararlar alma cesaretini gösterenlerin olmaktadır.’’ Ki –Seyyid Kutub’un (Allah davasını aziz eylesin) da değindiği gibi- nübüvvette bile peygamberimiz farklı politikalar ile müşrikleri İslam’a sokabilecek durumda iken, tevhit üzere gelen dini altı senede yalnızca kırk kişi kabul etmiştir. Yine o yıllarda iman edenlerin çoğu kölelerden oluşmaktaydı. Yani İslam, insana para vermez, makam mevki vermez, asker de vermez, gücünü de vermez. Lakin insana insan olma gururunu verir, selamet verir, bir adı olan barışı verir; dizlerine sağlamlık, başına diklik, gönlüne kalkan olur, gözlerine mertliğin sürmesini çeker, insanlar nezdinde olmasa da tün mahlûkat içinde ona mevkilerden bir mevki olan velayet verir, ahretini imar ettirir. Buna rağmen yine ülkemizde, yazarımızın deyişiyle, alkolizmi veya havadan para kazanma yolunun bizi nereye götüreceğini sorarsak ilk halledilmesi gereken mürteci konumuna düşmekteyiz. Çok garip. Bizim gerilememize neden olan şeyleri kaldırmaya çalışınca ülkeye sözde irtifa getirenlerin durumuna düşüyor olmamız. Kendi suçlarını resmen bizim üzerimize yıkarak kendilerinin temize çıkarmaya çalışıyorlar. Tebrik edilecek bir durum. Müslümanları karalamak için ne de güzel bir renk seçmişler irtica diye. Türkiye İslam’a muhtaçtır. Bu onun varlık şartıdır. Eğer İslam’ı Türkiye’nin varlık şartı olarak görmez isek bütün değerlerini gölgede bırakmış oluruz. Ertuğrul Gazi’nin zamanına göre büyük bir zenginliği yoktu. Askeri gücü pek ala iyiydi ama büyük bir etken değildi tüm İslam âlemini bir bayrak altında toplamaya çalışmasında. Bu İslam’ın topluma kattığı birlik anlayışı bütünleştirici özelliğidir. İslam’ın etkin olduğu toplumda kişilerin iletişimi birbirlerini anlamaya yöneliktir. Malumumuz bu durumun hasara uğradığı toplumlarda insanların ‘günü birlik ayak bağlarıyla’ sarhoş ediyorlar ve bu da bizi birbirimize duyarsız yapıyor ve komşularımızı tanıyamayacak duruma gelmiş bulunuyoruz. Aynı çatı altında yaşayanların birbirleriyle tek iletişiminin bir çift günaydın olması bunu en iyi şekilde açıklamaz mı? Gelgelelim bağımsızlığa. Bağımsızlığın değeri, kendi lehine olan noktaları kendi başına tespit etmede ve kendi yürüdüğü yolu kendi başına bulabilmektedir diyor yazımız. Bir beşerin telkinleri altındayken özgürlükten söz etmemiz nasıl mümkün olabilir ki… Özellikle bu beşer velimiz olsa bile fikriyatı başka bir beşerin yansımasıysa dikenli kafeslere kapatıldık demektir, ta ki taklidi iman boyutundan çıkana dek. Biz kuluz ve asla hür olamayız. Bu bir ideolojiye sahip olma meselesi de değildir. Sen hiçbir dine inanmasan bile(modern adıyla ateizm) inanmamalığın kölesi olursun ve bu da seni inanmak konusunda kısıtlar. Öyleyse mademki kul olmaktan kaçamıyorsak iyi bir padişaha kulluk etmemiz gerekir. Biz Müslümanlara göre kulluk ancak Allah’adır. Biri İslam’a girince özgür olur. Çünkü kulun üzerindeki tek söz sahibi Allah’tır. O ‘ol’ der ve insan meydana gelir. Niye? Rabbimizin Zariyat suresi 56. Ayette de belirttiği gibi, ona kulluk edelim diye. Şimdi soruyorum. Yaratılış sebebimize kadar kulluğumuzun Allah için olduğu bu kadar belliyken Müslümanlığın özgürlüğü kısıtladığını iddia etmek ne kadar doğru? Şunu da belirtmek isterim ki kulluğunun farkında olmayanlar zümresi gayr-i Müslimlerden oluşmuyor. Bunu ise azınlık ve çoğunluk Müslüman olarak ikiye ayırıyor değerli kılavuzumuz. O, bu iki kavramı birbirinden sorumluluk duygusuyla ayırırken ben ayet-i kerimenin diliyle ‘nefsini ilah edinmektir diyorum. Başka bir deyişle (buna bağlı olarak) kulluktan taviz verilmesi dolayısıyla ilah adaylarının artması da olabilir. Çünkü nefis dünyayı arzular. Biz dünyaya bağlandıkça ilah adayları da çoğalır. (Feyzullah Birışık’ın kitabından aldığım ilhamla) Küçük bir örnek ile açıklayayım: Diyelim ki çok sevdiğimiz bir arkadaşımız bizi çarşıya gezmeye davet etti. Ve o sırada öğle nazı vakti geçmek üzere. Eğer bunu bilerekten teklifini kabul ediyorsak bu iş ilahlığa aday olmuş demektir. Bu elbette çoğunluğun yaptığı bir iştir. Azınlıkta olan ise ibadetleri için gerekirse çoğu dünyalıktan mahrum kalır. Kitabımıza geri dönersek İslam’ın Einstein ile sokaklarda hurdacılık yapan kör Mehmet’i birbirinden ayırmadığını görebiliriz. Oysa günümüzde mühendislikte doktora yapıp ibadetlerinde sebat gösteren Murat için ‘‘maşallah hem okuyor hem de namaz kılıyor, zekâ dediğin böyle olur, koççum be, hakkım dibine kadar helal olsun’’ denirken; on çocuklu bir babanın günlük ibadetlerinin yanında ağır işlerde çalışma zorunluluğuna girmesi, çocukları doysun diye yıl boyu oruç tutmak zorunda kalması çoğu kez göz ardı edilmekte. Bana göre İslam çalışma dini değildir. İslam’a giren çalışmak ile mükellef değildir. Eğer böyle düşünürsen dinimizde yeri olmayan bazı ideolojileri yavaş yavaş kabul ediyor oluruz. Lakin ilmin bize beşikten mezara kadar farz olduğu unutulmamalıdır. Yani bir Müslüman doktor, öğretmen çiftçi olmak zorunda değildir ama ilim öğrenmek zorundadır. Kimisi bunu Allah bilmek (ledün ilmi ) olarak kimi de doğa, felsefede, tarih ilmi olarak seçer. Elbette bu sözümü yargılayanlar olacaktır. Onlara sözüm şudur ki: Yunus Emre’nin hocası olan Taptuk Emre’nin ömrü boyunca evinden çıkmağında dair rivayetler vardır. Peki, böyle bir durumda İslam’ın oturma dini olduğu ileri sürülebilir mi? Asla! Taptuk Emre de boş durmadı. Hocalarından aldığı ilimle Yunus emre gibi büyük bir dervişe mürşit olur. Gönüllerde girdi, şifa tohumları ekti. Yazarımızın deyişiyle`elbette azınlıktaki Müslümanların da uydukları bir dünya ahvali vardır ,onlarda dünyada yaşadıklarını unutup hayal dünyasında yaşamayı seçmiyorlar.`aynı zamanda`Müslümanların yaşadıkları dünya sadece Müslümanların içine alabilecek sınırlara sahip olduğundan diğer kavimlere sadece Müslüman olmak ile ulaşabilecekleri bir mercide bulunuyorlar. Düşünüyorum da (ki tek düşünen ben değilim) son bir asırda kendi özümüzden ne kadar da uzaklaşmışız. Birkaç yıl öncesine kadar toplumun bakış açısıyla şimdiki toplumun bakış açısı arasında ne kadar da farklı bu kimilerimizin yorumuna göre cihetle ilgili. Aynı Mevlana’ nın şu sözü gibi “ kimi seversen o olursun” O zaman biz hangi milletin veya hangi düşüncenin etkisi altında isek ki bu etki modern yönetimiyle sosyal medya, izlediklerimiz hatta giyiniş kuşanınımızla bile elde edilmekte yöneldiğimiz şeye yaklaşmakla beraber benliğimizden de uzaklaşmış oluyoruz.Buna rağmen kimilerimiz ısrarla milliyetçiliği savunuyor.Öyleyse buna zorbalıktan başka bir şey denemez.öyle kişinin sözüne bile güvenilmez.Ki özgürlüğümüzü de özümüzü de en iyi şekilde sahip çıkarak elde edebiliriz .Ayrıca `Müslüman oluşumuz İslam kelimesinin zikredildiğini her alanımız içine girmesi zorunlu kılındığında artık boş ve yararsız şeyleri bırakıp şaşkınlıktan kurtulmalıyız.Böylece sağlıklı kararlar almaya başlarız,tavrımız bir zencinin ten rengini saklayamaması gibi ortaya çıkar,ilahi emir ve nehiylerin vermesi ile bazı şeylerden uzaklaşmamız ve bazı şeylere yakınlaşmamız bizi takva sahibi etmesiyle`asil`liğimizi ortaya koymuş oluruz. Asillik itibar getirir.Aynı Zengi Atanın şeyhliği gibi.Bir gün aralarında seyyit bulunan 4 kişilik kafile ona bir şeyh aradıklarını söylemişlerdi.Aradıkları şeyhin kendisi olduğunu söyleyince`biz bir zenciye mi kaldık diye`seyyit ile bir diğeri gülüp geçmiş sonra kıymetini anlayıp ona mürit olmuşlardı.O zenci idi, seyyit de değildi ama takva yönünden diğerlerinden daha üstün olduğundan hepsi ona itibar etti. Aksi takdirde özümüzden uzaklaştığımız gibi hakikaten de uzaklaşmış oluruz. Yazarımız hakikat karşısında ürkek ve çekingen kalmamızı materyalist anlayış fıtratımızı bizi meylettirdiği güzel ve doğru düşünüşten uzaklaştırıyor. Böyle insanlar mutluluğu nelerde buluyorlar çok merak ediyorum. Kötü zan kalbin gıybetliymiş. Öyleyse böyle kirli şeyler ile kalbi kirletmeye ne gerek var? Keşke insanların kendi nefisleri için zan besledikleri kadar karşılarındakiler için de besleyebilseler. İyi zan, etrafındakilerle muhabbeti arttırdığı gibi hayata karşı motivasyonumuzu da arttırıyor. Lakin bizim etrafımıza bakış açımıza yön veren zan iyi olmasıyla birlikte bizi olayların aslından, hiçbir şeyden habersiz duruma getirmemeli. Zaten büyüklerimizin sözü odur ki şüphesiz yapılan bir işin sağlamlığında şüphe vardır ve şüphesiz yapılan tek şey imandır. Onun da şüphesi teslimiyetten geçer ya… Bütün bunlara dayanarak demem odur ki duvar bile meylettiği yöne bile yıkılıyorken, bizlerin yaşamımızda meylettiğimiz yerleri en iyi şekilde tespit etmeli, Behlül Dàna hazretleri gibi benim de meylim hakka doğrudur” diyebilmeli ve her anımızı `Müslümanca` yaşamaya gayret etmeliyiz. (IايلكنورI)
--reklam--
İrtica Elden Gidiyor PDF indirme linki var mı?
--reklam--
İsmet Özel - İrtica Elden Gidiyor kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de İrtica Elden Gidiyor PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı İsmet Özel Kimdir?
1944 yılında Söke 'li bir polis memurunun altıncı çocuğu olarak Kayseri'de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kastamonu, Çankırı ve Ankara'da yaptı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde bir süre okuduktan sonra Hacettepe Üniversitesi'ne geçerek Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi (1977). Ataol Behramoğlu ile birlikte Halkın Dostları dergisini çıkardı. Devlet Konservatuarı'nda Fransızca okutmanı olarak çalıştı. İstiklal Marşı Derneği kurucusudur. Evlidir. Dört çocuğu vardır.
--reklam--
İsmet Özel Kitapları - Eserleri
- Tavşanın Randevusu
- Waldo Sen Neden Burada Değilsin?
- Bir Yusuf Masalı
- Henry Sen Neden Buradasın 1
- İrtica Elden Gidiyor
- Henry Sen Neden Buradasın 2
- Surat Asmak Hakkımız
- Tahrir Vazifeleri
- Toparlanın Gitmiyoruz 1
- Erbain
- Taşları Yemek Yasak
- Bakanlar Ve Görenler
- Üç Mesele
- Kırk Hadis
- Şiir Okuma Kılavuzu
- Zor Zamanda Konuşmak
- İlaveler ve Vaat Edilmiş Bir Şiir
- Neyi Kaybettiğini Hatırla
- Kalın Türk
- Of Not Being A Jew
- Faydasız Randevu
- Çatlıycak Kadar Aşki
- Ve'l-Asr
- Sorulunca Söylenen
- Desem Öldürürler Demesem Öldüm
- Küfrün İhsanı Olmaz
- Cuma Mektupları 1
- Faydasız Yazılar
- Tehdit Değil Teklif
- Cuma Mektupları 2
- Cuma Mektupları 3
- Cuma Mektupları 4
- Cuma Mektupları 5
- Cuma Mektupları 6
- Cuma Mektupları 7
- Cuma Mektupları 8
- Cuma Mektupları 9
- Evet İsyan
- Cinayetler Kitabı
- Geceleyin Bir Koşu
- Şiir Resitali
- Celladıma Gülümserken Çektirdiğim Son Resmin Arkasındaki Satırlar
- Bir Akşam Gezintisi Değil Bir İstiklal Yürüyüşü 2
- Bir Akşam Gezintisi Değil Bir İstiklal Yürüyüşü 1
- Bilinç Bile İlginç
- Allah'ın Emri Zaid / Plus Peygamberin Kavli
- Bileşenleriyle Basit
- Siper Beden
- Karz-ı Hasen
- Neredeyizim
- Başbaş Başbaşa Başabaş
- Evet Mi, Hayır Mı?
- Muvazzaf
- Toparlanın Gitmiyoruz 2
- Toparlanın Gitmiyoruz 3
- Ebruli Külah
- Evlenseydik Boşanacaktık
- Türk Olamadıysan Oldun Amerikalı
- Hayatın Manası Versus Manalı Bir Hayat
- Çenebazlık
- Dil ile İkrar
- Tok Kurda Puslu Hava
- Genç Bir Şairden Genç Bir Şaire Mektuplar
- Şiir Kitabı
- Başını Örten Kızlar Felsefe Bilmelidir
- Tahrir Vazifeleri 2
- Tahrir Vazifeleri 4
- Tahrir Vazifeleri 3
- Tahrir Vazifeleri 5
- Tahrir Vazifeleri 6
- Tahrir Vazifeleri 7
- Tahrir Vazifeleri 8
- Tahrir Vazifeleri 9
- Tahrir Vazifeleri 10
- Cuma mektupları 10
- Tahrir Vazifeleri 11
- Tahrir Vazifeleri 12
- Türküm Doğruyum İntikamım Ülkemdir
- Bir Vefa Daha
- Pergelin Yazmaz Sivri Ucu
- İslamla Damgalanmış Varoluş
- Tekne Kazıntısı
--reklam--
İsmet Özel Alıntıları - Sözleri
- Biz Türkiye'de yaşayan insanlar olarak öyle yalan yanlış seylere inandırılmış, öyle kabul edilemez şeyleri kabul etmişiz ki, insanlara kendileri hakkında ya da birlikte yaşadıkları insanlar hakkında ne söylersen söyle söylediğin şeyler asla mantıklı gelmez. (Çenebazlık)
- Türkiye, bir imparatorluk ihdas etme üstünlüğü gösterdiğimiz için değil, dar-ül İslam olması, dar-ül İslam vasfı kazanması sebebiyle vatanımızdı. (Cuma Mektupları 6)
- ölümle ölüme yaraşan bağı nasıl kurabiliriz? (Tahrir Vazifeleri 3)
- Taarruz bombalarının tahrip gücü kadar gürültüsü de önemlidir. Çünkü düşman yalnızca öldürülerek veya mevzileri yıkılarak püskürtülmez, aynı zamanda düşmanı, başına büyük bir felâket geleceğine inandırmak da gereklidir. Bu yüzden toplumda hâkimiyet tesis etmeye yönelmiş her hareketin, yürürlüğe koyduğu işler kadar kopardığı gürültü de önemlidir. Nitekim son birkaç yılda Müslümanlara karşı haçlı ve Siyonist seferberlik düzenlemiş odakların kopardıkları gürültü bir hesap sonucudur. Diyelim ki, tesettüre uyan öğrencileri üniversiteye almayacaklar. Bunu idarî tedbirlerle sessiz sedasız uygulamaya koyabilecekleri halde, bu konuda bir kamuoyu husule getirmek üzere, basın organlarının büyük bir şamata çıkarması istenmiştir. Bir gürültü koparan siyasî hareket, taarruza geçmeye hazırlanmış ve belki de taarruzu fiilen başlatmış demektir. Taarruza geçen kuvvet, büyük ve geniş taleplerle insanların önüne çıkar. Onun düsturu şudur: Çok çok istemeliyim ki, az az versinler. Bu tutumun beynelmilel arenada en iyi uygulayıcısı İsrail olmuştur. İsrail, henüz üzerinde devlet olmaya çalıştığı toprakların kendi hakkı olup olmadığı tartışma konusu iken, daha geniş topraklara ihtiyacı olduğunu dile getirmiştir. Yani her zaman çok çok istemiş ve alabildiği az miktarı yanına kâr bilmiştir. Böylece ilk yerleştiği toprakları tartışma konusu olmaktan çıkarılmış ve işgal ettiği topraklar görüşmelere esas alınır olmuştur. Türkiye'deki İslâm düşmanları çok çok neyi istiyorlar ve az az neye razı olacaklar? Onların çok çok istedikleri, Müslümanların Türkiye'de hiçbir sosyal varlık gösterememeleridir. Yani tek parti, tek şef döneminde olduğu gibi, Müslümanlar kendi memleketlerinde sürgün muamelesi görmelidirler. Ticarî hayatta geri plana itilmeli, iyi eğitim veren mekteplere sokulmamalı ve bürokraside yükselme sınırları pek düşük tutulmalıdır. Bu en geniş taleplerin tam tamına gerçekleşmeyeceğini bildiklerinden, kopardıkları gürültüyle bir tek siyasî sonuca razıdırlar. O da, Müslümanların bağımsız bir siyasî alternatif olarak ortaya çıkmamaları ve gözleri yılarak kimliği Müslüman olmayan siyasî organizasyonların şemsiyesi altında olmayı nimet bilmeleridir. (İrtica Elden Gidiyor)
- İnsanın gereğinden çok şeyi fark ediyor olması, esas olan şeyi fark etmekten mahrum kalması anlamına da gelebilir. (Kırk Hadis)
- İnsanlar artık aya , güneşe Lât ve Menât putuna tapmıyorlar ama devlet adamlarına , piyasaya , makinalara, teşkilatlara, teorilere tapıyorlar. Yeni putları mukaddes kılabilmek için kitaplı dinleri terkediyorlar. Bu tarz putperestliğin Doğu'da ve Batı'da birbirinden farkı yok. (Üç Mesele)
- Bugün yaşama biçimi olarak dünya çapında yaygın bir batılılaşma var. Mutfaklar yemek hazırlama laboratuvarı, televizyonlu yaşama alanları bir kamu toplantısının dinlenme anı gibi, yatak odalarımıza değil koğuşlara gidiyoruz. Çalışma ve eğitim hayatımız mekanik ölçüleri hiçbir zaman aşamıyor. (Bakanlar Ve Görenler)
- Daha doğrusu bir ordu ilgili olduğu toplumun bir ürünü olduğu oranda gerçektir. Ordunun gerçekliğinin gösterilebilir iki dayanağı var: Bir toplum kendi savaş gücünü ne oranda yeniden üretebiliyor? Bir toplum kendi değerlerine ne oranda sahip çıkıyor? Savaş gücünü yeniden üretebilmenin toplumun sermaye gücüyle olduğu kadar nitelikli insan potansiyeliyle doğrudan ilgisi var. ABD Pearl Harbour baskınında bombalanan gemilerini bir yıl içinde yeniden inşa etti. Bunun için malî güce elbet sahipti, ama yeniden üretim için gerekli uzmanlığı da ithal etmek zorunda değildi. Bir toplumun kendi değerlerine sahip çıkmasının iki parlak örneği Almanya ve Japonya'dır. Her iki dünya savaşından yenik çıkmış Almanya'nın ve son savaştan sonra ordusuzluğa mahkûm edilmiş Japonya'nın bugün beymelmilel sahada hâlâ belli bir belirleyici güç sahibi olmalarının her iki toplumun da kendi değerlerinden vazgeçmeyişlerinden başka bir açıklaması yoktur. (Cuma Mektupları 3)
- Neyi öğrenmek istiyorsak zihnimizi onu öğrenmeye müsait duruma getirmek zorundayız. Bazı şeyleri bütün çabalarımıza rağmen bir türlü öğrenemiyorsak, bunun sebebini zihnimizin düştüğü elverişsiz durumdan başka bir şeye bağlamayalım. Âmiyâne bir ifadeye başvurarak şöyle diyebiliriz: Ancak işimize gelen şeyler aklımıza yatar veya aklımız ancak işimize gelen şeylere yatar. Dünyaya isteklerimiz doğrultusunda bakarız. Zihnimizin dış dünyayla ilişkisinde bütün mesele "irade" (istem) meselesinden ibaret değildir. Bir de zihin kilitleri meselesi var. Nelerin işimize geldiğini tanımamız açısından bazı bölgelerde zihnimiz kilitlenmiştir. Bazen menfaatimizi zihnimizin kilitleri sayesinde koruyabiliriz. Bazen de zihnimizdeki kilitleri kırmak menfaatimizi korumanın kaçınılmaz gerek-sartı olur. Zihnimizdeki kilitlerin hangilerinden güç almanın vakti ne zamandır? Hangi zihin kilitlerimizi ve ne vakit kırmalıyız? (Henry Sen Neden Buradasın 1)
- İslâm’a yerküre üzerinde hangi varoluş tarzı yakışıyorsa Türkler o tarzı tecessüm ettirmekle bir kavim karakteri edinmişlerdir. Türk’ü İslâm’dan, İslâm’ı Türk’ten ayırın geriye ne Türk kalır, ne İslâm. Amerikalıyı paradan, parayı Amerikalıdan ayırın geriye ne Amerikalı kalır, ne para. (Pergelin Yazmaz Sivri Ucu)
- gitti deriz ölenler için yalnız yaşayanların işidir yola çıkmak, yolu kat etmek. (Bir Yusuf Masalı)
- İnsanlar içlerinde yaşattıkları bir mükemmelliğin özlemini duyarak hep varolan şartları beğenmediler. (Bileşenleriyle Basit)
- tam düşecekken tutunduğum tuğlayı kendime rabb bellemeyeceğim razı değilim beni tanımayan tarihe beni sinesine sarmayan tabiattan rıza dilenmeyeceğim. (İlaveler ve Vaat Edilmiş Bir Şiir)
- Çin, Mısır, Aztek, Yunan, Roma ve İslam medeniyetlerinin kendilerine özgü teknolojileri elbette vardı; ama insan hayatının devamını böylesine yaygın ve karmaşık mekanik süreçlerin işleyiş şartına bağlayan bir başka medeniyet bilmiyoruz. (Tahrir Vazifeleri 7)
- "Bana göre insanın tarifi: "Geç kalmış yaratıktır." Neye geç kalmıştır? Her şeye." (Tahrir Vazifeleri 12)
- kalbe gizlice batan kıymık geçecek. (Şiir Resitali)
- İnanıştaki doğruluk inanılan "şey"in doğruluğuna delil olur. Görürüz ki inancı arayan onu yalnızca inananda bulabilir, inandıranda değil. (Tahrir Vazifeleri 7)
- Canının kıymetini bilmek insanın kendi nefsini en rahat edeceği, azami derecede zevk alma ortamında bulunmak anlamına gelseydi batı medeniyetinin hakimiyet kurmasıyla biçimlenen dünya şartları haklılık kazanmış olurdu. (Tahrir Vazifeleri 9)
- Oysa salaklar hayati kalin cizgilerle cevrelemekten hoslanir (Henry Sen Neden Buradasın 2)
- "İslâmi hareket sözkonusu olduğunda Türkiye'ye dünyanın herhangi bir yerine verdiğimden daha çok önem veriyorum." (Cuma Mektupları 1)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin