Kitap Künyesi
Yazar: Hakkı Yılmaz
Yayın Evi: İşaret Yayınları
İSBN: 9789753502351
Sayfa Sayısı: 280
--reklam--
İslam Dini'nin Temel Direkleri Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
İslâm dini -Kur'ân'ın delâletiyle- “Yüce Allah'ın kullarını hakka ulaştırmak üzere peygamberleri aracılığı ile akıl sahibi insanlara tebliğ ettiği, onları dünya ve âhiret mutluluğuna kavuşturan sistem, Allah'ın koyduğu hükümler” şeklinde tanımlanmıştır. Rabbimiz insanlığı zulüm ve kargaşa bataklığından kurtarıp adaleti, dengeyi, günveliği ve mutluluğu sağlamak için kitap indirmiş ve elçi göndermiştir. Gönderilen kitabın içinde yer alan ilke ve anayasalara -Rabbimizin ifadesiyle- hikmet denilmektedir. Biz, bu ilkelere “din” diyoruz.
Kur'ân-ı Kerim'deki çeşitli âyetlerden anladığımıza göre Rabbimiz, dinin halis olmasını istemektedir. Zira halis olmayan dinin, dünya ve ahiret mutluluğunu temin etmeyeceği açıktır. Fakat günümüzde Müslüman olduğunu söyleyen bazı kimselerin yaşadığı din; halis olmayan, yozlaştırılmış, içi boşaltılmış bir din olup Kur'ân'da konu edilen halis din ile alakası yoktur. Din adına öğretilen bazı hususlar da aynen böyledir.
Tebyînü'l Kur'ân ve onun devamı olan meâl çalışması ile geniş kitlelerin beğenisini kazanan Muhterem Hakkı Yılmaz bu eserinde, İslâm Dini'nin Temel Direkleri'ni ele alıyor. Ve dinin sağlam temeller üzerinde yükselebilmesi için Rabbimiz tarafından indirilen hakikatlerin özüne ulaşma çabasını sürdürüyor. Eser, “dua” konusu ile başlıyor. “Namaz”ın nasıl anlaşılması ve ikame edilmesi gerektiği sorusuna, âyetlerden verdiği cevaplarla devam ediyor. Kitabın son bölümü ise Rabb'e yönelmenin bir diğer ifadesi olan “hacc”ın nasıl olması gerektiğine ayrılmış.
İslam Dini'nin Temel Direkleri Alıntıları - Sözleri
- Ve Allah'ın bazınıza, diğerlerinizden fazla verdiği şeyleri temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Ve Allah'ın fazlından isteyin. Şüphesiz Allah her şeyi en iyi bilendir. (Nisa; 32) Âyetlerde görüldüğü gibi Allah kadını dini ve aklı kısa veya noksan biri olarak yaratmamış, onlara kulluk/ibadette de erkekle eşit olarak yükümlülükler vermiştir.
- Allah, tazarrulu duayı; namazı bir vakte bağlamamıştır. Kul, dilediği anda ve dilediği sürece duada ve tazarrulu duada bulunabilir, yani namaz kılabilir. Namazların vakte bağlanması, salât ile namazın karıştırılması sebebiyledir. Kur'ân'a göre salâtın vakitleri vardır, namazın vakti yoktur. Salât toplumsal bir ibadettir. Kullar arasında uygulanır. O nedenle bireylerin uygun vakitlerinde uygulanması gerekir. Onların en uygun olacakları ve salâtın en çok verimli olacağı vakitler esas alınmalıdır. Namaz; niyaz ise Allah ile kul arasındadır. Allah için uygun vakit, randevu saati düşünülemez. Kulun hazır olduğu her an Allah da hazırdır.
- Dinin direği olan “Salâtın” yozlaştırıldığı; namaza indirgendiği gerçeğini iyice kavrayabilmemiz için Kur'an'da salât ile ilgili ayetlere çok iyi dikkat edilmesi gerekir. Kur'an'a baktığımızda Allah’ın peygambere ve mü'minlere “Salât" ettiği bildirilir. Salâtı “namaz” olarak ele alanlar ise bu ayetlerdeki, Allah'ın, peygambere ve mü'minlere nasıl namaz kıldığını çözememişlerdir. Bir takım zorlama yorumlara başvurarak işin özünü örtbas etmişlerdir.
- İlmihal kitaplarında, “Namazı bozan şeyler” başlığı altında yüze yakın davranışın namazı bozduğu yer alır. Bunların tümü, özünden uzaklaştırılıp sırf şekle hasredilen namaza ait şeylerdir. İlmihalciler, namaz kılanları, sürekli düşme korkusu taşıyan ip üstündeki cambaza dönüştürmüşlerdir. Namaza duran kişi, “namazım ha bozuldu ha bozulacak” derken aklında ne Allah kalır, ne niyaz kalır ne de yoğunlaşma kalır. Kur'ân'daki namaz ise ya icra edilir, ya icra edilmez; icra edildiği zaman da kesinlikle bozulmaz. Çünkü İslâm'daki namazın bozulacak bir yapısı yoktur.
- Ve küfretmiş; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddetmiş olan şu kişiler: “Sen elçi değilsin” diyorlar. De ki: “Benimle sizin aranızda en iyi tanık olarak Allah ve yanında Kitab’ın bilgisi bulunan kişi yeter.” Ra'd 13/43 Bu ayete göre, Muhammed'in elçiliğine insanlardan, ancak kendisinde Kitab'ın bilgisi (Kur'an ve önceki indirilmiş kitaplara ait bilgi) olan kimselerin tanık olacağı; şehâdet edebileceği bildirilmektedir. Demek ki, Muhammed'in tanıklığına şehâdetin yolu, vahyin ne olduğuna dair bilgi ve Kur'an'da anlatılan Muhammed'i öğrenmekten geçiyor.
- Öyleyse İslâm dini de, "insanları sağlamlaştıran din (dert,tasa, savaş, zayıflık, manevî hastalık, mutsuzluk ve benzeri şeylerden uzaklaştırıp sağlama, güvenceye alan ilkeler bütünü) demektir" Dinin ilkeleri Kur'an'da ''Hikmet" olmak ifade edilmiştir. Hikmet de "zulüm ve fesadı engellemek; adaleti sağlamak için konulmuş kanun, düstur ve ilkeler" demektir. Ki İslam dinin ilkeleridir.
- Ruhsuz kılması sebebiyle namaz anlamsız hareketlere dönüşmüş, kılanların da namazı niçin kıldıkları tartışılır ve merak edilir olmuştur.
- Rabbimizin, Meryem/59'daki "salâtı kaybedenlerin, azgınlıklarının cezasıyla karşılaşacaklarına” ve Kehf/59'daki “zulme sapan kentlerin helâk edildiğine” dair sözlerinin nasıl gerçekleştiğini görmek için İslâm dünyasının bugünkü durumuna bakmak yeterlidir. Bu dünya içinde yer alan ülkelerin bilimde, teknolojide, ekonomide, sanatta ve ahlâkta, kısaca insan hayatının standartlarını belirleyen her alanda geri olmalarının en önde gelen sebebi bizce, halklarının 1500 seneden beri salâtı dışlamış olmalarından başka bir şey değildir.
- Allah'a samimiyetle inananlar, Allah'ın dışında hiçbir varlığın,makamın, çıkarın, gücün önünde boyun eğmez ve yere kapanmazlar. Başlarını dik tutarlar, haysiyet ve şereflerini koruyup, zorbalar karşısında onurlarını rencide etmezler. Allah'ın karşısında yere kapanmayanlar ise kibirli, burnu havada olan kimselerdir. Onlar Allah'a karşı yere kapanmayı gururlarına yediremezler, ama çıkarın, makamın ve zorba yönetimin önünde eğilirler; küçücük bir menfaat için süklüm-püklüm olurlar.
- Klasik eserlerde bu konu ile ilgili şunlar yazılıdır: Allah'a ve âhiret gününe inananlara Cum'a namazı farzdır. Ancak yolcu, köle, çocuk, kadın ve hastalar bundan müstesnadır.(9) Cum'a namazı kadınlara farz değildir. Ancak namazı cemaatle kılarlarsa bu yeterli olup, öğle namazını kılmaları gerekmez. (10) Allah Teâlâ tüm emir ve yasaklarını milliyet, ırk ve cinsiyet ayırımı yapmadan genel ve mutlak olarak bildirmiştir. İslâm, fıtrat dini olup evrenseldir; her ırkı, her toplumu, her cinsi ve her ülkeyi kapsar. Kulluk ve görev yönünden kadını erkekten ayırmamıştır. Kadını asla ikinci sınıf insan, aklı ve dini noksan Müslüman saymamıştır. (Bu tarz kabuller, kendini bilmezler tarafından İslâm'a mâledilmiş, gâfiller tarafından da kabul görmüştür. Bu tip inanç ve kabuller büyük bir gaflettir.) Kur'ân'da kadının, toplantı günü uygulanan salâta katılmasının farz olmadığını bildiren bir âyet yoktur. Sünen ve İslâm Târihi kitaplarına bakıldığında, Rasûlullah’ın, kadınların mescidlere gitmelerini ve eşlerinin bu duruma engel olmamalarını istediğini, Emeviler dönemine kadar da kadınların Cumʻa/Toplantı’lara iştirak ettiği görülür. Ama siyasî otorite sağlayabilmek için yazdırılmış bazı kitaplarda hadis olarak nakledilen bir rivâyet, bu hususta malzeme olarak kullanılmıştır: Bu hadiste güya Peygamberimiz şöyle buyurmuş: Cum'a salâtı, cemaat içinde bulunan her Müslüman üzerine Allah Teâlâ'nın bir hakkı olup farzdır. Ancak köleler, kadınlar, çocuklar ve hastalar bundan müstesnadır. Hadis bilginleri, bu hadisin râvîsi olan Târık b. Şihâb'ın Rasûlullah’ı gördüğü, ama o’ndan bir şey işitmediğini ifade ederler. İşin aslı şu: O günkü siyasî otorite haksız iktidarlarını sürdürebilmek için, toplumdaki direnci kırmayı düşünür; toplumun yarısını oluşturan kadınları, fitneye sebep olabilecekleri bahaneleriyle Cum'a'dan/ toplantı'dan uzaklaştırıp evlerine kapatırlar. O gün bu gün böyle devam edip gidiyor... Yaratılışları aynı olan kadın ve erkek hukukta, sorumlulukta da aynen eşittir. Birbirlerinden farkları yoktur. Şüphe yok ki İslam dinine giren erkekler ve İslâm dinine giren kadınlar, mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, saygıda duran erkekler ve saygıda duran kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, huşulu erkekler ve huşulu kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını muhafaza eden erkekler ve ırzlarını muhafaza eden kadınlar, Allah'ı çok anan erkekler ve Allah'ı çok anan kadınlar, Allah, onlar için bir bağışlanma ve çok büyük bir ödül hazırlamıştır. (Ahzâb; 35)
İslam Dini'nin Temel Direkleri İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Hakkı Yılmaz, bu kitabında Namaz, Salat, Sadaka, Yardım, Hacc, Oruç ve Kıble konularına öyle bir değinmiş ki, iki soruyu soracaksınız: 1- Nasıl olur da böylesine muazzam bir dini/İslâm'ı bizden saklayabilmişler?.. 2- Hakkı Yılmaz İslâm dinini değil başka bir dini anlatarak, bizi İslam'dan koparıyor mu? Rabbimiz insanlığı zulüm ve kargaşa bataklığından kurtarıp adaleti, dengeyi, güvenliği ve mutluluğu sağlamak için kitap indirmiş ve elçi göndermiştir. (Kutsal kitaba/kitaplara inanan herkes bu konuda hemfikir.) O elçiler sadece inidirlen kitapta yazılanları halka anlatmışsa, din adına konuşanlar neden Kitap'takini değil de insan eliyle yazılmış kitaplardaki din diye anlatıyor?.. Bu kitap bana cevap verdiği gibi, sizlere de cevabını vereceğini düşünüyorum. (KEMAL MUSTAFA AKINCI)
İslam Dini'nin Temel Direkleri PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Hakkı Yılmaz - İslam Dini'nin Temel Direkleri kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de İslam Dini'nin Temel Direkleri PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Hakkı Yılmaz Kimdir?
Arapça ve Kuran’ı İlkokula başlamadan önce öğrendi. 1961 yılında ilkokulu bitirdi. 1963 yılında Arapça ve Hafızlık Eğitimi almaya başladı. 1965 yılında Arapça bilenler arasından seçilerek tekâmül eğitimi için Alanya’ya gönderildi. !969 yılında İstanbul’da Arapça Tekâmül Kursunda hocalık yaptı. Bu arada dışarıdan İmam Hatip Lisesini bitirdi. Askerlik dönüşü Ticaretle uğraşmaya başladı. Bu süreçte fahri vaizlik, Arapça Öğretmenliği ve muhtelif araştırmalarla uğraştı. 1987 yılında ticareti tamamen bırakıp Kur’an İlimleriyle uğraşmaya başladı.
Kuran ve İlmi çalışmalarla uğraşan Hakkı Yılmaz evli ve çocuk babasıdır.
Kur'ân-ı Kerim'i Türkçeye tercüme faaliyeti, ilk defa Cumhuriyet'in ilk yıllarında Elmalılı Hamdi Yazır'ın kaleme aldığı mealle başlamıştır. Böylelikle Yüce Kitabımızı anlamak noktasındaki sıkıntılar hafiflemiş ve 20. asır insanının Kur'an ile arasındaki mesafe biraz daha kısalmıştır. Elmalılı meâli ile başlayan bu süreçte pek çok meâl daha kaleme alınmış, bu da Allah (c.c.) kelâmının, farklı bakış açılarıyla okunmasına katkı sağlamıştır. Fakat bu meâllerin hepsi, ya nüzûl sırasına göre veya bilinen tertîb üzere “sûre”ler esas alınarak hazırlanmıştır.
Tebyînü'l-Kur'ân adlı sıra dışı çalışmasıyla Kur'ân'ın anlaşmasına büyük katkılar sunan ve geniş kitleler tarafından beğeni ile takip edilen Hakkı Yılmaz'ın bu eseri ise Kur'ân'ın, iniş sırasına göre necm necm meâlini vermektedir. Necm, “bir kerede inen âyet grubu” demektir. Necm bir âyetten ibaret olabileceği gibi, onlarca, hatta yüzlerce âyetten de oluşmuş olabilir. Kur'ân 23 seneye yakın bir zaman diliminde toplumdaki olaylara, gelişmelere ve problemlere göre necm necm inmiştir. İşte bu meâl, necmlerin bir anlam bütünlüğü içinde bir araya getirilmesi sonucu oluşturulmuştur. Müellif bu çalışması ile Kur'ân-ı Kerim'i, ilk defa konu bütünlüğü içinde ele almış olup, Yüce Kitabımızın daha iyi anlaşılması hususunda farklı bir okuma biçimi sunmuştur.
Bu eser, “tefsîr” değil, “tebyîn”dir. Çünkü tefsîr sözcüğü, terim olarak “Kur’ân’ı, Yüce Allah’ın muradına delâlet etmesi yönünden beşerî takat oranında açıklamak” demektir. Tefsîr sözcüğünün kökü “açıklamak, örtülü şeyi açmak” anlamına gelen “fesr” sözcüğüdür. “Fesr” sözcüğünün tef’il babından mastarı olan “tefsîr” sözcüğü de bu anlama paralel olarak “iyice araştırmak, çok açıklamak” anlamında kullanılmaktadır. Bütün bunlar, tefsîr sözcüğünün filolojik olarak şu anlamlara delalet ettiğini göstermektedir: “Anlaşılmamış, kapalı, müşkil, müphem bir sözü, konuyu ya da meseleyi anlaşılır hâle getirmek.” Bu bilgilere göre “Kur’ân tefsiri” diye yazılan eserler, müellifleri böyle düşünmeseler de, Kur’ân’ın kapalı, müphem ve örtülü olduğunu peşinen kabul etmiş olmaktadırlar.
--reklam--
Hakkı Yılmaz Kitapları - Eserleri
- Nüzul Sırasına Göre Necm Necm Kur'an'ın Türkçe Meali
- İslam ve Kapitalizm
- İslam Dini'nin Temel Direkleri
- Kur'an Işığında Halis Din ve Dinde Elçilerin Yeri
- Mecelle
- Kur'an Işığında Siyasetname
- Nüzul Sırasına Göre Tebyinü’l Kur’an İşte Kur’an
- Kur'an'daki Önemli Sözcük ve Kavramlar
- Çayımın Şekeri
--reklam--
Hakkı Yılmaz Alıntıları - Sözleri
- Öyleyse İslâm dini de, "insanları sağlamlaştıran din (dert,tasa, savaş, zayıflık, manevî hastalık, mutsuzluk ve benzeri şeylerden uzaklaştırıp sağlama, güvenceye alan ilkeler bütünü) demektir" Dinin ilkeleri Kur'an'da ''Hikmet" olmak ifade edilmiştir. Hikmet de "zulüm ve fesadı engellemek; adaleti sağlamak için konulmuş kanun, düstur ve ilkeler" demektir. Ki İslam dinin ilkeleridir. (İslam Dini'nin Temel Direkleri)
- Allah, tazarrulu duayı; namazı bir vakte bağlamamıştır. Kul, dilediği anda ve dilediği sürece duada ve tazarrulu duada bulunabilir, yani namaz kılabilir. Namazların vakte bağlanması, salât ile namazın karıştırılması sebebiyledir. Kur'ân'a göre salâtın vakitleri vardır, namazın vakti yoktur. Salât toplumsal bir ibadettir. Kullar arasında uygulanır. O nedenle bireylerin uygun vakitlerinde uygulanması gerekir. Onların en uygun olacakları ve salâtın en çok verimli olacağı vakitler esas alınmalıdır. Namaz; niyaz ise Allah ile kul arasındadır. Allah için uygun vakit, randevu saati düşünülemez. Kulun hazır olduğu her an Allah da hazırdır. (İslam Dini'nin Temel Direkleri)
- Toplumun yararına çalışanlara engel olmak isteyenlere karşı durulmalı onların çabasının sonuçsuz kalacağı bilinmelidir. (Mecelle)
- De ki: “Hiç bilen kimseler ve bilmeyen kimseler eşit olur mu?” Kesinlikle sadece temiz akıl sahibi olanlar öğüt alırlar/gereği gibi düşünürler. (Zümer-9) (Nüzul Sırasına Göre Necm Necm Kur'an'ın Türkçe Meali)
- Ve hani Allah, kendilerine kitap verilenlerden, “Onu mutlaka insanların önüne apaçık koyacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz” diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir bedel karşılığı sattılar. Yaptıkları alış- veriş ne kadar kötü! (Nüzul Sırasına Göre Tebyinü’l Kur’an İşte Kur’an)
- Suç olan rüşvet almak, armağan peşine düşmek, hırsızların işbirlikçisi olmak değil artık, suç olan şey yakalanmak bile değil artık... Suç olan " bizden olmamak" sadece... Şuandaki mevcut durum bu kimse kendini kandırmasın artık... (İslam ve Kapitalizm)
- Türkiye, dindarlaşmıyor! Aksine "dinin gerçeğinden uzaklaşarak", sahte tanrıların hegemonyasına itiliyor! Bu işin mimarı ise, dini söylem üretme merkezleridir. Yani ruhbanlardır .. (İslam ve Kapitalizm)
- yuhtēru ehven-uş-şerreyn iki şerden daha hafifi tercih olunur. (Mecelle)
- Toplumlarda kötü duygularını, tutkularını kendine tanrı edinen kişiler bulunur. (Mecelle)
- Ve Allah'ın bazınıza, diğerlerinizden fazla verdiği şeyleri temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından bir pay vardır. Kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Ve Allah'ın fazlından isteyin. Şüphesiz Allah her şeyi en iyi bilendir. (Nisa; 32) Âyetlerde görüldüğü gibi Allah kadını dini ve aklı kısa veya noksan biri olarak yaratmamış, onlara kulluk/ibadette de erkekle eşit olarak yükümlülükler vermiştir. (İslam Dini'nin Temel Direkleri)
- Kapitalizmin kurucularından Adam Smith “Milletlerin Zenginliği” adlı kitabında kapitalizmim insan ruhundaki köklerinin bencillik ve açgözlülük olduğunu söyler. (İslam ve Kapitalizm)
- Bakma şimdi evlenenlerin? karı-koca? ilan edildiğine.? Koca ve onun karı? olmalıdır aslında. Yani yüce bir dağ olmalı adam. Kar gibi pak ve masum olmalı kadın. Örtmeli ve bir ömür, süsü olmalı dağın. Çünkü üşür tepesinde kar olmayan dağ, ne kadar yüce olursa olsun, yarım görünür? (Çayımın Şekeri)
- Ölü toprak, duyarsız topluma bir delildir. (Mecelle)
- Kimse din adına kendinden, Kur'an'da olmayan bir şeyi ortaya atmamalıdır. (Mecelle)
- Şüphesiz Allah, size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Şüphesiz Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah, en iyi işiten, en iyi görendir. (Nüzul Sırasına Göre Tebyinü’l Kur’an İşte Kur’an)
- "Sadık kent nasıl da fahişe oldu! Adaletle doluydu , doğruluğun barınağıydı. Şimdi katillere doldu. Gümüşü cüruf oldu. Şarabına su katıldı.Yöneticileri asilerle hırsızların işbirlikçisi oldu.Hepsi rüşveti seviyor. Armağan peşine düşmüş. Öksüzün hakkını vermiyor, Dul kadının davasını görmüyorlar ( Yeşaya ,1 /22-23) (İslam ve Kapitalizm)
- İçime yerleşti ayrılık türküleri. (Çayımın Şekeri)
- Nasıl ki sarraflar altının saflık derecesini mihenk taşı ile tespit ediyorsa, müslümanlar da bir rivayetin doğru olup olmadığını Kur'an ile sağlama yaparak tespit etmelidirler. (Kur'an Işığında Halis Din ve Dinde Elçilerin Yeri)
- 180. Ve en güzel isimler Allah'ındır. Öyleyse O'nu onlarla çağırın. O'nun isimlerinde eğriliğe sapanları da terk edin. Onlar yapmakta olduklarının karşılığını yakında görecekler. (Nüzul Sırasına Göre Tebyinü’l Kur’an İşte Kur’an)
- Aslında ne sana ne onlara Kendime kırgınım... Maziye hiç değil an'a kırgınım, (Çayımın Şekeri)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin