Kitap Künyesi

Yazar: Süleyman Uludağ

Yayın Evi: Dergah Yayınları

İSBN: 9789759953362

Sayfa Sayısı: 248

--reklam--

İslam Düşüncesinin Yapısı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

İnsan bilgisinin kaynağı ve elde edilme şekli (epistemoloji), felsefede başka, dinde daha başka biçimde ele alınmıştır. Manevi ahlaki ve ilahi gerçeklerin anlaşılmasında ağırlık, ya nas ve nakle veya akıl ve istidlale veyahut da keşf ve ilhama verilmektedir. İslam dünyasında nas ve nakle ağırlık verenler Selefiye hareketine, akıl ve istidlale ağırlık verenler kelam hareketine, keşf ve ilhama ağırlık verenler de tasavvuf hareketine kaynaklık etmişlerdir. İslam felsefesi bu üç hareketten de izler taşımakla beraber, akla birinci derecede önem vermiş ve naslarla kendisini bağımlı hissetmemiştir. İslam düşüncesinde nas ve nakil, bir insandaki hafızaya; akıl ve istidlal, muhakemeye; ilham ve sezgi, hisse benzetilebilir. Hafıza olmazsa düşünmenin, muhakeme olmazsa hafızanın, his olmazsa yaşamanın önemi yoktur. Elinizdeki eser bu noktalardan kalkarak İslam düşüncesinin boyutlarını tesbit ediyor.

--reklam--

İslam Düşüncesinin Yapısı Alıntıları - Sözleri

  • Zühri, akıl ve rey taraftarlarına hitaben: hadis erkektir, onu ancak erkekler sever, dişiler ondan hoşlanmazlar
  • Hz. Mevlana der ki, Biz kur'an'ın özünü,ruhunu,içini ve cevherini aldık, postunu köpeklerin önüne attık.
  • yazar/Farabi 'ye göre peygamberler ameli ve ahlaki hikmeti bilirler. Filozoflar ise hem ameli hem de nazari hikmeti bilirler. Onun için ikinciler birincilerden daha üstündür.
  • tasavvufun temeli zühddür. Arif olmak için zahid olmak şarttır. Çile çekmeden arif ve veli olmak mümkün değildir.
  • İlk zahid ve sufilere karşı az çok yakınlık duyan, hiç olmazsa onları Müslüman sayan Selefiler, sonraki tasavvuf anlayışını ve tarikatçılığı şiddetle ve kararlı bir şekilde yermişlerdir.
  • Selefe göre sünnet sefine-i nuh'tur. (nuh'un gemisi) ona binaen necat bulur, binmeyen helak olur.
  • Bugün dininizi tamamladım(Maide,5/3) mealindeki ayetin nazil olduğu gün dinden olmayan hususlar bugün de dinden değildir.
  • İttiba,ibtida'dan (uyma,uydurmadan) hayırlıdır.
  • kelamcı için eşya ve hadiselerin mahiyetini kavramak bir vasıta, filozoflar için bilakis bir gaye idi. Belli akideleri sarsılmaktan ve bozulmaktan muhafaza etmek, bu itikadlara aykırı olan muhaliflerin fikirlerini ortaya koymak düşüncesi ve endişesi filozoflarda yoktur.
  • yazar/imam-gazali , felsefeyi yıkan olarak bilinmektedir ama aslında felsefeye karşı duyulan alakayı artırarak, Sünni çevrelerin felsefi eserlere daha fazla rağbet etmesine sebep olan da yine odur.
  • Kelam ilmi başlangıçta Mutezile tarafından kurulmuştu. Sünniler ve Selef ise sürekli olarak bu ilmi reddetmişlerdir.
  • Selefe göre Allah'ın ne olduğunu bilmek, O'nun ne olmadığını bilmekten çok daha önemlidir.
  • yazar/imam-gazali örneği, bugünkü felsefi akımlar karşısında İslam'ı savunma durumunda olanların ne ölçüde felsefe bilmeleri gerektiğini açıkça gösterir.
  • İbn-i Arabî bir beytinde şöyle der: "Bütün insanların ilâh konusunda bağlı kaldıkları akîdeler vardır. Ben bunların hepsine inanıyor ve bağlanıyorum."

--reklam--

İslam Düşüncesinin Yapısı İncelemesi - Şahsi Yorumlar

selef, kelam, tasavvuf, felsefe: Eseri bir arkadaşımın ısrarı üzerine okumuştum. Eser İslam düşüncesinin ana akımlarını, Selefiye, Kelamiye, Sufiye ve felsefe olarak dört ayrı bölümde inceleyerek aralarındaki etkileşimi, tartışmaları en uç örnekler üzerinden ele almış, bu etkileşimin ana çizgilerini açıklamayı, çağımız müslümanlarına, düşünce hayatında ortaya çıkan ihtilaflar karşısında hoşgörülü ve dayanıklı olmak gereğini duyurma gayreti gütmüştür. Eseri okuyunca bugünü daha iyi anlamlandırabiliyor, vay be neler yaşanmış ve söylenmiş diyebiliyoruz. Eser dikkat çekici bir ayetle konuya tabiri caizse dalıyor. Eserden alıntılıyorum “ Her zümrenin, benimsediği kanaatla başı hoştur” ( Rum, 30/32, Mü’minun, 23/53) İslam tarihinde selef, sufiler, kelamcılar, fıkıhçılar, filozoflar birer güç odağıdır. İslam tarihi bu güçlerin mücadele süreci ve alanıdır. Şayet bu farklı fikir akımları ve onların yekdiğeri ile mücadeleleri olmasaydı büyük ve parlak islam medeniyeti kurulamaz, islam kültürü bu kadar renkli ve zengin olmazdı. Bu parlak uygarlığın oluşumunda ve bu zengin kültürün vücut bulmasından birer güç odağı olan selefin, sufilerin, kelamcıların, fıkıhçıların, tarihçilerin ve filozofların katkıları büyük, hizmetleri değerli olmuştur (SÜLEYMAN KÖKTEN)

“Herhangi bir şeyin var olması için üç boyuta ihtiyaç vardır: En, boy ve derinlik. Nass, akıl ve keşf İslam düşüncesinin üç boyutudur. Bunlar olmadan İslam düşüncesi mevcut olamaz.” diyen yazarın bütün eser boyunca yaptığı; islamın üç temel düşünsel anlayışına aynı mesafeden yaklaşıp üç anlayışın da islamın varlığı için gerekli olduğunu ve bu üç anlayışın birbirinden daha üstün olmadığını böylece islamın geniş ve kapsayıcı bir mahiyeti bulunduğunu ortaya koymaktır. ... Zihnin atomist bir yapısı olduğunu hesaba katar ve bu yapının zihnin çalışma usulünü de belirlediğini düşünürseniz; o zihnin füru üretmek için çeşitli asıllara ihtiyaç duyduğu sonucuna kolaylıkla ulaşırsınız. Bu sonuç “düşünmek için birden farklı yöntemi ve sonuçlarını muhatap almak elzemdir” demek ister. Dil felsefecileri bunu “ne kadar çok kelime o kadar çok düşünce” olarak ifade ederler. ... Bu eseri bütün müslümanlara ve özellikle ilahiyat camiasına okutmak islamın geleceği için bir zarurettir. Öyle ki bunu söylerken eseri, ilahiyatın tikel ilimleri içerisinde değerlendirerek söylemiyoruz. Eseri, bütün ilahiyat ilimlerinin ve meselelerinin üstünde kapsayıcı ve asıllarına dair tümel bir eser olarak görüyor, değerlendiriyor ve öneriyoruz. ... Eser, usule dair kaleme alınmış ve islamın üç ana dinamiği olarak -epistemolojik anlamda- Nass(nakil), akıl(muhakeme) ve keşf(sezgi)’nin her birinin hususen ağırlığının olduğu Selefiyye, Kelamiyye ve Sufiyye anlayışları üzerine bina edilmiş. Bu anlayışların kapladığı alan ve ihtiva ettiği ilimlerin yanında birbirine olan bakışları da eserde ziyadesiyle incelenmiş. Pek tabii bunlara ek olarak Felasifeye ve usulüne de teferruatlıca değinilmiş. Bu; eserin, üç yöntemin ve gruplarının üzerine düşündürüp bireysel islami anlayışı daha geniş bir perspektife taşıyabileceği anlamına geliyor. ... Mübalağayı kelamımızdan tenzih ederek itiraf ediyoruz ki; biz, ilk bölümde tam bir selefi, ikinci bölümde tam bir mütekellim, üçüncü bölümde tam bir sufi ve son bölümde ise tam bir müslüman filozof olma şerefine eriştik. Böylece eserin son sayfasına bitiş tarihini attığımızda dört farklı anlayış dimağımızda emrinize amade idi. ... Eserin dili akademik camiaya nazaran bir hayli akıcı ve sade. Bunun müellifin bir kitap kurdu olduğuna dair bir işaret olduğunu düşünmekteyiz. ... Normalde bu tarz eserlerde -özellikle son kısımda- okuyucuyu sıkan bölümler bulunur. Yazarlar bu bölümleri kitabı hacimli kılmak arzularından telif ederler. Bu bölümler; gereksiz tekrar, konunun dışına çıkan gereksiz sapmalar, alana hapsedilmiş boğucu literatür bilgileri vs’den oluşur. Lakin bu eserde böyle bir bölüme tam anlamıyla rastlamadık. Öyle ki eseri okurken, yazılanın dışında bir düşünce ve alakasız hayallere de gark olmadık. Dolayısıyla büyük bir gönül rahatlığıyla bu eserin “kolaylıkla okunabilecek ve istifade edilebilecek bir eser” olduğunu ifade edebiliriz. ... Yazar eserinde, islam coğrafyasındaki çeşitliliği (mezhepleri) nimet olarak görüyor fakat bu çeşitliliğe tahammül edemeyen fanatizmi (mezhepçiliği) bela olarak tanımlıyor. Lakin bu düşünceleri marjinal gayelerle takliden ifade etmiyor. Nihayetinde diğer yazarlardan farklı olarak eserinin son bölümünde problemlerin çözümlerine dair görüşler ortaya koyuyor. Bu sonuç bölümü ise eseri ziyadesiyle önemli bir konuma yükseltiyor. ... Bütün bölümlerde, bütün hususları; -genellikle üç nadiren dört farklı anlayış ile- çeşitli şekillerde tahlil edip dolaylı olarak islam bunların hepsidir diyen yazarı kutluyor ve islamın ihtiyacı olan bu birleştirici dili, yirmi birinci yüzyılın ayrıştırıcı dini hegemonyasına karşı cesursa dile getirdiği için minnetimizi sunuyoruz. (Muhammet İkbal)

İslâm düşüncesi, Selef, Kelâm, Tasavvuf ve felsefeden oluşmaktadır. Bu güne kadar İslam düşüncesiyle ilgili okuduğum en muazzam eserdi. Üzerine yazılacak sayflarca şey var. Selefi düşünce için "Nass", Kelâmî düşünce için "akıl" , Tasavvuf için " Keşf, ilham, sezgi" daha çok önemlidir. Kitap bu düşüncelerin yapısını, işleyişini çok açık bir şekilde ifade etmiş, birbiriyle mukayese edip yeri geldiğinde de eleştirmiştir. Yeri geldiğinde yazarımız, bu düşünce yapılarının düştükleri hatalara bizim de düşmememiz gerektiğini hatırlatıp dikkatimiz çekmiştir. Ayriyeten yazarımız, 3 düşünecenin birbirinden ayrılmaz bir bütün olduğunu şu sözlerle bizlere belirtmiştir. "Herhangi bir şeyin var olması için üç boyuta ihtiyaç vardır. En, boy,derinlik. Nass akıl ve keşf İslam düşüncesinin 3 boyutudur. Bunlar var olmadan İslam düşüncesi mevcut olamaz". Selef ( Doğma), Kelâm ( Rasyonalist), Tasavvuf ( mistik). Bu konular genel itibariyle ağır konularıdır ama yazarımız gayet, açık bir şekilde, okuyucuyu hiç sıkmadan, kitabın başından sonuna kadar saf bir dille bizlere sunmuştur. Son olarak,Özellikle ilahiyat camiasının muhakkak okunması gereken bir eser olduğunu belirtmek isterim. (Abdullah sayan)

--reklam--

İslam Düşüncesinin Yapısı PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Süleyman Uludağ - İslam Düşüncesinin Yapısı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de İslam Düşüncesinin Yapısı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Süleyman Uludağ Kimdir?

Süleyman Uludağ (d. 1937, Akyazı köyü, Amasya doğumludur. Akademisyen, ilahiyatçı. Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi. Uzmanlık alanı olan tasavvuf tarihinin yanı sıra iktisattan siyaset bilimine ve toplum bilimine birçok alanda telif ve tercüme eserlerin ve makalelerin yazarıdır.

Çorum İmam-Hatip Okulu'nu ve İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'nü bitirdi. Kastamonu İmam-Hatip Okulu'nda üç yıl görev yaptı. 1970'teKayseri Yüksek İslam Enstitüsü'nde göreve başladı. 1975'te Bursa Yüksek İslam Enstitüsü'ne nakledildi. Halen Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tasavvuf Anabilim Dalında çalışmaktadır. Kuruluşundan itibaren TDV İslâm Ansiklopedisi'nde madde yazarlığı yapmaktadır.

Orta Asya, Kafkasya ve Balkanlar'a yaptığı seyahat izlenimlerini 2002'de İran'a ve Turan'a Seyahat adıyla kitaplaştırmıştır. Batum göçmeni bir aileden gelmesi itibarıyla Sovyetlerin çöküşünün ardından bu bölgenin dînî uyanışına katkıda bulunmaya çalışmıştır. Kendi düşünce hayatında önemli bir yer tutan İbn Haldun'dan yaptığı Mukaddime çevirisi Süleyman Uludağ'ın Türkçe'ye kazandırdığı önemli eserlerdendir.

--reklam--

Süleyman Uludağ Kitapları - Eserleri

  • İslam Düşüncesinin Yapısı
  • Sufi Gözüyle Kadın
  • İbn Haldun
  • İbn Arabi
  • Erzurumlu Bir Fikir Adamı İbrahim Hakkı Erzurumi
  • İslam ve Musiki
  • İslam Siyaset İlişkileri
  • Hayata Sufi Gözüyle Bakmak
  • Tasavvuf ve Tenkit
  • İslam'da İrşad
  • Cüneyd-i Bağdadi
  • Keşif ve Keramet
  • İslam'da Emir ve Yasakların Hikmeti
  • İslam'da İnanç Konuları ve İtikadi Mezhepler
  • Bayezidi Bistami
  • Dört Kapı Kırk Eşik
  • Tasavvuf Terimleri Sözlüğü
  • İslam'da Ahlak ve Ahlak Ekolleri
  • İslam Açısından Müzik ve Sema
  • Fahrettin Râzî
  • Temel Tasavvufi Kavramlar
  • Şeyhülislam İbn Teymiye Ezber Bozan Bir İlim ve Fikir Adamı
  • İnsan ve Tasavvuf
  • İslam'da Faiz Meselesine Farklı Bir Bakış
  • Hz. Peygamber ve Fütüvvet
  • Fahrettin Razi Hayatı Fikirleri Eserleri
  • Cüneydi Bağdadi
  • Tasavvufun Dili
  • İslam'da Faiz Meselesine Yeni Bir Bakış
  • İran’a ve Turan’a Seyahat

--reklam--

Süleyman Uludağ Alıntıları - Sözleri

  • Toprağa kötü şeyler de atılır. Fakat toprak, hep iyi şeylerle Karşılık verir. (Cüneyd-i Bağdadi)
  • İnsanoğlu tabiat ve mizacının değil, adet ve alışkanlıklarının ürünüdür. Alıştığı hâl ve şartlar onun huyu, melekesi ve adeti hâline dönüşür, tabiatı ve karakteri olur. (İbn Haldun)
  • tasavvufun temeli zühddür. Arif olmak için zahid olmak şarttır. Çile çekmeden arif ve veli olmak mümkün değildir. (İslam Düşüncesinin Yapısı)
  • - "Aklın imameti (rehberliği) erkeğin, nefsin imameti kâfir ve fasıkın imameti gibidir! İbadette yorulan akıl, nefsin imametine uyup rahatlar, dinlenir..." (Sufi Gözüyle Kadın)
  • Bir kimse ne ölçüde günahtan ve kötü huylardan uzaklaşırsa (fâni olursa) o ölçüde sevap olan işlere ve iyi huylara yaklaşmış (bâki olmuş) olur. (İbn Arabi)
  • "Onlar için önemli olan vuslat değil,aşkın kendisidir. Aşk bir gayedir, diğer bir şeyin aracı değildir." (Sufi Gözüyle Kadın)
  • Tasavvuf sadece bir bilgi alanı, bir ilim değildir. Kelâm ve fıkıh gibi ilimlerden farklı olarak aynı zamanda bir yaşama tarzı, dini algılama şekli ve dünya görüşüdür. (Tasavvuf ve Tenkit)
  • Müzik hoş, ölçülü ve manalı bir ses olması itibariyle mübahtır. Haram olması, zatından ve hakikatinden hariç arızi sebepler dolayısıyladır. (İslam Açısından Müzik ve Sema)
  • İnsanın kalbini kırmak, gönlünü yıkmak Kâbe'yi yıkmaya benzer. Gönül kıranlar acaba niçin Kâbe'ye giderler! Buna şaşılır! (Hayata Sufi Gözüyle Bakmak)
  • İbadetle tasfiye edilmeyen ve güzel huylarla cilalanmayan bir kalpte manevi ve ilahi gerçekler tecelli etmez. (İslam'da Emir ve Yasakların Hikmeti)
  • Eleştiriye açık ve tahammülü olmayan ilimler veya toplumlar hatta kişiler gelişemezler, varlıklarını bile oldukları gibi sürdüremezler. Zamanla hurafeler ve batıl inançlar içinde boğulup giderler. (Tasavvuf ve Tenkit)
  • ⚘"Hak şerleri hayr eyler Zannetmeki gayr eyler Arif onu seyr eyler Mevla görelim neyler Neylerse güzel eyler" (Erzurumlu Bir Fikir Adamı İbrahim Hakkı Erzurumi)
  • Teslim olan kurtulur, teslimde selamet vardır, teslim cennettir, itiraz cehennemdir. Huda'nın hükmüne teslim olan ve kazâsına razı olan hakikatte tam teslimiyet hâline ermiştir. (Hayata Sufi Gözüyle Bakmak)
  • Fahrettin Razi'nin vasiyetnamesinden ; gerçekten vakit çok aziz, zaman pek değerlidir. Bu yüzden yemek yediğim için elimden uzak ve ayrı kaldığım zamanlara vallahi üzülüyorum. (Fahrettin Razi Hayatı Fikirleri Eserleri)
  • İbn Haldun'a göre bedeviler(göçer hayat yaşayan toplumlar) riyaset (başkanlık), hadariler(yerleşik hayat yaşayan toplumlar) mülk (hükümdarlık) adı verilen bir siyaset ve idare biçimiyle yönetilir, bedevilerin başında reis (başkan), hadarilerin başında melik (kral, padişah, sultan) bulunur. Danışmaya dayanan başkanlık, katılımcı bir idaredir; bedevilerde sınıflaşma yoktur. Bu yüzden daha demokrattır. Mülk (krallık) ise gittikçe müstebit (despot) hale gelen bir özelliğe sahiptir. (İbn Haldun)
  • Edebi edepsizlerden öğrendim. (İslam'da İrşad)
  • İslam dini ne kadar tabii ve fıtri ise müzik de o kadar tabii ve fıtridir. Müziğin temel maddesi olan ses ve ölçü Allah tarafından yaratılmış ve bunlardan zevk alma hissi insan ruhuna yerleştirilmiştir. Allah tarafından insan ruhuna yerleştirilen bu duyguyu söküp atmak mümkün değildir. Bundan dolayı İslam dini ile müzik arasında bir uygunluğun bulunacağı, bunların birbirinizi düşmeyeceği pek tabiidir. (İslam Açısından Müzik ve Sema)
  • Allah sadece rızasını kazananlara şefaat edilmesi için yetki verir.Hz. Nuh , kendisine iman etmeyen oğlunu gemiye almak isteyince " o senin ailenden değildir "deyip Hak onu uyarmıştı. Hazreti İbrahim babasına, peygamberimiz de annesine şefaatçı olamadı.Hazreti Fatıma ya " Allah katında benim sana faydam dokunmaz" buyurdu .Kurtuluşa eren babam sayesinde ben de kurtulurum, zanneden "babamın yediği yemekle Ben de doyarım" diyen kişiye benzer. (Dört Kapı Kırk Eşik)
  • Doğru söz acıdır, inci gibi değerli olsa bile.. (İslam'da İrşad)
  • Allah dua eden iki kuldan birinin isteğini yerine getirir diğerininkini getirmez veya geciktirebilir. Hangi kulun durumu daha iyidir? Biri istediğini almış, huzurdan ayrılmıştır; diğeri beklemekte ama huzurda! (Hayata Sufi Gözüyle Bakmak)