İslam Estetiği - Turan Koç Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Kitap

İslam Estetiği kimin eseri? İslam Estetiği kitabının yazarı kimdir? İslam Estetiği konusu ve anafikri nedir? İslam Estetiği kitabı ne anlatıyor? İslam Estetiği PDF indirme linki var mı? İslam Estetiği kitabının yazarı Turan Koç kimdir? İşte İslam Estetiği kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

Kitap Künyesi

Yazar: Turan Koç

Yayın Evi: İSAM

İSBN: 9789753895330

Sayfa Sayısı: 175

İslam Estetiği Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

İslâm’ın estetik değer telakkisi onun bağlı olduğu hakikat anlayışı ile çok sıkı bir ilişki içindedir. İman tecrübesi bir yönüyle estetik bir tecrübe olup İslâm sanat eserleri bu gerçeğin somut birer göstergesidir.En güzel bir şekilde yaratılmış olan insan duygu, düşünce, idrak, sezgi ve ilhamlarını ifade edebilmek için “ilâhî sanatçı” tarafından çeşitli yetilerle donatılmıştır. Bu bilinç sanatı, İslâmî hayat tarzının çok önemli bir unsuru kılmıştır. Din-sanat ilişkisi söz konusu olduğunda İslâm sanatı, bütün tarihî tezahürlerinde kaynağı ile ayrılmaz bir bütünlük sergiler. İslâm sanatının temelini İslâm’a ait değerlerin birliği ilkesi oluşturur. Bu sanatta güzel ile iyi, işe yarama ile zevk verme birbirinden bağımsız değerler olarak görülmez. İslâm sanatının epistemolojik gayesi görünenin arkasındaki görünmeyene ulaşmak olurken, pratikteki gayesi de dünyayı ve hayatı güzelleştirmektir.

İslam Estetiği Alıntıları - Sözleri

  • Gazzalî ve İbn Sina` ya göre, güzelliğin özü mükemmelliğin kabul ve teslimidir ve her şeyin kendine göre bir mükemmellik şekli ya da tarzı vardır. Ama dış güzellik bir şeyin gerçek güzelliği konusunda sadece bir rehberdir.
  • Varlıkta çirkinlik ya da kötülük değil, mutlak anlamda güzellik vardır. Alemdeki hiçbir şey özü itibariyle çirkin değildir.
  • Elbette din sanat değildir, ama duyarak, düşünerek ve zevk alarak yaşamak bir sanattır. Bu da İslam'ın "ihsan" boyutunu, yani imanın güzellik, incelik ve derin algılayışıyla ilgili yönünü bütün boyutlarıyla hayata geçirerek "muhsinlerden" biri olmakla mümkündür. Bu bağlamda İslâm estetiğini, metafizikle ilgisini asla kesmeyen bir estetik olarak görmek durumundayız.
  • Önemli olan bu dünyadaki güzellik tecellilerini Hakiki Güzel'e işaret eden bir âyet ve alâmet olarak okumaktır.
  • İslâmî sanat nesneleri değil, fakat fikirleri temsile yönelir.
  • İman aynı zamanda bir sevgi işidir.
  • Zira İslam sanatının ne olduğunu kavramanın yolu nihai anlamda İslam'ın özünü anlamaktan geçer. Kısaca, İslâm sanatının temelini İslam'a ait aslî değerlerin birliği ilkesi oluşturur.
  • İslâm sanatının en önemli yönü derin bir tefekküre yaslanarak insana hakikati hatırlatıcı olmak ve estetik düzeyde onu temaşa tecrübesine hazırlamaktır.
  • öyle ki allah'ın güzelliğinin dile getirilmesi konusunda düz mantık dilinin yapacağı pek bir şey yoktur.
  • Sanat ve edebiyat, varoluşsal ve kalıcı değerlerin ne olduğunu anlamanın ve kendimizi keşfetmenin son derece önemli bir yoludur.

İslam Estetiği İncelemesi - Şahsi Yorumlar

İslâm estetiği "Mâna" ile "suret"in mükemmel bir uyumunu sergiler. İslâm sanatının kökeni vahye dayanır. Bu sanat İslâm maneviyatın bir meyvesidir. İslâm sanatı bu dünyada tevhidin tezahürü ile doğrudan ilgilidir. Şu görünür dünyada fizik ötesi aleme yönelişin ve yönlendirilişin bir ifadesidir. İslâm sanatının anlam ve öneminin anlaşılması derin dini hayatın anlaşılmasında önemli bir adım oluşturur. İslâm sanatını anlamadan, İslâm medeniyetini ve İslam'ın ihsan boyutunu neredeyse anlamak imkansız. İslâm sanatı onları ortaya koyanların iman, inanç, düşünce, ve hayat tarzının en somut göstergesidir. Farklı yer ve zamanlarda bile İslam'ın futhu ile daima uyum içinde olmuştur. İslâm kelimesi Sadece dini ifade etmez, kültürü de ifade eder. Zira İslam'da dini olanı dünyevi olandan ayırmak mümkün değil İslâm sanatı, özü itibariyle dünyanın güzelliği ile onun gelip geçiciliğini hissettiren bir dil yakalamayı, böylece Allah'ın cemalinin güzel biçimlerdeki tecellisi ile bu tecellinin aşkın mahiyeti arasındaki, ilişkiyi duyurmayı hedef alır. İslâm sanatı gaye ile vasıtanın ve güzel ile yararlının birbirinden ayrılmayacağının hakikatinin güzel örneğini oluşturur. Bugün hayran kaldığımız camii, medreseseler bir görevi de icra ediyorlar. İslâm hayatı bir bütün olarak görür ve güzellikle yararlılığın arasını ayırmaz. Alemdeki güzellik ve düzenlilik bir sanat olarak telakki edilir. En büyük sanatkar ise Allah'tır. (Meryem)

Çapı küçük mahiyeti büyük bir kitap okudum. Kitabın sadece 2. bölümü üzerine hem özet, hem yorum niteliğinde bir inceleme yapmak istiyorum: Spoiler içerir! Bütün meseleyi belki tek bir cümleyle açıklayabiliriz; 'Allah insanı seçti..' O her şeyi yoktan varetti, insan "yokluk", Allah ise gerçek "varlık". Sonra:" Ben bilinmeyen bir hazineydim,bilinmek istedim ve isnanı yarattım." buyurdu. İnsanın varlığını bir duvar olarak düşünürsek Allah madde madde o duvarı tamamladı. Bütün organlarını tenasüple, hiçbir tuhaflık olmadan yarattı. Görebilmeyi, duyabilmeyi, konuşabilmeyi, düşünebilmeyi ve daha pek çok sıfatı İnsanın ana kodlarına yerleştirdi. Adım adım tamamlandı insan. Allahın bütün esmasını nefsinde tezahür ettirebilecek, Allahın sıfatlarını temaşa edeceği tek varlık insandı. Seçilmişti. Allahın dünyadaki temsilcisiydi. Hayra da şerre de meyyal yaratılmıştı insan, imtihan bu ya. Kendisine verilen cüzi iradeyle tercihini yaptı. Ya muttaki ya facir oldu. Fakat Allah bütün sıfatlarını görebilmeyi murad etti insanda. İstedi ki halki en güzel olan insanın, Hulku da en güzel olsun. Bir peygamber gönderdi model olarak. O'nun sireti bir insanın yakalayabileceği en nihai noktaydı. Allahın ve Kuran'ı Kerimin ahlakını muntazam bir şekilde kendinde barındırandı. İnsan doğarken içinde sonsuzluğa özlemle doğar. O özlem hiç geçmez, her yerde her şeyde onu arar. Ona yürümek, hatta koşmak ister. Sonsuz olan Allahtır, insansa fâni. Oysa ruh sahibi olması insanın ebediliğine vesile olmuştur. Bedenen fâni ruhen bâki olmuştur insan.. Dünyada onu aramaktan vazgeçmez, sanki ulaşmak yoktur da, aramak vardır hep. Bu arayışta yolda karşılaşılan güzellikler ise sanattır.. https://www.instagram.com/p/CHLrP3oD3CDCQK40XcvAj9oV-IOr2aLwyHasS40/?igshid=1pnz0f3b0vfj8 (ebrarsenkal)

İslam Estetiği: Öncelikle kitabın ince görünmesine rağmen birçok konuda derin içeriklere sahip olduğunu söylemeliyim. Yazarın, bahsettiği tüm alanlara hakim olduğu kurduğu uzun cümlelerden ve konu hakkındaki tüm detaylara ve düşüncelere yer vermesinden belli oluyor. Cümleleri kurarken âdeta entelektüel kişiliğini de yansıtmış. Her gün gördüğüm, meşk ettiğim, kullandığım şeylerle ilgili birçok bilmediğim bilgiler öğrendim. Bildiğim konular hakkındaysa farklı bakış açıları kazandığımı düşünüyorum. Kitapta sadece İslam sanatlarından değil, bunların anlaşılması için İslami düşünce tarzından da bahsedilmiş. Anlatımda birkaç yabancı sözcük kullanılsa da yazar genel olarak terimlerin anlamlarına da yer vermiş. Konular örneklerle pekiştirilmiş ve anlatılmak istenen mesajlar çok iyi bir şekilde açıklanmış. Altını çizdiğim çok fazla paragraf oldu. İyice kavramak için cümleleri tekrar tekrar okumak, kitabı okuma süremi birazcık uzattı açıkçası ama bu çok da sorun değil. Bildiklerinize farklı bir açıdan bakmanızı sağlayacak olan ve yepyeni bilgiler öğrenip kendinizi geliştireceğiniz bu kıymetli kitabı çok beğendim ve herkese tavsiye ediyor, okumalar diliyorum. (Nur)

İslam Estetiği PDF indirme linki var mı?

Turan Koç - İslam Estetiği kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de İslam Estetiği PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Turan Koç Kimdir?

1952’de Kayseri’de doğdu. Orta öğrenimini burada tamamladı. 1977’de A.Ü. İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. Halen Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Sanat-edebiyatla ilgili çalışmaları da olan Turan Koç’un yayımlanmış eserleri:

Şiir; Kan Gibi Vakte Düşen, Fetret Zamanları, Ara Dönem. İnceleme; Ölümsüzlük Düşüncesi. Deneme; Ceylan Kovalamak. Çeviri; Günümüzde İslam ve Hıristiyanlık (W. M. Watt’tan), İslâmi Hareketler ve Modernlik (Watt’tan), Ortaçağ İslam Felsefesine Giriş (O. Leaman’dan), Zihin Felsefesi Açısından Bilinç, Ruh ve Ötesi (J. Shaffer’dan), Varolmanın Boyutları (W.C. Chittick’ten), Gazaba Uğramış Şiirler ve Diğerleri (-İbrahim Demirci ile birlikte- Nizar Kabbani’den).

Turan Koç Kitapları - Eserleri

  • İslam Estetiği
  • Din Dili
  • Ölümsüzlük Düşüncesi
  • Zamanın Gözleri
  • Dilin Ötesi
  • Ceylan Kovalamak
  • Kan Gibi Vakte Düşen
  • Varoluşun Tanıkları
  • Siyer Sayı 10
  • İbn Arabi Geleneği ve Davud el-Kayseri

Turan Koç Alıntıları - Sözleri

  • İslâmî duyarlılığın osmanlı varyasyonu, Yahya Kemal'in şiirinde hem yatay olarak, hem de dikey olarak tecrit edilmiş, dolayısıyla adeta mitolojilerde olduğu gibi teolojik ve metafizik dayanaklarının geleneksel şiirimizinkinden epeyce bir yere kadar farklı olduğunun göstergesidir. (Varoluşun Tanıkları)
  • Şiirde redif, arabeskteki tekrara denk düşer, asıl gaye görünenin arkasındaki görünmeyeni göstermektir. (Varoluşun Tanıkları)
  • Temaşa, bizi, ruhumuzu tabiatta, varlıkta dinlendirme tecrübesi, bir derinleşme durumu. Bu da görsel olan üzerinden gelişen bir tecrübedir. Derinleştiğimiz yerde biz öte ile bir irtibata geçeriz. İslam sanatlarının asıl gayelerinden biri de bizi öte ile buluşturmaktır. Görünenin arkasındaki görünmeyenle bizi tanıştırma arzusu... (Zamanın Gözleri)
  • öyle ki allah'ın güzelliğinin dile getirilmesi konusunda düz mantık dilinin yapacağı pek bir şey yoktur. (İslam Estetiği)
  • "Metodolojik işlemlerle, yani mantıkî ve epistemolojik araştırmalarla oyalanmak, keşfetmeye çalıştığımız verileri açacak yerde örtebilir" C. Schrag (Din Dili)
  • ’Bugün ülkemiz aydın, entelektüel ve araştırmacıları üzerinde büyük ölçüde etkili olan varlık ve kozmoloji anlayışı, bilgi ve değer telakkisi ile bu konulardaki geleneksel, dinî telakkilerimiz arasında neredeyse hiçbir örtüşme yoktur. Her şeyden önce genel geleneksel anlayışımız organik âlem tasavvuruna yaslandığı halde, bugün yeni kuşakların kafasında mekanik evren anlayışı daha baskın görünmektedir. Bunun sonucu olarak, olgu-değer ayırımı gözetmeyen geleneksel, dinî bakış açımızın yerini eşyayı salt bir olgu olarak gören ve öyle değerlendiren bakış açısı almıştır. Netice olarak, eşyayı anlama, onun âlemdeki yer ve durumunu fizik ötesiyle de ilişkili bir şekilde kavrama, yerini, salt sebep-sonuç ilişkileri içinde açıklama tarzına bırakmıştır. Bu durum, dilde, muazzam boyutlarda sentaktik kırılmalara yol açmıştır. Dinî, kültürel, düşünsel dil ve söylemimizde karşı karşıya geldiğimiz sıkıntılar her şeyden önce bu farklı bakış açısından kaynaklanmaktadır. Gerçekten, yeni varlık ve kozmoloji anlayışı, dolayısıyla yeni dünya görüşü ile geleneksel, tarihî dünya görüşümüzün genel atıf çerçeveleri arasında her şeyden önce bir kan uyuşmazlığı sözkonusudur. Dilimizin son yüzyılda yaşadığı semantik kırılma bu iki dünya görüşünün anlam haritaları arasındaki uyuşmazlığın bir sonucudur ve onu dile getirir. Sonunda dilimizin bir yerde sözdizimini de etkileyecek bir durum ortaya çıkmıştır. Bu durum, uzun, tarihsel dil tecrübemiz açısından dilimizin semantik boyutunun hızla daralması, tıkanması, bazı yer ve durumlarda, başta geleneksel dünya görüşümüze karşı olmak üzere, neredeyse sonuna dek kapanmasına yol açtı. Dilimizin anlam içeriklerinin âdeta sabahtan akşama değiştiği bir durum yaşadık, yaşamaktayız. Dünyada anlam haritası böyle kısa bir süre içinde ve köklü bir şekilde değişen başka bir dil, öyle sanıyorum ki yoktur. (Zamanın Gözleri)
  • Önemli olan bu dünyadaki güzellik tecellilerini Hakiki Güzel'e işaret eden bir âyet ve alâmet olarak okumaktır. (İslam Estetiği)
  • İman aynı zamanda bir sevgi işidir. (İslam Estetiği)
  • Şiir okunmaz, tıpkı Kur'an gibi söylenir ve dinlenirdi. (Varoluşun Tanıkları)
  • Ne anketlere cevap ver, Ne de dünya işleriyle ilgili sınavlara takıl. Hiçbir teste iltifat etme; Ne istatistikçilerle otur, Ne de toplumsal bir bilim üstlen.26 Açıkça, bir sanatçı hangi tür ya da dalda olursa olsun, sanatın iç yasasına ne ölçüde uyarsa, yani ne kadar somut, bireysel, kişisel, özgün, tek, tekrarlanmayan ve biricik olanı dile getirirse o ölçüde sanatın hakkını vermiş olur. O bakımdan, bir sanat eseri ruhanî dünyaya ne kadar açılır, dil ve söylemi ile karakteristik olanı ne kadar başarıyla ifade ederse o ölçüde büyük olur. Sanat ile din arasındaki yakınlık da aslında bu ruh ve karakter vurguları dolayısıyladır. Tüm büyük sanatçıların büyüklükleri, insanın iç dünyasına yaptıkları keşifle doğru orantılıdır. ”Konu ve olaylar pekâlâ sosyal olabilir," diyor İzzetbegoviç, ”ama sanat her zaman problemin ahlakî veçhesiyle ilgilenir. O, bedenle ilgilenirken bile ruhanî ya da manevidir.”27 Sanatta önemli olan insanın haysiyeti, şerefi ve sorumluluğunun özünü oluşturan ruhtur. Tek kelime ile; tüm dinlerin, peygamberlerin ve şairlerin sözünü ettikleri ruh. (Zamanın Gözleri)
  • İslâmî sanat nesneleri değil, fakat fikirleri temsile yönelir. (İslam Estetiği)
  • Kelimelerin mânâ yüküyle duygu yükü Nuri Pakdilin dilinde asla birbirinden bağımsız değildir. (Varoluşun Tanıkları)
  • Kendisini "insanlar içinde en yalnız insan" olarak niteleyen ve "içinizde yiv yiv derinleşin de, çıksın karşınıza en yakınınız" diyen Necip Fazılın "ben"i, mütemadiyen "sen"in huzurunda olmaya aday ya da adanmış bir "ben"dir. (Varoluşun Tanıkları)
  • Varlıkta çirkinlik ya da kötülük değil, mutlak anlamda güzellik vardır. Alemdeki hiçbir şey özü itibariyle çirkin değildir. (İslam Estetiği)
  • Hiç bilmediğiniz bir beldeye gittiğinizde eğer oradaki evlerin bahçelerinde çiçekler varsa oradaki insanlardan size zarar gelmez, çünkü orada güzel insanlar vardır ve zorunlu ihtiyaçlarının dışında ruhlarını da besleyecek güzellikler inşa etme derdindedirler. (Siyer Sayı 10)
  • Elbette din sanat değildir, ama duyarak, düşünerek ve zevk alarak yaşamak bir sanattır. Bu da İslam'ın "ihsan" boyutunu, yani imanın güzellik, incelik ve derin algılayışıyla ilgili yönünü bütün boyutlarıyla hayata geçirerek "muhsinlerden" biri olmakla mümkündür. Bu bağlamda İslâm estetiğini, metafizikle ilgisini asla kesmeyen bir estetik olarak görmek durumundayız. (İslam Estetiği)
  • Çok iyi bilindiği gibi, her dinin inananların gönülleri, dolayısıyla sanatçıları ve onların sanatları üzerinde görülebilir ve görülmez bir etkisi olur. Dinin hem öz hem de biçime sirayet eden bu etkisi bazı sanatları öne çıkarırken başka bazılarının geri planda kalmasına neden olabilir. Mesela İslam ve Yahudilik, genel teolojik öğretileri ve bu öğretilerle ilgili duyarlılıkları dolayısıyla, ağırlıklı olarak katı bir antropomorfizme dayanan Yunan sanatına hiç ilgi göstermemişlerdir. İslam herhangi bir doğal nesneye uluhiyet atfeden veya onu uluhiyetin bir temsilcisi olarak takdim eden her tülü sanata her zaman karşı olmuştur. Tevhid ve tenzih öğretisi İslam düşüncesi ve teolojisinin önemle ve öncelikle gözettiği bir ilke olduğundan, Tanrı, peygamberler ve Önde gelen manevî şahsiyetlerin görsel temsillerinin yapılmasından titizlikle kaçınılmas'ını sağlamıştır. Böyle bir ima ve işaret taşıyabilecek bir şeyden kendisini sürekli uzak tutmuştur. Bu anlayış Müslüman sanatçının hayatında her zaman güçlü bir şekilde etkili olmuştur. İslam sanatını anlamak ve gereği gibi takdir edebilmek için bu hususun mutlaka göz önünde bulundurulması gerekir. İslam sanatının hat, tezhip veya üsluplaştırma ve tecride (soyutlama) yönelmesi onun manevî gayesinin bir sonucudur.“ Dolayısıyla, İslam sanatının figüratif temsilden uzak duruşunu bir yasaklama tarzı olarak telakki etmek en azından yetersiz bir açıklama olur. İslam sanatındaki tecrid ve üsluplaştırmaya yöneliş geçerliliğini hâlâ korumaktadır; yani bu tutum geçerliliğini hâlâ sürdürmekte ve saygı görmektedir. İslam sanatı tevhide kati dolayısıyla tecride yönelmiştir. Bu durumun, ister ’kutlu’ ister genel anlamda ’dinî' kategoride olsun, tüm sanatlar için geçerli olduğunu söyleyebiliriz. (Zamanın Gözleri)
  • Gazzalî ve İbn Sina` ya göre, güzelliğin özü mükemmelliğin kabul ve teslimidir ve her şeyin kendine göre bir mükemmellik şekli ya da tarzı vardır. Ama dış güzellik bir şeyin gerçek güzelliği konusunda sadece bir rehberdir. (İslam Estetiği)
  • Necip Fazıl sanatı ve daha özel anlamıyla şiiri, en dar anlamıyla bir "gaybı kurcalama işi" olarak tanımlar. (Varoluşun Tanıkları)
  • Eğer “Tanrı vardır” ifadesi doğruysa, onu doğru kılan şey önermenin başlı başına kendisi değil, nesnel karşılığı, yani “şeylerin nasıl olduğu” hususudur. Bu bakımdan iman ifadesi durumunda olan önermelerin tutarlılığı, onların mantıksal olarak zorunlu bir ifade olmalarından çok, olgusal bir ifade olmalarından gelir. (Din Dili)