Kitap Künyesi
Yazar: İskender Pala
Editör: Rifat Özçöllü
Tasarımcı: Eda Ayhangil
Orijinal Adı: İstanbulcunun Sandığı
Yayın Evi: Kapı Yayınları
İSBN: 9786055107765
Sayfa Sayısı: 190
İstanbulcunun Sandığı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
İstanbulcunun sandığı açılıyor!
İstanbulcunun Sandığı… Şehri kuşatan bir dolu söz, yazı, alışkanlık, eşya, hatıra… Ve bütün bunların hikâyesi...
İSTANBULCUNUN SANDIĞI BİR ŞEHRİN RUHUNUN MİNYATÜR HÂLİ.
İstanbulcu olmak için İstanbul'un kadîm sakini olmak şart değil, şehrin havasını bir kez solumak, hatta bir filmden, bir romandan, bir şiirden ona bakmak dahi o ruha bulaşmak için kâfi. İskender Pala, İstanbulcunun Sandığı'nda gizli duyguları harmanlıyor; bazen içleniyor, bazen neşeleniyor; kimi zaman sitemini açığa vurup kimi zaman hülyalanıyor.
…Eğer şehri eğlencesiz bir film gibi uzaktan izliyorsa bir serçe, solgun günbatımlarının siluetine ağlamaktan yorulursa yolda ve dönemeden yuvaya düşüp ölürse yavrularına hasret; o zaman, işte o zaman sarsılır duvarları şehrin ve tekrar kurulmak üzere başlar yıkılmaya.
…Zaman ki hem dost, hem düşman; hem mazlum, hem zalim. İstanbul ki hem vatan hem gurbet; hem bilge, hem âlim. Zaman, aktıkça kuduran nehir bazen ve bazen İstanbul, durdukça köpüren zehir... Nefrete dost ve tuzak sevdaya zaman; hayırda şer ve şerde hayır gizleyen İstanbul'um aman...
İstanbulcunun Sandığı'nda İskender Pala zarif kalemiyle şehrin kalbine dokunuyor.
İstanbulcunun Sandığı Alıntıları - Sözleri
- Zamâne içre mücerribdir intikam-ı zamân Hemîşe yahşiye yahşî verir yamana yamân¹ ¹ Zamanın intikam alıcılığı her dönemde tecrübe edilmiştir. İyiye iyilik verir hep, kötüye kötülük...
- Tarihin şimdi hayal olmuş zamanlarında acaba şiirler mi Haliç'i; yoksa Haliç mi şiirleri güzelleştiriyordu?
- İnsan bir kere sevmeye görsün, anladım Nereye gidersen git, orada İstanbul. #Ü. Y. Oğuzcan
- Çünkü Eminönü köpekleri gayrimüslimi çok olan Galata'ya, oralarda şefkat göremedikleri için pek geçmezlermiş. İşin ilginç yanı, Galata köpeklerinin de bu yakaya geçmesine müsaade etmezler, onlarla dalaşıp geri gönderirlermiş.
- Düşülür bir hayâle, zevk alınır: Belki hâlâ o besteler çalınır, Gemiler geçmeyen bir ummânda. #Yahya Kemal
- İstanbul her haliyle, her şekliyle dimağlarda tüten şehirdir... Belki de zamanları ve mekânları damıtan sevgiliyle birdir!..
- Kimse kâm almış değil; ya kâm-ı âlem kimdedir Şu dünyadan kimse murat almadığına göre, dünya muradı denilen şey kimde olsa gerek acaba?!..
- Bugün İstanbul benim için ekmek kadar, fikir kadar, iman kadar azizdir. Her bir rengi, her bir deseni, her bir tavrı ve edasıyla bir şehr-i azizdir: Yahya Kemal konuşur gibi: Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiç bir yer Ömrüm oldukça gönül tahtına keyfince kurul Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer
- Kimse kâm almış değil; ya kâm-ı âlem kimdedir Şu dünyadan kimse murat almadığına göre, dünya muradı denilen şey kimde olsa gerek acaba?!..
- Tabîb-i hâzıkı bul da ilâc kolaydır Uzman hekimi bul da, ilaç kolaydır!..
- Senden bilirim yok bana fâide ey gül Gül yağını eller sürünür çatlasa bülbül
- "Doğduğun yer değil doyduğun yer(e bak)"
- Çünkü mefkûre zaferleri, kılıç zaferlerinden önce gelir.
- Zaman ki hem dost, hem düşman; hem mazlum, hem zalim. İstanbul ki hem vatan hem gurbet; hem bilge, hem âlim. Zaman, aktıkça kuduran nehir bazen ve bazen İstanbul, durdukça köpüren zehir...
- İnsan bir kere sevmeye görsün, anladım Nereye gidersen git, orada İstanbul. Ü. Y. Oğuzcan
İstanbulcunun Sandığı İncelemesi - Şahsi Yorumlar
İskender Pala kalemini sevdiğim yazarlardan birisi. Bir İstanbul hayranı olarak bu kitabı beğendim. İstanbul sokaklarında dolaşırken bu kitapta yazanlar hep aklımın bir köşesinde duruyor. (Celâl Mutâli)
İskender Pala’nın şiirsel anlatımıyla İstanbul’un eski zamanlarına gitmeye ne dersiniz? Bol resimli, İstanbul’un tarihi ve edebi dokusuna eşlik eden doğal güzellikleriyle farklı bir okuma oldu benim için. İstanbulcunun Sandığı aslında gezi yazısı, anı ve tarihi anlatı temelli olarak ilerliyor diyebilirim. İstanbul aşığı olan İskender Pala’nın bazı bölümlerde kaynakçalar paylaşarak ve meşhur şairlere atıf yaparak kaleme aldığı kitap, İstanbul’un eski dönemlerine değiniyor. Bizantion, Konstantinopolis gibi bildiğimiz İstanbul adlarına, İstanbul’un fethine, Haliç’in güzelliğine, Rumeli Hisarı’nın yapılışına kadar birçok konuyu işliyor. Kitap aynı zamanda İstanbul’un eski günlük yaşantısına ve insanlarına ışık tutarak ilk güzellik yarışması, ayyaşlar bayramı, ilk kahvehane gibi konuları ele alıyor. İstanbul’un “İstanbul” olduğu zamanlarda bir yolculuğa çıkartarak şehrin hikayesini gösteriyor. İstanbulcunun Sandığı da bu noktada ortaya çıkıyor aslında. Rızık kaygısıyla İstanbul’a iş bulmaya gelen İstanbulcuları ve sandıklarını -yani bavullarını- ifade ediyor. Kitabın sonunda kendisi de İstanbulcu olan İskender Pala’nın 10 Ocak 1977 yılında İstanbul’da geçirdiği ilk günü, şehirle tanışması ve İstanbul’a hayran kalışı anlatılıyor. Kitapta kullanılan biçeme gelecek olursam, zorlandığımı itiraf edebilirim. Divan Edebiyatı’nı seven ve bu konu üzerine eserler veren İskender Pala’nın şiirsel dili ilk başta sizi zorlayabilir. İlerleyen sayfalarda daha yalın ve anlaşılır bir dili tercih eden yazarı okurken pes etmemek önemli. Bir ek olarak da konuların daha derinlemesine işlenmesini isterdim. Bölümler kısa kalmış, tam konunun içine girip biraz daha bilgi edinecekken yazılar sona eriyor. Yine de okumaya değer bir kitap, tüm İstanbul aşıklarına öneririm. (Elvan Sunar)
Selam İstanbulcular!!! İstanbulcu Kimdir? İstanbullu olmayıp da geçimi için gerekli parayı temin etmek üzere İstanbul'a belli bir süre için gelen insanlardır İstanbulcular. Yani günümüzde resmi nüfusu 15 Milyon olan İstanbul'un yaklaşık 14 Milyon 999 binini falan oluşturan grup :) Malesef ben de İstanbullu değil İstanbulcuyum. Tabi benzerlik gösterse de günümüzdeki durum daha çok göçe girer. Nerede o eski İstanbulcular? Eskide tabi ki... Her şeyin İyisi zaten eskide kalmadı mı?? Eskiden Bu da kültürümüzün bir parçasıymış, büyük puzzle'ı tamamlayan bir parça. Bahsetmiş olduğum kısım bir sürü farklı bölümden birisi. Küçük Küçük bölümlerle o eski İstanbul'u yaşatma, hissettirme, az da olsa evveliyatını tanıtma gayesiyle güzel, akıcı olmasına rağmen yer yer ağırlaşan sözcüklerle aktarmış bize İskender PALA. Kısaca; ''Esrarkeşler vs. Ayyaşlar'' bu değişik kültürü okurken gülecek ve şaşıracak. Roma'da tecavüze uğrayan kraliyet ailesi mensubu bir güzelin bu olayın o dönem ki anlayış doğrultusunda ahlaksızlık!! olarak nitelendirildiğinden hazin bir idam cazası ile infaz edildiğini görünce üzülecek, sinirlenecek hatta yetmeyecek söveceksiniz!! Sultan Ahmet Meydanındaki Kız taşı'nın hikayesini de bu hikaye heybenize katacağınız bilgilerden bir olacak. ''Mehtaba Çıkma''nın ne olduğunu okuyunca belki içiniz huzur dolacak belki de o dönemlere asla geri dönemeyecek olmanın hüznünü hissederek tadınız kaçacak. Genel olarak, İstanbul aşığı Pala'nın bu eserini okurken O eski İstanbul'u hissedecek ve öğreneceksiniz... İyi okumalar... (Harun mert)
Kitabın Yazarı İskender Pala Kimdir?
İskender Pala, 8 Haziran 1958 tarihinde Uşak‘ta Kayaağılı köyünde doğmuştur. Uşak Cumhuriyet ilkokulunda okudu. Kütahya Lisesi’nden mezun oldu. 1979 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Lisans tez çalışması Câmiu’n-Nezâir’dir. Yine İstanbul Üniversitesi’nde “Aşkî, Hayatı, Edebî Şahsiyeti ve Divânı” konusunda Doktora çalışması yaptı. 1983 yılında Doktorasını tamamladı.
1983 yılında Divan edebiyatı dalında doktor, 1993 yılında İstanbul Üniversitesi‘nde doçent ve 1998 yılında Kültür Üniversitesi‘nde profesör oldu. Ortaokul ve liseler için Türkçe ve Edebiyat ders kitapları yazdı. Denemeler, hikayeler, fıkralar ve edebiyat araştırmacısı olarak çeşitli ansiklopedi ve dergilerde bilimsel ve edebi makaleler yayımladı. Düzenlediği Divan Edebiyatı seminerleri ve konferansları geniş kitleler tarafından takip edildi.
1979-1982 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji seminer kütüphane memurluğu yaptı. Hayatının ilerleyen dönemlerinde çeşitli sebeplerden dolayı askerlik mesleğini tercih eden İskender Pala, öğretmen subay olarak 1982 yılında Deniz Kuvvetleri Komutanlığına girdi. 14 yıl 7 ay görev yaptıktan sonra 1996 yılında TSK‘dan ihraç edildi.
1982-1984 yılları arasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Deniz Lisesi Komutanlığı’nda teğmen, 1984-1986 yılları arasında Üsteğmen olarak görev yaptı.
1986-1987 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi’nde part-time Türk Dili ve Edebiyatı öğretim üyesi olarak çalıştı.
1987-1994 yılları arasında Yüzbaşı olarak, Dz.K.K.lığı Tarihi Deniz Arşivi kuruluş ve faaliyetleri görevinde çalıştı.
1994-1996 yılları arasında Tarihi Deniz Arşiv Araştırmaları ve Dz.K.K.lığı yayın faaliyetlerinin yürütülmesi görevinde çalıştı.
1996-1997 yılları arasında Öğretim yılı, MSÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Eski Türk Edebiyatı öğretim üyesi ve İSAM redakte kurulu üyeliği yaptı.
1997 yılında Öğretim yılında İstanbul Kültür Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı. Aynı zamanda Uşak Üniversitesi öğretim üyesidir.
İskender Pala, 1980 yılında F. Hülya Avcı ile evlendi. Hilye Banu, Elif Dilasa adında iki kızı, Alperen Ahmet adında bir oğlu vardır.
Ödülleri :
1989 – Türkiye Yazarlar Birliği dil ödülü, (Ansiklopedik Divân Şiiri Sözlüğü)
1990 – AKDTYK Türk Dil Kurumu ödülü, (Ansiklopedik Divân Şiiri Sözlüğü)
1996 – Türkiye Yazarlar Birliği inceleme ödülü, (Şairlerin Dilinden)
2001 – Aydınlar Ocağı Kayseri Şb. Yılın Edebiyat Adamı ödülü,
2001 – YTB Uşak Halk Kahramanı ödülü,
2003 – “Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk” Yılın Romanı Ödülü
2013 – Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü,
Türk Patent Enstitüsü Marka Ödülü
İskender Pala Kitapları - Eserleri
- Şah ve Sultan
- Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk
- Od
- Kitab-ı Aşk
- Aşkname
- Aşina Güzeller
- Ah Mine'l-Aşk
- ... Ve Gazel Yeniden
- Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü
- Atasözleri
- Ayine
- Katre-i Matem
- Boğaziçi'ndeki Mücevher
- Divan Edebiyatı
- Divane Güzeller
- Dört Güzeller - Toprak, Su, Hava, Ateş
- Düşte Kalan
- Efsane Güzeller
- Gözgü
- Gül Şiirleri
- Güldeste
- İki Darbe Arasında
- Hayriyye
- İki Dirhem Bir Çekirdek
- Kadılar Kitabı
- Kahve Molası
- Kırk Ambar
- Kırk Güzeller Çeşmesi
- Kırkıncı Kapı
- Kudemanın Kırk Atlısı
- Leyla ile Mecnun
- Mir'at
- Muhteşem Şair Muhibbi
- Müstesna Güzeller
- Perişan Gazeller
- Perî-şan Güzeller
- Su Kasidesi
- Şair Fatih: Avni
- Şairlerin Dilinden
- Şiirler Şairler Meclisler
- Şir-i Kadim
- Tavan Arası
- Akademik Divan Şiiri Araştırmaları
- Kronolojik Divan Şiiri Antolojisi
- Aşka Dair
- Mevlana
- Efsane
- Hoş Sadâ
- Kırklar Meclisi
- Lale Devri
- Mihmandar
- İstanbulcunun Sandığı
- Bülbülün Kırk Şarkısı
- Şahane Gazeller 1
- Üstatlar konuşuyor
- Fetih ve Fatih
- Nurundandır Bütün Nurlar
- Mesela
- İstanbul Bir Rüya
- Karun ve Anarşist
- Şahane Gazeller 2
- Şahane Gazeller 3
- Uzmanlar Konuşuyor
- Barbarossa
- Tarihimiz Konuşuyor
- Türk Dili ve Kompozisyon
- Yunus Emre
- Şahane Gazeller 1- Fuzuli
- Nabi
- Naili
- Namık Kemal'in Tarihi Biyografileri
- Necati
- Nedim
- Nef'i
- Şeyh Galip
- Aşkî
- Baki
- Fatih Sultan Mehmet
- Fatih'in Şiirleri
- Abum Rabum
- İtiraf
- Kalp
- Akşam Yıldızı
- Şiirin Sultanları
- Ortaöğretim için Divan Şiiri
- Ahmed Paşa
- Jennifer’ın Düğünü
- Darbe: Kan ve Sultan
- Aşk Bir Zamanlar
- Neyzen Tevfik
- Vali Hanım
- Süleyman
- Leyla ile Mecnun
- Nizamülmülk
- Kılıçarslan
- Kervan
- Düşte Kalan
- Güldeste
- Mevlanâ Celaleddin
- Ah Mine'l Aşk
- A-71
- Şehir ve Kültür İstanbul
İskender Pala Alıntıları - Sözleri
- Aşk da, âşıklık da en güzel meslektir bize. Ve Sevgili'nin yüzü yoksa eğer gözümüzde, aşk da haramdır bize, âşıklık da. (Mevlana)
- "Sevgilinin Mahallesinde âşık kavgası hiç eksik olmaz,hatta sevgilinin Mahallesinin köpekleri onların kanları ile beslenir." (Şir-i Kadim)
- Hak kulundan intikamın yine abdiyle alır Bilmeyen ilm-i ledünni anı kul yaptı sanır (Şiirler Şairler Meclisler)
- İlk aşk günahı cennette işlenmiş, onun için aşk cennet duygusudur. Aşk cennetten çıkarıldığı için insana bu kadar fedakarlık yaptırır. (Ortaöğretim için Divan Şiiri)
- Mutluluğun zevki paylaşılarak çıkar küçüğüm, lakin üzüntü tek başına yaşanır. (Abum Rabum)
- Mezarlık bir ibrethanedir. İnsanı duaya sevk eden esrarlı sessizliklerin en muhteşem mabedidir o. (Tavan Arası)
- Âşıkın ciğeri yandıkça, gözü yaş (su) döker. (Ah Mine'l Aşk)
- Göz... Savaşı başlatan haberci. Bakış... Elde olmayan kader; ilahi kaza. Ve Aşk... Kalple göz arasında kutlu bir hadise... (Kitab-ı Aşk)
- Dilberin eziyeti, rakibin düşmanlığı, ayrılığın ateşi ve gönlün zafiyeti... Meğer Allah beni bunca türlü dert için yaratmış. (Şiirin Sultanları)
- 21. Derecelenme ve zıtlıklar olmayınca âlem yıkılır. Nitekim cahil de âlimin yerini tutamaz. 22. Su, ateşin yaptığı işi yapamadığı gibi; toprak da rüzgarın görevini yere getiremez. 23. Demirin işini altın beceremez; tuzun tadını ve çeşnisini de mücevher veremez. 24. Elin yaptığını ayak başaramaz; kalem de kılıcın çıktığı makama ulaşamaz. 25. Gözün yaptığını kulak yapamadığı gibi fare, akıl edip de zehiri düşünemez. 26. Çiftçinin yerini kuyumcu tutamaz, dülger de ayakabıcının işinden anlamaz. 27. Efendinin işini nasıl köle bilmezse, sultan da halkın işini bilemez. 28. Sıcak soğuğun yaptığını yapamazken; kuru hiç yaşın sonunu bilebilir mi? 29. Gölge güneşin eserini ne anlasın? İçki de Cemşit'in neşesini anlamaz ki zaten.. 30. İşte her şeyin bir zıddı vardır. Artık yaratılışındaki kabiliyet ölçüsünde bunu anlayıp hisseni al. (Hayriyye)
- Mihr-ü mah ister cemalinden zekat Failatün Failatün Failat.. (Ey sevgili! Güneş ile ay (bile, sana hayranlıklarından dolayı) güzelliğinin zekatını isterler.) (Hoş Sadâ)
- Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hudâdır bu Nazargâh-ı ilâhidir Makâm-ı Mustafa’dır bu NÂ Bî (Nabi)
- Dahi mecâz u hakîkat ne olduğunu bilmez Hevâ-yı aşk sanır bir dil-i harâbım var |Nailî Benim, aşka tutulduğunu zanneden harabeye dönmüş bir kalbim var ki henüz neyin mecaz, neyin gerçek aşk olduğunu bile bilmiyor. (Şahane Gazeller 2)
- Kişi kalbinde olanı Allah'tan başkasına bildirmeye mecbur değildir. (Kervan)
- Geçmiş zamanın puslu hatıralarıdır kimlikler giydiren ruhlarımıza ve geçmiş zamanlar neşeli ve sevinçleriyle, hüzünleri ve acılarıyla en çok tavan arasında saklanırlar. (Tavan Arası)
- Hamdım, piştim, yandım... (Mevlana)
- Yıkılıptır şu cihân sanma ki bizde düzele Devleti çerh-i deni verdi kamu mübtezele Şimdi ebvab-ı saadette gezen hep hezele İşimiz kaldı heman merhamet-i Lemyezele İkbali / Cihangir (Şiirin Sultanları)
- Ölüm... Acı olduğu kadar mecbur, ürkütücü olduğu kadar alışılmış, aykırı görüldüğü denli doğal ve kovulmak istendiğince kucaklanmış. Hayatla birlikte var; insanla birlikte yok. (Mir'at)
- gel, yine gel, ne olursan ol yine gel (Mevlanâ Celaleddin)
- Sevmek, tanımakla başlar. (Müstesna Güzeller)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin