İstanbul'da Bir Merhamet Haftası - Murat Gülsoy Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Kitap

İstanbul'da Bir Merhamet Haftası kimin eseri? İstanbul'da Bir Merhamet Haftası kitabının yazarı kimdir? İstanbul'da Bir Merhamet Haftası konusu ve anafikri nedir? İstanbul'da Bir Merhamet Haftası kitabı ne anlatıyor? İstanbul'da Bir Merhamet Haftası PDF indirme linki var mı? İstanbul'da Bir Merhamet Haftası kitabının yazarı Murat Gülsoy kimdir? İşte İstanbul'da Bir Merhamet Haftası kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

Kitap Künyesi

Yazar: Murat Gülsoy

Yayın Evi: Can Yayınları

İSBN: 9789750707728

Sayfa Sayısı: 264

İstanbul'da Bir Merhamet Haftası Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Ben olmamış bir kahraman emeklisi, ben bir kırmızı çarpı, ben uygun adım serseri, bir gençlik düşü, ben bir yanılgılar bileşimi, ben: yeri belli olan; geçip gidiyorum şehrin içinden.

Hayatın akışına aldırmıyorum.

Çünkü ben suskunluk ve unutuşun sivil ifadesiyim.

Aslında Promete'nin ciğerini söken kartal olmalıymışım.

Promete olamadıktan sonra...

Bir kitabın bize yeni bir dünyanın kapılarını aralamasını ya da kendi deneyimimize farklı ve daha parlak bir ışık tutmasını bekleriz çoğu kez. Çaresiz bir anlam arayışıdır bu. Murat Gülsoy, İstanbul'da Bir Merhamet Haftası'nda, bu çaresizliğin insani boyutunu aramaya çıkarken okurlarını da peşinden sürüklüyor. Kimi zaman ürkek, kimi zaman saldırgan kahramanları, kimi zaman şiirsel, kimi zaman mekanik üsluplarıyla bizi "bakmaya" davet ediyorlar. Ancak, Gülsoy'un edebiyatı, röntgenci heveslerden uzakta, arka pencereye değil, yazıdan bir aynaya bakmaya çağırıyor okurunu. Anlamı kendinde gizli bir dünyayı seyre dalan insanların zihinlerinde geziniyoruz. Bir şeye, dünyaya, insanlara bakmanın kendimize bakmak; kendimize bakmanın bir şeye, dünyaya, insanlara bakmak olduğunu hissederek...

(Tanıtım Yazısından)

7 Gün 7 Kişi 7 Resim

Edebiyatın kurgu ile gerçek arasında gidip gelmesinin güzel bir örneği.

-Doğan Hızlan, Hürriyet, 2007-

Merhamet mi, hem de İstanbul'da! Şaka mı bu?

Murat Gülsoy, içinde yaşadığımız evrenin genişletiliyormuş gibi yapılırken aslında alabildiğine ve acımasızca daraltıldığı bir dünyada, yazmak eylemini araçsallaştırıp bir yaşam alanı haline getirerek kendimize nefes aldırabileceğimizi hatırlatıyor. (...) "Roman" kategorisinde yayımlanan kitabı İstanbul'da Bir Merhamet Haftası'nda Murat Gülsoy, karakterlerine kendilerini ifade etmeleri için bir imkan sağlıyor.

-Ayşe Çavdar, Yeni Aktüel, 2007-

İstanbul'da Bir Merhamet Haftası Alıntıları - Sözleri

  • Ömür dediğin bu mu? Eski bir fotoğraf albümü mü?
  • Geçmiş biz o zamanlar çocuk olduğumuz için güzel görünür bize.
  • İnsanoğlu bitmek bilmeyen arzularının kölesi değil de nedir? Sor, istesin.
  • Kimse senden daha iyi durumda değil. Cehennem neden kalabalık sanırsın? Ötekiler hep orada.
  • Millet üç ayda yeni harfleri öğrenmiş de birbirine öğretmiş. Bir yılda bir milyon okuryazar! Hem de o dönemde. Ne televizyon var ne radyo ne sinema. Öyle bir seferberlik ki bu topraklarda daha önce görülmemiş bir azim. Birleşmiş milletler, emsal teşkil etsin diye birinci seçmiş eğitimde. Şimdi unutuluyor bunlar. Eskiye dönelim istiyorlar. Bir Osmanlı hayranlığıdır almış başını gidiyor.
  • Koşuyordum; düşüncelerin, düşlerin, şakaların, oyunların, madrabazlıkların içinden geçiyor, sonra başladığım yere geliyordum nefes nefese.
  • Ben olmamış kahraman emeklisi, ben bir kırmızı çarpı, ben uygun adım serseri, ben bir gençlik düşü, ben bir yanılgılar bileşimi, ben: yeri belli olan; geçip gidiyorum şehrin içinden. Hayatın akışına aldırmıyorum.
  • Maskeli balo. Yaşadığımız hayat işte. Maskesiz dolaşmak mümkün değil ki. İnsanın yüzüm dediği şey maske zaten.
  • Burası yarım kalan cümleler ülkesidir.
  • Değil sitede, apartmanda bile kim kimdir, ne haldedir bilmiyoruz. Asri zamanlar işte. Eskiden komşuluk vardı. Şimdi incecik duvarların gerisinde ayrı alemler yaşanıyor. Şu sitede, şu şehirde kimler kimler yaşıyor ne sıkıntılar, ne acılar çekiyor ama kimse kimseyi bilmiyor. Yan yanayız, sıkış sıkış, otobüste, sokakta, kuyrukta... Ama birbirimize düşman gibiyiz. Öyle ya kuyrukta önümde duran adam olmasa benim işim çabuk bitecek, seçemem o adamı; arkamdakinden de hoşlanmam çünkü bilirim yerimde gözü vardır. Al işte hayatın gerçeği...
  • Dünyanın sesleri ne kadar da yalancı. Her şey sürekli başka bir şeye benziyor.
  • Bırak dağınık kalsın.
  • Bazı milletler geç gelişiyor. Mesela Avrupa yaşlandı artık, olgunlaştı, duruldu. Amerika genç, yerinde duramıyor, her yere, her şeye saldırması bundan. Biz ise çocukluktayız hâlâ. Çocuk gibiyiz. Dikkatimizi toparlayamıyoruz, aklımız fikrimiz eğlencede, futbolda, dansta, şarkıda, türküde.

İstanbul'da Bir Merhamet Haftası İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Bir gün e postanıza uzun zamandır görüşmediğiniz eski bir dostunuzdan mail gelir. "Şimdi sana bir resim yolladım. Bu resme bakarak otomatik bir şeyler yaz. Yazacağın şeyler resimle alakalı da olmayabilir. Sende ne uyandırıyor, senin için ne ifade ediyor. Bunları yazmanı istiyorum. Toplamda 7 gün 7 ayrı resim yollayacağım. Sen dahil 7 kişiye bu resimleri yollayacağım ancak hiç biriniz birbirinizi tanımıyorsunuz. Neden böyle bir şey yapıyorsun dersen bu benim ileride üzerinde çalışacağım bir projenin parçası." İstanbul'da Bir Merhamet Haftası kitabının konusu tam olarak böyle başlamaktadır. Devamı : https://www.kitapofisihakan.com/edebiyat/istanbulda-bir-merhamet-haftasi/ (@kitapofisi)

Resim okumayı sever misiniz? Evet evet, resim okumak Bir resme bakarak arkasındaki, içindeki, önündeki anlamları keşfetmeye çalışmak. Dadaizm ve Sürrealizm’i başlatan kişi olarak bilinen ünlü Alman ressam Max Ernst, 1933 yılında sadece kolaj resimlerden oluşan sürrealist bir roman “yazar”. ‘Merhamet Haftası ya da Yedi Ölümcül Element’ adını verir romanına. Metin içermeyen bir roman olmakla birlikte bir çizgi-roman da değildir kesinlikle. Yedi ölümcül element: Çamur, Su, Ateş, Kan, Siyahlık, Görüş, Bilinmeyen. Yedi ölümcül element aslında haftanın yedi gününe karşılık gelmektedir ve bir de bildiğimiz başka bir yedili daha vardır işin içinde: yedi ölümcül günah - Gurur, Müsriflik, Şehvet, Öfke, Açgözlülük, Tembellik, Kıskançlık. Her ay külliyatından bir eseri keyifle okuduğum sevgili yazarımız Murat Gülsoy, Ernst’ün bu eserinden yedi resim seçmiş kendi romanı için. Romanında, İstanbul’da yaşayan ve bu resimleri “okuyarak” romandaki yazarın proje kitabı için “otomatik” yazılar kaleme alan yedi ayrı karakter var. Bu dahiyane romanın ismi de tabii ki İstanbul’da Bir Merhamet Haftası olmuş. Yedi karakter, bir haftada yedi resim için akıllarına ilk gelen metinleri yazarak bu proje kitabın kurgusunu oluşturuyorlar. “Proje kitap” burada anahtar kelime çünkü gerçek hayatta da bu yazılardan oluşan bu roman, deneysel bir proje roman ve edebiyatta yenilikleri seven okurlar için bulunmaz bir nimet. İlk baskısını 2007’de yapan romanda Gülsoy, kelimenin tam anlamıyla büyük bir risk almış ve edebî ustalığıyla bu riskin altından kalkmayı başarmış bence. Her karakter, o kadar derin inceliklerle tasarlanmış ve birbirlerinden o kadar farklı tarzlara sahipler ki yedi ayrı ‘romancık’ okur gibi hissediyorsunuz kendinizi. Her karakter kendi “romanının” kahramanı. Bu karakterlerin tek bir ortak yanı var: yazarak kendi varoluşlarını anlamlı hale getiriyorlar. Kurmacada deneyselliği seven ve başarılı örnekler sunan Murat Gülsoy, kurgunun ana hatlarını belirleyen görünmez kurallara da bir şekilde sadık kalmayı başarmış. Öte yandan Ernst’ün resimlerden oluşan romanı ne kadar sürrealist ise Gülsoy’un romanı da o denli bir sürrealizm tadını yakalamış. Ben de bu romana kendi çapımda sürrealist bir okur yaklaşımı getirip kitabı karakterleri takip ederek okudum; yani düz okuma yapmak yerine her bir karakterin romanın içindeki yazarın seçtiği resimlere tepki olarak kaleme aldıkları yedi yazısını peş peşe okudum. Bunu yapabilmek için romanın içindekiler kısmı tabii ki çok işime yaradı. Nasıl olunursa okunsun, romanda bir okuma hazzı yakalamak fazlasıyla mümkün; bunun da en önemli sebebi Gülsoy’un hem çok farklı, hem de çok tanıdık gelen hikaye anlatıcısı yeteneğidir hiç kuşkusuz. (Nur)

İstanbul'da Bir Merhamet Haftası PDF indirme linki var mı?

Murat Gülsoy - İstanbul'da Bir Merhamet Haftası kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de İstanbul'da Bir Merhamet Haftası PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Murat Gülsoy Kimdir?

1967'de İstanbul'da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirdi. Boğaziçi Üniversitesi'nde Elektrik-Elektronik Mühendisliğini bitirdikten sonra yüksek lisans çalışmasını aynı üniversitenin Psikoloji Bölümü'nde tamamladı. İnsan yüzlerine ilişkin uyarılmış beyin potansiyelleri üzerine yaptığı deneysel tez çalışmasından sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Biyomedikal Mühendisliği Programında doktora yaptı. Beyin cerrahisinde kullanılacak bir cerrahi lazer sistemi üzerinde temel bilimsel çalışmalar yaptı. 2000 Yılından beri Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü’nde öğretim üyesi olarak çalışmakta Biyofotonik konusunda dersler vermekte, araştırmalar yapmaktadır. Lazer-doku etkileşimi, lazerle doku kaynağı, cerrahi lazer sistemi tasarımı konularında çok sayıda makalesi bulunmaktadır.

Arkadaşlarıyla birlikte 1992-2002 yılları arasında çıkardığı Hayalet Gemi dergisi ile edebiyat alanında adını duyurmaya başladı. Bu dergide öykü ve deneme türünde yazılarını yayımlayan Gülsoy ilk kitabını 1999 yılında Can Yayınları'ndan çıkardı. 2001 yılı Sait Faik Hikâye Armağanı, "Bu Kitabı Çalın" adlı kitabına, 2004 yılı Yunus Nadi Roman Ödülü, "Bu Filmin Kötü Adamı Benim" adlı romanına, 2013 yılı Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü "Baba, Oğul ve Kutsal Roman" adlı romanına verildi. Kitapları çeşitli dillere (İngilizce, Almanca, Çince, Makedonca, Rumence, Bulgarca, Arapça, Arnavutça) çevrilmektedir. Yapıtlarında akıcı bir üslup kullanan yazarın gerçekliğin ve zihinsel deneyimlerin aldatıcılığı, rüyalar, ölüm ve aklın sınırları gibi konuları ele aldığı söylenebilir. Öykü ve romanlarında türler arasında gidip gelmekten çekinmeyen Gülsoy edebiyat üzerine de inceleme ve denemeler yazmaktadır. Borges, Kafka, Orwell, John Fowles, Coetzee, Tanpınar, Yusuf Atılgan, Oğuz Atay ve Orhan Pamuk sıklıkla andığı yazarlar arasında sayılabilir. Boğaziçi Üniversitesi'nde vermekte olduğu yaratıcı yazarlık derslerini Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık adlı kitabında, Modernizm/Postmodernizm üzerine görüşlerini 602.Gece adlı inceleme kitabında yayımlamıştır.

Açık Radyo'da 1995-2002 yılları arasında Hayalet Gemi, Simgeler Sözlüğü, Ubor Metenga gibi programlarda yer almış olan Gülsoy 2010 yılından bu yana TRTTURK kanalında Açık Şehir programında Sinemada Edebiyat Uyarlamaları hakkında yorumlar yapıyor. Murat Gülsoy aynı zamanda 2004 Yılından beri Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi'nin Genel Yayın Yönetmenliği görevini sürdürüyor.

Murat Gülsoy Kitapları - Eserleri

  • Bu Kitabı Çalın
  • Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık
  • Ve Ateş Bizi Tüketiyor
  • Öyle Güzel Bir Yer ki
  • Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet
  • Gölgeler ve Hayaller Şehrinde
  • Baba Oğul ve Kutsal Roman
  • Nisyan
  • Bu Filmin Kötü Adamı Benim
  • Belirsiz Bir Ânın Kıyısında
  • İstanbul'da Bir Merhamet Haftası
  • Tanrı Beni Görüyor mu?
  • Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul
  • Sevgilinin Geciken Ölümü
  • Binbir Gece Mektupları
  • Karanlığın Aynasında
  • 602. Gece
  • Türkiye Hikayelerini Anlatıyor
  • Alemlerin Sürekliliği ve Diğer Hikâyeler
  • Bu An'ı Daha Önce Yaşamıştım
  • Sindirella’nın Bilmecesi
  • Belki de Gerçekten İstiyorsun
  • Şiir Dünyadan İbaret

Murat Gülsoy Alıntıları - Sözleri

  • Sıradan insanlar ancak hedeflerden söz edildiğinde rahatlarlar. Oysa çoğu zaman, gerçekte hedefin ne olduğunu asla bilmeden doğup ölürler. (Tanrı Beni Görüyor mu?)
  • Öyle... Zihin dağılmaya başladı mı toparlaması çok zordur." (Ve Ateş Bizi Tüketiyor)
  • sanki aklının içindeki bir düş dünyasında yaşıyordu (Tanrı Beni Görüyor mu?)
  • Okunan kitapların sayısı değil onların okunma yoğunlukları önemlidir. (Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık)
  • Onun sesini zihninde canlandırmak için çabalıyordu. O yüzden onun cümleleriyle düşünüyordu. (Sevgilinin Geciken Ölümü)
  • Madem kendisi bir yazar olarak ciddiye alınmıyor, o da gizlice yetiştireceği yazarlarla var olacaktı. Adı kimse tarafından bilinmese de olurdu. Tek istediği geleceğe bir yolla katılmaktı. (Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul)
  • “İnsanlar... Asla yapmam dedikleri ne varsa, inan bana, şartlar müsait olduğunda herkesten önce yapıyorlar. Üstelik bunun en doğru hareket şekli olduğunda ısrar edip seni aptal yerine koyuyorlar. O yüzden en iyisi, kimseden bir şey beklememek. Böylece sukutuhayale de uğramazsın.” (Gölgeler ve Hayaller Şehrinde)
  • Kalp bir para gibi renklerini kaybediyor, gerçekler aleminden palavralar alemine doğru hızla yuvarlanıyor. (Bu Kitabı Çalın)
  • Koşuyordum; düşüncelerin, düşlerin, şakaların, oyunların, madrabazlıkların içinden geçiyor, sonra başladığım yere geliyordum nefes nefese. (İstanbul'da Bir Merhamet Haftası)
  • Modernizm ilerlemeyle barbarlıktan kurtulunacağını vaat ediyordu. Oysa tam tersi olmuştu, barbarlık steril ve organize bir hal almıştı. İşte modernliğin ürünleri olan Nazizm ve dünya savaşları ortadaydı. Insanlar şu sorunun yanıtını bulamıyorlardı: Böylesine gelişkin bir uygarlık, böylesine incelmiş bir kültür nasıl olur da böylesine büyük bir barbarlık üretebilmişti? Üstelik bilimcilerin bu süreçteki rolü hiç de azımsanmayacak kadar önemliydi. Bir çoğu gönüllü olarak bu süreçte rol almış, savaş endüstrisinin kilit noktalarında görev yapmış, insanlar üzerinde yapılan korkunç deneyleri tasarlayıp gerçekleştirmişti. (602. Gece)
  • "... Ve sonuçta yeni sanat sinemadan yararlanma deneylerini oyuncu ve tiyatro yönetmeni Nikolai Vladimroviç Ekk ile birlikte kurduğu tiyatro Metla'da dener. (Ekk 1931-41 yılları arasında Hayat Yolu, Grunya Kornakova, Bülbül. Sorochinsk Fuarı, Mayıs Gecesi adlı filmler çekecektir.)" (Şiir Dünyadan İbaret)
  • İki insanın aşkı gibi değildi bizim yakınlaşmamız, acı çeken bir insanın aynada kendini öpmesi gibi yalnızlık doluydu. (Karanlığın Aynasında)
  • İlahî adaletin tecelli ederek kendisini cezalandırdığını düşünerek kendine dur demişti. (Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul)
  • Orta sınıfın sınırsız sorumsuz mutluluğuna küfretti Önder. Mutluydular. Ahmakçasına. Kendilerinden memnundular. Kafalarında kendilerine ve geleceklerini ilişkin net planlar vardı. Kendilerine, bahçe içindeki evlerine, birbirlerine güveniyorlardı. Yastıklı plastik sandalyelerini yaslanarak başkalarını çekiştiriyorlardı. Her evde bu küçük mahkemelerden binlercesi kuruluyordu akşamları. (Bu Filmin Kötü Adamı Benim)
  • Biliyor musun, annem gibi konuşuyorsun. O da böyledir. Ne zaman ona göre yanlış bir şey yapsam bu benim düşüncem olamaz. İlle de aklıma biri girmiştir. (Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet)
  • İnsan her zaman aldatır, her zaman kötüdür. (Öyle Güzel Bir Yer ki)
  • Toplanmak için dağılmak gerekir. (Türkiye Hikayelerini Anlatıyor)
  • İnsanlara bakmıştım. Milyonlarca Hayat vardı dışarıda. Uzaktan birbirlerine benziyorlardı ama yeterince dikkat edince her birinin diğerinden farklı olduğu anlaşılıyordu. Her biri ayrı renkte bir kapıydı. Açması zordu belki ama hepsi de açılmayı bekliyorlardı. Benim gibi... (Bu Filmin Kötü Adamı Benim)
  • Nazım’ı önce tiyatroya, sonra da sinema dünyasına çekecek daveti Muhsin Ertuğrul yapar. Nazım 1924 yılındaki ilk dönüşünde, Süreya Paşa sinemasının müdürlüğünü yapan babası Hikmet Bey’in Osmanlıca-Fransızca Sinema Postası (Le Courrier du Cinéma) dergisine yardım eder. Ancak edebiyat eylemcisi Nazım, Şeyh Said isyanını öne sürerek çıkarılan Takrir-i Sükûn Yasasını ’nın verdiği baskılar sonucu, sadece yedi ay kalabildiği ülkesinden Sovyetler Birliği’ne kaçmak zorunda kalır. Ankara’da İstiklal Mahkemesi’nde açılan davada gıyaben on beş yıl hapse mahkûm olmuştur. (Şiir Dünyadan İbaret)
  • Gerginliği oluşturan nedenlerin başında da sosyal başarısızlık ve dışlanma korkusu gelir. (Bu Kitabı Çalın)