Kitap Künyesi
Yazar: Arthur Schopenhauer
Çevirmen: Levent Özşar
Yayın Evi: Biblos
İSBN: 9789759279141
Sayfa Sayısı: 318
--reklam--
İsteme ve Tasarım Olarak Dünya Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Ama araştırmalarımdan çıkan büyük buluş Schopenhauer´di... Evrenin temellerinde her şeyin en iyi olmadığını gören en az bir filozof vardı... Schopenhauer´in karanlık dünya resmini tamı tamına onayladım; ama soruna getirdiği çözümü onaylamadım...
C.C. Jung
Schopenhauer´in bireyler konusunda söyledikleri onların kör bir var olma, esenlik isteğinin dile gelişi olduğu şimdi tüm dünyadaki toplumsal, siyasal, ırksal gruplarda gözle görünür oluyor. Onun öğretisinin bana gerçeğe uygun bir düşünce gibi görünmesinin bir nedeni de bu. Yanılsamalardan bağımsız oluşu onun aydınlanmış politikalarla paylaştığı bir şey. Dünyanın Schopenhauer´inkilerden daha fazla gerek duyduğu pek az düşünce var. Toptan umutsuzlukla yüzleştikleri için başka umutlardan daha fazlasını bilen düşünceler.
Max Horkheimer
--reklam--
İsteme ve Tasarım Olarak Dünya Alıntıları - Sözleri
- Senin var olman, olsa olsa, benim tarafımdan algılanmış olman demektir. Senin var olduğun yer benim tasarımımdır. Dolayısıyla, ben senin varlığının ilk koşuluyum.
- " Senin var olman , olsa olsa ,benim tarafımdan algılanmış olman demektir.Senin var olduğun yer benim tasarımımdır.Dolayısıyla , ben senin varlığının ilk koşuluyum ."
- Ruha en iyi yardım, yüreği dertlere sokup işkence eden bağları tamamen yok etmektir.
- Ruha en iyi yardım, yüreği dertlere sokup işkence eden bağları tamamen yok etmektir..
- Genel konuşursak, yalnızlığa katlanma ya da yalnızlığı sevme entellektüel değerin iyi bir ölçütüdür.
- Ne çağdaşlarıma ne de yurttaşlarıma teslim ediyorum şimdi tam olan eserimi. Onu insanlığa emanet ediyorum. Eminim insanlık için kıymetli olacaktır.
- Çünkü her hayvan yaşamını ancak durmadan ötekinin yaşamını yutarak sürdürebilir.Böylece yaşama isteği sürekli biçimde kendi kendini avlar.
- “ Hangi şeytana uydum da bunların arasına düştüm ?”
- "Sıradan insanlar saatin parçaları gibidir. Kurulurlar, ondan sonra neden işlediklerini bilmeden işler dururlar."
- Doyum dilenciye atılan sadaka gibidir, sadaka onu bugün canlı tutar, böylece onun sefaleti yarına uzatılabilir.
- "Dünya, benim tasarımımdır'." Bu, yaşayan, bilen her şey için geçerli bir doğruluktur.
--reklam--
İsteme ve Tasarım Olarak Dünya İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Öncelikle şunu söylemek isterim ki; Arthur Schopenhauer, nam-ı diğer Arthur amcacım büyük adamdır. Bana göre, yaşamış ve düşüncelerini olağanüstü bir şekilde açıklayabilmiş en nadide insanlardan biridir. Dolayısıyla, burada ifade edebileceğim her anlayış, her açıklama, her düşünce vs. kısacası kullanabileceğim hiçbir kelime, onu anlatma konusunda yeterli olduğunu zannetmiyorum. Bunu böylece belirtmemin sebebi: İncelememin geri kalanına ona göre yargı ve anlayış istememden kaynaklıdır. Hazırsam başlıyorum. Kitap hakkında söyleyebileceğim ilk şey, yeni dünyanın keşfi olurdu. Arthur amca, bu kitapta dünyayı bir matruşka bebeği gibi açıp açıp önümüze koymuş. Ama kitabı ve onu eşsiz kılan bu değil tabii ki. Mevzu şu; şimdi, tüm bebekler iç içe duruyorken en büyüğü ve kabası dışarıda durur. Sonra onu açarsınız ve biraz küçülmüş hâlini bulursunuz. Sonra onu da açarsınız ve ondan da küçüğünü bulursunuz. Bu şekilde son bebeğe kadar gidersiniz. Ancak, Arthur amca ne yapmış biliyor musunuz? O, ilk baştaki bebeği, en ince ayrıntısına kadar incelemiş. Malzemesini, gözlerini, sertliğini, rengini, durgunluğunu vs. her şeyini çözümleyene kadar oturmuş incelemiş. Sonra onun içinden diğer bebeği çıkarmış ve aynı çözümleme sürecini onda da gerçekleştirmiş. Hani, bizim sadece küçük boyu diyip geçeceğimiz bebeği, ilkinde olduğu gibi en ince ayrıntısına kadar incelemiş. Tüm bebekler bu sürece maruz kalmış. Hepsi bitince ne mi olmuş? Bu sefer hepsini yan yana koyup bir bütün içinde incelemiş. Önce her bebeğin, diğerleriyle olan benzerliklerini ve farklılıklarını ele almış. Sonra büyük veya küçük fark etmeksizin, birbirilerine olan etkisini ele almış. En sonda da, hepsinin bir arada iken birbirlerinin nasıl etkilediğini ve ne olduklarını ele almış. Zirvede de bırakmış. Kitabın içeriği hakkında da bir şeyler söyleyeyim. Çok fazla alıntı paylaştığım için-kendimi durduramadım- takip eden olmuşsa eğer, kitabın içerdikleri hakkında öyle veya böyle bir fikri olmuştur. Kitap dört ana bölümden(Arthur amca, bölümleri zamanında kitap kitap yazmış, ama şimdi ise tek kitapta toplanmış) oluşuyor. Üç tane de ''Ek" adı altında bölümler var. Bunlar: Birinci Kitap: Tasarım Olarak Dünya Birinci Yön: Yeter-sebep ilkesine bağlı tasarım: Deney ile bilimin nesnesi Birinci Kitaba Ek: İdealizmin Bakış Açısı İkinci Kitap: İsteme Olarak Dünya Birinci Yön: İstemenin nesneleşmesi İkinci Kitaba Ek: Kendini Bilmede İstemenin Önceliği Üzerine Üçüncü Kitap: Tasarım Olarak Dünya İkinci Yön: Yeter-sebep ilişkisinden bağımsız bir tasarım: Platoncu İdea: Sanatın nesnesi (Favori bölümüm.) Dördüncü Kitap: İsteme Olarak Dünya İkinci Yön: Kendini bilmeye ulaşıldığında yaşama isteğinin onaylanması ile yadsınması Dördüncü Kitaba Ek: Eşeysel Sevinin Metafiziği Üzerine Şimdi, her kitap ve yön için kitapta geçen bir söz yazacağım ve kendi anladıklarımdan ufak bir özet sunacağım. Birinci Kitaptan Birinci Yön "Her şeyi bilen, hiç kimse tarafından bilinmeyen, öznedir. Buna göre de, o, dünyanın taşıyıcısıdır, bütün görüngülerin, bütün nesnelerin koşuludur (açıkçası, geneldir, varlığı her zaman önceden kabul edilir). Çünkü varolan ne varsa, özne için vardır. Bilginin nesnesi olmadığı sürece, bildiği sürece herkes kendini bu özne olarak bulur." Ben, her şeyim. Aynı zamanda, her şey de ben. Dünya, güneş, kuşlar, bitkiler, su, kitaplar, hatta Arthur amcanın kendisi bile benim. Çünkü, her şey kafamın içinde olup bitiyor. Başka hiçbir yerde değil. Birinci Kitabın Eki "Öznel ile nesnel bölünmemiş bir bütün oluşturmaz. Bizim doğrudan bilincinde olduklarımız, derimizle ya da serebral sistemden çıkan sinirlerin uçlarıyla sınırlıdır. Bunun ötesindeki dünya konusunda, kafamızdaki resimler aracılığı ile elde edilen bilgi dışında bilgimiz yoktur, Şimdi sorun, bizden bağımsız olan bu dünyanın kafamızdaki bu resimle örtüşüp örtüşmediği, örtüşüyorsa ne ölçüde örtüştüğüdür. Bu ikisi, birbirine, ancak nedensellik yasası aracılığı ile bağlanabilir. Çünkü ancak bu yasa verilenden çıkarak verilenden bambaşka bir şeye götürür." Benim her şeyim, bu bedenin sahip oldukları ile sınırlıdır. Tüm algım, duyumsamam, anlayışım, gözlemlerim vs. bedenimin bana sunduğu imkânlardan öteye gidemem. Aralarında da en öznel olanı ise anlayışım. Anlayışımla oluşturduğum bu dünya ile anlayışımdan yoksun olan dünya arasında ne kadar fark var acaba? İkinci Kitap Birinci Yön "Gerçekte, araştırmacının kendisi, salt bilen bir özneden başka bir şey olmasaydı, kendini bize ancak tasarım olarak sunan bu dünyaya ilişkin aradığımız anlam hiçbir zaman bulunamazdı." Beynim bir ince bağırsak gibi algıma giren her şeyi sindiriyor. Sonra yararlı ve özümde olanları alıyor. Diğerlerini yolluyor. Ama bunu nasıl yapabiliyor? Kendindekini ve dışındakileri bilerek. İpin bir ucunu tutup çekerek, diğer ucunu da görmek istiyorum. İkinci Kitap Eki "İsteme ile anlağın doğaları arasındaki temel fark özünde istemenin yalın, özgün olması, tersine anlağın karmaşık, ikincil nitelikte olmasıdır. Onların içimizdeki tuhaf etkileşimini gözlemlediğimizde, bu daha da açıklık kazanır." Şimdi, burada ikiye ayrılıyorum. 1-) Beni oluşturan istemenin, benim öznelliğimden uzak olmasını. Çünkü, düşüncelerimle devrede olmasam bile, o basit bir şekilde beni var etmeye devam edecektir. 2-) Varolmaya devam ettikçe, her an ve her şey tarafından saldırıya uğruyorum. Çünkü, her şey, bende oluştu. Bunların en inceden en kalına, en basitinden en karmaşığına hepsi kafamın içinde duruyor. Üçüncü Kitap İkinci Yön "Ben nesnesiz, tasarımsız, bilen bir özne değil, kör bir isteme olurum. Tıpkı böyle, bilen özne olarak ben olmadan bilinen şey de nesne değildir, olsa olsa istemedir, kör tutkudur. Bu isteme, kendinde, açıkçası tasarımın dışında, benimkiyle birdir, aynıdır. Biz, bilinen ile bilen bireyler olarak, yalnızca tasarım olarak dünyada seçik oluruz. Bu dünyanın kalıbı, her zaman en azından özne -nesne kalıbıdır. Tasarım olarak dünya, bilgi askıya alınır alınmaz, geriye salt istemeden, kör dürtüden başka bir şey kalmaz. İstemenin nesne olması, tasarım olması, ilkin nesne ile özneyi gerektirir. Ama istemenin upuygun, saf, tam nesne olması, yeter sebep ilkesinin kalıplarından bağımsız Platoncu idea olarak nesne ile bireysellikten, istemeye bağlılıktan kurulmuş bilginin saf öznesi olarak özneyi gerektirir." Ahmet, kutunun dışında düşün! Kutu, benim içimde. Ben de, kutunun içindeyim. Kutunun dışına çık, Ahmet! Kutu yok! Dördüncü Kitabın İkinci Yönü "Yaşam ile ölüm benzer biçimde yaşama aittir, birbirinin karşılıklı koşulu olarak denge kurarlar. Dilersek şöyle de diyebiliriz. Onlar tüm görüngüsel yaşamın kutupları olarak bir denge oluştururlar." Denge... Sadece deliler dengeyi bozar. Dengede kal! Ahmet, kafanda kurduğun bu dünyanın kapladığı yer ile kafanda olmayan dünyanın kapladığı yer aynı. Hatta, kafanın varolması doğal olarak yokluğunu besliyor. Çünkü, sen varolarak yok olansın. Yoklukta olduğun için varsın. Şimdi, gerçekten var mısın? Dördüncü Kitaba Ek "Bu konunun, açıkçası eşeysel sevinin ne gerçekliğinden ne de öneminden kuşkulanılabilir. Bu nedenle, bütün yazarların sürekli izleği olan bu konuyu bir kez olsun bir filozofun da ele almasına şaşmamalı. Buna şaşmak yerine, daha çok genelde insan yaşamında böyle önemli bir rol oynayan bir konunun bütün filozoflarca şimdiye dek bunca az göz önüne alınmış olmasına, konunun bize işlenmemiş madde olarak kalmasına şaşmalı." Açıkçası, bu konu hakkında sadece dört sayfa vardı. Ve bu konu hakkında düşünmeme eğilimim çok yüksek. Pas geçiyorum. Evet, zurnanın zırt dediği yere geldik, yani incelemenin son bölümüne. Bu kitabın içeriği, Arthur amcanın anlatışı ve kendimi benzetme ile anlatmayı deneyeceğim. Arthur amca bir kâşif. Ben ise onu keşfinden geldiğinde, limanda karşılayacak yeğeniyim. Keşfettikleri kısacık yaşamı, kısıtlı olan görüş alanı-coğrafik olarak-, hep aynı yüzler ve günlük konuları vs. tekdüzeliğin içine hapsolmuş biriyim. Görülebilecek her yere, benden önce gitmişler. Duyulabilecek her ses, benden önce duyulmuş. Kısaca keşfedilebilecek her yer, benden önce keşfedilmiş. Ama Arthur amca, öyle bir yere gitmiş ki daha önce kimseler ayak basmamış. Kimseler orayı görmemiş. Kimse orada nasıl sesler olduğunu duymamış. Orada her şey saf hâliyle duruyormuş. Ve en güzel yanı da neydi biliyor musunuz? Arthur amca, buraya benim de gidebileceğimi söyledi. Çünkü, oralar benimdi. Evet, hiç görmediğim, duymadığım, hatta hiç gitmediğim o yer benimdi. Sadece benim. Tabii, Arthur amca bunun kolay olmayacağını da söyledi. "Bunun için neler yapacağını biliyor musun?" diye sordu. Bilmiyordum. Öğrenmek istedim. Bu kitabı elime aldım. Arthur amca tıpkı usta bir satranç oyuncusunun, hiç bilmeyen bir çocuğa satrancı öğretmesi gibi yolu anlattı. Her taşın nasıl hareket ederek ilerlediğini; taşların birbirileriyle olan ilişkisini; taşın her hareketinde nasıl bir güç kazandığını ve zayıflık oluşturduğunu; herhangi bir taşın hareketinin, bütünde nasıl etki oluşturduğunu; izleyeceğim yolun nasıl son bulacağını da gösterdi. Bütün bunları, önüme serdi. Artık eylem sırası bendeydi. "Keşfedilmemiş ve keşfedilecek ne varsa, keşfetmeye ben geliyorum. Görüşürüz, Arthur amca." dedim ve hikâyemiz şimdilik bitti. Umarım, eylemlerim sonucunda keşfettiklerim olur ve gelip Arthur amcaya anlatabilirim. İncelemem absürt ve temadan uzak olmuş olabilir. Anlayışınıza sığınıyorum. Umarım, Arthur amcanın okunmasına ve okunanlar ile düşünülüp ilerlenmesine vesile olabilirim. Buraya kadar okumuş herkese teşekkürlerimi sunuyorum. Keşfedilecek yeni dünyalarda buluşmak dileğiyle esen ve Arthur amca ile kalın. (Quidam)
Yıllar önce okumuştum Türkçe çevirisi yokken, İngilizceden.. Bu kadar keyif almak mümkün olmamıştı, ama içimdeki Schopenhauer aşkı da hiç dinmemişti. Onunla ilgili çeşitli biyografiler ve Say Yayınlarından bölük pörçük kitaplarını okuyarak teskin etmeye çalışmıştım kendimi. Ama ona sözümü tuttum: Bir gün tam çevirisi olacağını biliyordum ve o güne dek Kant felsefesini öğrendim, Upanişadları ve Rigveda'yı ve kitabın kendisini bir kez okudum. Son olarak eklediği bir kez daha okuyun uyarısını da unutmadım ve Türkçe çevirisine saklamıştım. İşte oldu.. Hakkında eksik, yalan yanlış tüm spekülatif bilgilerin doğruluğunu öğrendiğime çok seviniyorum. Çok iyiydi kitap, çok. Kant felsefesine baktığımız eleştirel noktaların benzerliği beni onure etti, bununla beraber hukuk felsefesi konusunda Schopenhauer'a katılmadım. Buradan çevirmene ve yayınevine bir kez daha teşekkür ediyorum. (Şilan Jakab)
Schopenhaur'a Saygıyla :): Düşünce yapımı, hayatımı bu kadar etkileyen,şekillendiren Arthur Schopenhaur hakkında bir yazı yazma gereği hissettim. Orhan Pamuk Yeni Hayat'ında '"Bir kitap okudum ve hayatım değişti." diye yazıyor. Almancası "Die Welt als Wille und Vorstellung" olan Türkçeye "İsteme ve Tasarım Olarak Dünya" olarak çevrilen kitap tam olarak Orhan Pamuk'un bahsettiği hayatı değiştirebilecek türden bir kitap. Nietzsche'nin dindar terbiyesinden (sofuluğundan) kopmasına neden olan Nietsche'nin kendi yorulmak bilmeyen bilgi arayışıydı, dini reddedişinin bir ufuk açıcı nedeni de filozof Arthur Schopenhaur'in yazılarına rastlayışıydı. Nietzsche üniversite öğrenciyken Schopenhaur'in "Die Welt als Wille und Vorstellung" kitabını satın aldı."Bana hangi yol gösteren ruh 'bu kitabı eve götür' diye fısıldadı bilmiyorum" diye yazmıştı yıllar sonra, ama bu kiabı okumak onun hayatını değiştirmişti. "Eve dönüşte" diye devam etti, "Kendimi yeni hazinem ile bir koltuğun köşesine attım, ve o dinamik, kasvetli dahinin benim üzerimde çalışmasına izin vermeye başladım." Nietzsche'nin rastladığı daha önce hiç hesaba katmadığı bir dünya görüşü idi-adamakıllı estetik bir görüş. Nitekim Nietzsche Schopenhauri modern felsefenin ilk hakiki ateisti diye adlandırılmıştı. Filozof Julian Yong da kendisinin filozof oluşunu "İsteme ve Tasarım Olarak Dünya"ya bağlamaktadır. Ünlü psikiyatr Carl Gustav Jung ise "Ama araştırmalarımdan çıkan en büyük buluş Schopenhaur'di... Evrenin temellerinde her şeyin en iyi olmadığını gören az bir filozof vardı... Schopenhaur'in karanlık dünya resmini tamı tamına onayladım; ama soruna getirdiği çözümü onaylamadım... diye yazmıştı. Alman düşünür Max Horkheimer ise dünyanın Schopenhaur'inkilerinden daha fazla gerek duyduğu pek az düşünce var.- Toptan umutsuzlukla yüzleştikleri için başka umutlardan daha fazlasını bilen düşünceler. "İsteme ve Tasarım Olarak Dünya''yı okumak heyecan verici. (Hakan Orhan)
--reklam--
Kitabın Yazarı Arthur Schopenhauer Kimdir?
Arthur Schopenhauer (d. 22 Şubat 1788, Danzig - 21 Eylül 1860, Frankfurt), Alman filozof, yazar ve eğitmendir. Aynı zamanda Immanuel Kant'ın en çok değer verdiği öğrencisiydi. Schopenhauer, Alman felsefe dünyasındaki ilklerdendir ve dünyanın anlaşılmaz, akılsız prensipler üzerine kurulu nedenselliklerinin olduğunu söyleyerek dikkatleri çekmiştir.Ayrıca Schopenhauer, Nietzsche'nin ilk akıl hocasıdır.
--reklam--
Arthur Schopenhauer Kitapları - Eserleri
- Bilmek ve İstemek
- Düşüncenin Çağrısı
- Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar
- İnsan Doğası Üzerine
- Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine
- Bilim ve Bilgelik
--reklam--
- Felsefe Tarihinden Kesitler
- Hayatın Anlamı
- Aşkın Metafiziği
- Fikirlerin Bilgisi Üzerine
- Eristik Diyalektik
- Akıl Sağlığı
- Ölümün Anlamı
--reklam--
- Din Üzerine
- İdeal ve Gerçek
- Seçkinlik ve Sıradanlık Üzerine
- Güzelin Metafiziği
- Okumaya ve Okumuşlara Dair
- Ölüm ve İçsel Doğamızın Yok Edilemezliği ile Olan İlişkisi
- İstencin Özgürlüğü Üzerine
--reklam--
- Merhamet
- Üniversiteler ve Felsefe
- Hiçliğin Mutlu Sessizliği - Aforizmalar
- Arthur Schopenhauer - Bir Filozofun Huzurunda
- Hukuk, Ahlak ve Siyaset Üzerine
- Hayatın Bilgeliği
- İsteme ve Tasarım Olarak Dünya
--reklam--
- Okumak Yazmak ve Düşünmek Üzerine
- Akıl Zayıflığı
- Varolmanın Acısı
- Aşk ve Cinnet
- Mantıksal Düşünce Doktrini
- Edebiyat Dersleri
- Parerga ile Paralipomena
--reklam--
- Arthur Schopenhauer - Toplu Eserler 2
- Arthur Schopenhauer - Toplu Eserler 1
- Kişilik Oluşumu ve Sorunları
- Yaşamın Bilgece Deneyimleri
- Aforizmalar
- Ruh Görme Üzerine
- Dünyanın Istırabı Üzerine
--reklam--
- İrade Felsefesi
- Mutlu Olma Sanatı
- Kötümserlik Üzerine
- Fikir Mimarları Dizisi 19
- On Women
- Müxtəlif Predmetlər Haqqında Düşüncələr
- The Horrors and Absurdities of Religion
--reklam--
- Yeterli Temel İlkesinin Dörtlü Kökü Üzerine
- Studies in Pessimism
- Parerga ve Paralipomena 2
- Seçme Yazılar
- Mutluluk Kendi Kendine Yetenlerindir
- Düşünceler
- Kadınlar ve Diğer Konular
--reklam--
- The Art of Literature
- Aklın Yolu
- Writings Of Schopenhauer On Various Themes, Vol. 1
- Aşkın Metafiziği
- Həyat Müdrikliyi Aforizmləri
- Cinsel Aşkın Metafiziği
- Metafizik İhtiyacı
--reklam--
- Doğadaki İsteme Üzerine
- Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar
- Kant Felsefesi Eleştirisi
--reklam--
Arthur Schopenhauer Alıntıları - Sözleri
- les grandes pensées viennent du coeur* Büyük düşünceler kalpten gelir. (Dünyanın Istırabı Üzerine)
- “Her şeyin niçin olduğunun bir temeli vardır.” (Yeterli Temel İlkesinin Dörtlü Kökü Üzerine)
- Güzelin nadiren yararlı olanla birleştiğini görürüz. Uzun ve narin ağaçlar meyve vermez, meyve ağaçları ufak tefek, bodur ve çirkindir... En güzel binalar, kullanışlı, işe yarar binalar değildir; bir tapınak barınacak bir mesken değildir. (Seçkinlik ve Sıradanlık Üzerine)
- Hafıza düşünülmüş bir şeyi düşünür. (Düşüncenin Çağrısı)
- Okumaksızın geçen boş zaman bir tür ölüm, insanın canlı canlı gömülmesidir(Seneca, 82) (Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine)
- Bir düşüncenin esas yaşamı sadece kelimelerin sınır noktasına varıncaya kadar sürer. Orada taşa dönüşür, donakalır ve hayatı sona erer, fakat hayvan ve bitki fosilleri gibi ölümsüzdürler. Geçirdikleri kısa yaşamları bir kristalin kesilme anına benzer. Çünkü düşüncemiz kelimeleri bulduğu andan itibaren içtenliğini kaybettiği gibi ciddi olmaktan da çıkar. Başkaları için varolmaya başladığı andan itibaren içimizde yaşamaya devam etmesi son bulur, tıpkı bir bebeğin annesinden kopup kendi benliğine adım atmaya başlaması gibi. Şairin de dediği gibi: "Beni itirazla şaşırtmayın! İnsan konuşmaya başladığı anda yanılmaya da başlar." (Edebiyat Dersleri)
--reklam--
- Dünya cehennemin ta kendisidir ve insanlar da bir yandan zulüm gören ruhlar, öte yandan cehennemdeki şeytanlardır (Dünyanın Istırabı Üzerine)
- Dar kafalılık ve ahmaklık her zaman ve her yerde, bütün durum ve koşullarda, anlayıştan, zekâdan ve yetenekten nefret ettiği kadar şu dünyada başka hiçbir şeyden böylesine içten ve yürekten nefret etmez. (Üniversiteler ve Felsefe)
- Kendisinin görgül karakterine dair edindiği kesin bilgi kişiye edinilmiş karakter denilen şeyi sağlar. O kişi iyi ya da kötü kendi özelliklerini ve bu yüzden kendisine ne için inanıp inanamayacağı ya da kendisinden ne beklenip beklenemeyeceğini kesinlikle bilir. Görgül karakteri sayesinde önceden sadece doğallıkla oynadığı rolünü artık artistik ve yöntemli bir şekilde ciddiyet ve kayrayla, söylendiği gibi karakterine hiç vefasızlık etmeden oynar. Kişi ne zaman karakterine sadık kalmazsa kendisi hakkında yanılır. (İstencin Özgürlüğü Üzerine)
- Doyum dilenciye atılan sadaka gibidir, sadaka onu bugün canlı tutar, böylece onun sefaleti yarına uzatılabilir. (İsteme ve Tasarım Olarak Dünya)
- “Yaptığımız her eylemde ilk önce “İnsanlar ne der?” diye düşünmekteyiz. Hayat sıkıntılarının neredeyse yarısı sırf bu yüzden oluşmaktadır.” (Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar)
- Keder içerisinde neşe, neşe içerisinde keder. (Seçkinlik ve Sıradanlık Üzerine)
- Hayat. hayat ismiyle anılır, ama gerçekte ölümdür o. (Hayatın Anlamı)
--reklam--
- Voltaire “Saadet sadece bir rüyadan ibarettir.” der ve ekler:Sinekler örümcekler tarafından,insanlarsa acılar tarafından yenilmek üzere vardırlar. (Merhamet)
- Kavrayışı bir suç, doğumu bir ceza, yaşamı bir iş ve ölümü de bir gereklilik olan bir insan, kendisiyle nasıl gurur duyabilir ki? (İnsan Doğası Üzerine)
- Çünkü her nesne gölge verir; her cisim kesinlikle özgül ağırlığına karşılık gelen bir ağırlıkla düşer... (Ruh Görme Üzerine)
- Hayal gücü mahsulü olan her eser işkenceler içerisindeki insan yüreğinin kasılmalarını ve çırpınmalarını seyrettiğimiz bir gösteri kutusudur. (Hayatın Anlamı)
- Zihinsel bir uğraşı içermeyen boş zaman ölümdür ve diri diri gömülmektir." (Aforizmalar)
- Felsefe, sığınılacak bir limandan çok çıkılan bir yolculuğa benzer. (Yeterli Temel İlkesinin Dörtlü Kökü Üzerine)
- Bu sıkılma hali varoluşun kendi içinde değersiz olduğunun dolaysız bir kanıtıdır, çünkü sıkılma hali varoluşun boşluğunu algılamaktan başka bir şey değildir. (Dünyanın Istırabı Üzerine)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin