Kitap Künyesi
Yazar: Kojin Karatani
Çevirmen: Nüvit Bingöl
Yayın Evi: Metis Yayıncılık
İSBN: 9786053161400
Sayfa Sayısı: 200
--reklam--
İzonomi ve Felsefenin Kökenleri Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Antik Yunan'ın en önemli merkezlerinden biri olan Atina genellikle felsefenin ve demokrasinin beşiği olarak görülür. Karatani ise bu yaygın görüşü sorgulayarak yeni bir çıkış noktası işaret ediyor: İyonya. Karatani'ye göre Atina'daki sistem günümüz demokrasisinin öncülü olmakla birlikte, aslında İyonya'daki daha eşitlikçi bir sistemin yani izonominin “yozlaşmış” biçimiydi. Atina'daki demokrasi sınıf ayrılıklarını ve köleliği engellemezken, insanların hareket özgürlüğüne sahip olduğu İyonya'daki izonomi gerçek bir ekonomik ve siyasi eşitlik sunuyordu.
Durum buysa, İyonya'daki bu eşitlikçi sistemin yansımalarını erken dönem Yunan filozoflarının düşüncelerinde de görmeyi bekleriz. Nitekim Karatani, Pythagoras'tan Herakleitos'a, Parmenides'ten Sokrates'e birçok filozofa bu ışıkta bakarak onların İyonya doğa felsefesi ve etiğiyle olan bağlarını inceliyor. “İyonya ruhuna” sahip olan filozoflarla bu ruhtan kopmuş olanların düşünce biçimlerini kıyaslıyor.
Peki bütün bunlar günümüz dünyasında neden önemli? Karatani her şeyden önce, günümüzde demokrasinin karşı karşıya olduğu ciddi sorunları aşabilmek için bunların Antik Yunan'daki prototiplerine bakmak gerektiğini vurguluyor ve bizi reel demokrasinin potansiyel tehlikelerine karşı uyarıyor: “Tiranlık ile demokrasi birbirinden göründüğü kadar farklı değildir.” Bu anlamda Karatani, felsefe tarihine ve antikçağa dair klişeleri yıkmanın yanı sıra okuru kendi çağımıza da farklı bir eleştirel perspektiften bakmaya davet ediyor.
--reklam--
İzonomi ve Felsefenin Kökenleri Alıntıları - Sözleri
- Birinin birey olması öncelikle topluluktan ayrılmasıyla mümkündür. Böylelikle ilk kez benlik keşfedilir ve etik meselesi ortaya çıkar.
- Aslına bakılırsa Antik Yunan'ın ayırt edici özellikleri olarak görülen neredeyse her şey İyonya'da başlamıştır. örneğin daha erişilir bir alfabe oluşturmak amacıyla Fenike'nin resimli yazılarının değiştirilmesi, sıklıkla Yunan demokrasisinin ortaya çıkmasına katkıda bulunan bir faktör olarak ortaya atılır. Bu süreç İyonya'da başlamıştır. Antik Yunan kültürünün bir kaynağı olan Homeros'un eserleri de İyonya lehçesinde yazılmıştır. Fiyatları düzenlemek amacıyla bürokratik emirlerden ziyade pazarın kullanılması da Yunan demokrasisinin ortaya çıkmasına katkıda bulunan faktörlerden biri olarak görülür ve bu da kökeni İyonya'ya uzanan bir gelişmedir. Komşusu Lidya'dan para basımı teknolojisini getiren İyonya idi, bunun sonucunda da İyon ya, dış ticareti ve para ekonomisini geliştiren ilk uygarlıklardan biri oldu.
- Benzer şekilde Konfüçyüs'ün Konuşmalar'ında "Kehanet ler, mucizeler ve ilahi varlıklar konusunda Usta sessiz kalıyor" ve "Daha hayatı bilmeden, insan nasıl ölümü bilmeye çalışır?" gibi ifadeler buluruz. Fakat Konfüçyüs ne bir ateist ne de bir kuşkucuydu. O yalnızca tanrıların bir şeylere zorlanmasını içeren büyüsel tavrı reddediyordu. Konfüçyüs aşkın bir cennete inanıyordu, ama bu inanç onu daha ziyade felsefesinin odağını bu dünyadaki kişiler arasındaki ilişkiye taşımaya sevk etmişti.
- Thales sonraki yıllarda, tam da Miletos Lidya hükmü altına girerken bir doğa filozofu olarak tanındı. Bu konuda Hegel şöyle der: "Söz konusu dönemde Antik Yunan'ın harici ve tarihsel koşullarına gelince, Yunan felsefesi MÖ 6. yüzyılda Kiros zamanında ve Anadolu'daki İyonya topluluklarının düşüşü döneminde doğdu. Tam da daha yüksek bir kültür türüne erişmiş bu güzellik dünyası parçalandığı için Felsefe ortaya çıkmıştı ... İyonya kasabalarının düşüşü sırasında diğer Yunan devletleri artık kadim krallar soyunun yönetiminde değildi."
- Gelgelelim, izonominin Atina'da tutmamasının nedeni İyonya'daki toplumsal koşulların orada bulunmamasıydı. Atina'da toprak sahibi soylularla sıradan yurttaşlar arasın da büyük bir uçurum vardı. Ekonomik eşitlik olmadan izonominin siyasi eşitliği ölü bir fikir olarak kalır. Eşitlik sadece toprağın istimlaki ve yeniden bölüşümüyle gerçekleştirilebilir. Aslında kitlelerin istediği de buydu ve bu isteği karşılayan (MÖ 560-527 arasında hüküm süren) tiran Peisistratos oldu.
- İyonya şehirlerinin gerçekte neye benzediğine dair bir fikir verebilecek neredeyse hiçbir tarihi veya arkeolojik malzeme bulunmuyor. Çıkarım yapmamızı sağlayacak iki olası yaklaşım var. Birincisi, İyonyalı düşünürlerin çalışmalarını okuyabiliriz. Günümüze kalan fragmanlar açıkça siyasal değilse de, bu çalışmalarda İyonya şehirlerine özgü toplumsal sistem olmadan imkansız olacak bir şeyler görebilirsek bunlar dolaylı bir delil oluşturacaktır. İkinci yöntemse, dünya tarihinde İyonya'ya benzeyen vakalardan çıkarımlar yapmak.
- ''Birinin birey olması öncelikle topluluktan ayrılmasıyla mümkündür.''
- Tek olası açıklama, göçmen yerleşimciler tarafından oluşturulduğudur. İzlanda Birliği Norveç' ten gelen ve sayıları I0-12 bin civarında olan göçmenler tarafından 870-930 arasında kurulmuştu
- Atina'da tiranlık MÖ 51O'a kadar sürdü; genelde demokrasinin ancak bu tarihten sonra gerçek anlamda başladığı düşünülür. Bu görüş yanlış sayılmaz. Fakat tiranlık ile demokrasi birbirinden göründüğü kadar farklı değildir. Solon, tiran Peisistratos'u izonomiye karşı olduğu için eleştirmişti. Bununla birlikte Peisistratos'un görüşüne göre Solon'un aldığı önlemler izonomiyi gerçekleştirmek için yetersizdi ve izonomiyi güvenceye almak için toprağın yeniden bölüşümünü mümkün kılacak bir diktatör otoritesi gerekliydi. Hegel'e göre Solon bir politikacı olarak ferasetten yoksundu ve Solon ile Peisistratos'a iki farklı görev üstlenerek işbirliği yapan bir ikili olarak bakmak lazımdı:
- Bu perspektife göre, İyonya polis'i hakkında düşünmek için iki referans noktası faydalı olabilir. Biri, 10-13. yüzyıllar arasında varlığını sürdüren İzlanda Birliği'dir. İzlanda'da yerleşimciler kendi topraklarını işleyen özerk bir çiftçiler toplumu kurdular. Hükümdar, merkezi hükümet ve ordu yoktu ve tüm meseleler bir çiftçiler mec lisi olan Althing tarafından kararlaştırılıyordu. 1 O. yüzyılda Katoliklik kabul edildi, fakat diğer bölgelerdeki uygulamadan farklı olarak rahipler otorite konumunda değildi ve çoğunlukla evliydiler.
- …bir eşitsizlik ve hükmeden-hükmedilen ilişkisi İyonya’da ortaya çıkmadı; yani izonomi elde edildi. Belli bir polis’te böyle bir eşitsizlik ve hükmeden-hükmedilen ilişkisinin ortaya çıkması halinde insanlar rahatlıkla başka bir yere taşınabiliyordu. Bu anlamda taşınma olanağı, izonominin temel bir önkoşuludur.
- ❝Aslında genel olarak insanın asıl öğretmeni zorunluluğun ta kendisiydi; zorunluluk doğa tarafından en iyi şekilde donatılmış ve her amaca hizmet eden eller, konuşma ve zeka gibi yardımcılara sahip olan bir yaratığa her konuda gereğince eğitim veriyordu.❞
- Bergson'a göre, kapalı bir toplumdaki din statikken, açık bir toplumdaki dinamiktir. Statik dinden dinamik dine sıçrayışa ise imtiyazlı birey sebep olur. Bergson evrimsel dönüşümlerin temelinde aşkın itici gücünün (elan d'amour) yattığı ve bu gücün söz konusu imtiyazlı bireylerin eylemleri aracılığıyla kendini gösterdiğini ileri sürer.
- ''Atina felsefesi tek kelimeyle, İyonya kökenli fikirleri bir yandan bünyesine katarken bir yandan bunları alt etme çabasıydı.''
--reklam--
İzonomi ve Felsefenin Kökenleri İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Ev taşıdığım için uzadı… Kojin Karatani’yi felsefe öğretmeni arkadaşım tavsiye etti. Gerçekten çok hoşuma gitti. Felsefeyi bu kadar kolay okuyabileceğimi düşünmemiştim. Bu, yazarın üslup ve kurgusundan ileri geliyor. Kitap, İyonya ve Atina üzerinden felsefenin kökenine değiniyor. Bunu yaparken de “izonomi” üzerinden ilerliyor. Çok güzel bir eser.. Yazarın diğer eserlerini de inceliyorum.. (Hüsamettin Çalışkan)
İzonomi mi, demokrasi mi?: Günümüz dünyasının kamusal alan ile ilgili genel geçer kabulü demokrasi adıyla bireysel özgürlük sunumudur. Ancak demokrasi, kişiye bu bireysel özgürlük alanındaki haklarını ne kadar yaşatmaktadır? Kamusal ahlak ve etik normları ne kadar doğru ve birey bu kurallar karşısında ne kadar kendisidir? Bu konu ile ilgili daha da sorular ve eleştiriler geliştirilebilir. Kitap da bu anlamda oldukça yoğun bir içeriğe sahip. Yazar, günümüze atıfta bulunarak antik yunan dönemi toplumsal ve felsefi gelişmeleri analiz etmiş ve demokrasi ile izonomi kavramlarının ortaya çıktığı coğrafyadaki doğru be yanlışları ortaya koymuştur. Bugün kime antik yunan dönemi hakkında soru sorsak, önce Atina şehir devletinin ve bu şehir devletindeki felsefi gelişmeleri anlatmaya başlar. Bu ilk bakışta sorun gibi durmasa da aslında sorundur. Çünkü bugüne hakim olan demokrasi olgusu Atina kökenli değil Anadolu kökenlidir. Yazar bu noktada İyonya şehir devletinin (Bugünkü İzmir, Aydın illeri çevresinde kurulmuş olan şehir devletiydi), Herakleitos ile, Pythagoras ile geliştirmiş olduğu felsefe ekolünün Atina'yı etkilediğini ve antik yunan döneminde yaşayan tüm filozofların İyonya ekolüne göre sınıflandırıldığını ortaya koymakta. Anadolu'da yaşanan bireysel özgülük ve izonomi konuları etik olgusunu doğurmuş ve hem izonomik hem de demokratik bir toplum yapısı denemesi ilk olarak İyonya devletinde denenmiştir. Yazar da bu anlamda İyonya ekolünü asıl üzerinde durulması gereken konu olarak değerlendirmektedir bu kitabında. İzonomi, tarım toplumlarında uygulanabilen ve mutlak eşitliğe dayalı bir hak sistemidir. Sanayi devrimi sürecine kadar tüm dünyayı etkisi altına almış ve aslına bakılırsa sosyalizmin de ilk hareket noktası olmuştur. Sanayi devrimi sonrası süreç için toplumsal ve bireysel eşitlik için nasıl bir sıfat üzerinde durulabilir bilemiyorum ancak günümüze taşınmış olan demokrasinin geldiği hal iznomiyi yeniden konuşmaya itmiştir düşünce insanlarını. Kitap aslında toplumbilimin alt konusu olan bir terim üzerinden felsefenin bunu nasıl ortaya çıkardığını da bizlere göstermekte. Bu anlamda felsefeyi bir adım daha büyütmüştür gözümüzde. İlgilisine şimdiden keyifli okumalar diliyorum. (Uğur De Molinari)
İnsan doğasına en uygun, ideal bir yönetim biçimi olarak betimlense de "izonomi" bugünün dünyası için ütopik bir sistem. Atinadaki demokrasi anlayışının eksik yönlerini ve toplumsal sınıf dinamiklerinin getirdiği negatif sonuçları ne kadar ortaya dökse de bugün için bile kimi ülkelerde yürürlülükte olmayan demokrasiyle karşılaştırınca bile eşitlik gözeten "izonomi" sadece kağıt üstünde uygulanabilir duruyor. Kullandığı dil bakımından Metafor Olarak Mimari'den daha akıcı ve sade bir kitap. (Betül ÖZTÜRK)
--reklam--
İzonomi ve Felsefenin Kökenleri PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Kojin Karatani - İzonomi ve Felsefenin Kökenleri kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de İzonomi ve Felsefenin Kökenleri PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Kojin Karatani Kimdir?
Düşünür, edebiyat eleştirmeni ve felsefeci. 1941'de Japonya, Amagasaki'de doğdu. Karatani, düşünür kimliğinin yanı sıra Japonya'da siyasi eylemci kimliğiyle de öne çıkan bir isim.
--reklam--
Kojin Karatani Kitapları - Eserleri
- İzonomi ve Felsefenin Kökenleri
- Metafor Olarak Mimari
- Dünya Tarihinin Yapısı
- Derinliğin Keşfi
- Transkritik
- Tarih ve Tekerrür
--reklam--
Kojin Karatani Alıntıları - Sözleri
- Fiilen yazarlığa başladığında Soseki, Bendeniz Kedidir ( 1905-6) ve Ottan Yastık'ta (Kusamakura, 1906) da görüldüğü gibi Swift ve Sterne'e benzeyen bir biçemle yazdı. (Derinliğin Keşfi)
- Meta ancak bir diğer metayla eşitlendiğinde bir değere kavuşur. (Dünya Tarihinin Yapısı)
- Sözgelimi Oyalanmalar (Miçikusa, 1915) adlı romanında yazmış olduğu gibi, Soseki bebek yaşta evlatlık verilmiş, bir yaşa kadar kendisine bakan karıkocayı gerçek anne-babası sanarak büyümüştü (Derinliğin Keşfi)
- "...Otsu, 'unutamadığım kişiler unutmama imkân olmayan kişiler olmak zorunda değil.' başlayan müsveddesini gösterip bunu şöyle açıklar: Unutmama imkân olmayan kişiler ' arkadaşlar, tanıdıklar ve bana emeği geçen ögretmen ve büyüklerim gibi kişilerdir.'Unutamadığım kişiler' ise normalde unutmuş olmamda bir sakınca olmamasına rağmen unutamadığım kişilerdir." (Derinliğin Keşfi)
- Soseki, Masaoka Şiki, Futabatei Şimei, Tokoku Kitamura, Kitaro Nişida gibi çağdaşları ile aynı şekilde Meiji devletinin dayattığı modernleşmeden farklı bir gelecek idealini benimsediği gibi, bunun başarısızlığa uğramasının acısını da tatmıştır. Ancak Soseki onlar gibi aktüaliteyle derin bir bağlanma içine girmemişti. Tokoku Kitamura'nın intihar ettiği, Masaoka Şiki'nin veremden öldüğü, Futabatei Şimei'in de roman yazmayı bıraktığı bu dönemde, Soseki, kendi deyimiyle "Batı ilmi taburunun komutanı" olarak yol almış, bununla birlikte her zaman oradan kaçma dürtüsünü de hissetmişti. (Derinliğin Keşfi)
- Benzer şekilde Konfüçyüs'ün Konuşmalar'ında "Kehanet ler, mucizeler ve ilahi varlıklar konusunda Usta sessiz kalıyor" ve "Daha hayatı bilmeden, insan nasıl ölümü bilmeye çalışır?" gibi ifadeler buluruz. Fakat Konfüçyüs ne bir ateist ne de bir kuşkucuydu. O yalnızca tanrıların bir şeylere zorlanmasını içeren büyüsel tavrı reddediyordu. Konfüçyüs aşkın bir cennete inanıyordu, ama bu inanç onu daha ziyade felsefesinin odağını bu dünyadaki kişiler arasındaki ilişkiye taşımaya sevk etmişti. (İzonomi ve Felsefenin Kökenleri)
- Gelgelelim, izonominin Atina'da tutmamasının nedeni İyonya'daki toplumsal koşulların orada bulunmamasıydı. Atina'da toprak sahibi soylularla sıradan yurttaşlar arasın da büyük bir uçurum vardı. Ekonomik eşitlik olmadan izonominin siyasi eşitliği ölü bir fikir olarak kalır. Eşitlik sadece toprağın istimlaki ve yeniden bölüşümüyle gerçekleştirilebilir. Aslında kitlelerin istediği de buydu ve bu isteği karşılayan (MÖ 560-527 arasında hüküm süren) tiran Peisistratos oldu. (İzonomi ve Felsefenin Kökenleri)
- Atina'da tiranlık MÖ 51O'a kadar sürdü; genelde demokrasinin ancak bu tarihten sonra gerçek anlamda başladığı düşünülür. Bu görüş yanlış sayılmaz. Fakat tiranlık ile demokrasi birbirinden göründüğü kadar farklı değildir. Solon, tiran Peisistratos'u izonomiye karşı olduğu için eleştirmişti. Bununla birlikte Peisistratos'un görüşüne göre Solon'un aldığı önlemler izonomiyi gerçekleştirmek için yetersizdi ve izonomiyi güvenceye almak için toprağın yeniden bölüşümünü mümkün kılacak bir diktatör otoritesi gerekliydi. Hegel'e göre Solon bir politikacı olarak ferasetten yoksundu ve Solon ile Peisistratos'a iki farklı görev üstlenerek işbirliği yapan bir ikili olarak bakmak lazımdı: (İzonomi ve Felsefenin Kökenleri)
- Eve kapandım. Bütün edebiyat eserlerini bir sandığa kaldırdım. Çünkü edebiyat eserlerini okuyarak edebiyatın ne olduğunu anlamaya çalışmanın kanı kan ile yıkamak gibi bir yöntem olacağına inanıyordum. Psikolojik bakımdan edebiyatın ne gibi bir gereklilik dolayısıyla dünyaya geldiğini, geliştiğini, sonlandığını anlamaya ant içtim. Toplumsal bakımdan edebiyatın ne gibi bir gereklilik dolayısıyla var olduğunu, yükseldiğini, zayıfladığını kavramaya ant içtim. -Natsume Sõseki- (Derinliğin Keşfi)
- Bu çalışmaya başladığım sırada, Natsume Soseki'nin bir zamanlar Londra'da Edebiyat Kuramı'nı yazmaya başladığı yaşta (34 yaşında) olduğumu fark ettiğimde gizli bir heyecan duyduğumu anımsıyorum. Soseki'nin neden o çalışmayı yapmak zorunda kaldığını çok iyi anlayabilmiştim. (Derinliğin Keşfi)
- Bugünün aksiyomculugu, Descartes'tan çok Platon üzerine temellenmiştir. (Metafor Olarak Mimari)
- Başta Mitsuo Nakamura olmak üzere Japon eleştirmenler sürekli "ben-romanı"nı (şi-şosetsu) hedef almışlardır. "Ben-romanı"nda eserin kahramanı ile yazarın aynı kişi oldukları varsayılır. Eleştirmenler, hep bir ağızdan, bu durumun eserin başlı başına bir dünya olmasını engellediğini söylerler. Bu duruma yol açanın ise, Katai Tayama'nın Döşek'i (Futon, 1907) olduğu yaygın kanıdır. Onlara göre, Tayama'nın Döşek isimli romanıyla sert bir etki yaratmış olması, evli ve çocuklu orta yaşlı bir yazarın genç kız çırağına karşı aşk arzusu içinde kıvranışını sanki kendi deneyimiymiş gibi yazmasından ileri gelir. (Derinliğin Keşfi)
- …bir eşitsizlik ve hükmeden-hükmedilen ilişkisi İyonya’da ortaya çıkmadı; yani izonomi elde edildi. Belli bir polis’te böyle bir eşitsizlik ve hükmeden-hükmedilen ilişkisinin ortaya çıkması halinde insanlar rahatlıkla başka bir yere taşınabiliyordu. Bu anlamda taşınma olanağı, izonominin temel bir önkoşuludur. (İzonomi ve Felsefenin Kökenleri)
- ... Aksiyomlar bir dizi apaçık hakikat ya da ampirik olgu değil, diyaloğun var olabilmesi için gerekli olan kurallar dizisidir. (Metafor Olarak Mimari)
- Bergson'a göre, kapalı bir toplumdaki din statikken, açık bir toplumdaki dinamiktir. Statik dinden dinamik dine sıçrayışa ise imtiyazlı birey sebep olur. Bergson evrimsel dönüşümlerin temelinde aşkın itici gücünün (elan d'amour) yattığı ve bu gücün söz konusu imtiyazlı bireylerin eylemleri aracılığıyla kendini gösterdiğini ileri sürer. (İzonomi ve Felsefenin Kökenleri)
- İyonya şehirlerinin gerçekte neye benzediğine dair bir fikir verebilecek neredeyse hiçbir tarihi veya arkeolojik malzeme bulunmuyor. Çıkarım yapmamızı sağlayacak iki olası yaklaşım var. Birincisi, İyonyalı düşünürlerin çalışmalarını okuyabiliriz. Günümüze kalan fragmanlar açıkça siyasal değilse de, bu çalışmalarda İyonya şehirlerine özgü toplumsal sistem olmadan imkansız olacak bir şeyler görebilirsek bunlar dolaylı bir delil oluşturacaktır. İkinci yöntemse, dünya tarihinde İyonya'ya benzeyen vakalardan çıkarımlar yapmak. (İzonomi ve Felsefenin Kökenleri)
- Şiirin entelektüel zırhı, kıtaları yalıtan uzamda ve kağıdın kenarlarının ortasında gizlenir ve kalır - gerçekleşir: Bu öyle önemli bir sessizliktir ki onu meydana getirmek dizeleri meydana getirmekten önemsiz değildir. (Metafor Olarak Mimari)
- Bir puta genellikle aşkın bir varlığın cisimleştirilmesi olarak bakılır. Ancak Tanrıyı bir tür kişilik olarak görmek de aynı şekilde bir cisimleştirilme, keza bir tür putlaştırmadır. Bu nedenle Budizmde aşkın olmak, mu olmak kabul edilir: hiçlik. Aşkın olan ne içeride ne de dışarıda vardır, o hiçbir şeydir. (Dünya Tarihinin Yapısı)
- Descartes Yöntem Üzerine Konuşma´da (1637) bütün o şüpheciliğinin ardında yatak saikleri kendi hayat hikayesiyle bağlayarak anlatır: Eski kitapları okuyarak hakikat üzerine söylemlerin farkli tarihsel bağlamara göre cesitlilik gösterdiğini, seyahat ederek ise bizatihi hakikatlerin topluluklarin sahip olduğu gramer ve göreneklerin kurguları olduğunu öğrenmişti. s.112 (Transkritik)
- ... işçiler genelde tüketim mallarını satın alırlar, üretim mallarını değil. Bunları sermaye satın alır. Yine de süreç bir bütün olarak ele alındığında, sermayenin kendisini yeniden üretmesi, işçileri istihdam edip yine işçiler tarafından üretilmiş şeyleri satın almalarını sağlamaktan ibarettir. (Dünya Tarihinin Yapısı)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin