Kitap Künyesi
Yazar: Sylvia Plath
Çevirmen: Olcay Boynudelik
Orijinal Adı: Johnny Panic and the Bible of Dreams
Yayın Evi: Altıkırkbeş Yayınları
İSBN: 9799758467210
Sayfa Sayısı: 221
--reklam--
Johnny Panic ve Rüyaların Kutsal Kitabı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Çağdaş edebiyatın gizemli, kırılgan ve hak ettiği değeri bir türlü kazanamayan isimlerinden birisiydi Sylvia Plath. Sıranın dışına doğru çıkmaya, içindeki yılanı beslemeye uğraşırken sıradanlığa sokulmaya çalışılan bir kadın yazar...
"Özel olmanın ayrıcalığı diğer yüzünü döndü - herkes olmanın baskısı ve buna bağlı olarak hiç kimse olamama. Bir şeyin öldüğünü ve özgür olduğunu düşünürsün, sonra onu içine çöreklenmiş sana gülümserken bulursun."
Tıpkı, çok eski bir ayinde söylendiği gibi: "Sevilecek tek şey, Korkunun kendisidir. Korkunun Sevgisi bilgeliğin başlangıcıdır."
--reklam--
Johnny Panic ve Rüyaların Kutsal Kitabı Alıntıları - Sözleri
- Çoğu zaman, şehrin yine de uyuduğunu hissederim. Batıdaki nehirden doğudaki okyanusa, uyuyan ve temeli olmayan bir ada gibi hiçbir şeye tutunmadan sürüklenen.
- Benim de kendi rüyam var. Tek rüyam. Rüyaların rüyası.
- Bir gecelik rüya donatımının, bir şehirde, bir kişi için ne kadar yer kapladığını düşündüğümüzde, ki dünya haritası üzerinde o şehrin yalnızca bir iğne ucu kadar yeri vardır ve bu bölgeyi maymunların taştan balta yonttukları ve tüylerini kaybetmeye başladıklarından beri geçen gecelerin sayısıyla çarptığınızda, ne demek istediğim hakkında bir fikriniz olur.
- Kudurmuş genç bir pragmatist oluverdim.
- Onun sevgisi, yirminci kattan atlamaktır, boğaza dolanan ip ve yürekteki bıçaktır. O sahip olduğunu unutmaz.
- Agnes’ı, en sevdiği, prenses tarzı zümrüt rengi tafta gece elbisesinin içinde, uçuşan bir zambak gibi solgun ve güzel, gözleri kapalı, yanındaki kilimin üzerinde boş hap kutusu ve ters dönmüş boş su bardağıyla, oturma odasındaki divanın üzerinde yatarken buldu. Sonunda, birtakım uzak ülkelerdeki ölümlülerin asla ulaşamayacağı çocukluk rüyalarının esmer, kırmızı pelerinli prensiyle birlikte bir vals yapıyormuşçasına sakinleşmiş yüz hatları, ince, gizli bir zafer gülümseyişiyle biçimlenmişti.
- Bir kadın, asla huzurlu bir şekilde yalnız kalamazdı; tek başına bir kadın, her türlü küstahlığa karşı yürüyen bir davetiyeydi.
- Haftalar geçtikçe, Agnes kara kara düşünmeye başlamıştı. Harold’a söz etmekten kaçınsa da, kendi rüyaları (ne yazık ki, yeterince sık görmüyordu) onı dehşet içinde bırakıyordu: Uğursuz, tanımlanamaz görüntülerle dolu, karanlık, yiyecekmiş gibi kendisine bakan mekanlar. Bu kabusları hiçbir zaman ayrıntılı bir şekilde hatırlayamıyordu, aksine, rüyaları daha uyanmak için çabalarken biçimlerini kaybediyorlardı ve geriye sadece ertesi gün boyunca devam eden eziyet dolu, boğucu, fırtınalı atmosferlerinin keskin izleri kalıyordu. Agnes kendi hayal gücünün sınırlarını kaba bir şekilde yansıtacakları korkusuyla bu parça parça dehşet sahnelerinden Harold’a söz etmekten utanç duyuyordu.
- Deniz hakkında bir şeyler biliyorduk. Çalkantılı, savurucu, fırlatıcı etkisiyle hemen hemen her sokağın köşesine, gri biçimsizliğin içinden, porselen tabaklar, ahşap maymunlar, zarif deniz kabukları ve ölü adam ayakkabıları bırakırdı.
- Panik, köpek yüzlü, şeytan yüzlü, acuze yüzlü, fahişe yüzlü, hiç yüzü filan olmayan, büyük harflerle panik- uyanık ya da uykuda, hep Johnny Panik.
- Bir kemanın en üst teli gibi gergin ve sinirli olabilirim ama yine de gökyüzü mavileşmeye başladığı sırada uyumaya hazırımdır. Sancılı bir uykuya dalıncaya dek, bütün o rüya görenleri düşünmek ve gördükleri rüyalar, gücümü tüketir.
- Sevilecek tek şey Korku’nun kendisidir. Korku’nun Sevgisi bilgeliğin başlangıcıdır. Sevilecek tek şey Korku’nun kendisidir. Korku, Korku ve yine Korku, her yerde olsun.
- Okumak (benimkiler bunu dört yaşında, sabun kutularının yazılarıyla gerçekleştirdi), on yaşına kadar geçiştirmenin şanslılık sayıldığı travmatik ve fırtınalı bir sanata dönüşmüştü.
- “Onun sevgisi, yirminci kattan atlamaktır, boğaza dolanan ip ve yürekteki bıçaktır. O sahip olduğunu unutmaz.”
- Yeniden bana uzanıyor, gülümseyişi ağustosun o en sıcak ve rutubetli günleri gibi ağır.
--reklam--
Johnny Panic ve Rüyaların Kutsal Kitabı İncelemesi - Şahsi Yorumlar
SON...: Okuduğum basımda olan son kitabı... Size nasıl bahsetsem... İçimde hissetmiş olduğum yoğun duygularla okuduğum için, bu kitabı yüceltecek cümlelerden kaçınmaya çalışsam da maalesef bunu yapamayacağım. İlk önce Kafkaokur Dergisi ile karşılaşmıştım Sylvia ile. Hayatını okumuş oldum ilk önce tamamı olmasa da... Sonra Sırça Fanus 'u okumaya karar verdim. Hem onu hem de Nilgün Marmara'nın kitap/sylvia-plathin-sairliginin-intihari-baglaminda-analiz--37767 kitabını alarak, okumaya başladım. Beni içine çeken bir şeyler vardı bu kadında. Şiirlerini almaya karar verdim. Çok başarılı değildi açıkçası okuduğum yazıları ve şiirleri bence. Sadece içinden koparıp attığı duygular ve ruh hali kalıntıları ile oluşturduğu harf birikintileri... Kendimde bulduklarım ile empati yeteneğim de üst seviyede olduğu için; yaşadıklarını, hissettiklerini derinlerde kıpırdayan hareketlenmeler ile, yoğun bir şekilde hissettim. Sıra Günlükler 'e geldi. Benim için hapis hayatı da böylelikle başladı. Her yanımda O'nun benliğini duyumsuyordum. Sanki O'nun gözleriyle bakıyordum dünyaya. O'nun aldığı nefesle soluyordum sanki... Bu yüzden objektif olmamın mümkün olamayacağı kişilerden birisi... Yalnız çok farklı bir Sylvia ile karşı karşıya kaldım bu eserle ve şunu dedim: "Ne olurdu hep öykü yazsaydı? Daha çok yazsaydı!" Öykülerinde genel olarak korkuyu hissediyorsunuz. Kendi duygularını da yansıtmış öykülere. Bazı öyküler ise günlük havasındaydı. "Aceba kendini ki anlatmış yoksa kurgu mu?" diye düşünüyor insan. Zaten kitap yayınlanmış ve yayınlanmamış öyküleriyle birlikte, günlüklerinden arta kalanlardan oluşuyor. Hayallerle hayal kırıklıkları savaşıyor kimi öykülerde... Rüyalar ile gerçekler tartışıyor. Depresyon sonucunda oluşan iniltileri, kelimeler ve cümleler ile duyuruyor öykülerin içinde. Depresyon demişken, o hüznü hissederken bir yandan da o umut dolu, neşeli gözlerinin parıltısı sanki karşımda duruyordu. Onunla daha fazla durabilmek için bitmesin istedim bu kitap. Ama sona geldik her şey gibi. Hatıra kalsın diye, Sylvia ve benim küçüklük fotoğraflarımdan kolajlar yaptım: https://ibb.co/gpRqhz Tabiki ekmek tutan benim:) https://ibb.co/heut2z https://ibb.co/bvcP9e Kardeşimi kedi yerine koydum. Kendi de zaten küçükken bir ip bağlatırdı kıyafetinin arkasına kuyruk diye ve ben kediyim derdi.:) https://ibb.co/cV8T2z Ara ara çok özlediğim zamanlarda Günlükler'i açıp göz gezdiriyorum. Şimdi bu fotoğraflar ile birlikte gülümsüyorum... Hoşçakalın! (Esther. Sema)
İçinde küçük inanılmaz hikayeleri barındıran bir kitap. Yazdıklarını okurken anlıyorsunuz aslında. Sylvia Plath'ın kendisine, bedenine ağır gelen bir ruh taşıdığını,kelimelerini kullanırken aslında kaçış yolunu harfler aracılığıyla sağladığını. onun için yazmanın bir hobiden, bir amaçtan öte olduğunu; yaşamsal bir ihtiyaç olduğunu.Otobiyografik öğelerle süslenmiş ve bir anlamda birtakım şeyleri daha da kolay anlamanızı sağlayacak nitelikte,bu yüzden mutlaka okunması gerektiğini düşünüyorum. (Şeyhmus ipek)
--reklam--
Johnny Panic ve Rüyaların Kutsal Kitabı PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Sylvia Plath - Johnny Panic ve Rüyaların Kutsal Kitabı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Johnny Panic ve Rüyaların Kutsal Kitabı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Sylvia Plath Kimdir?
Sylvia Plath (d. 27 Ekim 1932 Boston - ö. 11 Şubat 1963 Londra), ABD'li şair ve yazardır.
Trajik yaşamı ve intiharıyla tanınan Plath, aynı zamanda yarı otobiyografik bir roman olan ve depresyonu üzerine ayrıntılı bilgiler veren Sırça Fanus kitabının yazarı olarak bilinir. Anne Sexton ile birlikte, Plath gizdökümcü şiirin önemli isimlerinden biridir.
Hayatı
1932 yılında Alman bir baba ve ABD'li bir anneden, Massachusetts'te doğdu. Profesör olan babası 1940 yılında öldü. Plath ilk şiirini 8 yaşında yayımladı.
Plath, hayatı boyunca ileri derecede manik-depresif bozuklukla boğuştu. 1950 yılında bursla girdiği Smith College'deki ikinci yılında ilk intihar girişimini gerçekleştirdi ve bir akıl hastanesine yatırıldı. 1955'te Smith College'den summa cum laude derece ile mezun oldu.
Kazandığı Fulbright bursuyla Cambridge Üniversitesi'ne giderek çalışmalarını burada sürdürdü ve şiirlerini üniversitenin öğrenci gazetesi olan Varsity'de yayımladı. Plath burada 1956 yılında evleneceği İngiliz şair Ted Hughes'la tanıştı. Evliliklerinin ardından Boston'da yaşamaya başladılar. Plath, hamile kaldıktan sonra ise İngiltere'ye geri döndüler.
Plath ve Hughes, Londra'da kısa süre yaşadıktan sonra North Tawton'a yerleştiler. Çiftin Sylvia'nın kıskançlık krizleriyle başlayan sorunları bu dönemde başladı ve ilk çocuklarının doğumundan kısa süre sonra Sylvia Plath Londra'ya geri dönerek boşanma işlemlerini başlattı.
Kiraladığı evin eskiden İngiliz şair William Butler Yeats'e ait olduğunu öğrenen Plath bunu iyi bir işaret olarak değerlendirdi. 1962-1963 kışı Plath için çok zor geçti. 11 Şubat 1963'te, ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, odalarının kapısını da içeri gaz girmeyeceğinden emin olmak üzere bantlayarak kapattı ve kafasını fırının içine sokarak intihar etti.
İntiharıyla ilgili olarak kocası Ted Hughes eleştirilere maruz kaldı. Hughes yıllarca bu konuda konuşmadı. Daha sonra anılarını yayımladı.
1963 yılında daha 30 yaşındayken intihar eden Plath'ın hayatı, Oscarlı oyuncu Gwyneth Paltrow'un ünlü şairi canlandırdığı "Sylvia" filmine de aktarıldı.
Plath'ın Türkçe'ye çevrilen eserleri arasında bulunan "Sırça Fanus" adlı romanı, birçok kişi tarafından ilk Amerikan feminist romanı olarak değerlendirilir.
--reklam--
Sylvia Plath Kitapları - Eserleri
- Sırça Fanus
- Günlükler
- Ariel ve Seçme Şiirler
- Temmuz Gelincikleri
- Üç Kadın
- Johnny Panic ve Rüyaların Kutsal Kitabı
- Suyu Geçiş
- Kiraz Hanım'ın Mutfağı
- Çizimler
- Ariel
- Mary Ventura ve Dokuzuncu Krallık
- Metaphors
- The Mirror
- Daddy
- The Bell Jar
--reklam--
Sylvia Plath Alıntıları - Sözleri
- Onun sevgisi, yirminci kattan atlamaktır, boğaza dolanan ip ve yürekteki bıçaktır. O sahip olduğunu unutmaz. (Johnny Panic ve Rüyaların Kutsal Kitabı)
- benim bütün var olma duygum senin yokluğunla kırılıyor. (Çizimler)
- "Her yeni anda sil baştan başlayamazsın. Ölmüş olana göre yargılamak zorundasın. Tıpkı bir bataklık gibi... daha en başından umutsuz. " (Günlükler)
- "Bir boşluk var. Birdenbire öyle kırılgan duyumsuyorum ki kendimi." (Üç Kadın)
- Baltalar İndikten sonra orman nasıl da inler Nasıl da yankılanır! Bu yankılar merkezden Çıkıp atlar gibi gezerler. Sapı Gözyaşları misali dolup taşar, aynasını Düşüp dönen Kayanın üstüne Yeniden yerleştireyim diye Çabalayan su gibi, Yabanıl yeşilliklerin yediği Beyaz bir kafatası, Yıllar sonra ben Yolda rastlarım onlara - Sözcükler kuru ve sürücüsüz, Yorulmak bilmez toynak vuruşları. Lakin Havuzun dibinden dibinden, sabit yıldızlar Bir hayata hükmeder. (Ariel ve Seçme Şiirler)
- dokuzuncu kralliga vardigin anda artik geri donemezsin. orasi yoklugun, donmus iradenin kralligi. (Mary Ventura ve Dokuzuncu Krallık)
- Kudurmuş genç bir pragmatist oluverdim. (Johnny Panic ve Rüyaların Kutsal Kitabı)
- Haftalar geçtikçe, Agnes kara kara düşünmeye başlamıştı. Harold’a söz etmekten kaçınsa da, kendi rüyaları (ne yazık ki, yeterince sık görmüyordu) onı dehşet içinde bırakıyordu: Uğursuz, tanımlanamaz görüntülerle dolu, karanlık, yiyecekmiş gibi kendisine bakan mekanlar. Bu kabusları hiçbir zaman ayrıntılı bir şekilde hatırlayamıyordu, aksine, rüyaları daha uyanmak için çabalarken biçimlerini kaybediyorlardı ve geriye sadece ertesi gün boyunca devam eden eziyet dolu, boğucu, fırtınalı atmosferlerinin keskin izleri kalıyordu. Agnes kendi hayal gücünün sınırlarını kaba bir şekilde yansıtacakları korkusuyla bu parça parça dehşet sahnelerinden Harold’a söz etmekten utanç duyuyordu. (Johnny Panic ve Rüyaların Kutsal Kitabı)
- “İçimde uyandırdıkların hoşuma gidiyor.” (Günlükler)
- Bir kemanın en üst teli gibi gergin ve sinirli olabilirim ama yine de gökyüzü mavileşmeye başladığı sırada uyumaya hazırımdır. Sancılı bir uykuya dalıncaya dek, bütün o rüya görenleri düşünmek ve gördükleri rüyalar, gücümü tüketir. (Johnny Panic ve Rüyaların Kutsal Kitabı)
- "Bekliyorum ve ağrıyorum.İyileşiyorum galiba. Daha çok şey var yapacak. " (Üç Kadın)
- “Kendimi duygusuz ve boş hissediyordum, aklım, paramparça olmuş hayallerimin kırıntılarıyla doluydu.” (Sırça Fanus)
- . Bu kadar çok tuhaf insana nasıl bu kadar çok kadın olabiliyorsun, ah seni garip kız ? . (Çizimler)
- "Uzun süren bir çöküntüden çıkan ben yatakta buluyorum kendimi Döşek üstünde güvenliyim, bir düşüşe karşı sımsıkı kenetliyorum ellerimi Kendimi buluyorum yeniden, gölge değilim ben." (Üç Kadın)
- "Yaşam üstüne yaşam yitiriyorum. İçiyor onları karanlık yeryüzü " (Üç Kadın)
- Ölümü gördüm çıplak ağaçlarda, yok oluşu gördüm. İnanamadım. O kadar güç mü Ruhun bir yüze, bir ağıza kavuşması? (Üç Kadın)
- Bırakın , bir saksının içine oturayım, Örümcekler farketmesin beni. Sus pus olmuş bir sardunya, yüreğim. (Suyu Geçiş)
- Ah o aşk, ansızın dönüp Renk değiştirir dünya. Parçalanıp yayılır (Temmuz Gelincikleri)
- Not God but a swastika So black no sky could squeak through. Every woman adores a Fascist, The boot in the face, the brute Brute heart of a brute like you. (Daddy)
- Kendimi duygusuz ve boş hissediyordum. Aklım, paramparça olmuş hayallerimin kırıntılarıyla doluydu. (Sırça Fanus)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin