Kitap Künyesi
Yazar: Jorge Amado
Çevirmen: İpek Gürsoy Manavbaşı
Orijinal Adı: Jubiabá
Yayın Evi: Kırmızı Kedi Yayınevi
İSBN: 9786052987315
Sayfa Sayısı: 384
--reklam--
Jubiaba Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Jubiabá, 1938’de Fransızcası yayımlandığında, dönemin içe bakış ve kelime oyunlarına dayalı modernist roman anlayışına göre metni yavan bulan André Gide’in tersine Albert Camus’yü çok heyecanlandırdı. Bir kere, fazla “kaba”ydı. Düz bir çizgide ilerleyen ve melodrama yaslanan bir tefrika roman türündendi. Ancak tam da bu özellikleri dolayısıyla duyguları kolayca harekete geçiren müthiş bir eylem gücü vardı.
“Ben yalnızca bir hikâye anlatıcısıyım.” Bunu her fırsatta dile getiren Brezilyalı yazar Jorge Amado, onu dünyaca üne kavuşturan Jubiabá adlı romanında, Antônio Balduíno adlı siyahi bir öksüzün serserilikten boksörlüğe, sirklerden tütün plantasyonlarına ve en sonunda grev direnişçiliğine uzanan aşk ve macera dolu uyanış öyküsünü anlatıyor.
“Harikulade ve müthiş bir kitap. Eğer gerçekten roman her şeyden önce eylemse, bu türünün tam bir örneği. (…) Gereksiz akıl oyunlarından bu denli uzak kalabilen kitap pek azdır. Tam aksine, bu eserde romansı öğelerin dokunaklı bir şekilde kullanıldığını, sözün bu öğeleri ölçüsüzce, fazla fazla barındıran hayata bırakıldığını görüyorum.”
Albert Camus
--reklam--
Jubiaba Alıntıları - Sözleri
- "Zenciler hala köle,beyazlar da öyle"diyerek lafa karıştı rıhtımda çalışan zayıf bir adam,"bütün yoksullar hala köle.Kölelik daha bitmedi."
- "Zenciler hala köle, beyazlar da öyle..Bütün yoksullar hala köle.Kölelik daha bitmedi."
- "İyi insan yoktur.Bu dünyada iyi insan diye birşey yoktur."
- Fakirler öyle talihsizdir ki, bok para etse fakirin kıçının deliği kapanır.
- Hayat, parası olan için güzeldir.
- ARTIK ONU GÖRMEYECEK OLMANIN VERDİĞİ ŞU ACIYI DİNDİR
- Sonuç olarak hayat saçmalık, yaşamaya değmez.
- Benim hiç kimsem yok.
- "Makine, Tanrı'nın icadı değildir.Şeytan işidir."
- Tanrım, dualarıma kulak ver.
- Şimdi ağlıyor ve öleceği için üzülüyordu. Oysa kaç kez dilemişti ölmeyi.
- Iyi insanlar vardır, evet. Yoksullar doğuştan talihsizdir. Bizi kötü yapan yoksulluktur.
- "Dakiklik önemli bir meziyettir."
- "Hapse girmek mi?" Gülümsedi. "Adam zengin."
- Yoksullar hep çile çeker. Kimi insanlar keyif sürmek için doğar: Onlar zengindir. Ve diğerleri de acı çekmek için: Onlar da fakirlerdir. Dünyanın ilk gününden beri böyledir bu.
--reklam--
Jubiaba İncelemesi - Şahsi Yorumlar
“Bahia Brezilya’nın en yoksul eyaletlerinden biri. Salvadore de Bahai de başkenti. İşte Jubaiba da bu kent ve çevresinde geçiyor. Başkarakter Balduino fakir, karnını ve cinselliğini artık nerede nasıl doyurursa öyle yaşayıp giden olabildiğince maço, siyah bir genç. Başından geçen maceraları anlatıyor bu kitap.” denip de geçilebilirdi. Ama bu roman o kadar basit değil; uzun uzun üzerine konuşulması gereken bir kitap. Yeri burası mı çok emin olmasam da… Balduino bir lümpen proleter, yani ayaktakımından, yani ‘tehlikeli sınıf’tan. yazar/karl-marx’a göre lümpen proletarya yasadışı işlerle hayatını sürdüren, özellikle kentlerdeki dışlanmış kimseleri, umutsuzluğa saplanmış sınıfı ifade eder: dilenciler, fahişeler, çete mensupları, düzenbazları, hırsızları, adi suçluları, serserileri, berduşları, bir türlü işgücüne dahil edilemeyenleri, yani sınıfsızları, yani yozlaşmışları kapsar. Sınıf bilincine sahip olmadıkları için dini ve ulusal duyguları kolayca maniple edilebilen, egemen sınıflara yaltaklanan karşı devrimci bir sınıftır. Jubiaba’nın geçtiği atmosfer tam da budur. Balduino müthiş yoksul bir çevrede yaşayan, bir türlü düzen tutturamayan, çok da bunun eksikliğini duymayan, bazen dilencilikle, bazen çetecilikle, kimi zaman kumarla hayatta kalmaya çabalayan, tek derdi içmek ve seviştiği kadın listesine bir çentik daha atmak olan bir gençtir. Çektiği acıları veya içindeki sefil durumu çok da sorgulamaz. Ta ki çalışmaya mecbur kalıp limana işçi olarak girip bir grev sayesinde bilinç kazanıncaya kadar. Orada işçinin gücünün farkına varır ve isyan bayrağını açar. Böyle kuru şekilde anlattığıma bakmayın, yazar/Jorge-amado’nun kitabı yazmayı bitirdiğinde 22 yaşında genç bir komünist olmasından kaynaklı bazen saf ajitasyona dönen satırlarına rağmen güzel bir kitap. İsteyen siyahi fakir bir gencin başından geçen maceralar şeklinde de okuyabilir bu kitabı, zararı yok; ama herkesin ardındaki motifin farkına varmasını isterim. Amado Balduino’yu bir lümpen proletarya olarak resmetse de kendisini başkarakterin etkisine kaptırmaktan koruyamıyor. İyi ki de öyle oluyor. Balduino Marksist anlamda işe yaramazlar sınıfına dahildir, olsa olsa isyankardır (devrimci değil!), korkutucudur çünkü kaybedenlerin daha fazla kaybedeceği bir şey yoktur, kaybedeceği zincirleri dahi yoktur; o nedenle de tüm sınıflar için tehlikelidir ama daha çok aracı olduğu için en çok egemenlerin etkisine açıktır. yazar/Mihail-Bakunin’e göre ise asıl devrimciler lümpen proletarya, köylüler, işsizler, daha sınıf dışında bırakılmışlardır çünkü sistemin yozlaştırıcı etkinden daha uzaklardır, sınırsızca isyan edebilirler, bunun da gideceği yer bir başka tahakküm aracı olan devletin el değiştirmesi değil devletsiz, özgür birlikteliklerdir. Amado’nun Balduino’yu konumlandığı yer Marksist anlamda bir lümpen proletaryadır ama Balduino’nun kendisini konumlandırdığı yer daha anarşizandır. Bu gerilimin bu kitapta aleni olduğunu düşünüyorum. Amado bu kitapla bir şeye daha işaret eder: Latin Amerika edebiyatı genellikle “Güney Amerika coğrafyasındaki Avrupa” olarak ele alınır –kimi yerli halk öğeleri yer alsa da kapsamı dardır. Oysa Amado bir gerçeği daha öne çıkarır: “Güney Amerika coğrafyasındaki Afrika”. Afrika'yı, Brezilya'daki Afrikalı köleleri, tarihlerini anlamadan edebiyat yapamazsınız diyor, çok haklı! Her eserinden de bu haykırış yükseliyor Amado'nun. Jubiaba Afrika dinlerinden birinin büyücüsüdür. Hayaletlerle iş tutar, muskalar (!) yazar, ayinler tertip eder ve yolunu bulur. Herkes tarafından saygı görür, son sözü söyleme merciidir, ne dediği pek anlaşılmasa da bilgece duruşundan taviz vermez. Yani dini bir otoritedir. Romanda bunun gibi Afrika kültüründen çokça motife rastlarız. Okuması çok cezbedicidir. Ama Amado okurlara, “abartmayın, size gerçek yüzünü göstereceğim” der: Balduino sınıf bilinciyle sarhoş halde Jubiaba’nın bir ayinine katılır ve herkesi greve destek vermeye çağırır. Jubiaba şöyle bir bakar ve Balduino’nun içine şeytan girdiğini ilan eder. Konumu ve misyonu böylece sabitlenir Jubiaba’nın: "Die Religion ist das Opium des Volkes". Kadın meselesi de önemlidir Jubiaba’da. Sözü nettir: patriyarka, sınıf aşırıdır, her sınıfa içkindir. Burjuvaların da, siyahların da, beyazların da, dışlanmışların da, işçilerin de kadını konumlandırdıkları yer benzerdir. Bahia’nın her yerine maço kültürü sinmiştir. Farklıdır ama aynıdır da: mesela fahişelik diğer işler gibi bir iştir, fahişe diye bir kadın fazladan kınanmaz ama her kadın hak etmişse dövülebilir, neredeyse erkeğin hakkıdır. Çok uzayacak. O nedenle burada duruyorum... Dediğim gibi, kitap akıcı ve dolu bir kitap. Okuyun, tartışalım. (Gara Keçi)
Jubiabá, Ölü Deniz’, ‘Kızgın Toprak’, ‘Tarçın Kokulu Kız’, ‘Gecenin Çobanları’, ‘Tereza Batista’, ‘Amerika’nın Türkler Tarafından Keşfi’ gibi büyük eserleriyle anılan Jorge Amado'nun, 1935 yılında yayımlanan dördüncü romanı. Bu romanı yazdığında sadece 23 yaşındaymış ama yazarlık kariyerinde özel bir yeri olmuş. 1928 yılında Fransa’da yayımlanmış, özellikle Albert Camus’ten gelen övgüler sayesinde farkedilmiş ve sonrasında Amado’nun dünya çapında tanınmasını sağlamış. Kısa zamanda 14 dile çevrilen ‘Jubiabá’, 1940’larda bir radyo dizisine dönüştürülür, 60’lar ve 70’lerde çeşitli tiyatro uyarlamaları yapılır. 1985’te film yapımcısı Nelson Pereira dos Santos tarafından sinemaya uyarlanır ve ünlü illistrasyon sanatçısı João Spacca de Oliveira’nın imzasıyla çizgi roman olarak da kitaplaştırılır. Jubiabá, ismini kahramanlık şarkılarına yazdırmak isteyen Antonio Balduino adlı Afro-Brezilyalı bir gencin maceralarını anlatıyor. İlk sayfalarda bir boks macerasıyla tanışıyoruz Balduino'yla. Sonra hikâyenin en başına, 1920’li yıllara, Balduino’nun çocukluğuna, Bahia’nın kenar mahallerine, Capa-Negro tepesinde yaşayan yoksulların evlerine, mahallenin bilgesi/büyücüsü Jubiaba’nın düzenlediği macambo törenlerine dönüyoruz. 20'li yaşlarında aniden boks kariyerinden vazgeçer ve liman işçileriyle greve katılır. Ve adına bir balad yazmanın zamanı gelir. Jorge Amado, okumaktan keyif aldığım bir yazar. Bu kitabını da okuduğum için memnunum. Her ne kadar bana göre sonlarına doğru düşüş olsa da , okuduğum tüm Amado eserlerinden zevk aldığım gibi bu kitaptan da keyif aldım. (Göknur)
Annesiz babasız siyahi bir çocuğun halasının ölümüyle yerleştirildiği ailenin yanından kaçıp sokaklarda serserilik yaparken boksörlüğe, sirklerden tütün tarlalarına ordan grev direnişçiliğine uzanan hayat hikayesini anlatmış yazar. Geçtiği yada yaşadığı her yerde etrafındaki insanların konumlarını içinde bulundukları durumları iyi özetlemiş. Bakmayın üç günde okuduğuma elime alamadım yoksa çok akıcı bir kitap. Dili gayet anlaşılır. Keyifli okumalar... (Kevser)
--reklam--
Jubiaba PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Jorge Amado - Jubiaba kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Jubiaba PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Jorge Amado Kimdir?
Jorge Amado Brezilyalı romancı (Pirangi, Bahia 1912). Başlangıçta kakao tarım işletmeleri sahipleri döneminde Bahia'daki yaşamı işleyen, toplumsal yergili romanlar yazdı. Daha sonra lirik, düşünce ve mizah yüklü bir üslupla kaleme aldığı Dona Flor e Seus Dois Maridos (Dona Flor ve İki Kocası, 1966) gibi romanlarıyla ün kazandı. Amado, 2001’de Brezilya’nın Salvador kentinde öldü.
--reklam--
Jorge Amado Kitapları - Eserleri
- Kızıl Tarlalar
- Dona Flor ve İki Kocası
- Tarçın Kokulu Kız
- Mucizeler Dükkanı
- Kızgın Toprak
- Tereza Batista
- Jubiaba
- Gecenin Çobanları
- Ölü Deniz
- Kırlangıç ile Tekir Kedi
- Su Kinkasının Qeyri-Adi Ölümü
- Boksör
- Amerika'nın Türkler Tarafından Keşfi
- Pusu
- İhtiyar Denizciler
- Möcüzələr Dükanı
- Top ve Kaleci
--reklam--
Jorge Amado Alıntıları - Sözleri
- Benim hiç kimsem yok. (Jubiaba)
- Asla bitmeyen bir yolculuktu bu, bir bardak suyun bir başka bardaktakine benzediği gibi birbirine benzeyen adamlarca tekrar tekrar başlayan bir yolculuk. … İsimler değişse de göçmenler hep aynıydı. Yüzleri birbirinin aynıydı, açlık aynıydı, kadercilik aynıydı, yürüyüşlerindeki azim aynıydı. Taşların, dikenleri, yılanların, kertenkelelerin üstesinden gelip Caatinga’yı aşarak taşı toprağı altın olan Sao Paulo’ya gidenler ve ne toprak ne de altın bulabilmiş olarak Sao Paulo’dan dönenler… (Kızıl Tarlalar)
- Durmaksızın büsbütün hayallerini gerçekleştirmek için Yola koyulan ve o yolda hayallerini gerçekleştiren durmaksızın durmaksızın.. (Tarçın Kokulu Kız)
- Bana söyleyebilir misin neden hep iki aşka ihtiyaç duyulur, neden gönül bir taneyle yetinmez? (Dona Flor ve İki Kocası)
- Ne beyazlar ne de siyahlar var, para beyazlatıyor, burada siyah olan yoksulluktur. (Mucizeler Dükkanı)
- Bu diyarda, bir kakao plantasyonu bir piskopos bile yetiştirebilir. Kakao plantasyonu tren, katiller, mala el koymalar, şehirde evler, kahveler, okullar, tiyatrolar, barlar ve hatta bir piskopos bile verir. Evet, bu diyarda yalnız kakao değil, her şey, ne istersen yetiştirir. (Kızgın Toprak)
- Ah! Arkanjo. Sen insanların ışığıydın, görmek için gözlerimiz, konuşmak için ağızlarımızdın. Sen bizim gücümüzdün, aklımızdın. Geçmişi, geleceği sen biliyordun, başka kim bilebilir? (Mucizeler Dükkanı)
- Kocanın onuru , suçluların kanıyla temizlenir. (Tarçın Kokulu Kız)
- Ezilenlerin savunucusu sayın önder acaba biliyor mudur ki, hiçbir sınıftan olmayan, bütün sınıflarca hor görülen, yaşamın dürüst savaşımlarına sokulmayan, alınlarına kara vurulmuş milyonlarca kadın vardır? Haklarını koruyan yasaları yoktur, örgütleri yoktur, emeklilikleri yoktur, manifestoları, bayrakları yoktur, hastalanırlar, doktorları, hastaneleri yoktur, aç susuz kalırlar, işsizlik ödenekleri yoktur, çocuk doğurmaya, ev kurmaya, sevmeye hakları yoktur, yalnızca orospuluk etmeye hakları vardır, bunları biliyor muydunuz? (Tereza Batista)
- İyi ya da kötü her şeyin sonu vardır. (Tarçın Kokulu Kız)
- Her şey için bir yer ve her şey kendi yerinde (Dona Flor ve İki Kocası)
- Ölüyə təzə kostyum geyindirmək axmaqlıqdır. Bu paltar qurdlara yaxşı yem olacaq! Amma gör nə qədər adam geyinməyə şey tapmır... (Su Kinkasının Qeyri-Adi Ölümü)
- Çiftliklerde ırgatların ayaklarına yapışan yapış yapış kakao, çanuru hiçbir su ile yıkanıp temizlenemeyecek kalın bir kabuk haline getirdi. Herkesin ırgat, katil, albay, hukuçu, doktor, tacir, ihracatçı; herkesin ruhuna, içine, yüreğine bu çamur yapışmıştır. Bunu oradan sökecek ne eğitim ne kültür ne de duygu inceliği vardır. Çünkü kakao zenginlikti, kakao güçtü, kakao hayatta her şeydi. Sadece kara toprağa dikilmiş, usaresi bol bir şey değil, onların içine işlemiş bir şeydi de. Onların içinde bitiyor, yüreklerine her cömertçe hamleyi boğan uğursuz bir gölge serpiyordu. (Kızgın Toprak)
- Aşk, yaralı bir yüreğin kapısına dayandığı zaman içeri girmek için izin beklemez. (Tereza Batista)
- Jesuino'nun dediği doğruydu: fakir fukara için yaşamak çok şeydi zaten. Bunca yoksulluğa, sonsuz güçlüklere, hastalıklara göğüs gererek hiçbir yardım görmeden, yalnızca ölmek gelirken ellerinden, yaşamak. İnatçı insanlardı bunlar, kolayca süpürülüp yok edilmeye boyun eğmiyorlardı. Yoksulluğu, açlığı, hastalıkları, göğüsleme yetenekleri ta eskilerden geliyordu. Onlardaki bu güç, Zenci taşıyan gemilerde, kölelik günlerinde doğmuş, gelişmişti. Vücutları zahmete alışmış, yoksullukla yoğurulmuşlardı. Dahası var, yaşamakla yetinmiyor, yaşamanın zevkini çıkartıyorlardı ayrıca. Karşılaştıkları zorluklar arttıkça, gitara, armonika çalarak gülüp eğleniyorlardı. Kedi Öldüren tepesinden Liberdade yoluna, Retiro'ya ve Bahia'nın bütün yoksul mahallelerine, çalgı sesleri ve şarkılar yayılıyordu dalga dalga. Güler yüzle göğüslüyorlardı sefaletlerini, yoksulluklarıyla alay ediyor ve yaşayıp gidiyorlardı. Doğdukları zaman, beşiklerinin çevresine gökten melekler inmiyordu. Tanrı'nın olduğu kadar dizanterinin, açlığın, bakımsızlığın da sevgilisi olan bu çocuklar, bu çetin ve neşeli hayat okulunda yetişiyorlardı. Analarından babalarından alıyorlardı dayanma gücünü ve gülüp eğlenerek yaşama yeteneğini. Yazgıya boyun eğmiyor, teslim olmuyorlardı yenik ve düşkün olarak. Hayır, her şeye karşı duruyor, hayatı göğüslüyor, yaşantılarının bütün çıplaklığını ve acılığını kahkahalara, müziğe, kardeşlik sevgisine ve Bahia halkının uygarca inceliğine bürüyorlardı. İşte böyle yaşıyordu bu sade insanlar, bu çetin cevizler. İşte biz böyleyizdir halk adamları, neşeli ve inatçı. Asıl gevşek olanlar yüksektekiler. Sinirleri yatıştırıcı bir sürü ilaçları tıkınarak yaşar bunlar. Bunalım, psikanaliz baskıları içinde çırpınırlar, Oedip ve Elektra komplekslerinin etkisiyle içlerinde, analarıyla yatmak, babalarıyla sevişmek isteğini duymanın sıkıntısı içindedirler. Serserilik etmeyi ve buna benzer abuk sabuk şeyler yapmayı pek hoş bulurlar. (Gecenin Çobanları)
- On yıllık bitmez tükenmez konferanslar, bir günlük savaştan daha değerlidir ve daha ucuza mal olur; tutukevleri ve polisler bütün düzenlerde aynıdır ve hiç ayrımsız hepsi aynı derecede rezildir. Üniformalar sadece müzelik bir nesne oldukları zaman dünya gerçekten uygarlaşmış olacaktır. (Mucizeler Dükkanı)
- Bir orospu soyunup bir adamın altına yattığı ve ona ufak bir ücret karşılığında yaşamın en yüce zevkini verdiği zaman, bu paradan kaç kişi pay alır, sosyal adaletin ateşli savunucusu sayın bay bunu biliyor mu? (Tereza Batista)
- “Bu kadar çok şey bildiğiniz halde neden hala bu kadar çok okuyorsunuz üstat Pedro?” “Ah arkadaşım ,gördüklerimi ve bana söylenenleri anlamak için okuyorum.” (Mucizeler Dükkanı)
- Zaten bu dünyada kim beklenmedik bir ihtiyaçla karşılaşma tehlikesinden azadeydi ki? (Dona Flor ve İki Kocası)
- zaman daima geçmişin özlemini çekmekteydi. (Kırlangıç ile Tekir Kedi)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin