Kitap Künyesi
Yazar: Nadine Gordimer
Çevirmen: İlknur Özdemir
Orijinal Adı: July's People
Yayın Evi: Kırmızı Kedi Yayınevi
İSBN: 9789944756365
Sayfa Sayısı: 168
--reklam--
July'ın İnsanları Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Güney Afrika’nın her yerinde silahlı militanlar ülkenin kentlerini savaş alanına çevirmişlerdir. Yıllardır kötüleşmekte olan durum bir anda korkunç olaylarla sonuçlanmış, hazırlıksız yakalanan beyaz halk müthiş bir çatışmanın, yakıp yıkmanın içinde bulmuştur kendini. Üç çocuklu, liberal görüşlü beyaz Smales ailesi bu dehşet çemberinden yıllardır yanlarında çalışan siyah uşakları July sayesinde kurtulur; July onları kendi doğduğu uzak ve ilkel köye kaçırır. O yoksul çevrede, alıştıkları her şeyden uzak, sadece hayatta kalmaya odaklanan, siyahlarla eşitleşen Smalesler’le July’ın hikâyesi, her iki tarafın kişiliklerindeki ve ilişkilerindeki kaymalar, bize bölünmüş bir Güney Afrika’da, siyahlarla beyazlar arasındaki ürkütücü yaklaşımlar ve yanlış anlamalar hakkında unutulmaz bir pencere açıyor.
- - - - - - - - - - - -
“Gordimer’in yazdığı en iyi roman.”
Saturday Review
“Güney Afrika hakkında başka bir edebiyat eseri okumasanız da Gordimer’in eserleri yeterli olur. . . Bir benzeri yok.”
Sunday Times
“Soluk kesici… o kadar mükemmel yazılmış ki içindeki olayların her biri tüyler ürpertici, tekinsiz bir biçimde mümkün olabilir.”
Anne Tyler, New York Times Book Review.
--reklam--
July'ın İnsanları Alıntıları - Sözleri
- Hezeyan içindeki insanlar zaman zaman bir normalleşip bir anormalleşirler.
- Kapıya vuran yok, gelen July, uşakları, ev sahipleri olan July.
- Henüz klimalar yokken, herkes saz damın sıcağa karşı doğal bir yalıtım sağladığını söyleyip överdi onları.
- peşinde cıvıldaşan civcivleriyle tüysüz bir tavuk girdi içeri, dünyadaki en cılız sesti bu. O sesin tatlılığı, sıradanlığı apansız, kesin bir inanmazlığa yol açtı.
- Kitap rafında duran koleksiyonundaki parçaları bir bir eline alarak gözden geçirdi
- Kocası yanıt vermedi. Çoğunlukla o kullanmışb arabayı, üç gün üç gece boyunca. Arbk uyumuyor olsa da uyku eksikliğinden sersemlemiş durumdaydı.
- Taşıt, zevk için alınmışh, nasıl ki bazı kadınlar zevk için doğmuşlar denirse.
- Çeşitli ve farklı koşullarda bazı nesneler ve kişiler çok büyük önem kazanırlar.
- Her şey yavan bir gariplik içinde başladı.
- Hükümet siyahların sendikalarına, getirdiği kısıtlamaları gizlemek için mükemmel seçilmiş sözcüklerle kaleme alınan ayrıcalıklar tanımayı sürdürürken, söz konusu siyah işçiler zaten aç, öfkeli ve işsizdiler, yakılan fabrikalardan arta kalan da çoğunlukla yalnızca fabrikanın zeminiydi. Uzunca bir süre, hiç kimse, kendi gözleriyle gördüğü alan dışında kalan yerlerde neler olup bittiğini tam olarak bilemedi. Ayaklanmalar, kundakçılık, uluslararası kuruluşların yönetim merkezlerini işgal etme, kamu binalarını bombalama ... Gazetelerle radyo ve televizyona uygulanan sansür, söylentileri ve kulaktan kulağa yayılan sözleri, ülke çapındaki bu müzmin ayaklanma d urum uyla ilgili tek bilgi kaynakları olarak bıraktı. Gözlerden uzak olarak Soweto'da haftalarca sürdürülen bir ayaklanmadan sonra, (yaklaşık) on beş bin siyahın Johannesburg'a yaptıkları yürüyüş, ticaret merkezinin sınırında, siyahlardan ve beyazlardan (yaklaşık) birkaç cana mal olarak durdurulmuştu.
- Ellili yılların belge yakma olaylarından, Sharpeville'den, '76 Soweto olaylarından, 1980'deki Elsie Irmağı cinayetlerinden beri yirminci kez, yüzüncü kez her şey yeniden yatışır gibi olmuştu.
- Tüm yaşamlarını şimdi oldukları gibi siyah bir kıtada doğan adi beyaz sokak köpekleri gibi geçirmiş olduklarını görme düşüncesi dehşet veriyor, hasta ediyordu onları.
- kim bilir kaçıncı kez, binlerce kara derili hapse atıldı, cam kırıkları süpürüldü, kesilen telefon hatları onarıldı, radyo ve televizyon her şeyin kontrol allında olduğuna dair güvence verdi.
- Beyaz çocuklar, kentteyken uşağın çocuklarının fotoğrafını cüzdanında, kimliğinin yanında görmüşlerdi. Siyah çocuğa bir dolandırıcıymış gibi baktılar.
--reklam--
July'ın İnsanları İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Özgürlük-Güvenlik İkileminde bir (Toplumsal) Roller Uzlaşması/Uzaklaşması: Güney Afrika'nın katı ırk ayrımcılığı ve apartheid rejimi döneminde kentte yaşayan üç çocuklu Smales ailesinin, siyahî gerillaların baskınlarıyla, kundaklamalarıyla ve yakıp yıkmalarıyla, yardımcıları, yani aslında uşakları, July'ın "köy bile denmeyecek" yerleşim yerine gitmeleri ve siyahlarla beyazların rol değişiminden ziyade rol benzeşmesi teması üzerine kurulu bir roman July'ın İnsanları, evet. Fakat burada özelde, bir izlek takip etmemiz gerekiyorsa o da bu beyaz Smales ailesinin "kadın"ı Maureen Hetherington'ın içsel yolculuğu. Ona eşlik eden ise sade, düz ama ısrarcı, hatta zaman zaman sırtında bebeği ile azize gibi zuhur eden Martha, July'ın karısı, ki onu uzun bir süre sadece "July'ın karısı" olarak görüyoruz. Kanada uyruklu Güney Afrikalı beyaz bir aile olan Smalesler, aslında buradan bir göçmenlik getirmiş genetik kodlarında ve bu göçmenlik, kendi kimliğini ve kişiliğini bulamama, henüz kendini dahi tanıyamamış olma, artık kendi vatanında, beyazlara ayrılan özerk bölgelerde sterilize yaşamından mutlu mu yoksa mutsuz mu olduğunu, daha doğrusu grilerini ve gel-gitlerini anlayamamış olma meselesi Maureen'de mezcolmuş. Kitabın ana karakteri her ne kadar July gibi dursa da aslında July'ın insanlarından biri olan Maureen ve July'ın kendi köyündeki kadınlar, özellikle karısı Martha ve annesi, yani "mhani" (Zulu dilinde, anne). Niçin onun insanları? Cevabı, July'ın uşaklıkla kendi mahallinde olma psikolojisi arasındaki hallerinde görüyoruz, kendi muhitinde, kendi gibiyken. Maureen'in ona olmasını istediği ideal insan yolunda kurduğu düzen, üstlendiği suçları içinde değil. Kitap, inanılmaz bir çok boyutlulukla ilerlediği için üzerine notlar almadan, bir konuyu farklı açılardan düşünmeden edemiyorsunuz. Gordimer'ın her zaman apartheid ile savaştığını ve romanlarında hep bir siyaz-beyaz çatışması olduğunu görüyoruz, doğru. Fakat burada mesele, siyah-beyaz çatışmasından daha girift bir halde. Maureen'in yaşam standartları oldukça "düşük" bir köyde çocuklarıyla ve eşiyle yaşamaya başlayarak aslında eşini ve dahası kendini tanımadığını öğrenmesi, July ile ilişkisinin yıllar içinde nasıl bir boyut aldığını gözlemlemesi üzerinden, yani kadınlar üzerinden bir siyah-beyaz uzlaşması/uzaklaşması üzerine kurulu mevzu. Onları, ses etmeseler de bir türlü kabullenemeyen köy kadınları, yine de July'ın erkekçe istekleri ile yaşamlarında hayatî öneme sahip parçaları -kulübe gibi- onlara veriyorlar. Bir gün tarlada çalışırken, kendini kabul ettirmeye çalışan bu beyaz kadının da "kusurlu" olduğunu fark ediyorlar, "kusurluluk" üzerinden kurulan bir kadınsı başlangıcın çok daha derûnî, çok daha psikolojik bir kendini bulma noktasına yönlendiğini görüyoruz. Sırf kendi hedefleri olmadığı halde, uydurulmuş, icat edilmiş bir üstün beyazlığa şeklen aitler diye bunları yaşamak zorunda kaldıklarını düşünen aile, müthiş bir değişim içine giriyor; nesnelleşiyor ve yabancılaşıyor. Kadın öznesi ekseninde insanın, hayatının olgun dönemlerinde doğada ve çatışmasının ortasında, ölüm korkusu ya da yabancılaşması ekseninde, zorlu bir coğrafyada kendini bulma hikâyesi July'ın İnsanları ve tekrar tekrar okunası, birçok alıntı çıkarılası. (Hande Yıldırım Önsöz)
Kitap kötü değildi ancak kitabı okumadan önce o kadar çok övgü okudum ki hem yazar hakkında hem kitap hakkında belkide bu yüzdendir beklentimi karşılamadı. Kötü değildi ama az kaldı. Bloğumda daha detaylı yazdım bakmak isterseniz: http://hayalimdekikutuphane.blogspot.com.tr/2015/03/julyin-insanlar-nadine-gordimer.html (Tuğba Karakaya)
Güney afrika, ırk ayrımı ve yolaçtığı şiddet ve bu şiddet ortamından yanlarında çalışan zenci yardımcıları tarafından kurtarılan üç çocuklu beyaz aile. Gelişen olayların yolaçtığı rol değişimi yeni farkındalıklar, pek çok açıdan okunabilecek dolu dolu bir anlatımı var, gerçekten iyi. (Fk)
--reklam--
July'ın İnsanları PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Nadine Gordimer - July'ın İnsanları kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de July'ın İnsanları PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Nadine Gordimer Kimdir?
Nadine Gordimer, 20 Kasım 1923'te Güney Afrika'da, Johannesburg yakınlarında küçük bir madenci kasabasında dünyaya geldi. Anne ve babası Yahudi'ydi; kuyumculuk yapan babası Rusya'dan, annesi İngiltere'den göç etmişti. Aldığı manastır eğitiminden sonra Johannesburg'da Witwatersrand Üniversitesi'ni bitirdi. Nadine Gordimer, yazmaya dokuz yaşında başladı ve on beş yaşındayken yazdığı ilk kısa öyküsü Güney Afrika'da bir dergide basıldı. On yıl sonra 1949'da ilk öykü kitabı, Face to Face yayınlandı. İlk romanı The Lying Days, 1953 yılında çıktı. Afrika, Avrupa ve Kuzey Amerika'nın birçok yerini gezdi, ancak Johannesburg'da yaşamayı sürdürdü. Nadine Gordimer, bugüne kadar yazdığı on roman ve yedi öykü kitabının yanında edebiyat eleştirileri ve değişik konularda pek çok makale yazdı, konferanslar verdi. 1974 yılında The Conservationist adlı kitabıyla Booker Ödülü'nü, 1991 yılında da Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı.
--reklam--
Nadine Gordimer Kitapları - Eserleri
- Oğlumun Öyküsü
- July'ın İnsanları
- Yaşamaya Bak
- Başka Dünyalar
- Evdeki Silah
- Kimi Güzelliklere Doğar
- Ayartma
- Yanımda Kimse Yok
- Jump and Other Stories
- Loot: And Other Stories
--reklam--
Nadine Gordimer Alıntıları - Sözleri
- ''Aşk/nefret, deneyimlerin en yaygın ve evrensel olanı.'' (Oğlumun Öyküsü)
- Hükümet siyahların sendikalarına, getirdiği kısıtlamaları gizlemek için mükemmel seçilmiş sözcüklerle kaleme alınan ayrıcalıklar tanımayı sürdürürken, söz konusu siyah işçiler zaten aç, öfkeli ve işsizdiler, yakılan fabrikalardan arta kalan da çoğunlukla yalnızca fabrikanın zeminiydi. Uzunca bir süre, hiç kimse, kendi gözleriyle gördüğü alan dışında kalan yerlerde neler olup bittiğini tam olarak bilemedi. Ayaklanmalar, kundakçılık, uluslararası kuruluşların yönetim merkezlerini işgal etme, kamu binalarını bombalama ... Gazetelerle radyo ve televizyona uygulanan sansür, söylentileri ve kulaktan kulağa yayılan sözleri, ülke çapındaki bu müzmin ayaklanma d urum uyla ilgili tek bilgi kaynakları olarak bıraktı. Gözlerden uzak olarak Soweto'da haftalarca sürdürülen bir ayaklanmadan sonra, (yaklaşık) on beş bin siyahın Johannesburg'a yaptıkları yürüyüş, ticaret merkezinin sınırında, siyahlardan ve beyazlardan (yaklaşık) birkaç cana mal olarak durdurulmuştu. (July'ın İnsanları)
- " Ah sen saman sarışını, yüreğe sızı düşürecek kadar güzel ve tatlı kokulu sarışın, keşke hiç doğmamış olsaydın." (Oğlumun Öyküsü)
- Av köpeğinin boynuna asılan bu kadını gördüğüm ilk gün, insanlarca düş kırıklığına uğratıldığında bir hayvanla sessiz bir sevgi söyleşisinde bulunan bir çocuğa benzetmiştim. Onun durumundaki birisinin hayvanlara karşı olan bu sevgisi, insanları sevmemesinden değil, yalnızca hayvanları sevmek zorunda kalmasından kaynaklanıyordu diyebilirim. (Başka Dünyalar)
- Duncan, her sefer yaptığı gibi vedalaşma vaktinin geldiğini belirtmek için, babasına okuyacak kitabı kalmadığını söyledi. -Kitaba çok ihtiyacım olacak, yani orada. -Hiç Thomas Mann okudun mu? Sana 'Büyülü Dağ' ı getireyim... (Evdeki Silah)
- Ellili yılların belge yakma olaylarından, Sharpeville'den, '76 Soweto olaylarından, 1980'deki Elsie Irmağı cinayetlerinden beri yirminci kez, yüzüncü kez her şey yeniden yatışır gibi olmuştu. (July'ın İnsanları)
- “(...) doğa siyasal sınır tanımaz. Ekoloji de öyle.” (Yaşamaya Bak)
- kim bilir kaçıncı kez, binlerce kara derili hapse atıldı, cam kırıkları süpürüldü, kesilen telefon hatları onarıldı, radyo ve televizyon her şeyin kontrol allında olduğuna dair güvence verdi. (July'ın İnsanları)
- Aşk, sevilen kişinin istediklerini elde edebilmesi için kendini adamaktır. (Yaşamaya Bak)
- İçimi, daha önce sık sık olduğu gibi, bende budalaca bağırma isteği uyandıran bir düşmanlık, öfke ve kırgınlık sarmıştı: Ben yaşamak istiyordum! İster beyaz, ister kara, ister başka renkten olsun, ben benim ilgimi çeken, beni eğlendiren insanlarla birlikte olmak istiyordum. Yaşantıma giren insanlarla olan ilişkimi, kadın olsun erkek olsun, kendim düzenlemek istiyorum, ırk ayrımının da, politikanın da canı cehenneme! Ben yaşamak istiyorum! Hepinizin canı cehenneme! (Başka Dünyalar)
- Eğer ırkçı demek, başka renktekilere karşı olmak, kendi renginden, kendi dininden, kendi milliyetinden farklı olanların akıl ve ahlak yönünden daha aşağı olduğuna inanmak veya buna inanmayı istemek demekse, Lindgardlar ırkçı değildiler. (Evdeki Silah)
- “Güzellik yaşamımızın en önemli bir parçasıdır bence, değil mi?” (Başka Dünyalar)
- Bir kez başladımı yalanın ardı arkası kesilmiyor. (Yaşamaya Bak)
- “İyi şeyler sonsuza dek sürmüyor...” (Başka Dünyalar)
- “(...) Sorumlu olmadığınız bir şey için de suçlu olabilirsiniz.” (Yaşamaya Bak)
- “Yalnızlık; özel bir tür yalnızlık. Bizim yalnızlığımız. Ortak bir insan kimliğinin yokluğu. Güçlü bir azınlığın yalnızlığı...” (Başka Dünyalar)
- ''Bizi yakıp yok edemezler dedi, biz o kuşa benzeriz, hani küllerinden yeniden doğan anka kuşuna.'' (Oğlumun Öyküsü)
- Tüm yaşamlarını şimdi oldukları gibi siyah bir kıtada doğan adi beyaz sokak köpekleri gibi geçirmiş olduklarını görme düşüncesi dehşet veriyor, hasta ediyordu onları. (July'ın İnsanları)
- Bir çocuk, korkuyu ve korkunun getirdiği acıyı, nefreti tanır. (Kimi Güzelliklere Doğar)
- “(...) Belki de sessizliği kırmanın tek yolu ardında bir şey bırakmaktır. Elle tutulamaz bir şey.” (Yaşamaya Bak)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin