Kaçak Atlar - Yukio Mişima Kitap özeti, konusu ve incelemesi
Kaçak Atlar kimin eseri? Kaçak Atlar kitabının yazarı kimdir? Kaçak Atlar konusu ve anafikri nedir? Kaçak Atlar kitabı ne anlatıyor? Kaçak Atlar PDF indirme linki var mı? Kaçak Atlar kitabının yazarı Yukio Mişima kimdir? İşte Kaçak Atlar kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...
Kitap Künyesi
Yazar: Yukio Mişima
Çevirmen: Püren Özgören
Orijinal Adı: Homba
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750725296
Sayfa Sayısı: 448
Kaçak Atlar Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Yukio Mişima'nın başyapıtı olan Bereket Denizi dörtlemesinin ikinci kitabıdır. Bu kitabında Mişima, 1930'lu yıllarda toplumsal değerlerin değişmesine tepki duyan birtakım bağnaz yurtsever gençlerin hazırladığı ayaklanmayı anlatıyor. Kaçak Atlar, tekbaşına okunabilecek bir roman olduğu kadar, tarih, ülküler ve kişiler aracılığıyla, bir önceki romanla sıkı sıkıya bağlıdır.
Kaçak Atlar Alıntıları - Sözleri
- “Bilmek ve eyleme geçmemek, bilmemektir.”
- ...insan tarihten ders alacaksa salt bir dönemin belli bir bölümünde yoğunlaşmamalı, o dönemi oluşturan pek çok karmaşık, aykırı verileri de derinlemesine incelemeli. Her parçayı alıp doğru yerine yerleştirmeli. O parçaya özelliğini veren çeşitli ögeler hesaba katılmalı. Kısacası insan tarihe, tarihi geniş ve dengeli bir biçimde görebilecek bir perspektiften bakmalı. İşte, tarihten ders almak, dedikleri şey bu, bence. Herkesin kendi yaşadığı döneme bakış açısı sınırlıdır, zamanını bütünüyle görebilmesi güçtür. İşte bu nedenle, tarihin sunduğu kapsamlı görüntü hem bilgilendirir, hem de kişinin izleyebileceği bir model oluşturur. Anlık sınırlamalara bağımlı olarak yaşayan biri, zamanı aşan tarihin kendisine sunduğu o engin bakış açısından yararlanarak, içinde yaşadığı dünyayı kapsamlı olarak görebilir, kendi dar bakış açısını genişletebilir. Tarihin insanoğluna sunduğu en yararlı ayrıcalık budur. Tarihten ders almak demek, belli bir dönemin belli bir yönüne saplanıp kalmak ve onu şimdiki zamanın belli bir yönünü yeniden biçimlemek için model olarak kullanmak demek değildir. Geçmişin parçalı bulmacasından belli bir parçayı alıp onu şimdiki zamana yerleştirmeye çalışmak, başarıyla sonuçlanabilecek bir girişim değildir. Bu, tarihle oynamak demektir...
- Onun ülküsü, bembeyaz bir kâğıdın üzerine taze, siyah mürekkeple yazılmıştı.
- “Bilmek ve eyleme geçmemek, bilmemektir”
- O gençliğim ki, kolayca incinebilir oluşu yüzünden, başkalarının tutarsız davranışlarına duygusal tepki göstermenin açacağı yaralardan korkardı.
Kaçak Atlar İncelemesi - Şahsi Yorumlar
“BİLMEK VE EYLEME GEÇMEMEK, BİLMEMEKTİR”: “Gün doğduğunda uyandı, bir duş yaptı, sinekkaydı tıraşını oldu, üstüne Kalkan topluluğunun üniformasını geçirdi. Bugün intihar edip kafasının kesileceği gündü.” Böyle anlatıyor marguerite yourcenar, “mişima ya da boşluk algısı” kitabında Mişima’nın intihara giden yolunu. Yazar, aynı kitapta; "bu meşrutiyetçi imparatora sadakatiyle sağcıdır, mazlum ve aç köylülere bağlılığıyla da solcudur. Hapishanede, sürekli dayak yiyen komünistlerden daha iyi muamele görmekten utanır," şeklinde tanımlıyor Mişima’yı. Thomas Bernard ve Gunter Grass ise Mişima’nın detaycılığına ve disiplinli olmasına odaklanırlar. Zira haksız da sayılmazlar çünkü öleceği günün hemen öncesinde yayıncısının beklediği metni bitirip teslim etmeyi ihmal etmemiş, hamile kedisinin doğuracağı yavruya bile ismini intihar etmeden bir gün evvel koymayı unutmamıştır. Kedinin ismi Yukio Mişimadır yani; Ölümle lanetlenmiş kayıp şeytan… Eserleriyle, savunduğu değerlerle, yaşam öyküsüyle ve bu öyküsünü sonlandırış metoduyla yukarıda örneklediğim gibi pek çok yazara konu olmuş bir yazar Mişima. Üç kez nobele aday olup bu ödülü yakın arkadaşına kaptıran Mişima’nın çoğu otorite tarafından başyapıtı olarak nitelendirilen “Bereket Denizi” dörtlemesinin ikinci kitabı “Kaçak Atlar” romanı üzerine bir şeyler yazmak istedim. Sene 1945, Japonya iki büyük şehrine atılan atom bombası sonucunda büyük kayıplar vererek II. Dünya Savaşından yenilgiyle ayrılmış, dönemin imparatoru Hirohito radyodan mağlubiyetlerini ilan etmiş. Muhtemelen Mişima’da bu konuşmayı dinlemiş, tam deli fişek zamanlarında 20 yaşında. Bu yıkıma şahit olmuş bir kuşağın içinde gelişti Mişima’nın düşünce sistemi. Modernizme karşı geleneği savunuyordu. Modernizmin yozlaştırdığı Japonya’nın samuray geleneklerine geri dönüp, buradan doğacak soylu bir ruhla yeniden yüzünü güneşe çevirebileceğine dair mutlak ve sarsılmaz bir inancı vardı Mişima’nın. Bu inancını ete kemiğe büründürüp kitaplaştırmış ve 20 yaşında İsao isimli bir karakter yaratarak, kendi hayatına son veriş eyleminin adeta provasını yapmış bu kitabında Mişima. 1910’larda geçen dörtlemenin ilk kitabı kitap/bahar-karlari--18004 ’ndan (incelemem; gonderi/70860626) 20 yıl sonrasında geçiyor Kaçak Atlar. İlk kitaptan tanıdığımız Honda, 39 yaşına gelmiş, yargıç olmuş. 20 yıl önce yitirdiği arkadaşına matemi ve özlemi devam ediyor. İsao isminde tanıştığı gençte buluyor kayıp arkadaşı Kiyoaki’yi. Bu buluşunda kendisine Budizm ve reenkarnasyon inancı yardım ediyor. İsao’nun, Meiji döneminde gerçekleştirilen darbe girişimini detaylıca anlatan ve kitapta da belirli bir yer işgal eden “Kutsal Rüzgar Birliği” isimli bir öykü kitabını Honda’ya hediye etmesiyle açılıyor ana konu önümüze. Bahse konu öyküden öğreniyoruz ki; Meiji döneminde bir prensin Almanya’da okumasına izin verilmesi; samurayların topuz yaptıkları saçlarını kesebilecekleri ve isterlerse kılıç taşımadan gezebilecekleri; batılı takvimin benimsenmesi gibi icraatların darbeye zemin hazırladığından bahsediliyor. Bu kitabı başucundan ayırmayan İsao’nun tasarladığı eyleminin ilham kaynağı da bu öykü kitabı oluyor. Öyküyü okuyan Honda’nın İsao’ya yazdığı, öyküde savunulan düşüncelere REDDİYE diye nitelendirdiğim mektubunu ben çok beğendim. Mektupta özetle; öykünün tehlikesinin karşıtlığa yer vermemesi olduğu, o günlerde Japonya’da en olmadık düşüncelerin bile gerçekleşme ihtimalinin olduğu, insanın tarihten ders alacaksa salt bir dönemin belli bir bölümünde yoğunlaşmayıp, o dönemi oluşturan diğer verileri de incelemesi gerektiği ve herkesin kendi yaşadığı döneme bakış açısının sınırlı olduğu kaleme alınmakta, geçmişin parçalı bulmacasından belli bir parçayı alıp onu şimdiki zaman yerleştirmeye çalışmak gibi bir eğlencenin ancak çocuklara mahsus olacağı vurgulanmaktadır. (sayfa 125 ila 130 arası) Mişima’nın hayatından otobiyografik unsurların fazlaca yer aldığı romanda ana konu her ne kadar İdealist yurtsever İsao’nun, “Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini /bulunur kurtaracak bahtı kara mâderini” diyerek kurmuş olduğu ekiple, zaibatsu (meiji dönemi ile II. Dünya savaşı sonu arası dönemde Japonyanın ekonomi ve sanayisini kontrol eden aile şirketleri) üyelerini öldürmeye yönelik eylem planı ve sonrasına odaklansa da, esas meselenin bir inanca duyulan bağlılık ve o inancın gereklerini yerine getirmek için sarf edilen inat ve çaba ile sahip olduğu değerlere ödün vermeden adanmış bir insanın yapabileceklerinin sınırsızlığı yadsınmamalıdır. Zaibatsunun başı kurahara’nın babasıyla olan ilişkisini öğrenmesi ile oluşan öfke ve nefretin gerçekleştirmek istediği eylemin arılığına, adeta denizdeki bir kum tanesi kadar bile etki etmesinin önüne geçmek için yürütttüğü akıl ve yaşadığı ikilemi içeren satırlar kayda değerdi. İsao’nun hapishanede “Japon Wang Yang-ming Öğretisi” isimli bir kitabı okur. Kitabın karakteri Çusai, kıtlık yıllarında açlıktan ölen insanlara ne devlet adamlarının ne de zengin tüccarların yardım ettiğini görünce, 1837’de bir kaç yüz kişiden oluşan silahlı örgütü ile tüccarların mağazalarını yakıp, tahılları yoksul halka dağıtır. Sonrasında da el bombası ile intihar eder. İntihar ettiğinde 44 yaşındadır. Tıpkı Mişima gibi. Bu öğretiye göre; “Ruh bir kez Büyük Boşluk'a teslim oldu mu, beden yok olsa bile, geride asla yok olmayan bir şey kalır. Bu yüzden bedenin değil, ruhun ölümünden korkmak gerek. Aslolan şeyin, yani ruhun ölmeyeceğini bilen insan dünyada hiçbir şeyden korkmaz. İşte, insanın karanlığının temeli budur...” (sayfa: 376) Kitabın sonuna doğru İsao, Yargıcın sorusu üzerine bir savunmada bulunuyor ki, söylediği şeylerden “güzel ve yalnız ülkemizin” nasıl yozlaştığını, aslında dönem ve ülkeler değişse de “AYNILARIN AYNI YERDE, AYRILARIN DA AYRI YERDE” olduğu ve edebiyatın nasıl sınırları ve mekanları kaldırabildiğini anlıyoruz. (Edebiyat sen ne güzelsin? Belki sorunları çözmüyorsun ama hayatımızı yaşanır ve anlaşılır kılıyorsun. :)))) Buyurunuz efenim. YARGIÇ: Neden inanç yetmiyor? Yurtseverlik salt bir inanç olarak kalamaz mı? İnsan neden senin yaptığın gibi yasadışı eylemlere kalkışmak zorunda hissediyor kendisini? İSAO: Wang Yang-ming öğretisinde, düşünceyle eylemin uyumu diye bir kavram var: “BİLMEK VE EYLEME GEÇMEMEK, BİLMEMEKTİR.” İşte benim uygulamaya çalıştığım şey bu. Japonya’nın çöktüğünü, geleceğini kara bulutların sardığını, çiftçilerin yoksullaştığını, yoksulların umutsuzluğunu bilen, bütün bunlara da siyasal yozlaşmanın ve bu yozlaşmayla beslenen Zaibatsu’nun vatan hainliğinin yol açtığını, kutsal imparatorumuzun iyilik ışığını söndüren iblisin kaynağının burada olduğunu bilen biri, “bilmek ve eyleme geçmemek” öğretisini nasıl kulak ardı edebilir ki? (sayfa:416) Ziyadesiyle uzattığımın farkındayım. Daha yazacak şeyler ar ama kitaptan son bir alıntı ile yazımı nihayete erdiriyorum efenim. “hayatta en çok istediğin şey nedir?” sorusuna, İsao şöyle cevap veriyor: “gündoğumundan önce…şafak vakti, bir kayalığın tepesinde, güneşe karşı saygıyla eğilmek…aşağıdaki ışıl ışıl denize bakarken, uzun soylu bir çam ağacının altında…KENDİMİ ÖLDÜRMEK.” (sayfa: 139) İYİ MİŞİMALAR VE OKUMALAR… (mesut bahtiyar)
Bereket Denizi serisinin ikinci kitabı olan bu kitapta; birinci kitap Bahar Karları’ nda kitabı zenginleştirmek için ara konu olarak işlenen reenkarnasyon inancının yoğun olarak işlendiği ve baş karakterlerin birinci kitaptaki karakterler olduğu dikkate alındığında kitabın Bahar Karları okunduktan sonra okunmasını tavsiye ederim. Ayrıca ayaklanma hazırlığında olduğu belirtilen vatansever grubun ideallerini gerçekleştirmek için gerekli azim ve bağlılığa sahip olmaları idealleri ile eylemleri arasındaki uçurumu kapatamadığından kitap bu noktada zayıf kalabilir. Yine de mahkeme kurgusu kitabın son kertede şahlanmasına ve belirtilen noktadaki zayıflığını göz ardı etmeye yeterlidir. (Ferhat Ağca)
Bu serinin ilk kitabından daha çok sevdiğim ve daha çok anladığım bir kitaptı. 19 yaşındaki bir gencin aşırı milliyetçiliğini anlatıyor. Aslında yazar kendini anlatıyor. Kitabı okuyup hayatını araştırırsanız nasıl bu yolda kendini feda ettiğini anlarsınız. Ama bu onlar için onurlu bir şey. İmparator için kendini öldürmek çok yiğitçe bir şey Japon milliyetçileri için. Onlar için imparator güneş demek. Tanrıyla neredeyse eşdeğer. Kitapta 19 yaşındaki gencin bu tutkusunu okuyunca "ergendir yapar" diye düşünmeyin. Çünkü yazar 45 yaşında bu uğurda intihar ediyor. Japon aşırı milliyetçiliğinde amaç şu: imparator tamamen ülke üzerinde tek başına yetkin olsun. Batı'nın yozlaşması ülkemizin değerlerini bozmasın. Tanrılara ve tapınaklara hürmet azalmasın. Devlet dinden ayrılmasın. Kitabı okurken Japonların içindeki o intihara meyilliliği anlıyorsun. Hani bizde haber oluyor, bir bakan işini yapamamış intihar etmiş. Vay be diyorsun şaşırıyorsun. Hatası yüzünden intihar etmiş diyorsun. Kitabı okuyunca anlıyorsun ki bu ülkede intihar olumlu karşılanıyor. Yani adam iftiraya uğrasa bile intihar eder. İlla hata yapmasına gerek yok. Tamamen kültürlerine işlemiş. Mesela 19 yaşındaki genç diyor ki, ekonomimizi kötüleştiren bizi batıya muhtaç eden kapitalistleri öldüreceğim. Ama öldürsem de öldürmesem de sonunda yine kendimi de öldüreceğim. Yani sonuç hep seppuku. Yani intihar. Hem de öyle kolay intiharı da kabul etmiyorlar. En makbulu bir dağın zirvesine çıkıp, bir çamın altında, şafak sökerken, parıldayan okyanusa bakarak karnını boydan boya yarmak sonra boğazını kesmek. Bu sırada da doğuya kafanın dönük olması lazım. Diğer türlüsü alçak onursuz intihar oluyor. Çok ilginç bir kültür. İlk kitap 1912'yi anlatıyordu. Bu kitap 1932'de geçiyor. Honda 20 yıl önce ölen dostunun yasını tutuyor hala. Kendine sadece akılla bir hayat kuran Honda artık mistisisizme kayıyor. Diğer kitapların yorumlarını da okudum baya bir kayacakmış. Akıl makıl hak getire. (Zeynep Gökçe Özdemir)
Kaçak Atlar PDF indirme linki var mı?
Yukio Mişima - Kaçak Atlar kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Kaçak Atlar PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Yukio Mişima Kimdir?
Yukio Mishima (Japonca: 三島 由紀夫, aslı adı: Kimitake Hiraoka 平岡 公威; d. 14 Ocak 1925 Yotsuya / Tōkyō - ö. 25 Kasım 1970 Ichigaya / Tōkyō), Japon romancı ve oyun yazarı. Milliyetçi örgütü Tate no Kai 盾の会 (Kalkan Cemiyeti) başkanı.
Mişima'nın çocukluğunun ilk dönemi onu yakın çevresinden uzak büyüten büyükannesi Natsu'nun gölgesi altında geçmiştir. Büyükannesi Mişima'nın diğer erkek çocuklarıyla oynamasına müsaade etmiyor, sadece kız kuzenleri ve bebekleriyle oynamasını istiyordu.
Natsu, Tokugava dönemi samuraylarıyla ilişkili bir aileden gelmekteydi ve Mişima'nın büyükbabası ile evlendikten sonra bile ailenin aristokratik geleneklerini sürdürmeye devam etmişti. Büyükbabası bir bürokrattı ve işleri sömürge döneminde açılmıştı.
Mişima ailesinin yanına ancak 12 yaşında dönebilmiş ve annesiyle yakın ilişkisi biyografisini yazan kimi yazarlar tarafından ensestliğe yakın bir ilişki olarak tasvir edilmişti. Babası askeri disiplinden keyif alan sert bir adamdı.
Mişima Japonya'nın modernleşmesi ve geleneksel değerlerini yitirmesine karşı sert bir muhalefet tavrı gösterdi ve samuray değerlerini savundu.
25 Kasım 1970'te Mişima ve beraberindeki Tatenokai üyelerinden dördü Japonya Silahlı Kuvvetlerinin Tōkyō'daki Ichigaya Kampını ziyaret etmişler, komutanı sandalyesine bağlamışlar ve İmparatorluğun haklarının yeniden tesis edilmesi için hazırladıkları manifestoyu ve taleplerini okuduktan sonra Mişima seppuku (geleneksel Japon intihar biçimi) yaparak intihar etmiş, Tatenokai üyelerinden Hiroyasu Koga ise intiharın tamamlanması için Mişima'nın başını kılıçla kesmiştir.
Mişima intiharını bir yıl öncesinden hazırlamış Tatenokai üyeleri dışında hiç kimse yazarın intihar hazırlığından haberdar olmamıştı. Mişima'nın kendisi intiharı sırasında hazır bulunacak Tatenokai üyelerinin mahkemedeki kendilerini savunmak zorunda kalacaklarını önceden bilerek onlar için geride nakit bırakmıştı.
Yazarlığı
Mişima ilk romanı Tōzoku'ya (Hırsızlar) 1946 yılında başlamış ve 1948'de yayınlamıştı. Bu eserini Kamen no Kokuhaku (Bir Maskenin İtirafları) adlı otobiyografik çalışması izlemişti. Roman büyük bir başarı kazanmış ve 24 yaşındaki Mişima'ya büyük bir ün kazandırmıştı.
Mişima velud bir yazardı. Romanları haricinde, popüler dizi romanlar, kısa hikâyeler, edebi denemeler, Kabuki tiyatro oyunları, geleneksel Noh drama tiyatrosunun modern versiyonlarıyla ilgili oyunlar kaleme almıştı.
Eserleri dünya çapında üne kavuşmuş ve İngilizce'ye çevirilmiştir. Üç kez (1963,1964,1965) Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterilmiş ancak 1968 yılında yakın arkadaşı Yasunari Kavabata ödülü kazanmıştı.
Türkçede Mişima
Bereket Denizi (豊饒の海 Hōjō no Umi) serisi
Bahar Karları (Japonca: 春の雪 Haru no Yuki)
Kaçak Atlar (Japonca: 奔馬 Honba)
Şafak Tapınağı (Japonca: 暁の寺 Akatsuki no Tera)
Meleğin Çürüyüşü (Japonca: 天人五衰 Tennin Gosui)
Dalgaların Sesi (Japonca: 潮騒 Shiosai)
Bir Maskenin İtirafları (Japonca: 仮面の告白 Kamen no Kokuhaku)
Yaz Ortasında Ölüm (Japonca: 真夏の死 Manatsu no Shi)
Denizi Yitiren Denizci (Japonca: 午後の曳航 Gogo no Eikô)
Aşka Susamış (Japonca: 愛の渇き Ai no Kawaki)
Yıldız (Japonca: スタア Sutā)
Altı Çağdaş Nô Oyunu
Altın Köşk Tapınağı (Japonca: 金閣寺 Kinkaku-ji)
Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Yukio_Mishima
Yukio Mişima Kitapları - Eserleri
- Denizi Yitiren Denizci
- Dalgaların Sesi
- Bir Maskenin İtirafları
- Bahar Karları
- Yaz Ortasında Ölüm
- Aşka Susamış
- Altın Köşk Tapınağı
- Kaçak Atlar
- Yıldız
- Meleğin Çürüyüşü
- Şafak Tapınağı
- Altı Çağdaş Nô Oyunu
- Patriotism
- Death in Midsummer and Other Stories
- Hagakure Samuray'ın Yolu
- Şölenden Sonra
- Dojoji et Autres Nouvelles
Yukio Mişima Alıntıları - Sözleri
- Mutluluğun kocaman bir fransız ekmeğiymişçesine herkese eşit oranda dağıtılması gerektiği türünden, incelikten yoksun bir inancı vardı. Birinin mutluluğunun, öteki için mutsuzluk demek olduğuna ilişkin sayısal ilkeyi anlayamıyordu. (Meleğin Çürüyüşü)
- Bize kalan, o ufacık aralıktan taze yaprak kokularıyla dolu gece havasını koklamak ancak. (Yıldız)
- "Aşk olmasa insanlar iyi anlaşabilirlerdi. Aşk olmasa... (Aşka Susamış)
- Sessiz sorularına anlayışla karşılık verecek olan denizdir gibi geliyordu ona. (Denizi Yitiren Denizci)
- Benim ölümümü kolaylaştıracak şey böyle keskin bir tiksinme olmalı,rahatlık değil!. (Yıldız)
- ''İzlenme''nin ne demek olduğunu sıradan insanlara anlatmayı ne kadar denesem de faydasız. Çünkü ''izlenme'' denen şeyin çıkış noktası, bizi sıradan insanların arasından çekip sıra dışı kılmasına dayanıyor. (Yıldız)
- İnsanın istediği hiçbir şeyi elde edemediği, kararlılığının boşa çıktığı öyle çok duruma tanık olmuştu ki. Bu kadar şiddetle istenmeseydi belki ele geçirilebilirdi, denecek şeyler bile salt çok istendiği için insanın elinden kayıp gidebiliyordu. (Şafak Tapınağı)
- Ne var ki bizler ümit ettiğimiz şeyler tarafından ihanete uğramanın aksine, hor görmeye çalıştığımız şeyler tarafından ihanete uğrayınca derinden inciniyorduk. (Aşka Susamış)
- Geçmiş bizi sadece geçmişe çekip götürmez . Geçmişteki hatıraların sayıları az da olsa baZılarının güçlü çelik telleri vardır ve bugünde yaşayan bizler onlara dokununca bu teller bir anda sımsıkı gerilip bizi geleceğe fırlatırlar . (Altın Köşk Tapınağı)
- Kensuke ve karısının, tüm sıkıcı insanlarda olduğu gibi, hastalığa eşdeğer bir cana yakınlıkları vardı. Dedikoducu ve saldırgan bir cana yakınlık: Bu iki özellik, onlar farkında bile olmadan, Kensuke'yle karısına işlemişti bile. Diğer bir deyişle, eleştiri ve öğüt verme denilen üst sınıf kamuflajina. (Aşka Susamış)
- YAŞLI KADlN: Bundan seksen yıl sonra ... dünya biraz daha gelişmiş olur, değil mi? ŞAİR: Değişikliğe uğrayacak olan sadece insansı şeylerdir. Bir gül seksen yıl sonra da yine aynı güldür. (Altı Çağdaş Nô Oyunu)
- Onun ülküsü, bembeyaz bir kâğıdın üzerine taze, siyah mürekkeple yazılmıştı. (Kaçak Atlar)
- İnsanlar kendi hayallerini diledikleri gibi anlatabiliyorlar fakat herkesin ulaşmak istediği o hayal kişinin kendisi olunca, bu hissi münasip bir biçimde anlatması kesinlikle mümkün değil. (Yıldız)
- İnsan, zamanın çeşitli noktalarına dikilmiş olan cam duvarların gerisini yalnızca eyleme geçerek görebilirdi. (Şafak Tapınağı)
- "Bellek, düşsel bir ayna gibidir. Bazen şeyleri görülemeyecek kadar uzakta, bazen de yanı başımızdaymış gibi gösterir." (Meleğin Çürüyüşü)
- Gözlerime bakmış olsaydı, ona duyduğum sevginin ne garip, ne anlatılmaz bir şey olduğunu muhakkak anlardı. (Denizi Yitiren Denizci)
- Daldığı düşten ayılmadan, ılık çayı başına dikti. Çay buruktu. Bilirsiniz, buruk olur tadı yüceliğin. (Denizi Yitiren Denizci)
- Ta boğazına kadar kendisiyle dolu bir küvetin içindeydi. (Meleğin Çürüyüşü)
- Hiç kuşkusuz, yaşamak, varoluşun farklılaştığı bir kargaşadır. Fakat varoluşu her an aslında olduğu düzensiz haline çözümleyip ortaya çıkan endişeden hareketle, her an ilk kargaşayı yeniden yaratmaya çalışan kaçık bir eylemdir yaşamak. (Denizi Yitiren Denizci)
- “Ben bir fotoğrafın negatifiydim, o ise aydınlık tarafıydı. Bir kez onun yüreği tarafından süzülmeye görsün, karanlık duygularım, geride tek bir tane bile kalmayacak şekilde, parıldayan duygulara dönüşüyordu, defalarca şaşırarak görmüştüm bunu!” (Altın Köşk Tapınağı)