Kitap Künyesi
Yazar: Mehmed Uzun
Çevirmen: Muhsin Kızılkaya
Orijinal Adı: Bîra Qederê
Yayın Evi: İthaki Yayınları
İSBN: 9789752732261
Sayfa Sayısı: 389
Kader Kuyusu Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Ölümlerle başlayan hayatlar ve yazgılarına yenilen, sürgün edilen, farklı kültürler içinde şekillenen, parçalanan kozmopolit Kürt aydınları...
Kürtlerin en önemli aydınlarından Celadet Bedirhanın İstanbuldaki elit yaşamından, sürgün yıllarına, ardından Şama yerleşmesine ve yine yoksulluk içindeki ölüm yıllarına dek uzun bir dönemi kapsayan "Kader Kuyusu" bir yandan da dönemi, dünya savaşını, özgürlük mücadelesini, yenilgileri, yalnızlığı ve yaşanan çaresizlikleri de anlatmaktadır.
Kader Kuyusu Alıntıları - Sözleri
- Uzatma dert bilir genç, uzatma. Sayısız kara olay vardı, sayısız musibet. Hangisinden söz edip, hangisinden etmeyeceksin?
- Milet bi zimanê xwe,bi xwandin û nivîsandina xwe dibe milet.
- İnsan insanın kurdudur.
- Annem, kelimelerle anlatılması zor bir güzellik abidesiydi...
- Menşeinden dolayı bir adama nasıl hakaret edebilirsiniz? Utanmıyor musunuz?
- Ez ê ji te re, ji zivistana xwe a sar buhareke germ çêkim. ________________ Soğuk kışımdan sana, sıcak bir bahar yaratacağım.
- Annem kelimelerle anlatılması zor bir güzellik abidesiydi.
- ... Usul usul, hayatımın ve Ruhumun en derin yerlerinde kök saldı. ...
- Yeni bir insanı tanımak, yeni bir dünyayı keşfetmeye benzer.
Kader Kuyusu İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kader Kuyusu: ***Yazacaklarım, kitap hakkında ipucu içermemektedir, zira kitaba değil kitap ekseninde, kitaba konu olan gerçeklere değinmek istiyorum. Celadet Bedirhan...Tam adıyla Celadet Eli Bedirxan. Bilhassa tüm Kürtler tarafından yakından bilinen, Mehmed Uzun'un tabiri ile "Gökteki on dördünü doldurmuş ay gibi tanınan" bir aydın, bir yazar, bir öncü, bir dilbilimci... Yine Mehmed Uzun'un, kendi antoloji kaynaklarında vermiş olduğu bilgilerden yola çıkarak biraz bahsedeyim Celadet Bey'den... Bir zamanlar, Osmanlı Devleti'nin Cizre-Botan emirliği görevini yürüten, Ezizan ailesi, Bedirxani aşiretinden Mir Bedirxan Paşa'nın torunu, Emin Eli Bedirxan Paşa'nın oğlu olarak, 1897 yılında İstanbul'da dünyaya gelir. Oldukça iri olması sebebiyle ölü bir bebek olarak doğduğu sanılır ve gömülmeden önce yıkanmak üzere konağın kuyusu başına bırakılır Celadet. Yaşam belirtileri vermesiyle, evdeki yas ortamının yerini bayram havası alır. Bir paşazade olarak başladığı hayatı; yoksulluklar içerisinde geçer ve bahçe sulamak için kazdığı kuyuya düşerek 54 yaşında son bulur. Kitap da ismini bizzat bu kuyu metaforundan alır. Meşrutiyet'in hemen akabinde peyda olan Türkçülük ideolojisinin ülkeyi sarıp sarmaladığı İttihat ve Terakki Dönemi, Bedirhani'ler için olumsuz bir dönüm noktası olur. Şöyle ki; babası Emin, kendi gibi aydın düşünen, köküne, kökenine sahip oğullar yetiştirmek için büyük bir gayret gösterir ve bunu da başarır. Ülke şartlarında bu durum "vatan hainliği" sayıldığı için, Osmanlı karşıtı faaliyetlerde bulunduğu gerekçesiyle, tüm aile, Abdülhamid fetvası ile Yemen'e sürgüne gönderilir. Abdülhamid devrinin kapanması ile tekrar yurda dönen Celadet Bey, 1.Dünya Savaşı'nda yüzbaşı olarak Kafkas Cephesinde görev alır. Lakin tüm çabasına rağmen 1922 yılında hem kendi, hem babası, hem de erkek kardeşleri hakkında idam fermanı çıkarılınca, çareyi Almanya' ya gitmekte bulur. Üniversite ve hukuk doktorasını burada tamamladıktan sonra sırasıyla Mısır, Lübnan ve Suriye'ye geçer. Anadili Kürtçe dışında, çok iyi düzeyde Türkçe, İngilizce, Fransızca, Almanca, Yunanca, Arapça ve Farsça bilen Celadet Bey, kurucusu olduğu Hawar adlı dergide Latin alfabesini Kürtçe'de kullanabilme başarısını göstermiş, bunu pratiğe geçirmiş bir aydın olarak tarihteki yerini almıştır. Kürt dili üzerine hatrı sayılır ve değerli araştırmalar yapan Celadet Bey, bu bağlamda, sözlük, dil bilgisi kuralları ve alfabe konularında çok sayıda eser de yayımlamıştır. Mehmed Uzun ile Celadet 'in yaşamları arasındaki benzerlikler azımsanmayacak ölçüde fazla. Her ikisinin de sürgün mahkumları oluşu, bu benzerliklerin en göze çarpanı elbette. Haliyle' 'Kader Kuyusu" adlı bu romanının, Mehmet Uzun için, bir ahde vefa anlamı taşıdığını söylemek çok da uzak bir ihtimal olmayacaktır. Mehmed Uzun, sürgün olgusunu, Ovidius'tan Dante'ye, Broch'tan Benjamin'e, Nazım'dan Neruda'ya, Auerbech'ten kendisine kadar uzanan tüm isimleri kapsayan, geri dönmemek, köklerinden koparılmışlık gibi çok sarsıcı anlamlar içeren bir cehennem, diye tanımlıyor. Bu coğrafyanın barındırdığı "ötekileştirilmiş" Bir halkın bireyi olarak, geri plana itilmiş, hatta zaman zaman yok sayılmış, asimile edilmeye uğraşılmış, gelişim dinamiklerini yitirmiş ve çağdaş bir edebiyat pozisyonuna bile geçememiş olan Kürt edebiyatı konusuna yoğunlaşan yazar, Celadet'i bu bağlamda rol model olarak benimsemiş. Unutulup, gözlerden ve gönüllerden uzaklaştırılmaya çalışılan edebiyatçıların, ancak ve ancak yazarak var olmaya devam edebileceğini savunan Uzun, tüm bu gerçeklikle çerçevesinde sürgün edebiyatının bir zorunluluk taşıdığı, bir hesaplaşma içerdiği ve direnişin, başkaldırının, isyanın sesi olduğunu hususunun da altını çiziyor. Bu direnişinde Kürtçe'nin sözlü gelenekleri, sözlü kültürleri, halk masalları, dengbej söylemleri gibi örnekleri kendine kaynak alan Uzun, bu amaçları doğrultusunda, Kürt dilini romana yerleştirme ve Kürt edebiyatını modernize etme gibi bir misyonu da kendine yüklemiştir. Tüm hayatı, anadili ve menşei uğruna verdiği mücadele içinde geçen Celadet Eli Bedirxan, 15 Temmuz 1951 tarihinde, Şam'ın Hecane köyünde vefat etmeden evvel, dünyaya ve dünyalıklara minik bir veda yazısı bırakmıştı: "Herkes ölüyor, kardeş bacı, sevgili aşık, arkadaş dost, sırdaş yoldaş, tanıdık tanımadık... herkes ölüyor. Benim de sıram geldi, şimdi sıra bende..." Ve bu veda cümleleri, yıllar yıllar sonra Mehmet Uzun'un "Kader Kuyusu" adlı bu romanının giriş cümlesi oluyor... Kader Kuyusu, gerek yazarının gerekse baş karakterinin ideolojik yaklaşımlarını tam anlamıyla içinde barındıran, Kürt motiflerini her cümlesi ile hissettiren, tüm evrensel değer yargılarını net bir şekilde sunan, dili, tekniği ve estetiği açısından üst seviyede özgün kabul edilebilecek bir yapıya sahip olan, Kürtçe düşünülüp Kürtçe kaleme alınmış sağlam bir roman. Celadet Bedirxan'ın hayatına değinmesi anlamında biyografik özellikler taşıyor lakin bazı okur söylemlerinde denk geldiğim gibi asla bir biyografik eser değil! Dönem romanı kategorisine de dahil edilebilecek, tamamıyla tarihi bir belgesel roman. Bir yaşam öyküsünü masaya yatırmasının yanında, dönemin Kürt sorunlarına, aydın yaklaşımlarına, entelektüel çabalarına parmak basması anlamında da yadsınamaz bir değer içerdiği aşikar. Anadili, fikirleri ve bunları savunması sebebiyle öz vatanından koparılan, ömrü sürgünlük le geçmiş bir vatandaşın, bu hayat sürecinde başından geçenleri, içinde bulunduğu koşulları ve maruz kaldığı zorlukları okuruna olanca yalınlığı ile aktaran Uzun, bu aktarımdaki duygu geçişleri ile de ayrıca bir alkışı hak ediyor. Mehmed Uzun, 1980 yılında bu romanını yazmayı planlıyor ve derin araştırmaları neticesinde, yazımı tamamlaması 15 senesini alıyor. Celadet Bey'in eşi Rewşen ve kızları Sinemhan ile yüzyüze görüşmeler ve uzun süreli mektuplaşmalar yapan Uzun'un, 1995 yılında Kürtçe olarak yayımladığı bu eserinde, klasik romanlardan farklı olarak, bölümlerin yerini fotoğraflar alıyor ve 16 bölümlük roman, 16 fotoğraflık bir albüme evriliyor. Her fotoğraf karesinde yer alan kişi ve nesneler, detaylıca tasvir ediliyor yazar tarafından. Ardından konu fotoğrafın neden çekildiği, nelere şahitlik ettiği anlatılıyor. Her fotoğraf içinde ise ufak kısımlar halinde de olsa söz Celadet Bey'e bırakılıyor ve böylece roman çift anlatıcılı bir kimliğe bürünüyor. Sonuç olarak... Mehmed Uzun, bu eserinde Celadet Bedirxan Bey'i ana temasına yerleştirerek, kendi sürgün deneyimini okura sunmuş, sürgün motifini, ulusal hatta uluslararası bir anlatıma yedirmeyi layığıyla başarmıştır nazarımda. Başarmış diyorum çünkü, gelenekselden modernizme uzanan yolda bu çok ciddi bir aşamadır. Hâl böyle olunca, metin boyunca göze çarpan metaforlar, etno sembolik ögeler, nesnel ve öznel bilgi harmanı, ruhsal çözümlemeler, yer yer okura hissettirilen biliç akışı tekniği kullanımı gibi unsurlar niteliği bir tık daha yukarıya taşımakta. ***Hemen belirteyim, Kürt değilim. Lakin yaşanılan ve yaşatılanların farkında bir Türk olarak, ezilmiş, hor görülmüş, dışlanmış her Kürt yurttaşımın yanındayım, destekçisiyim. Çünkü bilirim ki; zulmün olduğu yerde, tarafsızlık namussuzluktur...Yeter ki olay provakeye dönüştürülmesin, yeter ki bu ezilmişlik hali kullanılarak vatana ihanet edilmeye kalkışılmasın!.. (Seda Bera)
kitap/bira-qeder--336(kitap/kader-kuyusu--326) 1995 yılında Mehmed Uzun tarafından yazılan roman, Kürt aydını ve dil bilimcisi Celadet Ali Bedirhan'nın doğumundan, ölümüne kadar geçen yaşamını ele almıştır. kürt aydını ve dil bilimcisi Celadet Ali Bedirhan'nın yaşadığı yaşam zorlukları, aşk hayatı ve yoksulluk içinde son bulan yaşamını anlatılmaktadır. •dogansaitoglu Unutmayın kendilerine kin ve nefreten bir gelecek kuranlar, gün gelir ister istemez, yaratıkları o kin ve nefretin içinde kalıp boğulurlar... •yazar/mehmed-uzun kitap/bira-qeder--336 (Doğan Saitoğlu)
Mîr Celadet Bedirhan: Tek kelimeyle harika bir kitaptı kitabı bitirdim evet ama ben niye bu kitabı okumakta geç kaldım sorusunu da kendime sormadan edemedim... Kitap hepimizin çokça ismini duyduğu ve ne yazık ki hakkında çok bilgi sahibi olmadığımız Kürtlerin En önemli aydınlarından mir celadet Bedirhanın İstanbul'daki yaşamından , sürgün hayatından, Yoksulluk yıllarından dünya savaşından çaresizlikten, yalnızlıktan ve onu en çok yaralayan kayıplardan ve ölümlerden bahsediyor yani kısacası mir celadet Bedirhan doğumundan ölümüne kadar geçen yaşamını Anlatmaktadır bir başka şeyde yine biz Kürtler ve yine birlik olmayaşımızdan birbirimzie sahip çıkmayışımızdan sitem eden bir aydınımız eminim oda birçok ileri gelen Kürt aydınları gibi Kürt milletine dargın göçmüş bu dünyadan ... başka bir önemli konuda Hawar dergisi mir celadet Bedirhanın binbir zorlukla çıkardığı ve yaşatmaya çalıştığı dergisi yoksulluğuna meydan okuyup Kürt dilinin kaybolmaması için verdiği emek... diyeceğim o ki kesinlikle okunması gereken bir kitap.yaşarken kıymeti bilinmeyen binlerce Kürt Aydınindan en azından mir 'in hayatını okuyup okutalim ki değerlerimizin ve emeklerinin farkına varalım ve bilelim son olarakta kitabı okuduğum için o kadar çok mutluyum ki Tarifi imkansız . (DİLJAN)
Kitabın Yazarı Mehmed Uzun Kimdir?
1953 yılında, Viranşehir kökenli bir aşiret ailesinin çocuğu olarak Siverek'te doğdu. Anne tarafı Zaza, baba tarafı Kürt kökenlidir. Babası koyun tüccarı olan Mehmed'in, beş kardeşi daha vardı. Küçük yaşlarında ailesinden duyduğu sözlü anlatım örnekleri, edebi sanatının temelini oluşturmuştur. İlerde yazacağı romanların kökü, bu çocukluk anılarından beslenmiştir.
Kürt dilinin yasak olduğu bir dönemde, birçok Kürt yazarın aksine egemen dilde değil anadilinde yazmayı tercih etmiştir. Özellikle, zayıf olan Kürtçe yazı dilini geliştirmek, ortak bir edebi dil oluşturmak ve Kürt hikâye anlatım geleneğini canlandırmaya yönelik yaptığı çalışmalarla modern Kürt edebiyatında kurucu bir role sahiptir.
26 Ağustos 1977'de, sahte Tunus pasaportuyla Suriye üzerinden gittiği İsveç'e yerleşti. Kurmanci, Türkçe ve İsveççe yazdığı kitapları yirmiye yakın dilde yayınlandı. Hakkında, Türkiye'de çok sayıda dava açıldı. 1981'de Türk vatandaşlığından atıldı ve 1992 yılına kadar Türkiye'ye gelemedi.
Uzun yıllar İsveç Yazarlar Birliği yönetim kurulu üyeliği yaptı. Ayrıca İsveç Pen Kulübü ve Uluslararası Pen Kulüp'te aktif çalıştı. İsveç ve Dünya Gazeteciler Birliği'nin de üyesi olan Uzun'un bugüne kadar çok sayıda Kürtçe roman yazdı.
Mehmed Uzun, "Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık" romanı ve "Nar Çiçekleri" adlı deneme kitabı ile ilgili olarak 2001 baharında yargılandı.
Yakalandığı mide kanseri nedeniyle uzun süre tedavi gören ünlü edebiyatçı, 11 Ekim 2007 günü Diyarbakır'da yaşamını yitirdi.
13 Ekim günü Diyarbakır Ulucami'de kılınan cenaze namazı ardından, cami önündeki kalabalığa sırasıyla Yaşar Kemal, Şerafettin Elçi, Ahmet Türk ve Osman Baydemir'in yaptığı konuşmaların ardından Mardinkapı Mezarlığı'na defnedildi.
Mehmed Uzun Kitapları - Eserleri
- Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık (Cep Boy)
- Yitik Bir Aşkın Gölgesinde
- Sen
- Yaşlı Rind'in Ölümü
- Nar Çiçekleri
- Kader Kuyusu
- Dicle'nin Yakarışı
- Abdalın Bir Günü
- Dicle'nin Sürgünleri
- Dengbejlerim
- Zincirlenmiş Zamanlar Zincirlenmiş Sözcükler
- Kürt Edebiyatına Giriş
- Ruhun Gökkuşağı
- Bir Dil Yaratmak
- Ölüm Meleğiyle Randevu
- Kürt Edebiyatı Antolojisi
- Dicle'nin Sesi
- Bir Romanın Hatıra Defteri
- Küllerinden Doğan Dil ve Roman
- Mirina Egidekî
- Hez û Bedewiya Pânûsi
Mehmed Uzun Alıntıları - Sözleri
- “İnsan neden böyle? Neden çabuk alışıyor bir şeylere? (Sen)
- Dengbêjlik, bir gelenek olarak, şimdiye kadar, Kürt edebiyatı, sanatı ve müziğinin atar damarı olmuştur. Tüm baskı ve şiddete, asimilasyon ve yok etme kampanyalarına rağmen Kürt dili edebiyatı ve müziği hâlâ canlılığını koruyabiliyorsa bunda dengbêjlik geleneğinin payı büyüktür. Yüzyıllardan beri süren bu vefakar geleneğe çok şey borçluyuz. (Bir Dil Yaratmak)
- "Xwîn bi xwînê nayê şuştin." (Kan kanla yıkanmaz.) Kan, ancak adalet duygusu, insani ve vicdani yaklaşımla yıkanabilir, temizlenebilir. Adalet anlayışının, insani ve vicdani duyguların kaynağı da edebiyattır. (Nar Çiçekleri)
- ... Usul usul, hayatımın ve Ruhumun en derin yerlerinde kök saldı. ... (Kader Kuyusu)
- "Hevalno, ji bîr mekin Em pênç hezar dil Pênç hezar efsaneyên li ser lêvan Pênç hezar destanên li ser kaxizan in Pênç hezar sterkên ronî yên Kurdan in..." (Mirina Egidekî)
- Türkiye'de öğretmen okulunda okudum. Öğretmen okulunda şoven ve asimilasyonun temelde olduğu bir eğitim sistemiyle öğrenim gördük... Kürtleri kötülüyorlardı... (Mahmut Baksi) (Kürt Edebiyatı Antolojisi)
- Ben de destan ve stranlarımız¹ gibi eskiyim. Düne aidim,bugüne değil. Bugünle hiçbir ilişkim yok. 1: Kürt halk ezgisi. (Yaşlı Rind'in Ölümü)
- Kendimi o kadar çok geliştirmek zorundayım ki, öğrenmek zorunda olduğum öyle çok şey var ki. (Bir Dil Yaratmak)
- Eğer dizelerin kamaştırıcı incilerini istiyorsan, Mela'nın şiirine bak, Şirazi'ye ne gerek? (Kürt Edebiyatına Giriş)
- “İnançları farklı, dilleri farklı, kimlikleri farklı diye insanlar birbirine düşman olmamalı. İnsan bir kimliğe, bir dine, bir dile sahip olarak dünyaya geliyor ve bunlarla büyüyüp yaşıyor. Bunda insanın günahı, suçu ne?” (Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık (Cep Boy))
- Ben sözün gücüne çok inanıyorum. Kürtçeyi yasaklayanlar, yasaklamalarla bu dilin yok olacağını, gücünü yitireceğini sanıyorlardı. Bunun ne kadar yanlış olduğu ve insanlıkdışı bir anlayış olduğu Diyarbakır' da 2000 yılının Ocak ayında bir kez daha anlaşıldı. Yasaklanmış bir söze saygınlık, bir güzellik ve bir güç vermek, işte ömrümün en kısa özeti... (Bir Dil Yaratmak)
- Annesini günlerce görmemiş bir çocuk sevgisiyle küçülmüştün göğsümde 1000Kitap (Kürt Edebiyatına Giriş)
- Aşk sözcüğü mesela neyi ifade ediyor, hiçbir şeyi. Ama Kürtçe evin çok şey ifade ediyor ve kutsal bir sözcük. O da aşk. (Bir Dil Yaratmak)
- Barış, insanlığın yarattığı en önemli, en erdemli eserdir. (Ölüm Meleğiyle Randevu)
- "Dayan, diren, sabırlı ol; günü birlik düşünme; zaman, sadece bir andan oluşmuyor, zamanı hiç bitmeyecek bir ayin gibi düşün ve yaşa; kine, nefrete, haset ve kıskançlıklara kulak verecek, onları kendine yaklaştıracak kadar küçülme; çile çekmeden insan ve insanlığı mutlu edebilecek hiçbir şeyin yaratılamayacağını unutma; acı ve hüzünden insanı mutlu edebilecek bir eser yaratmanın hünerini öğren, bu güneşin ustası ol; derin yalnızlığımı, yaratacağım eserle, herkesin ortak olabileceği bir mutluluk haline getir." (Zincirlenmiş Zamanlar Zincirlenmiş Sözcükler)
- İmdat, insan ve insanlık için imdat! (Bir Romanın Hatıra Defteri)
- Kurdistan. Di çapkirina ve pirtûka heja û tarîxî de alîkarîya bavê tejî pir bû. Di pirtûke de, şehîden me yen neteweyî li pey hev, di nav rûpelan de, rezbûyî ne. Şêx Seîd, Seyid Ebdulqadir, Xalide Cibirî, Yada Axa, Dr. Fuad Beg, Bave Tûjo, Seyid Riza, Qadî Mihemed û gelekên din têde ne... Ma tu dizanî, bavê te di bin sûretê Bave Tûjo de çi nivisiye?.. "Çehremane mezin" ... Wî weha nivîsîye... Çehremane mezin... Serdile, kezizere, Bave te hevale qehremanen mezin bû... (Hez û Bedewiya Pânûsi)
- Ez bawer im di vî warî de ê sedem esasî ne. bi kurtî 1- Gele kurd ne xwedî dewlet û müessese netewî ne ku devlet û müessen netewî bikaribin li seran serê Kurdistane xwendinê bi re xînin. Bi xebatên pêwîst bikaribin problemên zimanê kurdî hal bikin, çap kirin û vveşandina kovar, rojname û pirtûkan bikin. (Hez û Bedewiya Pânûsi)
- Ve zamanla ,yitirdiklerimize ilişkin ,şu duygu egemen hale gelir ;kendileri artık yitip gitmiştir ,bir tek ,yüreğimiz ve ruhumuzda onların kıpırdayan gölgeleri ,silikleşen sesleri ve belirsiz renkleri kalmıştır . (Nar Çiçekleri)
- Stêra'min, yıldızlara bak... Onlar anlamaz mı ahvalimizden, niçin gelmiyorlar yardımımıza, niçin yaralarımıza merhem sürmüyorlar? Niçin bu zulme, bu cehalete, bu kin ve nefrete bir cevap bulmuyorlar? (Dicle'nin Sesi)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin