Kitap Künyesi
Yazar: Mehmed Kırkıncı
Yayın Evi: Zafer Yayınları
İSBN: 9789756836958
Sayfa Sayısı: 159
--reklam--
Kader Nedir? Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Son derece intizamli, hassa dengeler üzerini kurulu bir kainatta yaşıyor olmamız, herşeyin muazzam bir planın parçası olduğunu gösteriyor.Kendi işleyişi içinde hiçbir amaçsızlığa yer bırakmayan kainat, bütünlüğünde, varoluş itibariyle büyük bir anlamsızlığa mahküm edilemeyecekse eğer, yaratılmış olan ne varsa kaderin dışına çıkamayacaktır.Kainatta her an yeniden yaratılan esyaya, düzenlenen hadiselere, sergilenen güzelliklere, ihmal edilmeyen ölçüye kayıtsız kalan, kainattaki birliği ve bu birliğin sahibi olan Yaratıcı'yı bilmeyen insanın, gördükleri ve yaşadıkların karşısında zihninde uyanan 'neden' ve 'niçi'n soruları, daha başından "kaderi dışında bıraktığı" için, boş bir çaba olmaktan öteye gitmeyecektir.
O halde kader, ihmal edilmeyecek kadar önemlidir.
--reklam--
Kader Nedir? Alıntıları - Sözleri
- Bilindiği gibi ruhlar kâinattan önce yaratılmışlardır.
- Allahü Azimüşşân Adil-i mutlaktir, zulümden münezzeh ve müberradır.
- Beni benden iyi bilen, bana benden daha şefkatli olan Rabb-i Rahîm'imden ne gelirse hoştur.
- İnsanla ilgili kaderi ikiye ayırabiliriz. Birincisi, insanın kendi irade ve kudretiyle işlediği fiil ve amellere bağlıdır. Ikincisi ise, onun irade ve kudreti dışında meydana gelen hâdise ve hallere aittir. Birincisinin meydana gelmesine, insanlar irade ve arzuları ile kendileri sebeb olmaktadırlar. Şöyle ki: Cenâb-ı Hak fertlerin ve cemiyetlerin dünya ve âhiret saadetleri için takib etmeleri gereken yolu tayin ve takdir etmiştir. Bu yolda gidenler saadet ve selamete ererler; aksi halde felâket ve yoksulluğa düşerler. Çünkü, O Hakim-i Adil, saadet sebeplerine tevessül edenlere saadet, felâket sebeblerine teşebbüs edenlere de felâket takdir buyurmuştur. Kur'ân-ı Kerim'de, «Bir kavmin fertlerinin kendi safvet ve ahlâklarını fesada tebdil etmedikçe, Allah'ın o kavmin nimet ve saadetini tağyir etmeyeceği beyan edilmektedir. Yani, herkesin fert olsun cemiyet olsun kendi mukadderatına kendisinin sebep olduğu ifade buyurulmaktadır. İnsanın kendi kaderini tayin etmesi bu mânâya göredir. İşte, bizim bilhassa üzerinde duracağımız kader, insanın kendi iradesiyle ilgili olan kısımdır. İkinci kısım olan ve insan iradesi dışında meydana gelen kaderin ise sebepleri insanlarca bilinememektedir. «Akil mahlûktur, Hâlikini (yaratıcısını) ihata edemez» kaidesince, insan aklı Kaderin bu ikinci kısmına ait hikmet ve sırlara vakıf olamaz. Bir insanın erkek veya kadın olması, dünyaya geldiği asır ve belde, ömür süreceği müddet, anne ve babasının kim olacağı gibi hususlar bu kısma misal olarak verilebilir. Bu ve benzeri meselelerdeki llâhî takdirin sirrini anlamaya zorlanmak insanı helâke götürür. Bu sırlar âhirette, adalet gününde bütün incelikleriyle görünecektir. Işte, Peygamber Efendimizin (S.A.V.), «Kader husûsunda konuşmayın, zira Kader, Allah'ın sırrıdır (sirrullah), Allah'ın sirrini faş etmeye kalkmayin.» (1) Hadis-i şerifleriyle bizi uğraşmaktan men ettiği Kader, bu kısımdır. Yoksa, Kaderin birinci kısmı üzerinde akaid alimleri büyük mesai sarfetmişler ve eserler yazmışlardır.
- Tevekkülün mânâsı, Cenâb-ı Hakk'ı vekil edinmektir. Mü'minlerin sebeplere tam teşebbüs ettikten sonra neticeyi Allah'tan beklemeleri ve hakikî te'siri O'ndan bilmeleri tevekkülün esasıdır.
--reklam--
Kader Nedir? İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Yazdım mı Yazdırıldı mı Yahut Hiçbiri ve Hepsi: Nur pınarından süzülmüş bir nur damlası. İman esasları arasında –tabiri caizse- giriftli haliyle duran yıkılmaz kale “kader” Mehmed Kırkıncı Hoca tarafından hemen hemen her yönüyle insanın içini ferahlatıcı ve aklını aydınlatıcı bir şekilde açıklanmış. Kader mefhumu, günümüzde, bir kısım tarafından “ölçü” olarak belirlenmeye çalışılıyor. Bu işlem, daha doğrusu tanım, özellikle mealci tayfalarca epey rağbet görüyor. Mealci tayfa? Hani şu “bize apaçık olan Kur’an yeter” deyip Kur’an’ın anlaşılması için belki yüzlerce kitap –hatta tefsir, evet şaka değil- yazan zihniyeti diyorum. Kur'an'ın anlaşılması için değil niyetleri aslında. Asıl niyet, kendi fikirlerini anlatmak. O fikirleri Kur'an diye insanlara sunmak ve hatta empoze etmek. Ve fakat modernize olmuş akıllarla Kur’anı anlamaya çalışanlar daima bertaraf olmuştur. Zira bu anlama gayreti Kur’an merkezli değil, beşeri zemine indirgenmiş fikir ve kabuller çerçevesinde bir düşünce yatıyor. Biraz daha açayım; insanı insandan daha iyi bilen yaratıcının kurallarıyla değil de, yine insan ürünü olan ve adına “evrensel kurallar” denen ezberlerle düşünmek Müslümanın yapacağı iş midir? Şefaat torpil, kabir azabı hurafe, mezhepler ayrımcı, tasavvuf hint devşirmesi vesaire hep bu düşünce yapısının ürünleridir. İşte, kısaca Allah Teala’nın (olmuş-olan-olacak) her şeyi bilip idare etmesi olan kader, yine bu zihin yapısı sonucunda “kader, Allah’ın her şeyi bilmesi değil, her şeyi belli bir ölçü içerisinde yaratmasıdır” şeklinde ürün veriyor. Efendim, kader konusunda genel itibariyle üç kısım/anlayış vardır: (tırnak içerisindeki kısımlar kitaptan alıntıdır.) 1) Cebriye: İfrat içerisinde yüzen grup. Bu gruba göre insanın iradesi ve tercihi yoktur. İnsan, rüzgâr önündeki yaprak gibidir. Günahlarını kendi üzerinden atma zihniyetinde olanlar buna örnek verilebilir. => “Bu fikre göre, Firavun, Nemrud ve diğer zalim ve gaddar kafirlerin işledikleri nihayetsiz cinayetlerin mesuliyeti kime verilecektir? Bu fiillerin Cenab-ı Hakk tarafından zorla işletildiği iddia edilerek onlar suçsuz mu sayılacaktır? Allah Teala zulümden münezzehtir.” 2) Mutezile: Tefrit içerisindeki grup. Bu gruba göre insan, fiillerinin yaratıcısıdır. => “Allah Teala’yı şerri yaratmaktan tenzih etmek fikrinden hareket ettikleri halde, kulu fiillerinin yaratıcısı olarak kabul etmekle O Halik-i Vahid’e insanlar adedince şerikler koştuklarının farkına varamamışlardır.” 3) Ehl-i Sünnet: Sezai Karakoç’un dediği gibi; ne ifrat ne tefrit her şeyin ortası, doğrusu. Temel tanımlardan; ilim, maluma tabidir. Misal; güneşin ne zaman doğacağını bilmek onu o vakitte doğmaya zorlamaz! =>”Bütün fiillerin yaratıcısı Halık-ı Zülcelal’dir. Fakat ihtiyari olan fiil ve hareketlerde insanın kesbi (talebi) söz konusudur. Bu fiillerde insan kasibdir, (talep edendir). Cenab-ı Hak ise Halık’tır (yaratandır). İşte, insan bu talebi sebebiyle itaatkar veya isyankar olur.” Burada şunu da altını çizerek söylemem gerekir ki; Ehl-i Sünnet fırkalardan bir fırka değildir. O, İslam’ın merkezinde yer alan ana hattır, İslam’ın kendisidir. Diğer gruplar/düşünceler bu hattan ayrılmakla fırka olmuştur. Çok kısa bir şekilde anlatmaya çalıştığım bu mühim meseleyi Mehmed Kırkıncı Hoca bu kıymetli eserinde nurlu kelimelerle muazzam bir şekilde örmüş vaziyette. Kalplerin mühürlenmesi, cinayette katilin durumu, sadakanın ömrü uzatması, tevekkül gibi nice konuları kapsayan bu eseri her bir kardeşime tavsiye ederim. Şu kısmı ehemmiyeti gereği buraya koymakta yarar görüyorum; " Bir padişahın, memurlarından birisine kâfi miktarda altın vererek, bunların bir kısmıyla Kur’ân-ı Kerîm tab’edip dağıtmasını emrettiğini, diğer kısmıyla da ahalinin ibâdeti için Süleymaniye gibi bir cami, ilim ve irfan sahasında terakkileri için Fatih Külliyesi gibi bir külliye ve düşmana karşı en güzel şekilde hazırlanmaları için de Selimiye gibi bir kışla yaptırmasını ferman buyurduğunu farzediniz. Bu memur verilen emirleri aynen yerine getirdiği takdirde ortaya çıkacak hayırlı neticelere sahip çıkabilir mi? “Bütün bu Kur’ân-ı Kerîm’leri ben bastırdım, bu cami, külliye ve kışla hep benim eserlerimdir” diyebilir mi? Fakat o memur, padişahın emrinin hilâfına, altınlarla Kur’an bastırmak yerine, insanların itikad ve ahlâkını bozacak eserler bastırarak dağıtsa; cami, külliye, kışla yerine insanları ahlâken sukut ettiren rezalet yuvaları açsa, gençleri devlete ve millete düşman hale getirecek kamplar kursa bütün bu faaliyetlerin neticesi olarak cemiyet hayatı alt üst olsa, bu adam diyebilir mi ki, “Bütün bu işleri padişah yaptı, çünkü bana bunları yapmam için gerekli sermayeyi o verdi?” Her iki halde de sermayeyi veren padişahtır. Sermaye padişahın emri üzerine kullanıldığında bütün şeref ona aittir. Emrinin aksine kullanıldığında ise ortaya çıkacak bütün şer ve tahribat sermayeyi yanlış yolda kullanan kişiye ait olur. Cenâb-ı Hak da her bir insana akıl, hâfıza, hayal gibi hârika cihazlar takmış ve her biri ayrı bir âlemin kapısını açan görme, işitme, korkma, sevme gibi nice hisler vermiştir. Gözün büyüklüğünü ve görme sahasını iradesiyle takdir ettiği gibi, neye bakılıp neye bakılmayacağını da hikmetiyle tâyin etmiş ve tercihi insanın cüz’î iradesine bırakmıştır. Aynı şekilde, insanın neyi dinleyip neyi dinlemeyeceğini, neyi konuşup neyi konuşmayacağını tesbit etmiştir. Bütün âzâların ve lâtifelerin kendi emri üzere kullanılması hâlinde, insana mükâfat olarak Cennet’te ebedî bir saadet ihsan edeceğini de vaad etmiştir. İşte insan, Hak Teâlâ’nın ihsan ettiği bu büyük sermayeyi O’nun rızası istikametinde kullandığında, ortaya çıkan dünyevî ve uhrevî neticeleri Allah’tan bilmeli ve O’na minnettar olmalıdır. " (sy.58-59-60) Hatalar ve noksanlıklar bendendir. Selametle. (erhan)
--reklam--
Kader Nedir? PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Mehmed Kırkıncı - Kader Nedir? kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Kader Nedir? PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Mehmed Kırkıncı Kimdir?
--reklam--
Mehmed Kırkıncı Kitapları - Eserleri
- Alevilik Nedir ?
- Kader Nedir?
- Hikmet Pırıltıları
- Nükteler
- Kader Nedir? - Ruh Nedir? - Nasıl Aldanıyorlar?
- Hayatım-Hatıralarım
- Nasıl Aldanıyorlar
- Fikir Damlaları - Gönül Damlaları
- Rahman'ın Misafiri İnsan
- Allah'a Giden Yollar
- Bediüzzaman'ı Nasıl Tanıdım?
- Ruh Nedir
- İslâm Birliği ve Yavuz Sultan Selim
- İçtihat Nedir?
- Kur'an ve Sünnet Işığında 40 Soru 40 Cevap
- Nasıl Bir Maarif?
--reklam--
Mehmed Kırkıncı Alıntıları - Sözleri
- Tevekkülün manasi, Cenabi Hakkı vekil edinmektir. (Kader Nedir? - Ruh Nedir? - Nasıl Aldanıyorlar?)
- Bizlere gelince, bizler de Elhamdülillâh o güneşten istifade ediyoruz. Lakîn biz dağın kuzey yönündeyiz; onlar, yani sahabeler ise güney yüzünde idiler. Onlar derslerini o güneşin zatından aldıkları halde, biz o feyzi sadece ziyâsından almaktayız. (Hikmet Pırıltıları)
- Birçok hastalıklarla musibetzede olmuş ve her an binlerce ıstırap çeken bir insana, "bu ıstıraplı insaniyet yerine sıhhatli bir kedi olmayı" isteyip istemediği sorulsa, bu teklifi derhal reddedecektir. Kedi denilince, ağzındaki rızkını da beraber düşününüz. Demek ki o insan, o hâli için de yine Cenab-ı Hakk’a şükür ile mükelleftir. Tâ ki, küfür ve isyan ile insaniyet nimetini ebediyen kaybetmesin. (Nükteler)
- Allahü Azimüşşân Adil-i mutlaktir, zulümden münezzeh ve müberradır. (Kader Nedir?)
- İlmin her hakikatı idrak edemiyeceğini ifade eden Ahmet Naim Bey, «İlim, her şeyi bilirim dediği gün, teveccüh ettiği gayelerden sapmış, ilmilikten çıkıp cehle düşmüş olur. Halbuki, ilmin gayesi hakikatları inkâr değil, araştırmaktır. Henüz yetişemediği saha ve hakikatları inkâr etmenin hiç bir faydası olamamakla birlikte, zararları çoktur» der. (Ruh Nedir)
- İhlâs saf süte teşbih edilirse, Allahu Azîmüşşân'ın rızası dışında herhangi bir gaye için ibadet yapmak, süte o gayenin mahiyetine göre az veya çok su karıştırmak demektir. Cennet için yapılan ibadette, süte bir damla su karıştırılmışsa, dünyevî maksatlar için yapılan ibadetlerde sütün çoğu su olmuş demektir. (Hikmet Pırıltıları)
- Kahr başka, zulüm başkadır.Adil bir padişahın suçluları ve asileri cezalandırması kahrdir, lakin lüzum değildir (Kader Nedir? - Ruh Nedir? - Nasıl Aldanıyorlar?)
- ﻭَﻣَﺎ ﻣِﻦْ ﺩَٓﺍﺑَّﺔٍ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺎَﺭْﺽِ ﻭَﻟﺎَ ﻃَٓﺎﺋِﺮٍ ﻳَﻄِﻴﺮُ ﺑِﺠَﻨَﺎﺣَﻴْﻪِ ﺍِﻟﺎَّٓ ﺍُﻣَﻢٌ ﺍَﻣْﺜَﺎﻟُﻜُﻢْ ﻣَﺎ ﻓَﺮَّﻃْﻨَﺎ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﻣِﻦْ ﺷَﻰْﺀٍ ﺛُﻢَّ ﺍِﻟَﻰ ﺭَﺑِّﻬِﻢْ ﻳُﺤْﺸَﺮُﻭﻥَ﴿٣٨﴾ 38- Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve (gökyüzünde) iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa hepsi ancak sizin gibi topluluklardır. Biz o kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Nihayet (hepsi) toplanıp Rablerinin huzuruna getirilecekler. (Kader Nedir? - Ruh Nedir? - Nasıl Aldanıyorlar?)
- "Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zariyat: 56) (Nasıl Aldanıyorlar)
- İnsan, ibadet sayesinde, her hadiseyi Kur'an'in mizaniyle tartma melekesi kazanır, Ibadet insana, dünyevi ve uhrevi hål ve hareketlerinde istikamet kazandırır. Dünyevi işlerin, ebedi hayat için birer vesile olduklarını öğretir. İnsanı boş ve malåyani işlerden çekerek, ulvi hakikatlarla meşgul ettirir. Helâl ve haram mevzuunda, insani müteyakkız kılar. Hukuku sağlam temellere oturtur. Böylece, şahsi ve içtimai hayat, emniyet, huzur ve sükûna kavuşur. Allah sevgisini talim ettirir. Peygamber sevgisini kalplere ilka eder. Vakti değerlendirir, ömrü kıymetlendirir. (Ruh Nedir)
- Üç sahâbî, Ramazan'ın 17'nci günü sabah namazını kıldıracakları sırada öldürüleceklerdi. Takdir-i İlâhî ile Hz.Muâviye ve Hz.Amr Îbnü'l-Âs bu suikastten kurtuldular. Fakat İbn-i Mülcem isimli suikastçı Hz.Ali'yi, şehadetine sebeb olan zehirli bir kılıç ile yaralamaya muvaffak oldu. (Alevilik Nedir ?)
- Mevcut ruh, mâkul kanunun kardeşidir. İkisi; hem daimi, hem âlem-i emirden gelmişlerdir. Şayet, nevilerdeki kanunlara kudret-i ezeliye bir vücud-u hâricî giydirseydi, ruh olurdu. Eğer ruh, şuuru başından indirse; yine lâyemut bir kanun olurdu. (Ruh Nedir)
- Hz. Ömer r.a. "İnsanlığın şerefi aklıyla, asaleti diniyle, şahsiyeti ahlakıyledir." buyurur. (Ruh Nedir)
- "...İnsanlar Cenâb-ı Hakk'ın yarattığı odundan ancak tahta, tahtadan masa ve sandalye gibi şeyler yapabilmektedir. O Kadir-i Mutlak ise odundan meyve yapıyor, yaprak ve çiçek çıkarıyor.Demek ki iş odunda değil ustadadır..." (Hikmet Pırıltıları)
- Muharrem ayında Sıffîn'de karşı karşıya geldiler. Bununla beraber Hz.Ali (RA) ile Hz.Muâviye (RA) bu ayda harb etmemek için bir aylık bir mütareke yaptılar. (Alevilik Nedir ?)
- Nefsini yenerek tahkiki iman kazanan kimse, ateş ortasında fidan yetiştirmiş gibidir. (Nükteler)
- İnsan için en büyük şeref, Allah'a [C.C] kul olma ve bunu idrak etmek keyfiyetidir. (Nükteler)
- Bu kainatta rahmet esas olduğu gibi, ahirette de rahimiyet esastır. (Kader Nedir? - Ruh Nedir? - Nasıl Aldanıyorlar?)
- İnsan fıtraten müteessirdir. Yâni mutlaka bir tesirin altında kalır, telkine daima açıktır. Bu haliyle boş bir kabı andırır. İçi müsbet fikir ve hakikatlarla dolmazsa, onların yerini ister istemez menfi ideolojiler, hurafe ve safsatalar alır. (Nasıl Aldanıyorlar)
- Hz.Ali'yi sevmek, dini sevmek, Hz.Peygamber'i (SAV) sevmek demektir. (Alevilik Nedir ?)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin