Kitap Künyesi

Yazar: Richard Sennett

Çevirmen: Abdullah Yılmaz

Çevirmen: Serpil Durak

Orijinal Adı: The Fall of Public Man

Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları

İSBN: 9789755391052

Sayfa Sayısı: 480

--reklam--

Kamusal İnsanın Çöküşü Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Kendi alanlarında çığır açan, onlarla hesaplaşmadan yeni bir şey söylemenin zor olduğu kitaplar vardır. Richard Sennett'in düşünce tarihinin başyapıtlarından biri olan Kamusal İnsanın Çöküşü böylesi bir kitaptır: Tarihten sosyolojiye, psikolojiden antropolojiye entelektüel bir şölendir.

Sennett, Kamusal İnsanın Çöküşü'nde özgünlük ve entelektüel derinlikle kamusal hayat ve özel hayat arasındaki dengesizliğin nedenlerini ve bu dengesizliğin yol açtığı sorunları inceliyor. Ona göre, hayatın, aile ve yakın dostlar dışındaki parçası olan "kamusal hayat" bir zamanlar "hayat dolu"ydu ve kişiler için çok önemliydi. "Yabancı"larla duygusal bağlar kurarak insanın oyun yeteneğini çoğaltan, toplumsallaşmasını/medenileşmesini sağlayan bir kamusallık vardı. Bütünlüklü ifadesini 18. yüzyıl Avrupa şehirlerinde bulan bu kamusallık zamanla ağırlığını yitirerek yerini "özel hayat"a bıraktı. Kamusal hayat artık özel hayatın gerektirdiği oranda önemli olmaya başladı.

Sennett, bugün, tanımadığımız ama aynı şehirde yaşadığımız insanlarla kurulacak çok boyutlu ilişki ve hazlardan yoksun kaldığımızı söylüyor ve şu soruları soruyor: Yabancı, nasıl tehdit edici bir unsura dönüştü? Sessiz kalarak seyretme, kamusal hayatın tek yolu haline nasıl geldi? Yalnız kalma, bir hak olarak nasıl oluştu? Özel hayat ilgi odağı haline nasıl geldi? Politikacıları neden yaptıklarına ve programlarına bakarak değil de kişisel özelliklerine göre değerlendiriyoruz? Evlerimize özen gösterdiğimiz halde sokaklarımız neden pis?

Sennett, kamusal alanların yaşanan mekânlar olmaktan çıkıp gelip geçilen yerlere dönüşmesiyle yüreklerimizi sevgili ve dostlarımızın dışında kimseye açamadığımızı, özel hayatına kapanan kişiliklerimizin giderek güdükleştiğini, başka insanlarla oyun oynama yeteneğimizi yitirmemizin bizi nasıl eksilttiğini tarihsel/toplumsal bir perspektifle işliyor. Bu süreci Balzac ve Diderot'nun yazılarına, Paganini ve Liszt'in müziğine, tiyatro ve izleyicinin davranışlarına, mimariye, Dreyfus Davası'na ve Richard Nixon'ın kariyerine, özel ve kamusal hayatın konuşma ve giyim biçimleri gibi gündelik örneklerine bakarak anlatıyor. Modernlikle birlikte özel hayatına tutsak olan insanın kamudaki sessizliğini, yalnızlığını, yaşayan değil seyreden bir insan haline gelme tarihini inceliyor. Sennett, bütün bunlara rağmen umutsuzluğa kapılmıyor. Yitik bir kamusal cenneti hayal etmek yerine, kişilerin yakın dostları arasındaki kadar rahat ve güvenli olduğu, oyuna önem verdiği, nezaketi elden bırakmadığı bir ortamda, şüpheyi en aza indirerek "ötekini tanıma"nın imkânlarını araştırıyor. Sokakta "öteki"ne "merhaba" demek isteyenler için...

--reklam--

Kamusal İnsanın Çöküşü Alıntıları - Sözleri

  • Yaşamda doğru bir çizgi tutturduğu için kendisiyle gurur duyan bir kişi yanılmazlığa güvenen bir budaladır. İlke diye bir şey yoktur: Yalnızca olaylar vardır; yasa falan da yoktur, kişisel çıkarlar vardır.
  • İnsanlar bir tür benlik duygusu yüzünden başkalarına bağımlı olurlar. Dış görünümlerini başkalarının gözünde onaylanacak şekilde sunarlar, böylece kendilerini iyi hissederler.
  • Maskeler artık yüzlere dönüşüyordu.
  • Eşitlikçi bir toplumun mantığına göre, insanlar sosyal farklılıklarını sergilemek zorunda değilse bunu yapmazlar. Eğer hem yasa hem de yabancılık sizin seçtiğiniz bir “kimliğe bürünmenize” izin veriyorsa kim olduğunuzu tanımlama çabasında da girmezsiniz.
  • Fransız kostümleri oyuncak bebekler yoluyla yaygınlaştırıyordu; bebekler günün modasına en uygun şekilde giydirilir ve satış elemanları bavullarına on beş yirmi tane minyatür manken doldurarak Londra’ya ya da Viyana’ya giderlerdi.
  • Özünde bu denli iyi niyetli olan cinsel özgürlük çabaları neden benlikle ilgili çözümsüz, sihirli bilmeceler haline geliyor? Mahre­miyetin bütün amaçlara hizmet eden bir gerçeklik ölçütü olduğu bir toplumda deneyim iki şekilde düzenlenmektedir ki, her ikisi de bu amaçlanmamış yıkıcılığa yol açar: Birincisi, böyle bir toplumda, narsisizmin temel insani enerjileri öylesine harekete geçirilir ki, bunlar sistematik ve sapkın bir biçimde insan ilişkilerine girer­ . İkincisi, böyle bir toplumda insanların birbirlerine karşı "dürüst" ve sahici olup olmadıklarının sınanması, mahrem ilişkilerde görü­len tuhaf bir piyasa tarzı mübadele ölçütü haline gelmiştir.
  • İnsanoğlu tanrılara olan inancını yitirse bile, inanç, temel bir toplumsal durum olarak kalır ve inanç duyma arzusu yok olmaz.
  • "gerçek duygular istisnadır; çıkar oyunlarıyla örselenmiş bu mekanik dünyanın çarkları arasında ezilmişlerdir. Burada erdem yerilir. masumiyet satılır. Tutkular yerlerini yıkıcı zevklere. günahlara bırakmıştır; her şey yüceltilir. analiz edilir. alınıp satılır. Bu pazarda her şeyin bir fiyatı vardır ve hesaplar yüzler kızarmadan apaçık gün ışığında yapılır. İnsanlık yalnızca iki kesimden oluşur: Aldatanlar ve aldatılanlar ..... Büyükbabaların ölmeleri beklenmektedir; dürüstler enayidir; yüce fikirler ancak bir amaç için var olan araçlardır; din yalnızca yönetmek için gerekli bir şeydir: dirayet yapmacık bir şeydir; her şey sömürülür ve satılır; gülünç olmak kendini reklam etmenin ve kapıları açmanın bir yoludur: Gençler yüz ya­şındadırlar ve yaşlıları hor görürler. "
  • 19. yüzyıl bunalımının ikinci belirtisi günümüzün sıradan politik konuşmalarından izlenebilir. Çıkarları kendi inançlarına, seçmenlerine ya da ideolojisine yabancı olan grupları da cezp edebilen bir lideri “güvenilir”,”karizmatik” ve “inanılır” olarak betimleme eğilimindeyizdir. Modern bir politik liderin, “özel yaşamımı boşverin; benimle ilgili olarak bilmeniz gereken tek şey ne kadar iyi bir temsilci ve yönetici olduğımve görevim esnasında neler yapmak istediğimdir” düşüncesinde ısrar etmesi intihar olurdu. Oysa, daha birkaç gün önce sanayi kesiminin ücretlerinden alınan vergileri arttırmış olsa bile, muhafazakar bir Fransız devlet başkanının işçi sınıfından bir aileyle yemek yemesi bizi heyecanlandırır ya da kahvaltısını kendi hazırlıyor diye bir Amerikan başkanının bir öncekinden daha samimi ve güvenilir olduğuna inanırız. Bu politik “güvenilirlik”, özel imgelemin kamusal imgelem üzerine dayatmasıdır ve yine, bu iki alanın davranışsal ve ideolojik olarak birbirine karıştırılması sonucu gelişmiştir.
  • Ofis planlamacıları hemen, duvarların yıkılmasının ofis verimliliğini arttırdığını öne süreceklerdir. Çünkü onlara göre, insanlar gün boyunca birbirlerinin gözü önünde olursa dedikodu yapma ve çena çalma ihtimali azalacak, kendilerine çeki düzen vereceklerdir. Herkes birbirinin gözetimi altında olunca, sosyalleşme azalır ve sessizlik tek savunma tarzı haline gelir.
  • Hınç dalgasına binen bir politikacı kaçınılmaz olarak kendine yönelen bir tehdit ile karşı karşıya kalır. Hıncı ne denli iyi örgütlerse, o denli güçlü, zengin ve etkili olur.
  • Erik Erikson’un tanımına göre kimlik, insanın olmak istediği şey ile dünyanın olmasına izin verdiği şeyin buluşma noktasıdır.
  • İnsan, kendi özyıkıcılık eylemleri ve ifade eksiklikleri yıkıcı bir sistem tarafından pekiştirilen değil, bizzat kendi duygularına içselleştirdiği korkunç bir sistemin pençesinde kıvranan, yabancılaşmış bir yaratık haline geldi
  • Yeni Dünya'da bir ormana benziyor. Milyonların avcısısınız, milyonları ele geçirmek için tuzaklardan, hilelerden yararlanıyorsunuz. Kimileri zengin kadın avlar, kimileriyse miras peşindedir, kimileri vicdan avındadır. kimileri de müşterilerini çaresiz bırakarak satış yaparlar. Heybesini tıka basa doldurup dö­nenler coşkuyla selamlanır, ağırlanır ve itibar görürler.
  • Cinsellik alanında narsisizm, fiziksel aşkı herhangi bir kişisel ya da toplumsal taahhütten uzak tutar. Taahhüt olgusunun kendisi bile kişiye, onun kendini tanımak ve kendini tamamlayacak "doğru" ki­şiyi bulmak için "yeterince" deneyim edinme fırsatlarını kısıtlar gö­rünmektedir. Narsisizmin egemenliği altındaki her cinsel ilişki, ta­rafların birliktelikleri ne kadar uzun sürerse o oranda daha az doyu­rucu olmaktadır.

--reklam--

Kamusal İnsanın Çöküşü İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Geçmiş tarih kültür ve yaşamdan modern topluma değin insanın özel ve özel dışı (kamusal) alanda geçirdiği degişimi bu degisimin dinamiklerini ve durumlarını sosyolojik tarihsel psikolojik bir bağlamda ele alan ve bu konuda ki kendinden sonra gelecek olan yapıtlara bir ön ayak işlevi görecek bir teori kitabıdır. (Fahrettin Apak)

--reklam--

Kamusal İnsanın Çöküşü PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Richard Sennett - Kamusal İnsanın Çöküşü kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Kamusal İnsanın Çöküşü PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Richard Sennett Kimdir?

Richard Sennett (d. 1 Ocak 1943, Chicago), Massachusetts Teknoloji Enstitüsü ve Londra Ekonomi Okulu'de sosyoloji profesörü, New York Üniversitesi'nde sosyal bilimler profesörüdür. New York Institute for the Humanities'in (New York Beşeri Bilimler Enstitüsü) kurucu direktörüdür.

Sennett'in sosyal bilimlere en önemli katkılarından biri, kentlerin modern dünya gerçekliği içerisinde bireysel yaşamları şekillendirişi ile ilgilidir. 2006 yılında Hegel ödülünü kazanmış , 2008 yılında ise 100,000 Euro değerindeki Düseldorf Gerda Henkel Vakfı tarafından verilen Gerda Henkel ödülüne layık görülmüştür.

Sennett, 1987'den beri sosyolog Saskia Sassen ile evlidir.

--reklam--

Richard Sennett Kitapları - Eserleri

  • Karakter Aşınması
  • Otorite
  • Ten ve Taş
  • Yeni Kapitalizmin Kültürü
  • Kamusal İnsanın Çöküşü
  • Yabancı
  • Saygı
  • Zanaatkar
  • Gözün Vicdanı Kentin Tasarımı ve Toplumsal Yaşam
  • Sınıfın Gizli Yaraları
  • Beraber
  • The Conscience Of the Eye: The Design and Social Life of Cities

--reklam--

Richard Sennett Alıntıları - Sözleri

  • Sınıf otoritesi ve yargı sistemi, insanları birbirine düşman yaparken kendisini gizler; sistemin gücünün esrarı ile büyülenmiş insanlar saygı için birbirleri ile savaşırken, sistemin kendisine meydan okunmaz. (Sınıfın Gizli Yaraları)
  • Günümüzde orta sınıf standardında bir yaşam sürmek için bir ailede iki yetişkinin çalışması şarttır. Ancak kadınlar daha esnek çalışma saatlerine ihtiyaç duyuyordu; hangi sınıftan olursa olsun, kadınların pek çoğu yarı zamanlı çalışan, tam zamanlı annedir. (Karakter Aşınması)
  • Şehir farklı cinslerde insanlar­dan oluşturulur, birbirine benzeyen insanlar bir şehri var edemez. (Beraber)
  • Çoğu açlıklar gibi saygı kıtlığı da insan yapımıdır.Yiyeceğin aksine saygının hiçbir maliyeti de yoktur. O zaman saygı niçin bu kadar kıt olsun ki? (Saygı)
  • Bizim kim olduğumuzun cevabı, doğrudan şekilde bedenlerimizin ne yapabildiğinde yatıyor. Insan elinin işleyişinde olduğu gibi, sosyal sonuçlar da insan bedeninin yapısında ve işlevinde saklıdır. Maddi şeyleri şekillendirme durumunda olan bedensel kapasitelerimiz, sosyal ilişkilerde kullandıklarımızla benzerlik taşır. (Zanaatkar)
  • Bir kişi ne kadar çok emre maruz kalıyorsa diyor bu işçi, öz saygısını devam ettirebilmek için gerçekten de işyerinde değil de başka bir yerde olduğunu daha çok düşünür. Ancak işyerinde "başarılı olmanız" beklendiğine göre ve gerçekten de aslında orada değilseniz, nasıl başarılı olabilirsiniz ki? (Sınıfın Gizli Yaraları)
  • İnsan sürekli baştan başlamak, her gün kendini tekrar kanıtlamak zorunda kalır. Bu şekilde sürekli riske maruz kalmak, karakter duygumuzu iyice aşındırır. İnsan her defasında “baştan başlar.” (Karakter Aşınması)
  • Kitap okuyan ya da sessizce pencereden dışarı bakan sıkış tıkış bedenlerle dolu tren vagonu, on dokuzuncu yüzyılda ortaya çıkmış büyük bir toplumsal değişikliğe işaret ediyordu: Sessizlik bireysel mahremiyeti korumak amacıyla kullanılıyordu. (Ten ve Taş)
  • milliyetçilik ülkelerini terk edenleri adeta ameliyatla bir uzuvları kesilmiş hastalar gibi göstermiştir. Yunanlardan beri bir millete ait olmanın tam bir insan olmak için gerekli olduğunun düşünüldüğü doğrudur şüphesiz (Yabancı)
  • En iyi şarkı söyleyen ya da dans eden, en yakışıklı, en güçlü ve en zeki olan ya da en güzel konuşan kişi en fazla sayılan kişi olur; ve bu, eşitsizliğe aynı zamanda da kötü huya doğru atılan ilk adımdır. (Saygı)
  • "Bu insanlar özgür: Ama, yaşadıkları ahlakdışı bir özgürlüktür." (Karakter Aşınması)
  • Bu sosyoloji zanaatı, günümüzde yeniliğin ne anlama geldiğini ortaya çıkarmaya hem fazlasıyla uygundur hem de değildir. Uygundur, çünkü toplumun akıcılık ve akış üzerindeki vurgusu, kişinin zihninden geçen bir yorumun çözümlenmesi süreciyle kesişir. Uygun değildir, çünkü çoğu insanın bu geniş kapsamlı görüşmelere katılmaktaki amacı, sonuçlar çıkarmak, dünyada nasıl konumlandırıldıklarının bir açıklamasını bulmaktır. Ak (Yeni Kapitalizmin Kültürü)
  • Bizler tecrit etmeyi bir iktidarın dayatılması olarak görme eğilimindeyizdir ki bu da tecrit edilen halkı pasif kurbanlar haline getirir. Ama Rönesans Venediki'nde Yahudi gettosunun oluşumu daha karmaşık bir hikaye anlatır bize. Gerçekten de istekleri hilafına tecrit edilmiş olan, ama daha sonra bu şekilde ayrı tutulmalarından yeni topluluk biçimleri yaratan ve toplumsal aktörler sıfatıyla tecrit edilmiş olmaktan bir menfaat elde eden sürgünlerin hikayesidir bu. (Yabancı)
  • Yine de, gördük ki sadece fedakarlığın bir kişiyi sevdiği insanlar için "değerli" yaptığı var sayılmaktadır. (Sınıfın Gizli Yaraları)
  • Risk alma isteği, sadece girişimci kapitalistlere ya da olağanüstü maceracı bireylere özgü bir özellik olarak görülmüyor. Risk kitleler tarafından her gün omuzlanması gereken bir zorunluluk (Karakter Aşınması)
  • Her şeyi bilemezsiniz ama bildiğiniz bir şey bile sizi okkalı bir zengin yapabilir (Beraber)
  • Yani en çok, kendinin en az farkında olduğun zaman kendinsindir. (Yabancı)
  • Almanca Bildung sözcüğü, bir genci ömür boyu süren bir yaşam biçimine hazırlayan kişisel oluşum sürecine verilen isimdir. (Yeni Kapitalizmin Kültürü)
  • Refah sistemi içinde olan kişilerin aklına katı eşitlik fıkri, problemlerinin ya da muhtaç olma durumlannın temelinde kendi haklarında kararlan başkalarının vermesinin olduğunu hissettikleri zaman gelir. Saygı kazanmak için bu insanlar zayıf ve muhtaç olmamak zorundadırlar. (Saygı)
  • Eğer bir insa­na kendimizin bir yansımasıymış gibi davranırsak, onun kendi va­roluşunun gerçekliğini inkar etmiş oluruz; kişi karşısındakinin baş­ka biri olduğuna dair temel gerçeğe saygı duymalıdır. Buradan çı­kacak ders şudur: Karşımızdakilere saygı duyuyorsak kendimizin onlarda projeksiyonunu yapmayalım. (Saygı)