Kitap Künyesi
Yazar: Cemal Şakar
Yayın Evi: İz Yayıncılık
İSBN: 9786053261094
Sayfa Sayısı: 136
--reklam--
Kara Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Cemal Şakar kara sözler yazıyor yaşanan hayat, yaşadığımız hayat, yaşattığımız hayat, yaşanmasına mani olmadığımız hayat hakkında. Acının, kederin, mutsuzluğun, çaresizliğin, elleri ile başını bir mengene misali sıkıştıran insanların hikayelerini anlatıyor. Onlara dışarıdan değil içeriden bakıyor. Kara gözlerle bakıyor. Karanlığa bakar gibi bakıyor. Yaralıyor.
Kara Alıntıları - Sözleri
- Ay sonudur, ay sonu demek bir alışkanlıktır; senin için bütün aylar sona ermiştir artık.
- Kalbine saplanmış bir cesetle cüzdanın arasında kalırsın. Vermekle vermemek arasındadır şimdi her şey.
- Bağdat deyince, Şam deyince, Kudüs deyince, İsfahan deyince, İstanbul deyince, hemen bu bi ışk medeniyetidir diyesim gelir, gelir ama, gelince kavimler göçü bi yangın, bi talan, ölesi tenler, can bile ölür, canlar bile öldü, ölürmüş değil mi, peygamberleri taşlayan, peygamberleri öldüren kavmim, dedi, keşke bunu bilseydiniz.
- Ceset yaşanmış uzun bir hayattan daha fazladır.
- İliklerinde ürperti, saçlarında yağmur, gök denizle buluşur, deniz seninle. Bütün ıslanmışlığın yetmezmiş gibi deniz çeker seni derinlerine.
- Bir bıçak olsa dersin, şöyle koca bir bıçak, saplasam kasıklarına İstanbul'un, aksa cerahat midir, irin midir, o pis, yapışkan sıvı, boşalsa öfkeler, derin bir oh çekse İstanbul!
- Derin gözler, sönük, ölgün -dür gözler, öfkeyle, bıçkın - dır gözler; ıslanmış, uzun, bakımsız, taraksız saçlar burnuna kadar inmiştir; yüzündeki çizgiler, derin, uzun, yaşadığı hayatı göstermeye yetecek kadardır ve bir partala sığıveren ceset.
- Tenimden kurtulan ruh şaşakaldı, şaşırakaldı, gündüz mü, gece mi bilemedi, şaştı bu habis işlere. Dedim di, rahat dur, çürü içimde, içimde çürü de kimseye zararın olmasın, korkutma ortalığı, bulaştırma habisliğini; yok, dedi, durmam gayri bu mahpusta, kendi kendimi zehirliyorum...
Kara İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kara hakkında okumakta olduğunuz bu yazıyı yazmaya başlamadan önce aklıma şu soru takıldı: Kara ile siyah arasındaki fark nedir? İnternet bize bu konuda pek de tatmin edici bir cevap vermiyor, hatta Türk Dil Kurumu bu kelimeleri anlamdaş olarak gösteriyor. Ancak arada küçük bir ayrım olduğunu düşünüyorum. Kara, “Nasıl?” sorusuna muhtemel bir cevap iken, siyah “Ne?” sorusuna bir cevap gibi geliyor. Cemal Şakar’ın isim tercihi bu çerçevede anlam kazanıyor; zira bu kitaptaki öyküler ikinci sorudan ziyade ilkine cevap oluyor. Bu cevap elbette beraberinde melankoliyi ve beklenmedik bir şekilde deneyselliği de getiriyor. Masamda Ruhumla isimli deneme-vari bir çalışmayla açılıyor kitap. Kitaba mukaddime niteliğinde bir açılış bu. Karanlıkla beraber karmakarışıklık göze çarpıyor. Aynı zamanda coşkun bir başlangıç olan Masamda Ruhumla, bu yönüyle Emin Gürdamur’un kitabının ilk öyküsü Atları Uçuruma Sürmek’i hatırlatıyor. Cesetler Hemen Her Yerde ile yazar tokat gibi çarpıcı bir şehir manzarasına itiyor bizi. Kara bir kitapta şehrin karanlığına yer vermeden olmaz elbette. Yazar karanlık atmosferini yoğun anlatımına da borçlu. Cümleler üst üste yığılıyor adeta. Bir sayfada “… gel helalinden bir karnını doyurayım. İstememiştir. Mutlaka istememiştir. Bana para ver diye inlemiştir. Pezevenk illa şarap alacak. Onun derdi açlık değil, şarap!” diye dilenciye laf ederken, yan sayfada “Bilmez birtakım tintini hanımlar, canti beyler kentin böyle olduğunu, bütün pisi, kiri, pası, nemi, yosunu meydana çıkarıverdiğini.” demektedir. Kara, öfkeye de bulanmıştır ister istemez. Bu keşmekeşte herkese öfkeliyken aynı zamanda herkese de üzülmektedir yazar, öykünün sonu da buna işaret eder. Bu keşmekeş az ileride Yumak hikâyesinde ismiyle müsemma bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Bu hızlı öyküler Kara’ya kimi yerde katkıda bulunsa da kimi zaman yüzeysellik izlenimi veriyor. Öykünün en önemli faydalarından biri olan empatiye doyulamadan ilerliyorsunuz. Sonra Adı Leyla Olsun geliyor. Bölük pörçük bir hikâye, sayfaların büyük kısmı boş. Yazarın belki de “Ne?” yerine “Nasıl?” sorusuna cevap verdiği en belli olan yerlerden birisi. Olaylardan sıyrılıp durumlara odaklandığı, sıfatları art arda sıralamaya devam etse de bariz bir yavaşlamanın yaşandığı ve empatiye yer ayrılmaya başlanan nokta burası. Bu hikâye sonrasında gelen The Mahrem Palace isimli ve “zengin ve dindar” kesimi eleştirdiği hikâyesi de bu yavaşlığı memnun edici bir şekilde devam ettiriyor; aynı zamanda sosyal medyayı içine yedirmiş iyi bir hikâye olarak yerini alıyor. Ardından Mustafaaammmm geliyor; içinde deneysel diyebileceğimiz bir kısımda karbonmonoksit zehirlenmesinin nasıl gerçekleştiğine dair kısa bir yazı yer alıyor ve hatta İngilizce metinli bir çizim dahi mevcut. Bu hikâye ile birlikte tekrar hızlanıyoruz ama bu hikâyeye bu hızın yakıştığını da söylemek gerek. Bu hız, bu buğu, aynı zamanda Kara’nın ağırlık ve melankoliden çok daha fazlası ve çok daha renkli olduğuna dair bir işaret. Mustafaaammmm’daki deneysel yaklaşım sonrası kitabın bence en güzel hikâyesi olan Bir Avuç Dünya geliyor. Bir karakter hikâyesini Tarot kartları üzerinden gidiş-gelişlerle anlatmak Kara’yı iyice zenginleştiriyor. Unutulabilir bir hikâye, nitelikli hâle geliyor. Sonrasında gelen Sonsuzluk ve Bir Gün ise empati açısından herhalde kitabın en başarılı hikâyesi. Kaçınılmaz son adım adım gelirken, kitabın ismine yakışan gerilimli bir ortam başarılı bir şekilde inşa ediliyor. Böylece kitabın ilk kısmını bitirmiş oluyoruz. Herhangi bir bölümlendirme olmasa da, buradan sonraki hikâyelerin karanlığı gönül coğrafyamızdan geldiği için kalan kısmı ayrı bir bölüm olarak değerlendirmek mümkün. Kül, bizim ülkemizde ama bizden ayrı kalmış Suriyeli göçmenlere dair iç burkan bir hikâye. Sonra Kumsalda Denizden geliyor, gerçek bir olaya dayalı ve daha çok bir denemeyi andıran bir hikâye. Acılı babanın fotoğrafı kalıyor bize buradan yadigâr. Küf ise birbirine geçmiş hikâyelerden oluşuyor, ahvalimizdeki çeşitliliği vurguluyor. Bu noktada artık belirtmek gerekir ki “Nasıl?” sorusundan “Ne?” sorusuna evrilmiş vaziyetteyiz. “Siyah” cevabının, “kara” cevabından daha somut ve sıradan olması hasebiyle de, bu hikâyeler ilk kısımdaki hikâyelerden biraz daha zayıf kalıyor. Yanlış anlaşılmasın, yanı başımızdaki büyük kederlere üstten bakıyor değilim (Yani, inşallah değilimdir.). Kara’yı ilginç kılan, yazarın nasılını anlatıyor oluşu; bu ikinci kısımda ise nasıl olduğunu bilirsinize getirilen hikâyeler maalesef beni ilk kısımdaki kadar etkileyemiyor. Tam bu noktada Unutuş hikâyesi geliyor, diğer hikâyelere nazaran daha farklı bulduğum ve kurgusuyla kafa karıştırıcı bir hikâye. Kara’ya farklı bir soluk getirmesi açısından önemli. Kül ile beraber bu kısmın parlayanı. Peki, bu bütün yazılanlardan genele dair ne çıkarmak gerekir? Kara, dikkatli seçilmiş ismiyle neyi anlatmak istediğinin değil nasılı anlatmak istediğinin altını çizen bir kitap. Deneysel çabaları kimi zaman gereksiz gözükse de, çoğunlukla nitelikli eserler ortaya konmasına vesile olmuş denebilir. İlk kısım melankoliye kendini teslim etmeden, kimi zaman fazla hızlı ama kesinlikle sıkıcılıktan uzakken, ikinci kısımda bu biraz tersine dönüyor. Neredeyse her şeyin anlatımında postmodern bir serbesti içinde çeşit çeşit duygu durumuna teslim olduk da gönül coğrafyamızın acılarında hâlâ kendimizi kısıtlıyoruz gibi hissediyorum -postmodern ambalajlara rağmen hem de-. Belki de hassasiyetimizden. Gerçekten hissettiğimiz acılar belki de buralarda diye. Kara, şaşırtıcı enerjisi ve deneyselliğiyle kayda değer bir eser. Beğendiğim hikâyeler: Cesetler Hemen Her Yerde, Yumak, Adı Leyla Olsun, Mustafaaammmm, Bir Avuç Dünya, Sonsuzluk ve Bir Gün, Kül, Unutuş. (Hakan Osman Çaldağ)
Yazarın okuduğum ilk öykü kitabıydı. Ama inanılmaz etkilendim. Diğer kitaplarını da ilk fırsatta okuyacağım. Kısa öykülerden oluşan, iç içe geçmiş anlatımlar barındıran, metinlerarası göndermelerin bulunduğu, çağa tanıklık eden bir eser. Öykü meraklılarının kesinlikle okuması gerekir... (Mesut)
Kara PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Cemal Şakar - Kara kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Kara PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Cemal Şakar Kimdir?
Türk öykü yazarı.
Karesi İlkokulu’nu (1973), Atatürk Ortaokulu’nu (1976), Muharrem Hasbi Lisesi’ni (1979), Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’ni bitirdi (1983). Balıkesir’de aile şirketinde çalıştı. Halen İstanbul'da bir kamu kuruluşunda çalışıyor; e-edebiyat dergisi Edebistan.com’un yayın yönetmenliğini yürütüyor.
Edebiyat hayatına, 1982’de Aylık Dergi’de yayınlanan "Bir İnsan Ölür, Bir Yıldız Kayarmış" adlı öyküsüyle başladı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Kayıtlar Dergisi'nin çıkışında yer aldı. Öykü ve denemeleri Aylık Dergi, Yönelişler; Mavera; Yedi İklim; Kayıtlar; Hece; Hece Öykü; Yumuşak G; edebi Müdahele; Tasfiye; Söz Ve Adalet; Eski Yeni; Kur'ani Hayat ve İtibar dergileriyle Yeni Şafak Kitap’ta yer aldı.
--reklam--
Cemal Şakar Kitapları - Eserleri
- Adı Leyla Olsun
- Sular Tutuştuğunda
- Portakal Bahçeleri
- Yol Düşleri
- Hikayat
- Mürekkep
- Utanç
- Kara
- Pencere
- Hayalperdesi
- Esenlik Zamanları
- Yazı Bilinci
- Sessiz Harfler
- 40 Soruda Türk Öyküsü
- Sel ve Kum
- Gidenler Gidenler
- Edebiyat Ne Söyler
- Edebiyatın Sırça Kulesi
- Edebiyatın Doğası
- Hasan Aycın'ın Çizgi'si
- Satır Arasındaki Anlam
- İmge Gerçeklik ve Kültür
- Yazının Gizledikleri
- Dile Kolay
--reklam--
Cemal Şakar Alıntıları - Sözleri
- O vakitte içimden bir değil, binlerce parça kopmuş olup bundan böyle titrek oyuk bir gölgeydim zaman dışı, eskitilip atılmış bir yalnızlık kadar suskun. (Sessiz Harfler)
- Kendime giden bir yol bile bulamıyorum. (Adı Leyla Olsun)
- Ben-sen, özne-nesne dedi ve her şeyi ikiye böldü. Kendini kudretli bildi, zira kudretin hikmetin ardında gizli olduğunu bilmiyordu. Aklınca varolanlar arasındaki bağın sırrını çözdüğünü düşündü ve bunlara yasa dedi. Yazdığı yasanın üstündeki Yasayı unuttu. Ait olduğu bütünden koptu ve ileriye doğru yürümeye devam etti. O yürüdükçe her şeyin onun yasasına uyacağını düşündü. Tabiatın bir tabiatı olduğunu unuttu. Ve tabiat tabiatının gereğini yerine getirdi. Rüzgar esmeye, yağmur yağmaya, ateş yakmaya devam etti. İnsan geriye dönüp baktığında mamur beldelerin tarumar, bıraktığı izlerin yok olduğunu gördü. Bunu öteki'nden bildi ve kendiyle savaşa başladı. Öldürdükçe azgınlaştı, azgınlaştıkça daha çok öldürdü; öldürdüğünün kendi soyu olduğunu, insanlık olduğunu, insaniyet olduğunu ve kendi olduğunu bilmedi ve insan kendi tabiatından da uzaklaştı. (Utanç)
- Yolculuk varmaktan güzeldir bazen. (Hikayat)
- Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır. (40 Soruda Türk Öyküsü)
- Mevsim güz olsun. Güz ne de olsa hazır bir hüzündür (Esenlik Zamanları)
- "...Bozkırın uçsuz bucaksızlığı,aynılığı, hiçbir sürprize açık olmaması onu tedirgin etmiş, gerginleştirmişti..." (Hikayat)
- dildeşinden ayrı düşen , yüz türlü nağmesi olsa bile dilsizdir . (Yol Düşleri)
- Neydi Özlem? Özlemlerim! Dünyaya bakışıma göre şekillenen düşler... (Sel ve Kum)
- Onunla araya sözcükler girmeden söylesirdik. (Esenlik Zamanları)
- Başkalarına bir iz bırakmak için kendimi ortaya koydum. Simdi sadece başkalarının izlerini basarak yürüdüğümü fark ediyorum (Sel ve Kum)
- İnsanın artık yolculuklarını mekanda değil zamanda yaptığı, mekânın zaman tarafından sıkıştırıldığı yeni yaşama biçiminde mesafeler artık metreyle değil, zamanla ölçülür oldu. (Edebiyatın Sırça Kulesi)
- Dönecek miydi acaba? Benden cesaret bulup da mı gitti yoksa? (Gidenler Gidenler)
- Pierre Bersuire Tanrının Kitabı olarak dünya imgesini oğula genişletir: İsa, Meryem'in teni üzerinde yazılmış bir tür kitap gibidir. Kitap baba tarafından konuşulmuş, Meryem'in İsa'ya gebe kalması ile yazılmış, doğum ile aydınlanmış, çarmıhta düzeltilmiş, kırbaçlama sırasında silinmiş, yaraların izleri ile noktalanmış kılmış, mihraptaki ağaçların üstünde süslenmiş, akan kandan nurlanmış, yeniden doğuş için ile yükselmiştir ve yükselişte sıralanacaktır. (Alberto Manguel) (Yazı Bilinci)
- Görsellik görünenin , o an bize göründüğü şekliyle görmek ve onu bir bağlam içinde sunmak işidir; dolayısıyla tasviridir ve biriciktir. (Edebiyat Ne Söyler)
- ...zamanın dışına düşememek, zamandan kopamamak, zaman çeker, zaman sürükler, zaman belirler, zaman kaderdir, kader ânıdır zaman (Adı Leyla Olsun)
- Zaman-mekan sıkışması, global köy, hatta giderek global mahalle metaforlarıyla üretilen yeni söylemde, dünyanın hızla küçüldüğü, neredeyse bir uydunun görüş açısı içine girdiği anlatılmaktadır. (Edebiyatın Sırça Kulesi)
- Tenimden kurtulan ruh şaşakaldı, şaşırakaldı, gündüz mü, gece mi bilemedi, şaştı bu habis işlere. Dedim di, rahat dur, çürü içimde, içimde çürü de kimseye zararın olmasın, korkutma ortalığı, bulaştırma habisliğini; yok, dedi, durmam gayri bu mahpusta, kendi kendimi zehirliyorum... (Kara)
- Kuşlar, böcekler, uçuşan her şey, hatta yüreğim bile, derdi, bu ışığa tutunarak, onların açtığı yoldan başbaşka iklimlere göç ediyor. (Pencere)
- gökle yerin arasında sıkışıp; güneşle karanlıklar arasında kaybolup; daralan, üzerine üzerine gelen göğün altında boğuluyorken... (Mürekkep)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin