Kitap Künyesi
Yazar: Murat Gülsoy
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750711411
Sayfa Sayısı: 240
--reklam--
Karanlığın Aynasında Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Benliğimizin sınırlarını kimi kez gönüllü olarak kaybederiz kimi kez istemeden. Sadece bir başkasıyla değil, bizi saran dünyayla da kucaklaşma, bir başkasında erime çoğu kez bir haz duygusuyla özdeşleştirilir. Oysa acının sınırları tam da burada başlar. Murat Gülsoy, bir origami ustası gibi, düz bir kâğıtla başladığı anlatısını katman katman çoğaltarak kahramanlarının ironik dünyasının kederle malul hikâyesini kuruyor. İki boyutlu sandığımız bir dünyanın karanlık dehlizlerine doğru ilerlerken yaklaşmakta olanı hissetmeyişimize şaşırıyoruz. Yarım bir hayatı sol göğsünün üzerindeki akrebin çizgilerinde saklayan bir kadınla aşkı bulduğunu sanan bir adamın yollarının kesiştiği yerde oluşan karanlık yüzeyden yansıyan görüntüleri anlatıyor roman: birbirinin içinde eriyen bedenler, çocukluk korkularında büyüyen genç kızlığın uçucu kıpırtısı, aklın puslu manzaralarında belirip kaybolan umutlar, deliliğin onulmaz dehşeti, karşıtına dönüşmeye hazır duygular, algılar ve hayaller... Karanlığın Aynasında bir solukta okunan ve insanı içine çeken bir girdap-roman.
(Tanıtım Bülteninden)
Yılın En İyi Romanlarından Biri
Karanlığın Aynasında çok zekice yazılmış, ironik, nefis bir roman. Henüz 2010 yılının sekiz haftası geçti ama kuşkusuz yılın en iyi romanlarından biri olarak anılacaktır.
-Asuman Kafaoğlu Büke, Radikal Kitap, 2010-
Gerçekliğin Kırıldığı An
Gerçekliğin sürekli yer değiştirdiği, son derece ustalıklı ve zeki biçimde kurgulanmış Karanlığın Aynasında romanında, referans noktalarımız ve ona bağlı olarak algılarımız değiştikçe zaman ve mekan kavramları da yer değiştirmeye başlıyor. İki boyutlu gibi başlayan hikaye giderek boyut değiştiriyor, dönüp duran bir döngü içinde sonsuzluğa doğru düşüyor, üst üste biniyor. Anlamlar her okuyuşta yer değiştiriyor, farklı okumalara açılım yapıyor. [...] Karanlığın Aynasında'nın bir özelliği daha var. O da kendisinden bir önce gelen 602.Gece adlı inceleme kitabında Gülsoy'un teorik olarak üstünde durduğu sanat ve edebiyat kuramlarının bir anlamda pratiğe dönüşmüş hali olması.
-Elif Tanrıyar, Sabah Kitap, 2010-
Kişinin Ruhundaki Dehlizlere Işık Tutan Bir Ayna
Roman, yine yazarın önceki kitaplarından 602.Gece. Kendini Fark Eden Hikaye adlı incelemesinde ele aldığı ayna kavramı etrafında yapılandırılıyor. Ayna kavramı, kişinin ruhundaki dehlizlere ışık tutarak insanın, başkalarının ilişkilerinde, diğerlerinin gözünde, kısacası dış dünyada aradığı kendisine işaret ediyor. Karakterlerin hikayeleri okuru kendi hikayesi üzerinde düşünmeye, nerede durduğunu, kendini sorgulamaya sevk ediyor. Özellikle delilik kavramına ayna tutan şizofreni hastası Sarp ile insanın karanlıkta kalmış kuytularına giriliyor.
-Hürriyet Keyif Eki, 2010-
Bir Girdap Roman
Murat Gülsoy'un son romanı Karanlığın Aynasında, kurgusal niteliği ve cinsellik bağlamlı aşk yaşantısına ilişkin tartışmalı içeriğiyle kitaplığımızda. [...] Yaşamı öykü anlatma penceresinden gören has bir yazar olarak, bize özgün metinler sunmuştur. Şimdi, son satırına değin bizi şaşırtan, bir solukta yazılmış izlenimi veren, bu yüzden tek nefeste okunan bir anlatı ile karşımıza çıkıyor. [...] Romanın kurgusu, yaşamı tekdüze, yalınkat, tek boyutlu ve tek katmanlı algılamamamız gerektiğine ilişkin ufuk açıcı bir alan sağlıyor. Bu açılan kapıdan girince bizi, aşk yaşantısının patolojisi karşılıyor.
-Sadık Yalsızuçanlar, Kitap Zamanı, 2010-
--reklam--
Karanlığın Aynasında Alıntıları - Sözleri
- Bazen olur ya, henüz herhangi bir şey yapmış olmasan bile yapacağın o kötü hareketin kaçınılmazlığı karşısında tutulup kalırsın. Yapacaksındır. Ne kadar kötü olduğunu bilsen de, karnına ağrılar girse de kaderinde o hareketi yapmak vardır, bilirsin bunu. İşte ben de o anda bunu hissettim.
- İki insanın aşkı gibi değildi bizim yakınlaşmamız, acı çeken bir insanın aynada kendini öpmesi gibi yalnızlık doluydu.
- Korku, bilmemektir.
- Eskiden evlenmek zormuş, şimdi evli kalabilmek zor.
- Büyük değişimler küçük kararlarla başlamaz mıydı kimi zaman...
- En fenası ne biliyor musunuz, ertesi gün güzel bir şeylerin olacağını ummak istiyorsunuz ama biliyorsunuz ki olmayacak. Ne yarın ne de bir başka gün...
- ...bir varoluş değil, bir yokoluştu aslında.
- O kalp kırıklığından öldü.
- Ölüm korkusu öyle garip bir şey ki, kendi yolunu bulup akan uğursuz bir ırmak gibi...
- Bu dünya kötülerin dünyası, iyiler en önden gidiyorlar işte.
- Akıldan kurtulmuş bir beden, tamamen özgür kalmış bir canavar, başsız bir yaratık...
- Hayat çok da şaşırtıcı değil aslında; sonu hep ölümle biten bir sürü hikâye.
- Bazı evler yaşamaya devam ederken bazıları da içinde yaşayanların en mutlu olduğu zaman diliminde donup kalırlar.
- Zaten insan kaç yaşında olursa olsun, kendisini derinden etkileyen olayları yaşarken analiz edemiyor ki... Ancak sonradan...
--reklam--
Karanlığın Aynasında İncelemesi - Şahsi Yorumlar
İlk sayfalar iyiydi ama artık çok zor okumaya başladım. Gerçeklik algısının kaybolduğu bir roman. Bana biraz Sadık Hidayet'in "Kör Baykuş" unu hatırlattı. Sonunu merak etmemeye başladım. (HK)
Gerçek, Düş ve Sanrı Üçgeninde: Bu kitabı nasıl anlatsam neresinden başlasam inanın bilmiyorum. Sıradan bir aşk hikayesi gibi başlayıp insanın karanlığına, deliliğine doğru yol aldı yazar. Romana acil doktoru Orhan’ın anlatımıyla başlıyoruz. Acile bir hasta gelmiştir ‘Ece’. Sol göğsünde bir akrep dövmesi vardır. Bu ayrıntı neden bu kadar önemli diye düşünebilirsiniz. Ama bu roman için her ayrıntı önemli çünkü ayrıntılar Orhan’ı gerçekliğe ulaşması için elinde olan tek şeydir. İlk andan itibaren Orhan’da bir tuhaflık var diyeceksiniz. Ki gerçekten var. Ama bu tuhaflık Orhan’ın kişiliğinden mi yoksa gerçekliğinden mi kaynaklı bunu bulmak ancak kitabın sonlarına doğru mümkün oluyor. Açıkçası okuyucunun aklıyla oynayan, gerçekle düşü karıştıran anlatımları her zaman değerli ve okuması zevkli bulmuşumdur. Bu kitap tam da bunu sunuyor okuyucuya. Sanrılar, rüyalar, gerçekler arasında gidip geliyor okuyucu. Birazcık psikoloji bilginiz varsa ya da insanları tahlil etmede başarılıysanız zaten Orhan kendi gerçekliğini ve kuzeni Sarp’ın gerçekliğini sorgularken elinizdeki ayrıntıları kullanarak bir sonuca ulaşabilirsiniz. Ama öyle bir an var ki (en azından benim için öyleydi) daha önce bahsettiğim gibi yazarın okuyucunun aklıyla, kedinin yumakla oynaması gibi oynadığı yerdi. Ve bulduğunuz sonucun yakınından bile geçmeyecek bir durumla karşı karşıya kalıyorsunuz. Bu an Karanlığın Aynasında Orhan’ın kendine baktığı, romanın zirveye ulaştığı andı. Kurgusu, anlatımı ve felsefesiyle ana dilde okumanın zevkine vardıran bir romandı. Murat Gülsoy’dan okuduğum ilk romandı ve kesinlikle son olmayacak. Sürpriz bozan söylemeden ancak bu kadar anlatabildim romanı. Okuyacaklara keyifli okumalar (nihal)
Son 10-15 yılda hayatlarımızın ana ekseninde gitgide silikleşen bir olgu var: normallik-anormallik. Bir aralar sıkça sorulan sorulardan biri haline gelen “Normal mi?” sorusu, son dönemde “Kim daha normal?” sorusuna dönüştü bence. Zaten artık kimsenin “normal”i tanımlamaya da takati kalmıyor yavaş yavaş. Üstelik olguların çok fazla yönümüzü çizdiği bir devirde yaşamıyoruz bir süredir. Artık algılar belirliyor yolumuzu çünkü kesinlikler keskinliklerini kaybetti hayatımızda. Hiçbir şey net değil, her şey artık biz onları nasıl algılıyorsak öyle var oluyor. Bu algıya yanılsamalar da dahil haliyle. Ama onların yanılsama olduğunu kim net bir şekilde söyleyebilir ki? İşte bütün bunlara ışık tutuyor Murat Gülsoy “Karanlığın Aynasında”n. Çok büyük bir paradoks olduğunun farkındayım. Ama roman da bu paradoksun üzerine kurulmuş zaten. Yazarımızın külliyatından yaptığım okumalarda bu ay için 2010 yılında basımı yapılan Karanlığın Aynasında adlı romanını seçmiştim. Arka kapak yazısının son cümlesiyle hemfikirim: Bir çırpıda okunacak bir roman var elimizde ama bence etkisi bir çırpıda geçecek gibi değil. Roman, gerçek hayatın içinden gayet “normal” sahnelerle başlıyor ve ortalarından itibaren gerçeklik duygumuzu test ediyor resmen. Sonlara doğruysa artık şizofrenik bir ruh durumunun girdabında romanın ana karakterinin kim olduğunu bile bilmediğimiz bir noktaya geliyoruz. Ruh sağlığının tehlikeye girdiği böyle bir süreci bu kadar iyi anlatan başka bir metin azdır. Aklıma Oğuz Atay kitapları geliyor benzer anlatımı taşıyan. Kurmacanın arka odalarında dolaşmayı çok seven Gülsoy, yine bu romanında da üst kurmaca teknikleri kullanmış; romanın içinde roman kahramanı olduğunun farkında olan şizofren bir karakterin bu durumu mantıken açıkladığı kısım (yine bir paradoks), çok dikkatli okunmalı bence çünkü müthiş kaleme alınmış ve hakkını vermek de ince bir ipin üstünde yürümek kadar zor. Cinsellikle bolca bezenmiş bir aşkın kahramanları doktor Orhan ile aktris Ece karakterlerini finalde bekleyen sürpriz kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi. Aslında romanın kesinlikten başlayıp belirsizlikte sonlanan yolculuğuna çok da uygun bir son olduğunu söyleyebilirim. Yazarla henüz tanışmıyorsanız ilk okuma olarak başka bir kitabını seçin ama girdaplarına kapılmaktan çekinmeden bu romana bir şans verin diyorum. (Nur)
--reklam--
Karanlığın Aynasında PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Murat Gülsoy - Karanlığın Aynasında kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Karanlığın Aynasında PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Murat Gülsoy Kimdir?
1967'de İstanbul'da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirdi. Boğaziçi Üniversitesi'nde Elektrik-Elektronik Mühendisliğini bitirdikten sonra yüksek lisans çalışmasını aynı üniversitenin Psikoloji Bölümü'nde tamamladı. İnsan yüzlerine ilişkin uyarılmış beyin potansiyelleri üzerine yaptığı deneysel tez çalışmasından sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Biyomedikal Mühendisliği Programında doktora yaptı. Beyin cerrahisinde kullanılacak bir cerrahi lazer sistemi üzerinde temel bilimsel çalışmalar yaptı. 2000 Yılından beri Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü’nde öğretim üyesi olarak çalışmakta Biyofotonik konusunda dersler vermekte, araştırmalar yapmaktadır. Lazer-doku etkileşimi, lazerle doku kaynağı, cerrahi lazer sistemi tasarımı konularında çok sayıda makalesi bulunmaktadır.
Arkadaşlarıyla birlikte 1992-2002 yılları arasında çıkardığı Hayalet Gemi dergisi ile edebiyat alanında adını duyurmaya başladı. Bu dergide öykü ve deneme türünde yazılarını yayımlayan Gülsoy ilk kitabını 1999 yılında Can Yayınları'ndan çıkardı. 2001 yılı Sait Faik Hikâye Armağanı, "Bu Kitabı Çalın" adlı kitabına, 2004 yılı Yunus Nadi Roman Ödülü, "Bu Filmin Kötü Adamı Benim" adlı romanına, 2013 yılı Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü "Baba, Oğul ve Kutsal Roman" adlı romanına verildi. Kitapları çeşitli dillere (İngilizce, Almanca, Çince, Makedonca, Rumence, Bulgarca, Arapça, Arnavutça) çevrilmektedir. Yapıtlarında akıcı bir üslup kullanan yazarın gerçekliğin ve zihinsel deneyimlerin aldatıcılığı, rüyalar, ölüm ve aklın sınırları gibi konuları ele aldığı söylenebilir. Öykü ve romanlarında türler arasında gidip gelmekten çekinmeyen Gülsoy edebiyat üzerine de inceleme ve denemeler yazmaktadır. Borges, Kafka, Orwell, John Fowles, Coetzee, Tanpınar, Yusuf Atılgan, Oğuz Atay ve Orhan Pamuk sıklıkla andığı yazarlar arasında sayılabilir. Boğaziçi Üniversitesi'nde vermekte olduğu yaratıcı yazarlık derslerini Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık adlı kitabında, Modernizm/Postmodernizm üzerine görüşlerini 602.Gece adlı inceleme kitabında yayımlamıştır.
Açık Radyo'da 1995-2002 yılları arasında Hayalet Gemi, Simgeler Sözlüğü, Ubor Metenga gibi programlarda yer almış olan Gülsoy 2010 yılından bu yana TRTTURK kanalında Açık Şehir programında Sinemada Edebiyat Uyarlamaları hakkında yorumlar yapıyor. Murat Gülsoy aynı zamanda 2004 Yılından beri Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi'nin Genel Yayın Yönetmenliği görevini sürdürüyor.
--reklam--
Murat Gülsoy Kitapları - Eserleri
- Bu Kitabı Çalın
- Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık
- Ve Ateş Bizi Tüketiyor
- Öyle Güzel Bir Yer ki
- Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet
- Gölgeler ve Hayaller Şehrinde
- Baba Oğul ve Kutsal Roman
- Nisyan
- Bu Filmin Kötü Adamı Benim
- Belirsiz Bir Ânın Kıyısında
- İstanbul'da Bir Merhamet Haftası
- Tanrı Beni Görüyor mu?
- Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul
- Sevgilinin Geciken Ölümü
- Binbir Gece Mektupları
- Karanlığın Aynasında
- 602. Gece
- Türkiye Hikayelerini Anlatıyor
- Alemlerin Sürekliliği ve Diğer Hikâyeler
- Bu An'ı Daha Önce Yaşamıştım
- Sindirella’nın Bilmecesi
- Belki de Gerçekten İstiyorsun
- Şiir Dünyadan İbaret
--reklam--
Murat Gülsoy Alıntıları - Sözleri
- Sıradan insanlar ancak hedeflerden söz edildiğinde rahatlarlar. Oysa çoğu zaman, gerçekte hedefin ne olduğunu asla bilmeden doğup ölürler. (Tanrı Beni Görüyor mu?)
- Öyle... Zihin dağılmaya başladı mı toparlaması çok zordur." (Ve Ateş Bizi Tüketiyor)
- sanki aklının içindeki bir düş dünyasında yaşıyordu (Tanrı Beni Görüyor mu?)
- Okunan kitapların sayısı değil onların okunma yoğunlukları önemlidir. (Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık)
- Onun sesini zihninde canlandırmak için çabalıyordu. O yüzden onun cümleleriyle düşünüyordu. (Sevgilinin Geciken Ölümü)
- Madem kendisi bir yazar olarak ciddiye alınmıyor, o da gizlice yetiştireceği yazarlarla var olacaktı. Adı kimse tarafından bilinmese de olurdu. Tek istediği geleceğe bir yolla katılmaktı. (Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul)
- “İnsanlar... Asla yapmam dedikleri ne varsa, inan bana, şartlar müsait olduğunda herkesten önce yapıyorlar. Üstelik bunun en doğru hareket şekli olduğunda ısrar edip seni aptal yerine koyuyorlar. O yüzden en iyisi, kimseden bir şey beklememek. Böylece sukutuhayale de uğramazsın.” (Gölgeler ve Hayaller Şehrinde)
- Kalp bir para gibi renklerini kaybediyor, gerçekler aleminden palavralar alemine doğru hızla yuvarlanıyor. (Bu Kitabı Çalın)
- Koşuyordum; düşüncelerin, düşlerin, şakaların, oyunların, madrabazlıkların içinden geçiyor, sonra başladığım yere geliyordum nefes nefese. (İstanbul'da Bir Merhamet Haftası)
- Modernizm ilerlemeyle barbarlıktan kurtulunacağını vaat ediyordu. Oysa tam tersi olmuştu, barbarlık steril ve organize bir hal almıştı. İşte modernliğin ürünleri olan Nazizm ve dünya savaşları ortadaydı. Insanlar şu sorunun yanıtını bulamıyorlardı: Böylesine gelişkin bir uygarlık, böylesine incelmiş bir kültür nasıl olur da böylesine büyük bir barbarlık üretebilmişti? Üstelik bilimcilerin bu süreçteki rolü hiç de azımsanmayacak kadar önemliydi. Bir çoğu gönüllü olarak bu süreçte rol almış, savaş endüstrisinin kilit noktalarında görev yapmış, insanlar üzerinde yapılan korkunç deneyleri tasarlayıp gerçekleştirmişti. (602. Gece)
- "... Ve sonuçta yeni sanat sinemadan yararlanma deneylerini oyuncu ve tiyatro yönetmeni Nikolai Vladimroviç Ekk ile birlikte kurduğu tiyatro Metla'da dener. (Ekk 1931-41 yılları arasında Hayat Yolu, Grunya Kornakova, Bülbül. Sorochinsk Fuarı, Mayıs Gecesi adlı filmler çekecektir.)" (Şiir Dünyadan İbaret)
- İki insanın aşkı gibi değildi bizim yakınlaşmamız, acı çeken bir insanın aynada kendini öpmesi gibi yalnızlık doluydu. (Karanlığın Aynasında)
- İlahî adaletin tecelli ederek kendisini cezalandırdığını düşünerek kendine dur demişti. (Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul)
- Orta sınıfın sınırsız sorumsuz mutluluğuna küfretti Önder. Mutluydular. Ahmakçasına. Kendilerinden memnundular. Kafalarında kendilerine ve geleceklerini ilişkin net planlar vardı. Kendilerine, bahçe içindeki evlerine, birbirlerine güveniyorlardı. Yastıklı plastik sandalyelerini yaslanarak başkalarını çekiştiriyorlardı. Her evde bu küçük mahkemelerden binlercesi kuruluyordu akşamları. (Bu Filmin Kötü Adamı Benim)
- Biliyor musun, annem gibi konuşuyorsun. O da böyledir. Ne zaman ona göre yanlış bir şey yapsam bu benim düşüncem olamaz. İlle de aklıma biri girmiştir. (Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet)
- İnsan her zaman aldatır, her zaman kötüdür. (Öyle Güzel Bir Yer ki)
- Toplanmak için dağılmak gerekir. (Türkiye Hikayelerini Anlatıyor)
- İnsanlara bakmıştım. Milyonlarca Hayat vardı dışarıda. Uzaktan birbirlerine benziyorlardı ama yeterince dikkat edince her birinin diğerinden farklı olduğu anlaşılıyordu. Her biri ayrı renkte bir kapıydı. Açması zordu belki ama hepsi de açılmayı bekliyorlardı. Benim gibi... (Bu Filmin Kötü Adamı Benim)
- Nazım’ı önce tiyatroya, sonra da sinema dünyasına çekecek daveti Muhsin Ertuğrul yapar. Nazım 1924 yılındaki ilk dönüşünde, Süreya Paşa sinemasının müdürlüğünü yapan babası Hikmet Bey’in Osmanlıca-Fransızca Sinema Postası (Le Courrier du Cinéma) dergisine yardım eder. Ancak edebiyat eylemcisi Nazım, Şeyh Said isyanını öne sürerek çıkarılan Takrir-i Sükûn Yasasını ’nın verdiği baskılar sonucu, sadece yedi ay kalabildiği ülkesinden Sovyetler Birliği’ne kaçmak zorunda kalır. Ankara’da İstiklal Mahkemesi’nde açılan davada gıyaben on beş yıl hapse mahkûm olmuştur. (Şiir Dünyadan İbaret)
- Gerginliği oluşturan nedenlerin başında da sosyal başarısızlık ve dışlanma korkusu gelir. (Bu Kitabı Çalın)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin