Kitap Künyesi
Yazar: Ahmet Şimşirgil
Yayın Evi: Timaş Yayınları
İSBN: 9786050827781
Sayfa Sayısı: 336
--reklam--
Kayı 10: II. Abdülhamid Han Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Sen değil naaşın hükümdar olsa elyakdır bize
Dönsün etsin taht-ı Osmaniye tabutun cülus
Ahmet Rasim
II. Abdülhamid Han, saltanattan çekildikten sonra milleti tarafından en çok aranan ve özlenen hükümdardır. Zira onun saltanatta olduğu 33 sene ile sonraki 10 yıllık dönemi karşılaştırmak dahi mümkün değildir.
II. Abdülhamid Han, siyasi bir deha idi. 19. asrın sonlarına doğru neredeyse tarihten silinecek olan son muazzam Türk İmparatorluğu’nu, on sene içinde yeniden dünyada rol oynayan bir hale getirecekti.
O, yed-i tûla sahibi idi. Dünyanın hangi coğrafyasında olursa olsun Müslümanlar, İslam’ın halifesini yanında buluyorlardı.
O, Osmanlı ruhunun son temsilcisi idi. Ertuğrul ve Osman Gazilerin sahip olduğu hiç değişmeden devam eden Sünni inancı yaymakta büyük gayret sarf etti. İngilizlerin doğru inanç ve itikadı bozma çalışmalarına bir kale gibi karşı durdu.
O, merhamet ve şefkatin zirvesindeydi. Hayatına kastedenleri dahi affetti.
O, en mağdur padişah olarak tarihe geçecekti. Sadece ağır hakaretlere ve iftiralara maruz kalmadı. Kendi kesesinden yaptırdığı eserlerden ismi kaldırıldı. Tuğraları tahrip edildi. Resmen adı ve namı unutturulmak istendi.
O, bir asır boyunca anladığını zannedenlerin dahi anlayamadığı bir padişah oldu.
Osmanlı Tarihi’ni herkese sevdiren Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, Kayı serisinin X. Kitabında, o akıcı üslubu ile vefatının 100. sene-i devriyesinde II. Abdülhamid Han’ı okuyucularının takdirine arz ediyor.
--reklam--
Kayı 10: II. Abdülhamid Han Alıntıları - Sözleri
- Abdülhamid Han’ın Filistin den toprak satın almak isteyen Theodore Herzl e verdiği cevap: “Ben bir karış bile olsa toprak satmam, zira bu vatan bana değil milletime aittir. Milletim bu imparatorluğu kanlarını dökerek kazanmış ve yine kanları ile mahsuldar kılmıştır. O bizden ayrılıp uzaklaşmadan tekrar kanlarımızla örteriz. Benim Suriye ve Filistin alaylarımın askerleri birer birer plevne de şehit düşmüşlerdir. Bir tanesi dahi geri dönmemek üzere hepsi muharebe meydanında kalmışlardır. Türk imparatorluğu bana ait değildir, Türk milletinindir. Ben onun hiçbir parçasını vermem. Bırakalım Yahudiler milyarlarını saklasınlar, benim imparatorluğum parçalandığı zaman onlar Filistin’i hiç karşılıksız ele geçirebilirler. Fakat yalnız bizim cesetlerimiz taksim edilebilir. Ben canlı bir beden üzerinde ameliyat yapılmasına müsaade edemem.
- Sadrazam Sait Paşa, istihbarat Teşkilatı için harcanan paralara verilen emeklere üzülerek bir gün Abdülhamid Han’a “çok para dağıatıyoruz istihbarata efendimiz” dediğinde Abdülhamid han “paşa şunu bilesin ki en ucuz harbi yapıyoruz. Bu manevraları çevirmesek harp çıkar bunun on katı masraf olur bir de insan ölür.” Diyerek uyguladığı incevsiyasete belirtmiştir.
- Komisyon, Midhat paşanın hazırlamış olduğu kanuni esasi taslağını uzun boylu müzakere ve münakaşa etti. Vekiller heyeti bunu 119 madde indirdikten sonra Abdülhamid Han’a sundu. Padişah, devletin bütünlüğünü tehlikeye atan ve hükümranlık haklarını sınırlayan bazı maddeleri değiştirdi. Bunlardan bir tanesi, imparatorlukdaki her milletin mecliste kendi dillerini resmen kullanabilmeleri idi. Ancak bu tehlikeli madde, Abdülhamid han tarafından kaldırılarak tek resmi dilin Türkçe olduğu zikr edildi.
- "Bir karış dahi olsa vatan toprağını satmam, zira bu vatan bana değil milletime aittir. Milletim de bu toprakları ancak aldığı fiyata verir. Çünkü bu topraklar kanla alınmıştır, kanla verilir",
- "2. Abdülhamid Han'ı anlamak her şeyi anlamak olacaktır."
- Abdülhamid hanın sürgün günlerinde İttihat ve terakki lideri Talat paşa da, ihtiyaç duyduğu bazı dahili ve harici meselelerde Abdülhamid Han’ın fikirlerine başvurmak zaruretini duydu. Fethi beye (Okyay) hususi bir mektup yazarak, bunları kendi soruyormus gibi sormasını ve cevaplarını da acele kendisine bildirmesini istedi. İkinci Abdülhamid, bütün sorulara hiç çekinmeden cevap verdi. Mevzu ya şöyle nihayet verdi, “Bana, istenilen zamanda vatan ve millet için her şey sorulabilir. Bildiklerimi Kemal’e cesaretle söylerim. Bundan ayrıca, tarihe de hesap verebilmiş olmanın huzur ve saadetine mazhar olurum.”
- Misyoner casuslarına direktifleri veren Londra Misyoner Teşkilatı, bu konudaki hedef ve gayelerini şöyle açıklamıştı, "Biz İngilizlerin müreffeh ve saadet içinde yaşamamız için, Müslümanlar arasına nifak tohumlarını ekmemiz lazımdır. Onların içinde ihtilaf kıvılcımlarını tutuşturmalıyız. Biz, Osmanlı Devleti'nin her tarafına fitne sokarak, onu yıkacağız. Böyle yapmazsak, İngilizler gibi küçük bir millet, nasıl müreffeh olur?"
- Abdülaziz Han gitsin, dediler. Gitmeyince darbe yaptılar. Yeni gelenlerin nelere sebep olduğunu anlamak isteyenler 93 Harbi ve neticelerini okusunlar. Ayastefanos maddelerini bir kez daha gözden geçirsinler! Sultan II. Abdülhamid Han geldi… Memleket kalkınıyordu. Eğitim ve sanayi yükseliyordu. Dünya ile mücadele veriliyordu. Osmanlı âdeta yeniden diriliyordu. Önce düşmanlar gitsin dediler. Olmayınca içeriyi hareketlendirdiler. Aydınlar, askerler, Jön-Türkler, İslamcılar gitsin diye bağırıyordu. Akif’in deyimiyle o gidince başka bir Osmanlı bulacaktık. Sonunda darbe ile indirdiler. Düzlüğe mi çıktık?
- Neticede II. Abdülhamid Han'ın kurduğu mekteplerde yetişen gençler yabancıların iftiralarıyla zehirlendiler. Ardından yabancıların içerideki dili oldular. Padişah ve halifelerine, müstebid, baykuş, hayvan, domuz, gibi en ağır ve çirkin ithamlarla saldırdılar. Başta Ermeni ve Siyonistler olmak üzere din ve devlet düşmanı bütün gayr-ı milli çetelerle ittifak ettiler. Öyle ki meşrutiyet fikri, sanki amentüleri olmuştu. Ne pahasına olursa olsun meşrutiyet idaresi gelsin, isterse din ve devlet gitsin umurlarında dahi değildi!
- "İttihatçılar, Sultan II. Abdülhamid Han'dan o kadar nefret ediyorlardı ki, Sultanın cenaze namazını kendilerinin Şeyhülislam yaptıkları Mason Musa Kâzım Efendiye kıldırttılar.." Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil
--reklam--
Kayı 10: II. Abdülhamid Han İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Cennet mekan Abdülhamid Han: Sultan Abdülhamid ve devrinin anlatıldığı kayı serimizin onuncu kitabı, Tahta çıktığında 93 harbi patlak verir ne kadar bu harbe girmek istemese de harbe girmeye mecbur kalır ne yazıkki bu harbde Ruslar Bir taraftan İstanbul yakınlarına kadar diğer taraftan Sarıkamış işgaline kadar gelirler. Daha sonra devletin dizginlerini eline alan Abdülhamithan güttüğü Büyük devletleri birbirine düşürme Siyaseti ile devleti ayakta tutar ve güçlü yapar. Hasta adam denilen Osmanlı devleti yunanistan ile harp yapar ve kazanır bunu gören Avrupalı devletler Osmanlı Devleti’nin hala güçlü bir devlet olduğunu varsayarak başka bir şekilde devleti yıkmaya çalışırlar. Gerek uyguladığı siyaset gerek ise hafiyeleri sayesinde 33 yıl boyunca devlet ayakta tutar ve eski gücüne kavuşturur. İkinci meşrutiyetin ilanı için padişah zorlanır Ve bu ilanı yapmasına rağmen yine de tahtdan edilir, Yazar bu olanlardan tüm sorumlu İttihat terakki gösterse de kendisi de emin değildir ve tüm bu olanlarla benim aklımda tek bir soru ya abdülhamit ve güçlü bir İttihat terakki tek yumruk olsaydı ne olurdu. (Halil CERAN)
Ahmet Şimşirgil / Kayı - X. Osmanlı Tarihi. II. Abdülhamid Han. 1959'da Boyabat'ta doğan, Ahmet Şimşirgil, ilk orta ve lise tahsilini burada tamamladı. Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden 1982'de mezun oldu. 1985 yılında Yüksek Lisansını tamamladı. 1997'de Doçent, 2003'te de Profesör oldu. Halen Marmara Üniversitesi' nde görevine devam etmektedir. Osmanlı devleti'nde en çok tartışılan dönemlerden birisi, II. Abdülhamit Han zamanıdır. II. Abdülhamit Han saltanattan çekildikten sonra, milleti tarafından en çok aranan ve özlenen hükümdardır. Onun saltanat da olduğu 30 sene ile sonraki 10 yıllık dönemi karşılaştırmak dahi mümkün değildir. II. Abdülhamit Han siyasi bir deha idi. 19. Asrın sonlarına doğru neredeyse tarihten silinecek olan, son Türk imparatorluğu'nu 10 sene içinde yeniden dünyada rol oynayan bir hale getirdi. O, Osmanlı ruhumun son temsilcisiydi. Ertuğrul ve Osman Gazilerin sahip olduğu, hiç değişmeden devam eden inancı, yaymakta büyük gayret sarf etti. İngilizlerin doğru inanç ve itikadı bozma çalışmalarına, bir kale gibi karşı durdu. O en mağdur padişah olarak tarihe geçecektir. Sadece ağır hakaretlere ve iftiralara maruz kalmadı, kendi kesesinden yaptığı eserlerden ismi kaldırıldı, tuğraları tahrip edildi, resmen adı ve namı unutulmak istendi. Osmanlı tarihini herkese sevdiren Ahmet Şimşirgil, Kayı serisinin 10. kitabıyla II. Abdülhamit Han'ı, her zamanki akıcı üslubu ile okuyucularına anlatmaya çalışmıştır. #Kitapşuuruinsanlıkşuurudur. (Mustafa Parlatan)
Belki'li cümlelerli tarih anlatimi: Kayı serisinin 10. kitabı. Abdulhamid Han'in 33 senelik devrini ve sahsina ait bolca bilgi iceriyor. Daha önce Abdulhamid'e ait bolca kitap okudugum için ilgimi cezbeden fazla birsey yoktu. Seriyi okudugum icin bu kitabini da okumus olayim dedim. Eseri anlatmak için eserde gecen "belki "li cümle eseri ve yazarin Abdulhamid'e yaklasımıni anlatir sanirim. Belki, şu olmasaydi, gibi cümleler tarih bilimine dair ortaya konan yazilarda ne arar hic anlamis degilim. Belkili cumleyi okudugumda cok üzüldügümü de belirtmek isterim. Sen otur söyle olsaydi böyle olurdu belki de sonra da Abdulhamid'i neslimize anlatamadik de . Anlatilamamasinin en büyük müsebbibi bu yaklasim tarzi olabilir mi acaba diye de hic düsünme. Abdulhamid'i anlamak herseyi anlamak diyor satir aralarinda. Ama bunun için ortaya konan eser maalesef buna izin vermenin cok ötesinde bir güzellemeden ibaret. Çok yerde Abdülhamid'in kullugundan namazini hiç kacırmadigindan bahsediliyor. Tamam padisah kulluk noktasinda cok hassas olabilir ama ben bir tarih eseri okuyorum. Kulluk noktasinda hassas örnek hayat okumak istesem. Bu tabii ki öncelikle din katagorisinde bir eser olurdu. Hem de Efendimiz s.a.v. olurdu öncelikle. Padisah oldugu ülkeyi iyi yonettigi gerekcesi, devleti aliyenin yikilmasini geciktiren bir sahsiyetin hayatinda yönetime dair uygulamalarina daha cok yer verilmisini bekledim acikcasi. Bu yaklasim tarzı devam ettigi surece biz Abdulhamid'i anlamamaya daha cok devam ederiz. (red john)
--reklam--
Kayı 10: II. Abdülhamid Han PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Ahmet Şimşirgil - Kayı 10: II. Abdülhamid Han kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Kayı 10: II. Abdülhamid Han PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Ahmet Şimşirgil Kimdir?
1959'da Boyabat'ta doğdu. İlk, orta ve lise tahsilini aynı yerde tamamladı. 1978'de girdiği Atatürk Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü'nden 1982'de mezun oldu. 1983'te aynı bölümdeki Yeniçağ Anabilim Dalı'nda Araştırma Görevlisi olarak vazifeye başladı. 1985'te Yüksek Lisansı'nı tamamladı. 1989'da Marmara Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü'ne naklen geçiş yaptı.
1990'da "Osmanlı Taşra Teşkilatı'nda Tokat (1455-1574)" isimli çalışmasıyla Tarih Doktoru ünvanını aldı. 1997'de "Uyvar'ın Osmanlılar Tarafından Fethi ve İdaresi" isimli takdim teziyle Doçent oldu. Seyyid Muradi'nin kaleme aldığı Barbaros Hayreddin Paşa'nın gazalarını "Kaptan Paşa'nın Seyir Defteri" ismiyle sadeleştirerek, ayrıca Osmanlı tarihi ile ilgili "Kayı I", "Kayı II", "Kayı III", Kayı IV, “Taşa Yazılan Tarih Topkapı Sarayı” ve “Ahmed Cevdet Paşa ve Mecelle” ile “Slovakya’da Osmanlılar” adlı eserlerini yayınladı. 2003'te Profesör kadrosuna atanan Şimşirgil'in Osmanlı şehir tarihi, siyasi hayatı ve teşkilatı ile ilgili çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda ilmi makalesi bulunmaktadır.
Halen Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nde Öğretim Üyesi görevine devam etmektedir.
Evli ve üç çocuk babasıdır.
--reklam--
Ahmet Şimşirgil Kitapları - Eserleri
- Kayı 1: Ertuğrul'un Ocağı
- Kayı 2: Cihan Devleti
- Kayı 3: Haremeyn Hizmetinde
- Kayı 4: Ufukların Padişahı Kanuni
- Kayı 5: Kudret ve Azamet Yılları
- Kayı 6: İmparatorluğun Zirvesi ve Dönüş
- Otağ 1 / Büyük Doğuş
- Kayı 10: II. Abdülhamid Han
- Osmanlı Gerçekleri
- Kayı 7: Kutsal İttifaka Karşı
- Otağ 2 / Emir Timur
- Kayı 8: Islahat, Darbe ve Devlet
- Valide Sultanlar ve Harem
- Kayı 9: Sonun Başlangıcı
- Kayı 11
- En Sevgili Efendimiz ve Sevdalıları
- Otağ - 3 Sultan Alparslan
- Devr-i Gül Sohbetleri
- Mızraklı Hakikat
- Osmanlı Gerçekleri 2
- Eşrefoğlu Rumi
- Barbaros Hayreddin Paşa
- Sultan 2. Kılıçarslan ve Aksaray
- İstanbul: Fetih ve Fatih
- Edep Yâ Hû
- Denizler Fatihi Piyale Paşa
- Yavuz Sultan Selim
- Slovakya'da Osmanlılar 1663 - 1685
- Topkapı Sarayı
- Fatih Sultan Mehmet
- Fethin Kahramanları
- Bir Müstakil Dünya: Topkapı Sarayı
- Birincil Kaynaklardan Osmanlı Tarihi Kayı 1
- İstanbul Fetih ve Fatih
- Hakimiyet Sembolü Ayasofya Camii
- Asırlara Hitabeden Alim Es-Seyyid Osman Hulusi Efendi
- Osmanlı Gerçekleri 3
--reklam--
Ahmet Şimşirgil Alıntıları - Sözleri
- "Ey Muhibbî bağlamak dünyaya dil layık degül Çünki senden olısardur akıbet âlem cüda" Bu dünyanın gönül bağlanacak yanı yoktur; zira nasılsa insan bir gün onu bırakacaktır.. [Kanunî Sultan Süleyman Han] (Kayı 4: Ufukların Padişahı Kanuni)
- Hayali mihmandır daima bu çeşm-i pür-nemde Onunçündür kesilmez eşk-i hasret hiç bir demde Firakıyla nola hep böyle ebyat olsa hamemde “Görenler seyl-i eşki diyeler sahra-yı sinemde Bahar eyyamıdır güya ki ırmaklar bulanmıştır” (Bu sürekli ağlayan gözde sevgilinin hayali misafirdir. Bu yüzden de hiç bir zaman hasret gözyaşları durmaz. Onun ayrılığı yüzünden kalemim hep böyle beyitler yazsa buna şaşılmamalı. “Göğüs düzlüğünde gözyaşı selini görenler sanırlar ki güya bahar zamanıdır ve nehirler bol yağış yüzünden bulanmıştır.”) (III.SELİM HAN) (Kayı 8: Islahat, Darbe ve Devlet)
- "Osmanlı padişahları içinde Halvetiliğe ilk intisap eden II.Bayezid Han'dır. Onun intisabı Çelebi Halife namıyla meşhur Cemal-i Halveti vasıtasıyla olmuştur." (Osmanlı Gerçekleri 3)
- Okuma bilmeyip yazan Odur dünyayı bozan (Osmanlı Gerçekleri)
- "İttihatçılar, Sultan II. Abdülhamid Han'dan o kadar nefret ediyorlardı ki, Sultanın cenaze namazını kendilerinin Şeyhülislam yaptıkları Mason Musa Kâzım Efendiye kıldırttılar.." Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil (Kayı 10: II. Abdülhamid Han)
- "Edirne'yi vermemek üzere iktidara gelenler bırakın Edirne'yi kurtarmayı devletin bütün bekasını Avrupalı büyük devletlerin inisiyatifine bırakmaktan rahatsız olmamışlardı. " (Kayı 11)
- "Evet, ben bir askerim ama her şeyden önce Türk'üm ve Müslümanım! Burası benim mukaddes mâbedimdir. en büyük âmir olan vicdânımdan aldığım emirle buraya sizi sokmayacağım! Eğer cebren girmeye çalışırsanız buradaki askerlerim ve ben hepimiz ölünceye kadar çarpışacağız ve bu ihtimâli de düşünerek camiin sütunlarına yerleştirdiğim tahrip kalıplarıyla koca mâbed, taburumuzun üzerine çökecek ve yine buraya giremeyeceksiniz!” (Hakimiyet Sembolü Ayasofya Camii)
- Emir Timur’un bir diğer önemli lakabı da dünyaya Hükmeden manasına gelen sahipkırandır. Gökyüzündeki gezegen satürün ve Jüpiter’in birbirlerine en yaklaştığı zamanda dünyaya gelen erkek çocuklar bu ünvanı almaya aday olurlardı. Bu iki gezegenin birbirlerine yaklaşması sekiz yüzyılda bir tekrarlanmaktadır. Bu gün doğan çocuklar bahtlı olurlar. Bu şekilde dünyaya üç kişi gelmiştir. İskender-i Zülkarneyn -ki ona Oğuz Han da denilmektedir-, Peygamber efendimiz ve Emir Timur. (Otağ 2 / Emir Timur)
- Ana başa tâc imiş Her derde ilaç imiş Bir evlat pîr olsa da Anaya muhtaç imiş (Valide Sultanlar ve Harem)
- İnsan ilimle yaşar. Cahil ise ölü gibidir. (Osmanlı Gerçekleri)
- Osmanlı devleti Fazıl Ahmet Paşa ile Avrupa’da en haşmetli son 15 yılını geçirmiş ve bir kez daha dünyanın tek kutuplu devlet olduğunu göstermişti. O 15 seneye Yaklaşan sadrazamlığının neredeyse dokuz yılını cephelerde geçirmişti. Fatih, yavuz ve kanuni sultan Süleyman zamanlarında olduğu gibi seferlerinde kısa sürede netice alıyordu. Devletin demir yumruğu Avusturya. Venedik ve Lehistan‘a bir kez daha iniyor dünya bu muazzam gücü gücün karşısında eriyordu. Osmanlı tuğlarını 15 sene Avrupa’da Haşmet ve kudretle gezdirmişti. (Kayı 6: İmparatorluğun Zirvesi ve Dönüş)
- Ya Rabbi! Dinine yardım edenlere yardım eyle. Müslümanlar arasında fitne çıkaranları kahreyle. (Kayı 3: Haremeyn Hizmetinde)
- "gayret bizden, tevfik Allah'tan" (Otağ 1 / Büyük Doğuş)
- 1949'dan itibaren açılmaya başlanan İlâhiyat Fakülteleri'nde tamamen pozitivist bir din yerine koyan bir zihniyet ortaya çıkmaya başlamıştır ve bilim dinin yerini almıştır. Neticede ilahiyatlarımızda önce müctehid alimler, mezhep imamları ve tasavvuf erbabı hafife alındı hatta aşağılandı. Sonra hadisler tartışılmaya ve ayıklanmaya başlandı. İşlerine gelmeyen yaşantılarına uymayan her hadis "mevzu" uydurma denerek atıldı. (Mızraklı Hakikat)
- Osmanlı-Rus savaşında Hristiyan ordularıyla işbirliği yapılmasını mahzurlu görenler de az değildi.Bu dedikodular üzerine fetva alınmak zarureti doğdu. “Avrupalı askerleri kendi ordumuzda kullanmak caiz midir? “ sorusuna “El Cevab; Madem ki avcılar av tutmak için köpekleri kullanıyorlar biz de onları kullanabiliriz, “ diye teşbihli bir cevaz verilmişti. (Kayı 9: Sonun Başlangıcı)
- "Allah, peygamber korkusu bilmez alçaklar! Unutmayın ki, intikam gecikir ama asla yaşlanmaz!" (4.MURAD HAN) (Kayı 6: İmparatorluğun Zirvesi ve Dönüş)
- Çünkü denildi ona “Ve’ş-Şems” dahi “Ve’d-Duhâ” Rûyuna alnına mihr ü mâhı benzetsem nola Kur’ân-ı Kerîmdeki sûrelerden biri Şems suresidir. Onun ilk ayetinde geçen “Veşşemsi veduhâ” ifadesi Türkçe anlam olarak “Güneş’e ve onun parıltısı” anlamına gelir. Kanuni sonraki beytinde Resulullah Efendimizi “Güneş’e” benzeterek anlatır. Güneş, nasıl dünyayı aydınlatmışsa Hazreti Peygamber de insanlığı aydınlatan bir güneş hükmündedir. Ay da aynı şekilde aydınlatıcı bir gezegendir. (En Sevgili Efendimiz ve Sevdalıları)
- Sakarya Meydan Savaşı, Türkler için bir ölüm - kalım mücadelesi oldu. Nitekim Sakarya 'da Türk milleti kadınlı erkekli, vatanlarına saldıran düşman kuvvetlerine kahramanca karşı koyma kudretini gösterdi. Türk ve Yunan kuvvetleri, Sakarya kıyılarında 100 kilometrelik bir sahada 22 gün ve gece süren bir meydan savaşı yaptılar. Meydana gelen kanlı muharebelerde bazen Yunan kuvvetleri, bazen Türk kuvvetleri başarılı oldu. Nihayet Türk hatlarını yaramayan yunan birliklerinde moral çöküntüsü oluştu. Türk ordusu 10 Eylül'de genel taarruza geçti. Beylikköprü, Duatepe ve Kartaltepe muhrebelerinde ağır kayıplar veren yunan ordusu Sakarya'nın batısına çekildi. (Kayı 11)
- Tarih nostalji demek değildir.Dünü anlatırken bugüne neler miras kaldı,neleri yitirdik görmek gerekir. (Devr-i Gül Sohbetleri)
- " Öyle bir nesil, öyle bir zaman ki, her şeyin fiyatını biliyor, fakat değerini bilmiyor." (Barbaros Hayreddin Paşa)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin