Kitap Künyesi
Yazar: José Mauro de Vasconcelos
Çevirmen: Aydın Emeç
Orijinal Adı: Rosinha, Minha Canoa
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789755101576
Sayfa Sayısı: 231
Kayığım Rosinha Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Jose Mauro de Vasconcelos", 26 Şubat 1920'de Rio de Janeiro yakınlarındaki Bangu'da doğdu. Kızılderili ve Portekizli kırması bir ailenin çocuğuydu. On beş yaşında lise öğrenimini yarıda bıraktı. Çeşitli işlerde çalıştı. Boks antrenörlüğü, tarım işçiliği, balıkçılık yaptı. Kızılderililerin arasında yaşadı. 1942 yılında yazdığı ilk romanı "Yaban Muzu"yla eşine az rastlanır anlatıcılık yeteneğini ortaya koydu. Ardından, "Şeker Portakalı", "Güneşi Uyandıralım", "Delifişek", "Kayığım Rosinha", "Kardeşim Rüzgar Kardeşim Deniz", "Çıplak Sokak" gibi romanlarıyla ünü Brezilya sınırlarını aştı: "Kayığım Rosinha" Amazon Ormanı'nın öyküsüdür. Kahramanı "Ze Oroco", kayığı "Rosinha"yla nehirde dolaşır. Ama "Rosinha" sıradan bir kayık değil, Ze'nin uzun uzun konuştuğu, dertleştiği bir yol arkadaşıdır. Bu güzel roman, "Jose Mauro de Vasconcelos"un Brezilya edebiyatında tuttuğu önemli yerin kesin kanıtıdır.
(Arka Kapak)
Kayığım Rosinha Alıntıları - Sözleri
- "Bir tek derdim var, doktor, hüzün... Ama bu derdi insan ya tek başına geçirir ya da bu dertten ölür."
- Bir tek derdim var, Doktor, hüzün… Ama bu derdi insan ya tek başına geçirir ya da bu dertten ölür.
- "Güzelliğin nesnelerde değil, kişilerin içinde olduğunu keşfetmişti. Güzellik yitip gittiğinde de, nesneler mat, sönük, inanılmayacak kadar sıradan oluyorlardı."
- "Güzelliğin nesnelerde değil, kişilerin içinde olduğunu keşfetmişti. Güzellik yitip gittiğinde de, nesneler mat, sönük, inanılmayacak kadar sıradan oluyorlardı."
- Çünkü insan doğar doğmaz ufak ufak ölmeye başlıyordu.
- Çünkü insan doğar doğmaz ufak ufak ölmeye başlıyordu, tıpkı acıdan bir yapı oyunu kurarmış gibi.
- "Bir tek derdim var, doktor, hüzün... Ama bu derdi insan ya tek başına geçirir ya da bu dertten ölür."
- "Bu kadar pahalı şeyler satın almak için bir sürü para harcamak gerek ve para bir türlü yetmiyor insanoğluna."
- İnsanlar nedir? İnsanların ne olduğu anlatılamaz. Yeryüzünün en korkunç şeyidirler. Bütün zamanlarını birbirlerini yok edecek şeyler keşfetmekle geçirirler.
- İnsanların ne olduğu anlatılamaz. Yeryüzünün en korkunç şeyidirler. Bütün zamanlarını birbirlerini yok edecek şeyler keşfetmekle geçirirler.
- Hayatı seveceksin… Özellikle yağmurdan sonra.
- "Demek yolculuk etmeyi seviyorsun?" "Hayatta başka sevdiğim iş yok."
- "Hayat hala güzelse ve sana sunacak bunca şeyi varsa bu kadar umutsuzluk niçin?"
- "Bu kadar pahalı şeyler satın almak için bir sürü para harcamak gerek ve para bir türlü yetmiyor insanoğluna."
- "Birtakım şeylere alışmak, duyuları törpülüyor."
Kayığım Rosinha İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Yıllar Sonra Yeniden Vascencolas Okurken: Doğa ve insan, mutlu bir birlikteliğe gönüllü lakin diğerleri! bırakmıyorlar. Çünkü bu kadar sevmek sakıncalı! Çünkü bu sevgi onlardaki nefreti gün yüzüne çıkarır, göze batırır, vicdan azabı yaratır. Bu duyarlılık fazla... "Ağaç, ağaçtır." diye dikte ediyorlar o insana. "Ağaçlarla konuşamazsın. Sen delisin! ama iyi olacaksın. Yeter ki sürekli tekrar et : "Ağaç, ağaçtır." Onlar ağacın sadece ağaç olduğunu türlü çilelerle tekrar ettirirken ben o satırları bir söğütün dibinde okuyordum. O kadar büyük bir duygu yoğunluğu yaşadım ki o esnada. Bir anlığına tüm sesler ve görüntüler durdu ve dünyada söğüt ağacı ve ben tek kaldık sanki. Ya da ben öyle hayal ettim. Yani o kadar girdim kitabın dünyasına. Bu roman bir veda, bir ağıt, bir gönül borcu olmuş sanki yazardan topraklarina. Anlatilabilen, sözcüklerle somut hale getirilebilen bir kitap değil. Okuyanı sarıp sarmalayan, içine çeken bir kitap. O yüzden dinleyin sadece: Nehir anlatacak, su kaplumbağaları, timsahlar, benekli parslar anlatacak. Bir kadının yüz çizgileri anlatacak, sözde deliler, sözde akıllılar anlatacak, zamanin kendisi anlatacak... Iç içe geçmiş öyküler, destanlar, şiirler, ağıtlar... Sadece Timsal Kralın öyküsü bile nice kitaplara bedel. Hüzünlü şeyler okuyacaksınız ama umudu da sezeceksiniz. Nasıl oluyor ikisi bir arada, açıklayamam ben bunu. Yalnız biliyorum, çok az eserde bir araya gelebiliyor bu sentez. İçeriği böyle. Peki anlatımı nasıl? Dokunaklı, duyarlı ve şiirsel. Herkese ve her çağa hitap eden bir kitap olduğunu düşünüyorum. Kültürüyle iç içe, yöresindeki olayları ve olguları bize çok iyi aktarıyor. Ama mesajları ve hissettirdikleri yönüyle evrensel ve zamana yenilmez. Kitaba başlarken yazarın yıllar evvel Şeker Portakalı ile kalbime koyduğu hisler gölgelenir diye korkmuştum. Öyle olmadı. Hatta daha da pekişti. İki eser çok benzer gerek anlatımı, gerek kullandiğı simgeler, gerek insan ve doğa sevgisi yönleriyle... Zeze, yoksa yaşlanıp Ze Oroco mu oldun? Ze Oroco, deli olabilirsin, dahi olabilirsin, büyücü olabilirsin. Seni en azından bir noktaya koyabiliyorum. Ama Rosinha, gerçekte kimdi, neydi? (Gönül.)
Nehirle, ağaçlarla, kuşlarla ve kayığı Rosinha'yla yürekten bir bağ kuran Ze Oroco'nun öyküsü. Ze Oroco, Araguaia nehri kenarında yaşayan ve onu tanıyan herkesin " iyi yürekli biri" olarak adlandırdığı biridir. Kayığı Rosinha'yla taşımacılık yapar ve sohbet ederler. Rosinha Ze'ye, Ze Rosinha'ya kendi hikayelerini anlatır. İyimserlik ve mutlulukla geçen günleri, bir gün köyüne beyaz bir doktorun gelmesiyle değişir. Kendini bir parçası hissettiği bu tabiattan koparılan Ze Oroco, insan kötülüğünü her çeşidini deneyimler. Dört yıl sonra içindeki bir şeyleri kaybetmiş olarak köyüne döner. Kayığı Rosinha'ya verdiği sözü yerine getirmek içindir bu dönüş. Kayığı Rosinha'ya veda ettiği an, sözünü tuttuğu ana dönüşür. Kitabı okurken, insanın doğa karşısındaki kibirli ve zalim tavrına lanet ettim. Vasconcelos, bu kitabında da bir doğa-insan ortak destanı yaratır. Ze Oroco ve Rosinha'nın dostluğu yüreğinizi sımsıcak yapacak. Su gibi akıp giden bir kitaptı. Tavsiye ederim. (Pınar Mi)
Şeker portakalından sonra yazarın bu kitabı evet tam ona göre dedirtti. Yine konuşan ağaçlar, yine doğa, yine insanlık ve yine insanlık dışı.. baş kahramanımız da Ze Oroco. Kendisine kalan kayık ile hayatını değiştiren, doğayı ve canlıları daha iyi anlayan bir insan haline dönüşmüştür. Kayık anlattığı hikayeler de ağaçların ve hayvanların ne hissettikleri nasıl yaşadıklarını anlatınca bizim doğaya yaptıklarımız geliyor aklıma. Ze Oroco bu şekilde karıncayı bile incitmeden yaşarken tabi yine bir beyaz gelir ve onun deli olduğunu düşündürerek hayatını mahveder. Hastaneye kapatıp işkence ederler. Her güzel şeyi mahvettiğimiz gibi. Artık kaçışı olmayıp umudunu kaybeden Ze Oroco sisteme boyun eğer ama sonrası yine de eski hayatına dönse de artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Çok güzel göndermeleri olan bir kitap olmuş. Tamamı bizden.. tavsiye ederim. (Mardukbooks)
Kitabın Yazarı José Mauro de Vasconcelos Kimdir?
Jose Mauro de Vasconcelos (d. 26 Şubat 1920 - ö. 24 Temmuz 1984) Brezilyalı yazar.
Yazar José Mauro de Vasconcelos, 26 Şubat 1920 de Brezilya'da Rio de Janeiro yakınlarındaki Bangu kasabasında doğdu. Yarı Kızılderili yarı Portekizli, yoksul bir ailede doğan Vasconcelos iki ayrı kültürün de izlerini taşıdı. Oldukça yoksul olan ailesi, onu öğrenimini devam ettirmesi amacıyla Natal kasabasındaki amcasının yanına gönderdi. Orada 19 yaşındayken Potengi Irmağı'nda yüzmeyi öğrendi ve ilerde bir gün yüzme şampiyonu olmanın hayallerini kurdu. Liseyi Natal'da bitirdikten sonra 2 yıl tıp öğrenimi gördüyse de öğrenimini yarıda bırakıp yeni hayaller peşinde Rio de Janeiro'ya gitti. Orada ilk işi boks antrenörlüğü oldu. Tarım işçiliğinin yanı sıra balıkçılık da yapan yazar, yaşamı boyunca çeşitli işlerde çalıştı. Bu durum, ona yazdığı roman ve hikâyeler için önemli kaynak sağlamıştır. Değişik ortamlarda, değişik koşullarda farklı insanlar tanıdı. İyi bir gözlemci ve usta olan bu yazarın elinde bütün bu yaşamlardan pek çok roman çıktı ortaya. Bunlar yazarın çok yönlü kişiliğinin ve içinde bulunduğu arayışın bir yansıması olarak değerlendirilebilir.
Genellikle romanlarında, roman karakterlerinin yaşamlarında ki zorlu yaşam koşullarını, yoksulluğu ve şiddeti tüm çıplaklığıyla anlatır; ama özellikle Şeker Portakalı ile onun devamı olan Güneşi Uyandıralım ve Delifişek gibi bazı romanları tüm bunlarla birlikte duygusallık ve iyimserlikte içermektedir. Brezilya'nın ormanlarında ya da step bölgesi sertaolarda yaşayan insanların, elmas avcısı garimpeiroların, yerlilerin, denizcilerin, değişik insanların yaşamlarından kesitleri ve ruh hallerini anlatır.
José Mauro de Vasconcelos'un yazdığı ilk eseri Yaban Muzu (1942)'dur. Beyaz Toprak (1945) isimli eseri en çok beğenilen eserleri arasındadır. Kayığım Rosinha (1961) ile ününün doruğuna çıkan yazarı dünya çapında tanıtan eseri Zéze'nin maceralarını anlatan üçleme romanın ilk kitabı olan Şeker Portakalı olmuştur. Bu romanı 12 günde yazdığını belirten yazar, eserine duyduğu sevgiyi "Ama onu 20 yıldan fazla taşıdım yüreğimde" sözüyle özetlemiştir. Eserin özgün adı O Meu Pé de Laranja Lima'dır (1968). 24 Temmuz 1984'te hayatını kaybetmiştir.
José Mauro de Vasconcelos Kitapları - Eserleri
- Şeker Portakalı
- Güneşi Uyandıralım
- Delifişek
- Kardeşim Rüzgar Kardeşim Deniz
- Yaban Muzu
- Kayığım Rosinha
- Çıplak Sokak
- Kristal Yelkenli
- Kırmızı Papağan
- Japon Sarayı
- Hayatın O Güzel Şarkısı
- Delifişek
José Mauro de Vasconcelos Alıntıları - Sözleri
- "...Çocuklar hep ağaçlara masal anlatırlar." (Hayatın O Güzel Şarkısı)
- Her şey ne kadar güzeldi çocuklukta! (Kırmızı Papağan)
- Hayal dünyasında olan her şey harikadır. (Kristal Yelkenli)
- "Ayağımıza bir parça çamur bulaşması, günün birinde toprak olacağımızı hatırlatır. " (Delifişek)
- "çocuktum ve senin gözlerin gibi saf bir yüreğim vardı." (Yaban Muzu)
- Gündüz varsa, gece varsa, her zaman bir yarın da olacaktır... ____ (Japon Sarayı)
- "Güzelliğin nesnelerde değil, kişilerin içinde olduğunu keşfetmişti. Güzellik yitip gittiğinde de, nesneler mat, sönük, inanılmayacak kadar sıradan oluyorlardı." (Kayığım Rosinha)
- “Daha önce hiç konuşmamış mıydın ?” “Hiç konuşmamıştım. Kimse kulağını kalbime dayamamıştı.” (Kristal Yelkenli)
- Yaşamak yeniden yaşanmaya değerdi. (Kardeşim Rüzgar Kardeşim Deniz)
- İnsanın dili darağacı ipinden uzundur. (Kardeşim Rüzgar Kardeşim Deniz)
- Amacı, yaşanmaya değer bir varlığı sürdürmekti. (Kardeşim Rüzgar Kardeşim Deniz)
- Ama mademki yaşıyordum, daha da büyük acılara katlanmak zorundaydım. (Delifişek)
- Bahçenin bir köşesinde çiçek yetiştirmiştim, ailem olmadığı için de çiçekleri ailem yapmıştım. (Yaban Muzu)
- Küçüğüm, hayat böyledir. İnsanlar hep çekip giderler... (Güneşi Uyandıralım)
- Artık bir daha ağlamayacaktım. Bir daha hiç kimseyi asla sevmeyecektim. (Delifişek)
- Ufff.!Ara sıra Tanrı insana acıyor. (Çıplak Sokak)
- 'Umurumda olan şeyler her geçen gün azalıyor..' (Şeker Portakalı)
- Yıldızlardan daha güzel bir şey var mı? (Kırmızı Papağan)
- "Günün birinde çekip gideceğini biliyordum. Aslında bunca zaman kalabilmesi şaşırtıyordu beni. Elimden gelseydi onu bırakmazdım. Ama buna hakkım yok. (Kardeşim Rüzgar Kardeşim Deniz)
- "Yürüyordu. Yaşamak istiyordu. Yaşamayı dilercesine kollarını açmış yürüyordu." (Yaban Muzu)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin