Kitap Künyesi
Yazar: Hasan Ali Toptaş
Yayın Evi: Everest Yayınları
İSBN: 9786051851174
Sayfa Sayısı: 310
--reklam--
Kayıp Hayaller Kitabı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Metinlerini varoluş ve yokoluş üzerine kurarak varoluşçuluğu taşraya taşımasıyla özgünlük kazanan, sade dilinden yükselen müzikle giderek hayatı yazıya, yazıyı ise büyülü bir hayata benzeten bir yazar...
Yazma serüvenini "hayatı kelime kelime genişletmek" olarak adlandıran Hasan Ali Toptaş, metinlerini birer senfoniye de dönüştürerek, dışarıyla içerinin, görünenle iç dünyanın, gerçeklikle rüyaların, somutla soyutun çarpışmasından doğan tekinsiz bir atmosfere çağırıyor okurunu. Tam bir yazı ustalığıyla, Türkçenin imkânlarını sonuna kadar zorlayarak, edebiyatın büyülü dünyasına kapılar açarak...
Belki de kasabanın üstünde asa tıkırtılarını andıran yorgun kanat sesleriyle uçup duran bir kuşum artık ben, miniminnacık bir bulutum, ya da ne bileyim, sokaklarda savrulan herhangi bir şeyin hâlâ görülememiş herhangi bir yanıyım.
"Dilin ve anlatımın Türkçedeki bütün sınırlarını zorlayan Kayıp Hayaller Kitabı kolay okunan, ama zor tüketilen bir roman."
-A. Ömer Türkeş-
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Kayıp Hayaller Kitabı Alıntıları - Sözleri
- Keşke insan istediği zaman başka bir yaratığa dönüşebilse...
- Cenneti güzel kılan aslında ele geçirilemeyişidir.
- Yaşanamayan cennete cehennem demeli...
- Saatlerce baksam ona, kim olduğunu bilmeden, günler, aylar,yıllar süren saatlerce baksam ve o da beni bilmese.
- .. insanın en ağır yükü her zamanki gibi gene kendisi..
- Oradan oraya esen kadın kılığında bir rüzgardı o...
- İnsanların aynı şeylere baka baka artık kör olduklarını düşünürüm bazen.
- ... ulaşılan her şeyde ulaşılamayan bir başka şeyin yokluğu vardır..
- "Cenneti güzel kılan aslında ele geçirilemeyişdir."
- Bence cennet ancak yaşlanabiliyorsa cennettir, diyor, yaşanamayan cennete cehennem demeli...
- Kısacası, insanın en ağır yükü her zamanki gibi gene kendisi.
- Herhalde bu çocuk bir hayalin torunu olamaz...
- Gene hepimiz biliyoruz ki, gençlik denen şey anlaşılması güç bir seldir.
- ...artık ona dokunmak bakmaktır, derim.
- Hiçbir şeyin eski tadı kalmadı..
--reklam--
Kayıp Hayaller Kitabı İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kitabın verdiği haz hakkında ne yazsam bilemiyorum. Hangi kelimelerle dile getirsem diye düşünüyorum ama Hasan Ali Toptaş'ın böylesine kusursuz anlatımı karşısında sanırım kitabın hissettirdiklerini dile dökmek zor. Sadece anlatımı mı, o kelimelerin güzelliği, kurulan cümlelerin derinliği, okurken birden durup düşündürmesi... Evet, edebi bir kitap okuyorsunuz. Bundan kastım anlaşılmaz kelimeler vesaire değil elbet Türkçe kelimelerle örülmüş, yalın fakat derin bir anlatım olunca ortaya böylesine edebi bir eser çıkıyor sanırım. Hasan Ali Toptaş'ın çocukluğundan beri gelen yazma hevesini tam anlamıyla hissedebiliyorsunuz. Okumaya başlıyorsunuz ve kitap sizi alıp götürüyor.Soyut ile somut içiçe geçmiş, gerçek ve hayal dünyasında seyre çıkıyorsunuz. Hasan Ali Toptaş doğayı konuşturuyor, geceyi konuşturuyor, kasabayı, kasaba halkını, akrabaları ve çocukları konuşturuyor, yaşayan her canlıyı ya da var olduğunu düşündüğümüz her şeyi... Toplumu anlatıyor yazar, yitirilmişliği, hayalleri ama aslında var olan gerçekleri... Kitap bittiğinde sizi alıp, başladığınız noktaya geri bırakıyor, öylece kalıyorsunuz! Kitap hakkında ipucu vermeden sanırım anlatmak zor ama bittiğinde kitaptaki karakter Kevser'i mi okudum tüm bunları dede mi anlattı yoksa ben mutsuz Hasan'ın kayıp hayalini mi aradım, dedim durdum... Hasan Ali Toptaş öylesine ucu açık noktalar bırakıyor ki okuyucuya. Hatta yazara eserleri hakkında soruluyor: ''Şurada, bunu mu anlatmak istediniz?'' diye. ''Bilmiyorum,'' diye cevap veriyor Hasan Ali Toptaş ve devam ediyor: Her okuyucu farklı anlar ve farklı anlamlar çıkarıp yükler. Bu kadar düş ile gerçek arası ilerleyen kitap için sanırım şu alıntı fayda sağlar: ... ve ne yazık ki Hasan ağlıyordu; kaşları kapkara çatılmıştı yani ve boğazında yumruk iriliğinde hıçkırıklar vardı ve yanaklarından ışıl ışıl gözyaşları süzülüyordu ve ben işte onu öyle görünce biraz daha eğilip endişeyle, yoksa sen ben değil misin, diye sordum ve o da hıçkırıklarının arasından bana ıslak mı evet çok ıslak ve de kalbim gibi titrek bir sesle, evet senim n'olmuş, dedi; sonra ben ona, madem ki bensin o halde neden ağlıyorsun hıçkıra hıçkıra, bak ben ağlıyor muyum, dedim ama o ağzını açıp bir şey demedi; sonra ben ona, hem sen neden girdin bu kuşun gözlerine, orada ne işin var da dedim ama o ağzını açıp gene bir şey demedi. evet hiçbir şey denmedi de yalnızca somurtkan bir yüzle buğulu bir ayna gibi uzak uzak şöyle bir baktı, bakarken birdenbire sarsıldı, sarsıldıkça bulandı, bulandı ve ansızın kayboldu... Geride boynu bükük, ölü bir kuş kaldı tabii. (Yasemin)
Bu adamı okuyanları anlamakta güçlük çekiyorum. Güya uzun cümleler yazarak yazar olduğunu kanıtlamak istemiş. Uzun cümlelere elli tane "ve" bağlacı kırk tane noktalı virgül yerleştirmiş. Bir kere noktalı virgül öyle rastgele konmaz- cümlede ağır bir yeri vardır onun- ayrıca bir cümlede en fazla iki tane ve bağlacı olabilir. Uzun cümleli paragraflarda cümleleri birbirine bağlamak için hattinden fazla kullanılmış. Onu yapacağına nokta koyup yeni bir cümleye başlasa isabetli olurdu. Ve ayrıca üç nokta hemen hemen her cümlenin sonuna konulmuş. Üç nokta da noktalı virgül gibi ağır bir noktalama işaretidir. Kısacası, kitap, saçmalıklar, anlatım bozuklukları ve imla hatasıyla dolu. İkilemlerin arasına virgül geldiğini ilk defa bir yazarda! görüyorum. (Kahan tas)
Kitabı bırakıp tavandaki merteklere öylece bakakaldım. Gecekondumuz yıkılıyor, o tahtalar düşüp de biz altında kalıyorduk ablamla. Evimizin tahta kapısının çalınmasıyla irkildim birden. Sobanın yanına yapılmış yatağımda doğrulup, kapıdaki çocuk sesinin babaanneme, insanın "ilerleme" diye biriktirdiği ne varsa hepsini çöpe atan sorusunu yinelediğini duydum: "içeri girip biraz ellerimi ısıtabilir miyim?". Babaannem'in bir köşede usul usul ağlamaları geldi aklıma; ölen ilk kocasına mı ağlıyordu yoksa dedeme mi? Dedem babaannem ile evlendiğinde yaşlı olmasaymış belki de görebilirdim onu. Hasan'ın dedesi o kadar pısırık olmasaydı belki Kevser'le evlenir, Hasan'ın çocukluğunda o da hayatta olur, kim bilir Hasan da anne babasının kavgaları şiddetlendiğinde istediği gibi gidip o aşkın gölgesinde dinlenirdi. Hasan'ın babasının çalışmaya diye evden kaçış gibi gidişlerinin ardından babamın gurbete gidişleri masmavi bir silah kabzasına tutunup çıkageldi Libya'dan. "Var mıyız ki yok olmaktan korkuyoruz?" (Mehmet Ben)
--reklam--
Kayıp Hayaller Kitabı PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Hasan Ali Toptaş - Kayıp Hayaller Kitabı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Kayıp Hayaller Kitabı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Hasan Ali Toptaş Kimdir?
Hasan Ali Toptaş, 1958 yılında Denizli’nin Çal ilçesinde doğdu. İlk öykü kitabı "Bir Gülüşün Kimliği" 1987’de, ikinci öykü kitabı "Yoklar Fısıltısı" 1990’da yayımlandı. "Ölü Zaman Gezginleri" adlı öykü dosyasıyla 1992 yılında Çankaya Belediyesi ile Damar edebiyat dergisinin düzenlediği yarışmada birincilik ödülü aldı. Aynı yıl "Sonsuzluğa Nokta" adlı yayımlanmamış romanıyla Kültür Bakanlığı’nın düzenlediği yarışmada mansiyon aldı ve Sonsuzluğa Nokta Kültür Bakanlığı tarafından yayımlandı. 1994’te "Gölgesizler" adlı yayımlanmamış romanıyla Yunus Nadi Roman Ödülü’nü, 2013'te ''Heba'' romanıyla Sedat Simavi Edebiyat Ödülü'nü 2016'da ''Kuşlar Yasına Gider'' Romanıyla Türkiye Yazarlar Birliği Roman Ödülü'nü aldı. "Bin Hüzünlü Haz" adlı romanı ise 1999 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü’ne değer görüldü. Yazarın ayrıca "Yalnızlıklar" adlı şiirsel metinlerden oluşan bir kitabı, "Kayıp Hayaller Kitabı" adlı bir romanı, "Ben Bir Gürgen Dalıyım" adlı bir çocuk romanı vardır.
--reklam--
Hasan Ali Toptaş Kitapları - Eserleri
- Harfler ve Notalar
- Kayıp Hayaller Kitabı
- Gölgesizler
- Ben Bir Gürgen Dalıyım
- Sonsuzluğa Nokta
- Uykuların Doğusu
- Yalnızlıklar
- Bin Hüzünlü Haz
- Ölü Zaman Gezginleri
- Heba
- Başlarken Yalnızsın, Bitirdiğinde Daha da Yalnız
- Geçmiş Şimdi Gelecek
- Kuşlar Yasına Gider
- Bir Gülüşün Kimliği
- Yoklar Fısıltısı
- Gecenin Gecesi
- Absürd Öyküler
- Beni Kör Kuyularda
--reklam--
Hasan Ali Toptaş Alıntıları - Sözleri
- "Hem konuşmaktan fenâ hâlde korkuyor, hem de hararetli bir şekilde hiç durmadan konuşuyormuş gibi susmuşlar." (Uykuların Doğusu)
- ...bu akraba meselesi içinden çıkılmaz bir şeydir. Bazen için kopar dışın bağlı kalır mesela, bazen de için bağlı kalır ama dışın kopar. (Heba)
- Ortalığı, kaybolan şeylerin varlığını hatırlatan derin bir sessizlik kapladı. (Kuşlar Yasına Gider)
- "Sen diyorsun ki, kötüler gelip bize kötülük edinceye kadar iyidirler, başımızın üstünde yerleri vardır." (Beni Kör Kuyularda)
- ''...içindeki öykünün içindesin,” (Ölü Zaman Gezginleri)
- ...ağrısı sızısı gamı kasaveti olmayanlar uyudu.. içimden geçen şeyi izah etseydim şimdi.. (Beni Kör Kuyularda)
--reklam--
- "Şu yeryüzünde kötüler bazen iyilerden daha iyi görünebiliyorlar Ziya Bey." (Heba)
- Kendim giderim ben, herkes gibi! (Bir Gülüşün Kimliği)
- "Şunu da unutma ki, yeryüzünde gecikmişliğin ilacı yoktur." (Gölgesizler)
- İşte böyle her şeye benzeye benzeye tıpkı bir mıknatıs gibi her şeyin ruhunu ruhunda toplarmış da, zaman zaman hiçbir şeye benzemezmiş tabii. (Uykuların Doğusu)
- Keşke insan istediği zaman başka bir yaratığa dönüşebilse... (Kayıp Hayaller Kitabı)
- Kendimi herhangi bir yere ait hissetmiyorum. Ne bir şehre, ne bir ülkeye, ne de dünyaya. Yeryüzüne susmaya gelenler sınıfındanım. (Başlarken Yalnızsın, Bitirdiğinde Daha da Yalnız)
- ''Kendimi herhangi bir yere ait hissetmiyorum. Ne bir şehre, ne bir ülkeye, ne de bir dünyaya. Yeryüzüne susmaya gelenler sınıfındayım.'' Hasan Ali Toptaş (Gölgesizler)
--reklam--
- Kuralsızlığı örtmek için kurallardan daha kalın bir örtü bulamazsın. (Heba)
- içim hüzünler evi. (Bir Gülüşün Kimliği)
- "İçinde bulunduğum dünyanın çeşitli köşelerine, işarete benzemeyen çeşitli işaretler gönderen uzak ve esrarengiz bir dünyanın fotoğrafına bakar gibi bakıyordum." (Uykuların Doğusu)
- Sesler azalıyordu artık içimde. (Bir Gülüşün Kimliği)
- Yalnızlık alıp karşına kendini, öteki kendinlerle konuşmaktır. (Yalnızlıklar)
- Bazı canlıları yara öldürmüyor, muhatapsız kalmak öldürüyor. (Kuşlar Yasına Gider)
- "Bir insanı tanıyabilmenin hiç mi hiç mümkün olmadığını düşünüyorum." (Sonsuzluğa Nokta)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin