Kitap Künyesi
Yazar: İpek Ongun
Yayın Evi: Artemis Yayınları
İSBN: 9786054560868
Sayfa Sayısı: 430
--reklam--
Kendi Ayakları Üstünde Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Lise yılları sona eriyor...
Gelecekle ilgili doğru kararlar almak gerek.
Hangi meslek? Hangi üniversite?
Kendi ayaklarının üstünde durabilmek için sorular sormak, düşünmek gerek. Serra ile arkadaşları bu zor dönemi yine kâh gülerek kâh hüzünlenerek ama hep birbirlerine omuz vererek sürdürüyorlar. Ya ilkgençlik aşkları? Onlar ne olacak?
--reklam--
Kendi Ayakları Üstünde Alıntıları - Sözleri
- Güçlü prensipler, sağlam bir pusula gibidir, insanı doğru yolda tutar. Aklını, iradeni, mantığını kullan.
- Bir insanla evlenmeyi düşündüğünde, onu bu haliyle, böylece beğeniyorum, diyorsan ne âlâ. Ama onu değiştiririm diye yola çıkıyorsan, çoğunlukla bunun sonu düş kırıklığı olur.
- Bütün gücüyle öğrencilerine bir şeyler vermeye çalışan çok güzel bir öğretmen o. Bilge_hanim
- Aklınız, duygularınızı dengelesin.
- Kısaca hayatı sevmek... Kısaca "sevmek"... Sanırım her güzelliğin başı bu. Ve... insan, bir şey beklemeden sevince, sevgisini verince, geriye mutlaka bir şeyler dönüyor.
- İnsanoğlu prizma gibidir; kimi yanı olumlu, kimi yanı olumsuz; kimileriyle ilişkileri pürüzsüz, kimileriyleyse çekilmezdir. Ve bu her insan için böyledir.
- Bir süre üzüleceksin ama geçecek, tıpkı bir hastalık gibi. Sonra karşına bir başkası çıkacak.
- Düşünülmek, sevilmek ne kadar da mutlandırıyor insanı...
- Düşünmeden, araştırmadan kalıpları yaşamak, mutluluğu başkalarının gözlerinde aramaktır. Eğer mutluluğunuz hep bir başkasının beğenisine ya da kendinizin dışında nedenlere bağlıysa, mutsuzluğu garantilediniz, demektir.
- Oysa ben ondan değil, açıklayamadığım duygularımdan kaçmak istemiştim.
- *Kendi ayaklarının üstünde durmak zorundasın*
- Elveda demiyorum, sevgili dostum. Yeni defterlerde buluşmak üzere diyorum.
- Tembele iş buyur, sana akıl öğretsin.
- Gençken,zevk alırken, gezebildiğiniz kadar gezin.
- ‘İnsanoğlu prizma gibidir; kimi yanı olumlu, kimi yanı olumsuz; kimilerinde ilişkileri pürüzsüz, kimileriyle çekilmezdir. Ve bu her insan için böyledir.’
--reklam--
Kendi Ayakları Üstünde İncelemesi - Şahsi Yorumlar
“İnsan yaşamında sevmek ve sevilmek kadar önemli bir şey olmasa gerek.”: Spoiler içerir* Serinin üçüncü kitabı, Serra'nın yaz tatili için Akdeniz gezisine gitmesi ile başlıyor ve ABD gezisinden dönüşüyle son buluyor. Araya bi Ankara gezisi de kaynıyor. Anlıyacağınız bolca gezi anıları okuyoruz. Ne şanslı kızmış şu Serra arkadaş! :") Gezi işlerini bir yana bırakırsak, kitap daha çok Serra'nın kendini tanıması ve meslek araştırmalarıyla geçiyor, bunları yaparken de bolca hayat dersi veren işlemelerden oluşuyor. Bu dersler yeri geldiğinde Mualla Hanım'ın, yeri geldiğinde de annesi Derya Hanım'ın ağzında hayat buluyor. Bazı yerlerde 'hep aynı şeyler yahu' diye sıkıldıysam da, özellikle lise çağındaki gençler için oldukça yol gösterici. Serra'nın hayatındaki değişimlerin biraz daha detayına gireyim: Yaz tatilinin ardından Lise 2'ye geçti ve sınıftaki arkadaşlarıyla çok güzel vakitler geçirdi. Gelecek senenin sonunda üniversitesi sınavına gireceklerinden neredeyse sınıfın hepsi dershaneye kaydoldu. (Sanırım o dönemde lise üç seneydi.) Yani haftasonları da el mahkum ders çalışmak mecburiyetinde kaldılar. Serra, okul ve dershanenin yanı sıra bir işe girdi. Yalnızca cumartesi günü öğleden sonralarını kapasayan bir iş. Gelecekte ne yapmak istediğine dair araştırmalarının neticesi olarak düşünebiliriz bunu. Ekonomi ile turizm arasında gidip geliyordu. Turizm içinde daha baskın bir istekti ama hiçbir bilgi edinmeden karar vermek istemedi. Böylece arkadaşı Toprak'ın da önerisiyle bir otelin lobisinde telefonlara bakmak suretiyle işe başladı, santralcilik gibi bir şey. Bu otelde çalışmalarını sürdürürken elbetteki yeni insanlarla tanıştı: Suzy, Şebnem ve Bella Hanım, Hakan. Suzy de tıpkı Serra gibi lisede öğrenci. Son sınıf. Şebnem ve Bella Hanım ise uzun zamandır arkadaşlar ve mezun olduktan sonra ortaklaşa turizm işine girmeye karar vermişler. Serra'ya ABD gezisinde faydaları dokundu bu iki hanımın. Hakan, orda çalışan deli dolu, şakacı bir tip. Sanırım üniversiteliydi. Bu iş ve ABD gezisi, Serra'ya çokça katkı sağladı. Ve kitabın sonlarına doğruysa turizm sektöründe çalışmaya karar verdi. Farklı milletlerden insanlarla tanışmayı ve onlarla vakit geçirmeyi sevdiğini fark etti. Tabii Mualla Hanım'ın katkılarını da unutmamak gerek. Gelecekteki meslek seçimiyle ilgili öyle güzel konuştu ki, o dakikalar bitmesin istersiniz. Üniversiteye hazırlık dönemi başladığı için haftasonu gezileri iptal aşamasına geldi ama Ankara'ya yapılan yolculuk tüm o eksikliği sildi sanki ve de hocalarıyla birlikte serbest saat ilan ettikleri zamanlardaki kompozisyonlar... Bu kompozisyonları sadece kendileri okuyabilecekler, hiçbir zorunluluğu yok. Kendi yıldızını keşfetme amaçlı... Özellikle bu uygulama çok etkiledi beni. Mualla Hanım gibi bir öğretmen olabilmek ne müthiş bir duygu olurdu! Elbette eksik yönleri de var, bundan önceki incelememde belirtmiştim. Biraz da ABD gezisinden bahsedeyim. Serra, 10 Kasım ile yazdığı bir yazıyı Mualla Hanım aracılığıyla bir yarışmaya gönderiyor ve birinci oluyor. Ödül de ABD'de 10 günlük bir kültür gezisi. Müzeler, metropoller, alış-veriş merkezleri, caddeler, okullar... Ve Amerika'nın üç kenti ziyaret edilecek: Washington, New York ve Tampa. Bu kentten kente olan yolculuğunda Serra'yı oradaki gönüllü aileler karşılayacak ve gezi turunu onlarla yapacak. Burada tanıştığı ilk aile, yine ilk durağı olan New York'taydı. Ruth ile George çifti. Sonrakiker ise başkent olan Washington'daki Cecile ile Bill. En son durak Tampa'daysa onu Florance ile Julius karşıladı. Bu gezide nereleri görmedi kii! Beyaz Saray'dan Disneyland'a, Özgürlük Anıtı'ndan Florida'ya... Kitaplarda okuduğumuz, filmlerde izlediğimiz o meşhur yerleri gezmek, seyretmek ve doyamamak! Ne çok imrendim sana kız Serra... . . . Kendi Düşüncelerim: Öncelikle 'disco' denen şeye alışmam hiç kolay olmadı. Bunlar daha lise 2'deler yahu, lise 2! Yaşıtız. Hâlâ aklım almıyor. Ankara gezisi olsun, Akdeniz gezisi olsun bu diskolar peşimi bırakmadı. Hadi o Akdeniz gezisini geçtim, ama sen İstanbul'dan kalkıp saygı duyduğun (!) Anıtkebir'i ziyaret etmek için gitmişsin taa Ankaralara. Hele ki 10 Kasım akşamında "zaten son günümüz eğlenelim bari biraz da olsa" diyerek... Gezilerdeki danslı içkili ortamlar mı dersin, yaz aşkları mı dersin, o yaşta evlilik hayalleri kurma mı dersin, bir dolu şey vardı... Bir de kitabın başlarında Zeynep'in, ablası Nilgün'ün Amerikalı sözlüsü Brad'e yaptığı şaka hiç de hoş değildi. Resmen kız açık olduğu halde gitti bi güzel örtündü, peçe taktı ve Türkiye'ye yeni gelen birine 'hahaha çok komik olacak, yüzlerinin halini düşünemiyorum' diyerek adamı karşılamaya koştu. Allah'ım dedim, daha neler! Bir başka husus da İpek Hanım'ın kitaplarında bolca kullandığı 'Kader utansın' lafı... Yorum yok. Değineceğim son konu ise değerlerimiz üzerine olacak. Bir kez daha söylemek istiyorum. Okumuş ve koskoca yazar olmuşsun İpek Ongun. Binlerce insana hitap etmiş ve duygularına onları da ortak etmişsin. Eminim birçok genç kızın yaşamında büyük bir tesir bırakmışaındır. Bu unvanını keşke ülkene daha yararlı olabilecek yerlerde kullanabilseymişsin. Ne bileyim kitaptaki karakteri Amerika'ya değil de doğu ülkelerine, geçmişimize şahitlik etmiş şehirlere götürseymişsin. Veya Mualla Hanım bir 18 Mart günü Çanakkale'ye gezi düzenleyebilirdi pekalâ. Hadi geziyi geçtim en azından bir yarışma düzenleseydi. Operalara, diskolara gidileceği yerde ya da Akdeniz gezisindeki tapınaklar ziyaret edileceği yerde kendi kültürümüze daha yakın mekanlara götürseydi o güzelim çocukları. Fena mı olurdu İpek Hanım? Fakat bu geziler yapılmasın demiyorum. Sadece önceliklerimiz farklı olmalı. Bunu dillendiriyorum. Gitgide aslımızdan uzaklaşıyoruz, böyle kitaplar da yaramıza tuz basıyor. Oysa bu edebi dil ne güzel dirilişlere vesile olabilirdi. Buna yanıyorum işte. Lütfen artniyet aramayın. Bu uzuun mu uzuun yazıyı okuduysanız sevgim üzerinize olsun. Sağlıcakla kalın :) (Zeynep Arslanoğlu)
Serra. Ah Serra. Adım adım büyüyorsun ve bu kitapta da kendini buluyorsun ama öyle güzel buluyorsun ki son sayfalarında da ilk sayfalarında da seni deli gibi kıskandım itiraf ediyorum. Bu kitap Serra’nın İzmir’e gidip kuzeni, arkadaşları ve erkek arkadaşı Cüneyt ile Akdeniz turuna çıkmasıyla başlıyor ve Serra’nın katıldığı yazı yarışmasından birinci çıkmasıyla Amerika’ya gezi kazanıp muhteşem bir New York, Washington ve Tampa’yı gezmesiyle son buluyor. Sanırım nereleri kıskandığımı anlamışsınızdır diye umuyorum, çünkü daha o yeni 17’ye girerken 26 yaşımda evde oturuyorum (!) Ve hep o zamanlarımı düşünüyorum. Değil Akdeniz turu, Amerika öyle şeylerle boğuşuyorduk ki zamanın nasıl geçtiğini dahi anlamadık. İşte kitabı bitirdiğimde oturdum ve kendi hayatımı sorguladım. Velhasıl kitaba gelirsek ise, size gene sıcacık bir hikaye anlatılıyor. Serra ve muhteşem öğretmenleri Mualla Hanım gene harikalar yaratıyorlar, geziler düzenliyorlar. Ve üniversite seçimini son bir yıl kala artık seçimini yapması gereken kızımız bu yola baş koyuyor ve öyle iyi beceriyor ki hem ufak bir iş bulup işi öğreniyor, hem dershane gidiyor hem de okul, dershane, iş, sınavlar ve ev, aynı zamanda gönül işlerine de yetişiyor. Kocaman bir helal olsun dedim. Tabi kızımız bu kitabında da ilk kalp kırıklığıyla tanışıyor ki, onunla birlikte aşk acısı çekmiş bulunmaktayım. Her kitapta olduğu gibi yeni kitaplar listeme eklenirken, çok çok sevdiğim Jane Eyre, Küçük Kadınlar gibi kitaplarla da Serra’nın tanışmasına çok mutlu oldum demeden geçemeyeceğim. Bunları yazarken aklıma geldi de eğer bende bu kitapları Serra’nın yaşlarında okusaydım acaba Serra gibi yolumu bu kadar rahat çizebilecek miydim merak ediyorum doğrusu. (Gamze Demirkol)
Serra karakterimiz bu bölümde de kendini tanımayı, geleceğini belirleyen mesleğini seçmeyi, çevresine duyarlı hale gelmeyi, sorgulamayı, sevmeyi öğreniyor. Kendini tanımak için bir şeyler yapmayı, seveceği meslekler seçebilmeyi, tercihlerimizin hayatın her alanında karşımıza çıkacağını gösteriyor bizlere. Sorgulamanın, kendini bulmanın en önemli adım olduğunu vurguluyor sevgili yazarımız. Bu kitapta da gençlik hatalarının neler olabileceğinin nasıl engellenebileceğinin farkındalığını görüyoruz. Gençlerin seviyorum diyerek şiddete boyun eğmelerini, o özür diledi söz verdi diyerek tekrardan kendi hayatı pahasına ilişkilerine devam etmeleriyle ne düşündüklerini görüyoruz. Ayrılık acısının bir gencin gözündeki değerini görüyoruz. Üniversiteye hazırlık döneminde ne istediğini bilmenin ne kadar önemli ve değerli olduğunu fark ediyoruz. Her gencin okuması gereken bir seri olduğunu düşünüyorum. Yanlışları düzeltmenin önemini görebiliyoruz. Nasıl yol izlemeleri gerektiğini anlayabiliyoruz. Ders niteliğinde yapılması gerekenler dolaylı olarak karakterler üzerinden bizlere veriliyor. Severek okuyorum bakalım diğer kitaplarda neler bekliyor bizi. (Büşra Sarıoğlu)
--reklam--
Kendi Ayakları Üstünde PDF indirme linki var mı?
--reklam--
İpek Ongun - Kendi Ayakları Üstünde kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Kendi Ayakları Üstünde PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı İpek Ongun Kimdir?
1961 Yılında Arnavutköy Amerikan Kız Koleji Edebiyat Bölümünden mezun olan İpek Ongun, yazı yaşamına 1980 de yayınlanan "Mektup Arkadaşları"yla başladı.
Onu Kamp Arkadaşları ve Afacanlar Çetesi adlı çocuk kitapları izledi.
Bunları izleyen Yaş On Yedi ve Bir Genç Kızın Gizli Defteri başlıklı yapıtlarıysa gençlik için yazılmış romanlardır.
Gençlik romanlarından sonra, gençlere yaşama kültürü ve kişisel gelişim gibi konularda yardımcı olmasını amaçladığı bir üçlü yazdı. Adları, Bir Pırıltıdır Yaşamak, Bu Hayat Sizin ve Lütfen Beni Anla olan bu kitapların ilki 1991 yılında TÜYAP'ta "Altın Kitaplar Ödülü"nü aldı. Ayrıca gençler için yaptığı bu çalışmalar nedeniyle kendisine Rotary Kulübü tarafından "1995-96 Meslek Hizmetleri Ödülü" verildi.
1998 yılında da Oriflame Firmasının 250.000 kişilik bir halk jürisine yaptırdığı anket sonucu "Yılın En Başarılı Kadın Yazarı" seçildi.
Bu çalışmalardan sonra tekrar romana dönen Ongun, Bir Genç Kızın Gizli Defteri'nin devamı olan Arkadaşlar Arasında, Kendi Ayakları Üstünde, Adım Adım Hayata, İşte Hayat, Şimdi Düğün Zamanı ve Hayat Devam Ediyor'u yazdı.
Sabah Gazetesindeki yazılarını "Yarım Elma Gönül Alma" ve "Sabah Pırıltıları" adlı iki kitapta topladı. 2005 yılında "Şu Çılgın Dünyada Duyarlı Davranışlar" adlı kitabı yayınladı.
Evli ve iki kız annesi olan İpek Ongun, yazı yaşamını çok sevdiği Mersin'de sürdürmektedir.
--reklam--
İpek Ongun Kitapları - Eserleri
- Bir Genç Kızın Gizli Defteri
- Arkadaşlar Arasında
- Yaş On Yedi
- Kendi Ayakları Üstünde
- Adım Adım Hayata
- İşte Hayat
- Şimdi Düğün Zamanı
- Hayat Devam Ediyor
- Günler Akıp Giderken
- Bir Pırıltıdır Yaşamak
- Ya Sen Olmasaydın
- Taşlar Yerine Otururken
- Mektup Arkadaşları
- Kamp Arkadaşları
- Yıllar Sonra
- Bu Hayat Sizin
- Yoksa Hayat Gençken Daha Mı Zor?
- Afacanlar Çetesi
- Nerde Kalmıştık
- Lütfen Beni Anla - Anne ve Babama Sevgilerimle
- Yarım Elma Gönül Alma
- Sabah Pırıltıları
- Şu Çılgın Tempoda Duyarlı Davranışlar
- Anlat Anneanne
- Duyarlı Davranışlar
- Bu Hayat Sizin
- Yeni Bir Aşk
- Zoru Başaranlar
- Okumak İstemeyen Otti
--reklam--
İpek Ongun Alıntıları - Sözleri
- İnsanın yüzünü bilmek,o insanı tanımak demek değildir. (Kamp Arkadaşları)
- Durup durup beni ciddiye almayanlara bir öfkeleniyorum ki... Ne işe yarayacaksa... (Taşlar Yerine Otururken)
- Bir konu hakkında konuşmak yetmez, onu hayata geçirmek gerek. (Duyarlı Davranışlar)
- Teşekkür etmesini bilmek de bir sanattır. (Arkadaşlar Arasında)
- Bir de..Pek çok şey unutuluyor da, özellikle düşünmeden edilmiş bazı sözcükler hiç unutulmuyor... (Hayat Devam Ediyor)
- Bazıları el ele verir, tüm güçlükleri birlikte aşarlar ve bu sevgi öyle büyür, onları birbirine öylesine bağlar ki, bir ömür boyu aşık kalırlar. Bazıları da bu yükü taşıyamaz ve birbirlerini tüketirler. (Günler Akıp Giderken)
- ''Hani derler ya, karanlığın en yoğun olduğu zaman, aydınlığa en yakın olandır, diye. ''Evet, bir Mustafa Kemal çıktı ortaya; bu şartları, bu yenilgiyi kabul etmiyorum, dedi. ''Ve o savaştan yenik çıkmış, perişan, yorgun, fakir halkı, ya istiklal, ya ölüm parolasıyla ayağa kaldırdı. (Ya Sen Olmasaydın)
- " Anı defterlerini, hayatı bir kez daha yaşamak, olarak görürüm. Çünkü bir olayı yaşarken her ayrıntının farkına varamıyoruz. Bazen heyecandan, bazen telaştan... Ama, oturup yazarken, her ayrıntı gözümüzün önünde beliriyor, cümleleri daha net duyuyoruz sanki. Ve olayı doyasıya yaşıyoruz. " (Yıllar Sonra)
- İnsanlara kendimi zorla sevdiremeyeceğimi öğrendim. Yapabilecek tek şey sevebilecek biri olmak. Gerisi onlara kalmış... İnsanları ne kadar düşünürsen düşün, Onların seni o kadar düşünmediklerini öğrendim. Önemli olanın hayatındaki eşyalar değil, Hayattaki kişilerin olduğunu öğrendim. Kendimi karşılaştırmak için başkalarının en iyi yaptıklarını değil, Kendimin en iyi yaptıklarını ölçüt almam gerektiğini öğrendim. İnsanlar için olayların değil, Onların daha önemli olduklarını öğrendim. Ne kadar ince kesersen kes, Kestiğinin her zaman iki yüzü olacağını öğrendim. Sevdiğin kişilere sevgi dolu sözler söylemen gerektiğini, Belki bu defa onları son görüşün olabileceğini öğrendim. Her ne kadar onu çok düşünsen de, Yine de gidebileceğini öğrendim. (Sabah Pırıltıları)
- Yardım etmeyi bildiğiniz gibi,yardım kabul etmeyi de öğrenmelisiniz. (Mektup Arkadaşları)
- Sevinçleriniz dalgalar gibi coşkulu üzüntüleriniz köpükler kadar geçici olsun... (Lütfen Beni Anla - Anne ve Babama Sevgilerimle)
- ''Neyi hevesle beklesem mutlaka bir terslik olur.'' (Bir Genç Kızın Gizli Defteri)
- Farkına varmak, başlangıç noktasıdır. (Bu Hayat Sizin)
- “Ülkem benim için ne yapabilir diye düşünme; ben ülkem için ne yapabilirim diye düşün.” John F. Kennedy (Bu Hayat Sizin)
- Başkalarına yardım etmek, iyilik yapmak kadar insanı iyileştiren bir eylem olamaz. Mutlu olmak istiyorsan birine yardım et, bir iyilik yap. (Anlat Anneanne)
- "Allah'ım, bana değiştiremeyeceğim olaylara katlanabilmem için sabır, değiştirebileceklerimi değiştirmek için güç ver. Ve daha da önemlisi, bu ikisinin arasındaki farkı ayırt edebilecek sağduyuyu ver." (Yaş On Yedi)
- Emerson ise, “Yaptıkların öyle yüksek sesle konuşur ki, söylediklerini duymam bile…”der. (Şu Çılgın Tempoda Duyarlı Davranışlar)
- Beni rahat bıraksınlar, başka bir şey istemiyorum!" (Bir Genç Kızın Gizli Defteri)
- "Acele karar vermeyin! "Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. "Karar, aklın durması halidir. "Karar verdiniz mi akıl düşünmeyi, dolayısıyla gelişmeyi durdurur. "Oysa, bir yol biterken yenisi açılır. "Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta durduğunu görürsünüz." (Günler Akıp Giderken)
- Ve unutmayın: Yaşayamadıklarımız da bizlere bir şeyler katabilir! (Bu Hayat Sizin)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin