Kitap Künyesi
Yazar: Adnan Binyazar
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750722004
Sayfa Sayısı: 136
--reklam--
Kızıl Saçlı Kontes Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Diyelim geminin güvertesinde canım sıkıldı, soluğu kaptan köşkünde alıyordum. Orada da sıkıldım, alt katlara, geminin makine dairesine iniyordum. İstediğim yerleri gördükten sonra kamarama geçiyor, balkondan horozların ötüşlerini duyduğum, tropikal adalara bakıyordum. Karada ise, trenlere, otobüslere, kamyonlara, motosikletlere, bisikletlere, faytonlara; tekeri dönen her araca binip kilometrelerce uzaklıktaki kentlere ulaşıyordum.
Edebiyatımızın usta yazarı Adnan Binyazar’dan okuru alıp uzak coğrafyalara, birbirinden çok farklı kahramanlara götürecek yepyeni öyküler... Binyazar, çocukluğun şiirle, masalla, türlü yoksullukla yoğurulmuş büyülü taşrasından Latin ülkelerinin sıcak aşklarına uzanıyor. Tıpkı bir öyküsünde işaret ettiği gibi: dünya haritasını önüne açıyor, canının istediği yere düşle, şiirle, öyküyle unutulmaz bir yolculuk yapıyor. Onunla birlikte yolculuğa var mısınız?
--reklam--
Kızıl Saçlı Kontes Alıntıları - Sözleri
- Davranışsal da olsa, paylaşım, barışa başlangıç adımıdır...
- Yürüyen, hiçbir zaman uçana ulaşamayacaktır.
- Bakışlar gibi, duyguların da yönünün değiştiği oluyor.
- Eş yitimi, geride kalanı yalnızlıkların sahnesinde kıvrandırır durur. Her deviniminde, ağzından çıkan her sözcükte kalbinin sesi kulaklarına vurur. Kulissizdir atıldığı sahne; oraya da sığınamaz...Tek sığınağım kitaplardı. Onlardan sıkılınca, çareyi, zamanlı zamansız, evden çıkıp yol beni nereye götürürse oraya gitmekte buluyordum. Kaçmanın acısı daha ağırdı; bir an, yitirdiğimi evde yalnız bıraktığım duygusuna kapılıyor, eve geri dönüp onu bulamayınca sabaha kadar odadan odaya girip çıkıyordum.
- Hayat, süt kokusuna bulanmış kara gözlü bir bebek, hüznü gülecenlik, gülecenliği sevda, memesinin ak aydınlığı yüzünde ipileyen bir annedir.
- Tekdüzelik, insanın ölüm fermanıdır...
- "Onu öyle görünce anladım ki, değil minik adımlı bir köpek yavrusu, uzun adımlı zürafa da olsa, yürüyen, hiçbir zaman uçana ulaşamayacaktır."
- Kalemi kağıdı düşlerimin yolu eylemeseydim, sevda kokulu onca güzeli nasıl anlatırdım?
--reklam--
Kızıl Saçlı Kontes İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Okuduğum ilk Adanan Binyazar kitabı. Kitap 5 ayrı öyküden oluşuyor. Öykülerin hepsi birbirinden farklı olmasına rağmen tamamı hayatımızın içinden.Anlatım çok akıcı,güzel tasvirlerle süslenmiş.Sanki okuyormuşsunuz gibi değil,birisi sizinle konuşuyormuş gibi hissediyorsunuz.Yazarın kalemi o kadar güçlü ki hikayelerin hepsini gözünüzde istemsiz canlandırarak görselleştiriyorsunuz. (Sümeyye Gülsüm)
Sonu kötü biten hayvan öyküleri kadar beni korkutan öykü konusu yoktur sanırım… Elbette, diğer edebî türler için de geçerli bu konu; ama bahsedeceğim bir öykü kitabı olduğu için, bu türü özellikle belirttim. Usta öykücü ve denemeci Adnan Binyazar’ın yeni öykü kitabı “Kızıl Saçlı Kontes” (Can Yay., Haziran 2014), acı bir hayvan öyküsüyle açılıyor: “Köpeğin Ölümü”! Öğretmen olan anlatıcının “Atandığı kenti anıştırsın diye” Bozkır adını verdiği bu güzel köpek yavrusu, görünürde kötü bakımdan ve körpe bedeninin kaldıramayacağı kış soğuğundan; ama bundan da fazla, öğretmen dışında kimsenin ona göstermediği sevgisizlikten ölmüştür!.. Oysa “Onu kucağım[ız]a alıp ipek akı tüylerini okşadı[kça]; [i]nce derisinden yüreğim[iz]e … bir sıcaklık yürü[yen]” (s.14) bu canı öldürmek, yaşatmaktan çok daha zordur. Galiba sevgisiz, merhametsiz bir toplum yaratarak, bu zorluğun üstesinden elbirliğiyle geliyoruz(!)… Çok acı bir öykü bu. Zavallı Bozkır!.. Ama insan sinirlenmiyor da değil: Ne demeye odana çıkarmaz da buz gibi soğukta bırakırsın ki bebek köpeği?!.. Böyle öyküleri okumak beni fena sarsıyor. Bu öykünün bende bıraktığı şey baş ağrısı ve ‘umut kırıklığının her insanı olduğu gibi köpekleri de küstürdüğü!..’ (s.15) Bu moral bozukluğuyla girdiğimiz kitaba, ölümün kıyısına kadar giden yok yere düşmanlıktan, sımsıcak dostluğa evrilen o güzel öyküyle devam ediyoruz: “İso”. Öğretmen olmak için Köy Enstitüsü’nü kazanan iki arkadaştır Merdan’la İso (İsmet). Merdan, sokak çocuğu yıllarında hayatın zor yüzünü görmüş, bu zorlukla da ancak beden gücüyle başedebileceği hissesini çıkarmış, iyi bir dövüşçüdür. Enstitü’de karşılaştığı İso da bu yönde ondan kalır değildir. Merdan’ın farkı, ona her biriyle erdemlerin yeni kapılarını açan okuduğu kitaplardır. (s.27) Bu kapılar sayesinde edindiği kemâlâttır zaten, İso’nun derin aşk acısını görmesi ve onun kaba davranışlarının, bu yürek yangının dışavurumu olduğunu bilmesi… Az şey değil: Merdan, “… Juliet’i ölü bulan Romeo’nun acılarını…” da duyan bir insandır. (s.39) Her zaman söylerim; eğer ciddi bir zihinsel sorunu ya da yontulamayacak mağara insanlığı yoksa, muhatap olduğumuz kişiler ne kadar görgüsüz ve kaba da olsa, onların bize karşı takınacağı tutumu, bizim davranışlarımız belirler. Sınır, genellikle bizim elimizdedir… Bu öykü de beni destekliyor; hatta bir adım ötesini söylüyor: Kendinin ve karşındakinin farkında olan uygar insan (aksi uygar olmuyor zaten), ilişkilerini sağlıklı yürütmekle kalmıyor, varsa, muhatabının arızalarını da onarıyor… Üçüncü öykü olan “Gecenin Gün Işığı”, anlatıcı-yazar’ın (yazar olduğunu 65. sayfada anlıyoruz), havaalanı salonundaki gözlem ve düşüncelerinden oluşuyor. Bir de bunların çağırdığı anılarından… Japonya’daki tsunami âfetinin mağdurlarının da olduğu havaalanı salonundaki “insancıklar”(“anne ile bebeği” gibi), çok umutlu kılmıyor kişiyi hâliyle: “İnsan hayatında güzel şeylerin ömrü ne kısa!” (s.60) Oysa –bencillik sayılacak belki; ama değil: yazan bilir!- “Yazmak iç kurtuluşumuzdur.”(s.62) Beş öyküden oluşan kitabın, bana göre en güzel öyküsü olan dördüncüsüne geldik: “Eğinli Yenge”. İlkgeçlik çağındaki Merdan’ın (ki, “İso” öyküsünde de vardı) arayışının hikâyesidir bu; köklerine, toprağına duyduğu merakın sonucu olan bir arayış… Bu arayış onu, o kadar acıyı nasıl taşıdığına Merdan’ın da biz okurların da şaşıracağı kadına; “Eğinli Yenge” diye anılan ve seslenilen Emine’ye götürecektir. Gözlerinin feri söndü sönecek kerte kocamış olan Emine’nin lâkabı, ismini silecek kadar öne çıkmıştır. Bu ânı (Merdan’ın gelmesini) bekliyormuşçasına, yıllar yılı içine ağlayan kadın, birkaç cümlesinin arasında ağıtlar yakarak yaprak yaprak döker dertlerini… Merdan, acıya çıkan köklerini bulmuştur. Acının hikmetle olgunlaştırdığı “Eğinli Yenge” bu arayışı sezmişçesine söylememiş midir zaten: “Hey oğul, ilan ergülür bükülür, delügünü bulur.” (s.91) (Yılan eğrilir bükülür, deliğini bulur.) Kitaba adını veren “Kızıl Saçlı Kontes”, aynı zamanda, kitabın son öyküsü… Doğu Anadolu’nun küçük bir beldesinde ilkokul öğrencisi olduğu yıllarda düşsel seyahatler yapan anlatıcının ağzından okuruz öyküyü. Bu seyahatlerin anahtarı, duvarda asılı dünya haritasıdır. Parmağı haritada bir noktaya bastırınca, al sana seyahat… Zaten “Hayat, yaşadığı gezegende düzeneği önceden kurulmuş bir düş oyunundan başka ne ki!.. (s.109) Bu düş evreninde, çocukluğunu ardında sürüklediği yargısı (s.109), bir süre sonra, çocukluğunun onu takip etmesi kuşkusuyla yer değiştirecektir.(*) (s.125). Belirsizlik, reel zamanda kötüdür, huzursuz edicidir; fakat konteslerden flamenkolara, palyaçonun oyundanölümünden çöl düşlerine… her şeyin fluolması; hakikatlerin en güzeli olan bu büyülü gerçekte, tam da arzu edilen şeydir: Onda, her olayın, durumun sonucunda, güzelliklerin olacağı garantisi vardır çünkü… Böylece, acı bir realizmle (“Köpeğin Ölümü”) açılan kitap, büyülü olanıyla kapanır. O acıya da başka türlü katlanılamaz sanırım. Evet, bu çok sevdiğim akım (“Büyülü Gerçekçilik”), belki bir kaçış edebiyatıdır. En azından benim için… (Oysa, hiç değilseMárquez’den öyle olmadığını biliyoruz.) Son olarak, öykülerin diliyle bitireyim, diyecektim ki, anlatıcı hakkında bir iki söz söyleyeceğimi hatırladım: Kâh ilkgençlik çağında, kâh olgunluk zamanında gördüğümüz anlatıcı, bazı öykülerinde yazar tarafını da sezdiriyor. Her öyküde de dipnotlar aracılığıyla araya girip bilgi veriyor. “Eğinli Yenge”de, daha da ileri gidip, öyküyü nasıl kurguladığını açıklıyor (s.92). Bu da, başından beri aynı kişi olduğunu gördüğüm anlatıcının, yazar kimliğini kesinliyor (anlatıcı-yazar). Şimdi dile geçebilirim: Adnan Binyazar’ın usta bir sanatçı olduğu bir hakikat. Bunda, dilinin güzelliğinin payı, doğal olarak büyük bir yer tutuyor. Nasıl olmasın ki: Bir edebiyatçının en iyi olması gereken malzemesi, dilidir!.. Öykülerin kurgulanışı (anı ağırlıklı), dilin seçimini de birlikte getirmiş, diye düşünürsem, bu bilinçli seçimin, içeriğe tastamam oturduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. (İki yerde küçük hatalar gördüm: “… yorulduğumu nasıl anladınız da bana yer ayırma nezaketinizi gösterdiniz?” denmiş [s.122]. Oysa, “nezaketini” olmalıydı. Yine aynı sayfada, adam boş sandalyeye ceketini koyuyor ama bu unutulmuş olacak ki, alırken o ceket çanta oluyor.) Türkçenin bu kadar güzel, imlânın yerli yerinde kullanıldığı edebî eserlere maalesef çok sık rastlamıyoruz. (Evet, edebî eserlerde bile! –Öylelerine eser demek ne kadar doğru, diye de sormak gerek.) Elbette tasvirler: Bütün öykülerde var; ama özellikle “Köpeğin Ölümü”yle “Eğinli Yenge”öykülerine dikkat edilsin, derim. Öyle güzel tasvirleri var ki Binyazar’ın; yaşadığım şehrin pis havasından sıyrılıp, o masal yerlere gidiyorum her seferinde… Kızıl Saçlı Kontes: İyi öyküler okumak isteyenlere… (*) Belki de Sâdık Hidâyet’in dediği gibidir: “Ben çoğu zaman, unutmak, kendimden kaçmak için hatırlıyorum çocukluğumu.” [“Kör Baykuş”, YKY, s.60 -Çeviren: Behçet Necatigil] (Kerem)
Kitap beş ayrı öyküden oluşuyor. Her biri birbirinden farklı insan hikâyelerine değinen öykülerine, genellikle yalnızlık duygusu hâkim. Uzakta kalmış insanların yaşadığı yalnızlık, çekip gitmeler, uzaklardan seslenişler yankı buluyor öykülerinin satırlarında. Yalnızlığı, sevgiyi, sevgisizliği en sert, en çarpıcı ama en gerçekçi halleriyle anlatıyor. (Nunu)
--reklam--
Kızıl Saçlı Kontes PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Adnan Binyazar - Kızıl Saçlı Kontes kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Kızıl Saçlı Kontes PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Adnan Binyazar Kimdir?
Adnan Binyazar, (d.7 Mart 1934) Türk yazar, öğretmen, eleştirmen.
Adnan Binyazar, 7 Mart 1934 tarihinde Diyarbakır’da doğdu aslen Elazığ-Ağın'lıdır. Ancak 14 yaşında başlayabildiği ilköğrenimi çeşitli illerde sürdürdü. Dicle Köy Enstitüsü'ne girerek köy enstitülerinin yetiştirdiği köylü aydınlar kuşağının bir parçası oldu. Eğitimini, Gazi Eğitim Enstitüsü'nde sürdürdü.
Türkiye’nin çeşitli öğretmen okullarında, Hacettepe Üniversitesi, Gazi Eğitim Enstitüsü, Devlet Konservatuarı, Basın Yayın Yüksek Okulu gibi birçok eğitim kurumunda ve Türk Tarih Kurumu'nda, Kültür Bakanlığı'nda, Türk Dil Kurumu'nda görev yaptı. 1978 yılında Kültür Bakanlığı Tanıtma ve Yayımlar Dairesi Başkanlığı'na getirildi. 1981 yılında Berlin Eğitim Senatosu'nun çağrısı üzerineBerlin'e gitti, bu dönemde İncila Özhan'la birlikte altı ciltlik Türkçe/Dil ve Okuma Kitabı'nı (1.-2.) yazdı. Yurtdışında çeşitli öğretmen yetiştirme proejlerinde çalıştı. Halk kültürüne ilişkin araştırmalarda bulundu. Öğretmenliğini yazarlığı ile birleştirdi; deneme ve roman alanında eserler verdi.
Adnan Binyazar, Masalını Yitiren Dev adlı anı-romanında yoksulluk içinde geçen çocukluk dönemini, Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazanan Ölümün Gölgesi Yok adlı kitabında bir sevda öyküsü anlattı.
Ödülleri
2005 Orhan Kemal Roman Armağanı (Ölümün Gölgesi Yok adlı romanıyla)
--reklam--
Adnan Binyazar Kitapları - Eserleri
- Masalını Yitiren Dev
- Ölümün Gölgesi Yok
- Atatürk Anlatıyor
- Ağıt Toplumu
- Şairin Kedisi
- On Beş Türk Masalı
- Kızıl Saçlı Kontes
- Bozkır Aydınlığında Aşk
- Şah Mahmet
- Kerem İle Aslı
- Duyguların Anakarası
- Toplum ve Edebiyat
- Ozanlar Yazarlar Kitaplar
- Günışığına Yolculuk 1
- Günışığına Yolculuk 2
- Aşık Veysel: Uzun İnce Yolda
- Elif ile Mahmut
- Sözün Onuru
- Halk Anlatıları
- Günışığına Yolculuk 3
- Ardında Leke Bırakmamalı Sevgi
- Ayna
- Edebiyatın Dar Yolu
- Türk Dilinde 25 Ünlü Eser
- Kültür ve Eğitim Sorunları
- Aklın İç Kalesi
--reklam--
Adnan Binyazar Alıntıları - Sözleri
- (...)İyi kitaba alışmış kişi, kitabın dışındaki hayatın, alışkanlıklarla sarmalanmış bir tekdüzelik olduğunun ayrımına tez varır.(...) ( Okuma Körlüğü ) (Ağıt Toplumu)
- “İnsanoğlunun yapısında var bu; kendini savaştan uzak tuttuğunda bile akıtacak ‘kan’ buluyordu.” (Ölümün Gölgesi Yok)
- Hayatım hep böyle geçmişti; sevinmeyegöreyim, yüreğimde cadıların kanlı elleri dolaşıyordu. (Duyguların Anakarası)
- Ne sevdiğim yemek vardır ne sevmediğim. Eşimin elinin kokusu sinen her yemek ağzımın tadı olurdu. Şimdi yediğim her şeyde o kokunun yitik hüznü tütüyor... (Sözün Onuru)
- Yitip giden dostlar gözlerimin perde arkasından geçtikçe ölüm sıcak geliyor bana. İçimdeki ölüm korkusunu yeniyorum. (Ağıt Toplumu)
- Kiminin ensesinde ölüm dolaşır, kimi düğün dernek kurar. (On Beş Türk Masalı)
- İnsan düşüncesi, sistemleri kırarak gelişir. Montaigne (Ozanlar Yazarlar Kitaplar)
- Mutluluklarının kaynağı, kendi içlerinde yarattıkları o " büyük yalnızlık" tı. (Ölümün Gölgesi Yok)
- Sevgi ırmağa benzer; önü tutulsa da bir yerlerden sızıp yürekteki yerine ulaşır. (Kerem İle Aslı)
- Kitabı kaldıracaksın öğrencinin başına diktatörler, rahipler dikeceksin. Kimi yüksek sesle nutuk atacak kimi "telkin"lerde bulunacak. Buna da öğretim diyeceksin! Onu tartışmadan uzaklaştırıp bir Ortaçağ kafasıyla düşündüreceksin. Her şey yoluna girecek böylece...? (Ağıt Toplumu)
- Ağa Kerem, paşa Kerem, han Kerem! Alış Kerem, tutuş Kerem, yan Kerem! Aslı olsun sana kurban can Kerem! Aman Kerem, beni rüsvay eyleme! (Kerem İle Aslı)
- "Gel ver muradımı ben de bileyim Çok ağlattın bugün, ben de güleyim İstersen canımı kurban edeyim Hünerim yok sana bundan ziyade" (Kerem İle Aslı)
- "Yalnızlık Allah'a özgüdür." (On Beş Türk Masalı)
- insan ... şu zavallı umut mahkumu ... (Şah Mahmet)
- “Dost”, “dostluk” denir de, bunun ne olduğunu söyleyen çıkmaz. Çıksa da kendine göre söyler. Bir İsveç atasözü, “Sevilen çocuğun adı çoktur,” der. Bunun gibi, “dostluğun” tanımı çoktur... (Masalını Yitiren Dev)
- Tattığı hazzın ne olduğunu kişinin kendi bilir. Ne dişi ne erkek soyundan bir varlığın o güne değin böyle bir hazza ermediğini düşündün. Bilmiyordun ki, bedende varlık kazanan dişilikle erkeklik durmadan didişiyor, öyle bir an geliyordu ki, biri öbürünün benliğinden yaratılıyordu. Hazların bir duygu kesişmesi olduğunun bilincine o gün vardın. (Şah Mahmet)
- Dertli Kerem der ki dünya fanidir Nicelerin abdal abdal gezdirir Kimse bilmez ne zamandan beridir Hiç hesaba gelmez yaşı dünyanın (Kerem İle Aslı)
- Sevmek, insanoğlunun en yüce duygusuyken duyguca gelişmemiş toplumlarda sevmekten büyük suç yoktur. (Ölümün Gölgesi Yok)
- " Derinliği olmayanın dinginliği de olmaz. " (Şah Mahmet)
- “Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince öbürleri de yanlış gider.” (Ardında Leke Bırakmamalı Sevgi)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin