Kitap Künyesi
Yazar: Şefik Can
Yayın Evi: Ötüken Neşriyat
İSBN: 9789754378580
Sayfa Sayısı: 564
--reklam--
Klasik Yunan Mitolojisi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Dünya üzerinde hayat başladıktan milyonlarca sene sonra, varlıkların en güzeli, en şereflisi, en mükemmeli olan insan yaratıldı. İnsanlar yeryüzünde görülüp ve düşünmeye ve hayal kurmaya başladıkları zamanlarda kâinatı ve kendilerini yaratan tanrıyı aramışlardır.
Esasen insan yaradılışı itibariyle yaradanı aramak fıtratında halkedilmiştir. Henüz ilmin ışık tutamadığı ve tarihin kaydedemediği, mazinin o karanlık devirlerinde insan, Tanrısını bazen güneşte, bazen yıldızda, bazen denizde, bazen ateşte aramış ve kendi aklınca bulmuş sanarak temsilî heykelini yapmış, mabedini inşa etmiş ve ona tapmıştır.
Şu bir gerçek olaydır ki, mağaralarda yaşayan en iptidai insandan, atom devrinin en mütekâmil insanına gelinceye kadar "insanlık" hiçbir zaman Tanrısız kalmamış ve Tanrısız yaşamamıştır. Tanrıya inanmadığını sandığı, daha doğrusu Tanrısını inkâr ettiği zamanlarda bile, insan, sadece Tanrısını değiştirmiştir, yani bir inancı bırakmış, başka bir inanca sarılmıştır. Dün inandığını bugün inkâr ederken, zavallı, bir mabetten yeni bir mabede girdiğinin farkına varmamış, inkârın da bir iman olduğunu anlayamamıştır.
Eski Yunanlıların inandıkları tanrı, tanrıça ve kahramanların hayat ve maceralarından bahseden Mitoloji'yi okurken, insanoğlunun, kendini yaratan Tanrısını, arama ve bulma hususunda yüzyıllar boyunca ne hayaller kurduğunu, ne gayretler sarfettiğini göreceğiz.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Klasik Yunan Mitolojisi Alıntıları - Sözleri
- “Bazı şeyler vardır ki , onları bilmek, bilmemekten fenadır.”
- “Gerçekten gökyüzünün açıklığı, sükûnet ve tatlılığı içinde yeryüzüne yayılan tanrısal ışık olmasaydı, rengini tanyerinin kızıllığından alan güller açar mıydı?
- “Gerçekten zaman bir taraftan yaratır, bir taraftan mahveder.”
- "... bazı şeyler vardır ki, onları bilmek, bilmemekten fenadır."
- “Her devirde, her yerde alın teri dökülmeden kazanılan servet hoş görülmez.”
- Prometheus ilk insanı balçıktan yarattı. İlk insanın vücudunu yapmak için balçığı, bazılarının tahmin ettikleri gibi su ile değil, kendi gözyaşı ile karıştırdı ve insanı yarattı.
- Üçüncü yol cehennemin dibine giden yoldu.
- Insanların ne şekilde ve nasıl yaratıldığına inanırlarsa inansınlar eski Yunanlılara göre evvelâ erkekler yaratılmıştır. Kadın dünyada mevcut değildi. Bu devirde insanlar sonsuz bir saadet içinde yaşıyorlardı.
- ... Bu ırmakları geçmek için ruhlar Kharon'un sevk ettigi siyah bir kayığa binerlerdi. Bununla beraber bütün ruhlar; alev saçan cehennemin pis bataklık sularından geçmeye muvaffak olamazlardı. Gerçekten, çamurlu sakalı bulunan bu ihtiyar kayıkçı, kendisine ücret vermeyenleri ve mezardan mahrum olan ölülerin ruhlarını acımadan, kürek darbeleriyle kovar, kayıgına almazdı. Fakir ve mezarsız ruhlar, tam yüz sene bu fena kokan iğrenç nehrin kenarında serseriyane dolaşırlar, boş yere, ümitsizce bulundukları nehrin bir kenarından öteki kenarına doğru kollarını kaldırır, feryat ederlerdi. Bu yüzden cehennem kayığına binerken geçiş ücreti vermesi için ölülerin ağızlarına, mezara bırakmadan önce para koymak adet olmuştu. Eski mezarlar açıldığı zaman hâlâ bu paralar ölülerin kemikleri yanında görülmektedir.
- “Akıl bir baş belasıdır, hayvanlar akılsız oldukları için sevk-i tabiileriyle insanlardan daha mesut yaşamaktadırlar.”
- ... içli ve çok merhametli oluşunun arada kendisine zararı dokunuyordu.
- ... zenginlik tanrısı olan Plutos doğdu. Zenginlik tanrısı gayretli ve haksever bir tanrı idi. Dünya nimetlerini, parayı, pulu, yalnız faziletli, namuslu ve bilgili insanlara dağıtacağını, ahlâksızları yoksulluk içinde bırakacağını söylüyordu. Halbuki, merhametli Zeus dünyada iyi olsun, kötü olsun, hiç kimsenin sefil ve aç kalmasını istemiyordu. O Plutos'un iyi insanları koruyarak haksızlık yapacağından korktu. Servet tanrısının gözlerini çıkardı. Böylece, etrafını göremeyen Plutos, önüne çıkanların, iyi, kötü olduklarını anlamadan dünya nimetlerini herkese dağıtacaktı. Fakat bu kez Plutos'un körlüğünden açıkgözler, yüzsüzler, ahlâksızlar faydalandı. Çünkü onlar, tanrının etrafını sardılar. Sızlanarak, feryad ederek, yalan sözlerle kendilerine acındırdılar, onu kandırdılar. Faziletli insanlar, yüzsüzlerin arasından yol bulup, servetin yanına varamadıkları için aç ve sefil kaldılar.
- “İnsan ne kadar çok severse o kadar çok ızdırap çeker, acı duyar. Acı duymadan sevmek olmaz.”
- İnsan yaratıldıktan sonra yaşayacağı zamanın , yani ömrün tesbiti meselesi kaldı. Zeus insanın , normal olarak 25 sene yaşamasını kâfi görüyordu, insan sızlandı. 25 senede ne yapabilecekti? Aşağı yukarı bunun yarısı uyku ile geçecekti. Çocukluk devrini de çıkarınca geriye bir şey kalmayacaktı. Zeus "Ne yapayım; en son yaratıldığım için güçlü olmak, hızlı uçmak, çok izaklardan görmek, iyi koku almak vasıfları gibi uzun ömür de diğer mahluklara dağıtıldı." dedi. İnsan ağlayarak yalvarmasına devam etti. O sırada onun yanında şu altı hayvan bulunuyordu: Tırtıl, Kelebek, Tavus, Beygir, Tilki, Maymun. Hayatı tatlı bularak çok yaşamak için çırpınan insan, Zeus'e bu hayvanları göstererek, "Bunların ömürlerinden al bana ver, ben üstün bir mahla kum, benim çok yaşamam lazım, onlar yaşamasalar da olur." dedi. Baş-Tanrı bunun haksızlık olacağını, tanrıların nazarında her mahlûkun eşit olduğunu ileri sürerek, insanın, ömrünün belirli zamanlarında o hayvanların hayatını yaşamasını, yani o hayvanlar gibi ömür sürmesini şart koşarak hayatı uzattı. Bu sebeptendir ki, yeni doğan bir insan yavrusu evvelce tirtıl gibi yerde sü rünür, emekler, bu bebeklik devridir. Sonra kelebekler gibi neşe ile koşar, oynar, bu çocukluk çağıdır. Zaman geçince bilhassa on beşinden sonra genç lik çağı başlar. Bu devrede insan tavus hayatını yaşar, onun gibi gururlanır. 25 - 30 yaşından sonra ev bark sahibi olunca üzüntüler, kederler başlar, o zaman beygir gibi hayatın yükünü çekmek icabeder. İnsan kırkından sonra tecrübe sahibi olur, olgunlaşır, bu devrede tilki gibi kurnaz olur, ellisinden, altmışından sonra da insan maymun gibi çirkinleşir.
- Esasen insan yaradılışı itibariyle yaradanı aramak fıtratında halkedilmiştir.
--reklam--
Klasik Yunan Mitolojisi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Edebiyattaki mottom “başlayan ama bitmeyen öyküler dünyasında yaşıyoruz” oldu Calvino okuyunca. Öykü bitmemişti ama başlamıştı. Fakat nerede başlamıştı? Kimine göre destanlarda, mitolojilerde. Sanırım haklılardı. Sözlü gelenek artık yazıya dökülüyordu. Öykü burada başlamıştı gerçekten de. Mitoloji okumaya da böyle başladım. Klasik Yunan Mitolojisi başlamak için en iyi kaynaktı. Mitolojiyi tanımlıyor, evrenin ve büyük tanrıların doğuşunu anlatıyor, yunan mitolojisindeki büyük kahramanlardan, Truva Savaşı’ndan detaylıca bahsediyordu. Dili çok yumuşak ve masalsıydı. Okumaktan büyük keyif aldım. Başlamak çok iyi bir kaynak. Tabi yanında ya da sonrasında okumaları derinleştirmek gerekiyor bana göre. Onun için bir listem vardı onu da altta paylaşıyorum: Yeni başlayanlar için; *Klasik Yunan Mitolojisi-Şefik Can *Mitoloji 101(Eski Yunan ve Roma Mitolojisi)-Kathleen Sears *Thegonia&İşler ve Günler-Hesiedos *Klasik Mitoloji-Barry B. Powell *Bulfinch Mitolojisi- Thomas Bulfinch *Mitoloji Sözlüğü-Azra Erhat *Mitoloji-Ntv Yayınları *İskandinav Mitolojisi-Neil Gaiman *Türk Mitolojisinin Ana Hatları-Yaşar Çoruhlu İleri seviye kitaplar; *Bitki Mitosları-Deniz Gezgin *Hayvan Mitosları-Deniz Gezgin *Su Mitosları-Deniz Gezgin *Kahramanın Sonsuz Yolculuğu-Joseph Campbell *Mitolojinin Gücü-Joseph Campbell *İlkel Mitoloji / Tanrının Maskeleri 1-Joseph Campbell *Doğu Mitolojisi / Tanrının Maskeleri 2-Joseph Campbell *Batı Mitolojisi/ Tanrının Maskeleri 3-Joseph Campbell *Yaratıcı Mitoloji / Tanrının Maskeleri 4-Joseph Campbell *Kahramanın Doğuş Miti&Mitolojinin Psikolojik Yorumu-Otto Rank *Sanatın Mitolojisi-İsmail Gezgin Roman, Hikaye, Tiyatro, Şiir vs: *İlyada-Homeros *Odysseia-Homeros *Aeneas-Vergilius (İlyada’nın devamı niteliğinde) *Ahraz-Deniz Gezgin *Kral Oidipus-Sophokles *Antigone-Sophokles *Elektra-Sophokles *Zincire Vurulmuş Prometheus-Aiskhylos *Kurtlarla Koşan Kadınlar / Vahşi Kadın Arketipine Dair Mit ve Öyküler-Clarissa P. Estes *Kadın Kahramanların Aşk Mektupları-Publius Ovidius Naso *Dönüşümler-Publius Ovidius Naso *Aşk Sanatı-Publius Ovidius Naso *İyi Kadınlar Efsanesi-Geoffrey Chaucer Gençler için; *Percy Jackson serisi-Rick Riordan Çocuklar için; *Hızlı Öğrenelim Mitoloji-Anita Ganeri *Mitoloji ile Eğlenmek-Berta Garcia Sabates *Yunan Mitolojisi-Anna Milbourne , Louie Stowell (Murat Sezgin)
Mitoloji 101: Yunan Mitolojisi’ne ilgi duyan herkes için muhteşem bir eser. Baştan sona yaratılış hikayesini, tanrıları ve mitleri okuyabilir ve Yunan Mitolojisi hakkında bilgilerinizi derinleştirebilirsiniz. Yazar her bir miti verilebilecek önemli yorumlarla aktarmış. Dönemin Yunan haritasını da kitapta bulabilirsiniz. Ayrıca kitabın sonunda Klasik Yunan Mitolojisi’nin terimlerini ve kişilerini içeren güçlü bir sözlük de bulacaksınız. Gerçekten harika bir eser. yazar/Sefik-Can Ellerinize, birikimlerinize, yüreğinize sağlık. (ezgi karababa)
Yunan Mitolojisine başlangıç için bence olabilecek en iyi eser, ki bilginiz ortalamaysa yine okuyun içinde çok fazla bilgi var. Kitap anlatımı kronolojik olarak yapıyor. Mitoloji nedir, nasıl ortaya bu fikirler atılmıştır; Yer ve Gök'ün birleşimi, doğan tanrılar; mitolojideki önemli savaşçılar, başarıları; yasak aşklar, Zeus'un aşna fişne peşinde sürekli önüne gelene yürümesi... Gerçek hayatta kullandığımız birçok kelimenin mitolojideki karşılığı... yok yok kitabın içerisinde. Bu tarz bir rehber kitabını okumadan İlyada, Odessia, İlahi Komedya, Aeneas, Dönüşümler gibi mitolojinin çok yoğun olduğu kitapların hiçbirini okumanızı tavsiye etmem. Eğer ki, ben sürekli sözlükten bakarak anlamaya çalışırım diyorsanız siz bilirsiniz; ancak ben bu yöntemi çok saçma buluyorum. Sürekli kafa dağılıyor o şekilde, okuma sırasında 2 3 kere başka bir kitaptan anlamına bakmaya çalışsam 4.de yırtarım kitabı sinirden. Mitolojisi fena olmayan ama unutan ve hatırlamak isteyenler için kitap/mitoloji-101--26169 kitabını tavsiye ederim. (Hakan)
--reklam--
Klasik Yunan Mitolojisi PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Şefik Can - Klasik Yunan Mitolojisi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Klasik Yunan Mitolojisi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Şefik Can Kimdir?
Hayatı
Sertarîk Mesnevî-hân Şefik Can, Erzurum’un Tebricek köyünde 1910 yılında hayata gözlerini açtı. Babası, Erzurum’da müderrislik yapan Tevfîk Efendi; annesi ise Gülşen Hanım’dır. Şefik Can çok küçük yaşlarda Birinci Dünya savaşına ve Kurtuluş savaşına tanık olmuş, ayrıca savaşların getirmiş olduğu sıkıntı ve ıstıraplarla büyümüştür. 1914 yılında başlayan Birinci Dünya Savaşını tüm dehşetiyle yakından yaşayan bir çocuk olan Şefik Can, boşalan tüfek fişeklerinin mukavva kutusundan, kendisine okul çantası yaparak 1916 yılında, Sivas’ın Yıldızeli ilçesinde ilkokula başladı. Osmanlının son dönemlerinde, “Padişahım çok yaşa” diye başladığı ilkokulu, 1922 yılında “Kemal Paşa çok yaşa“ coşkusuyla bitirdi. Büyük “bir imparatorluğun hazîn çöküşünü, köklü bir kültürün yok oluşunu, yeni kurulan Cumhuriyetimizin doğum sancılarını birebir yaşayarak; yakın tarihimizin çok önemli bir tanığı oldu. İlkokulu bitirdikten sonra babasının arzusu üzerine, askerî okul imtihanlarına girdi. Bu imtihanı başarıyla kazanarak, 1923-24 öğretim yılında Tokat Askerî Ortaokuluna başladı, çok zor şartlar altında eğitimini tamamladıktan sonra Kuleli Askerî Lisesi’ni ve Harp Okulunu bitirdi. 1932 senesinde Haydarpaşa Askerî Veteriner Okulu’nda Ayniyat Muhasibi olarak göreve başladı. Dönemin popüler dergilerinden “Yeni Adam, Türk Sanatı, Bilgi Yurdu” gibi tanınmış kültür ve edebiyat dergilerine hikâye ve makaleler yazan Şefik Can, 1934 yılındaYeni Adam dergisinin açmış olduğu hikâye yarışmasına “Deli İsa” adlı hikâyeyle katılarak bu yarışmadan ödül aldı. Milli Savunma Bakanlığı’nın müsaade etmesi ile İstanbul Üniversitesi’nde imtihan vererek öğretmen oldu, Tâhir Olgun’un rehberliğinde stajını tamamladı. 1965’de emekli oluncaya kadar çeşitli okullarda Türkçe ve Edebiyat öğretmenliği yaptı.
Tâhir Olgun’dan aldığı feyz ve muhabbetle Mevlânâ ve onun öğretisine büyük hayranlık duymuş; ömrünü Mevlânâ’ya ve onun eserlerini anlamaya, anlatmaya adamıştır. Tâhir Olgun’dan almış olduğu “Mesnevî-hânlık” icâzetiyle yapmış olduğu mesnevî derslerini son nefesine kadar devam ettirmiştir. Mevlânâ ve eserleri üzerine yapmış olduğu çalışmalarından dolayı 2001 yılında yüksek hizmet ödülü almıştır. 23 Ocak 2005 yılında vefât etmiştir. Şefik Can’ın na’şı Konya’daki Üçler Mezarlığı’na defnedilmiştir.
Edebî hayatı
Şefik Can, çağının sosyal sıkıntısı ve insanların ihtiyaçları üzerine Mevlânâ ve eserlerine yönelmiştir. Hazırlamış olduğu eserleri gönlündeki ilahî aşkla harmanlayarak; ifâdenin en basit, en berrak, en sanatsal şekliyle herkesin anlayabileceği ölçüde edebî bir üslupla hazırlamıştır. Çalışmalarında hassas bir mizaç, köklü bir kültür, sağlam bir dil, çok derin edebiyat ve tarih bilgisi, tasavvuf anlayışı ve dîvân edebiyatı hâkimiyeti göze çarpmaktadır.
Kendisi maddeden çok ma’nâya önem vermiş, şöhretten ve gösterişten uzak durmuştur. Hayatının son demlerinde bile çalışmayı hiç bırakmayan, kendisini ilim ve irfâna adayan bir gönül adamıdır.Mevlânâ’yı anlamak için harcadığı ömrünü ve kendini bir hiç olarak tanımlamıştır. Şefik Can, anlatmanın yanı sıra Mevlânâ öğretisini hayatına en iyi şekilde geçiren engin şahsiyetlerdendir.Mevlânâ’ya gönül verişini "On bin ciltlik bir kütüphane kurdum. Bu arada Eski Yunan ve Latin edebiyatına gönül vermiştim. Hatta bir de Klasik Yunan Mitolojisi kitabı yazdım. Bütün bunları anlatmaktaki maksadım, Mevlânâ’ya körü körüne bağlanmadım; bütün dünya edebiyatını okudum araştırdım, hepsinin üzerinde çalıştım. Sonunda bütün bunların hepsi Mevlânâ’nın eserlerinin yanında bana çok boş ve lüzumsuz geldi.”sözleriyle açıklar. Kendisi yine kültürün, şiirin, dini, îmânı, mezhebi olmaz diyerek hiçbir şekilde düşünce ayrımı yapmamıştır. Arapça ve Farsça’yı küçük yaşta babasından öğrenmiş; üstüne İngilizce ve Fransızca’yı da öğrenen Şefik Can, bununla da kalmayıp tavan arasında kendi kendine öğrendiği Rusça’ya gramer yazmıştır. Bu eser henüz yayımlanmamıştır. Eğitiminin ilk safhasını babası Tevfik Efendi’den almıştır. Babası daha çocukluk yaşlarında Şefik Can’a Şeyh Sadi’den, Hâfız’dan beyitler ezberletmiş. Hayatında önemli bir yere sahip olan Tâhir Olgun’u da ilk kez babasından duymuş, daha sonraki dönemlerde ise eğitiminin önemli bir kısmını Tâhir Olgun’la tamamlamıştır.
--reklam--
Şefik Can Kitapları - Eserleri
- Klasik Yunan Mitolojisi
- Mevlana ve Eflatun
- Kerbela Fatıma'nın Gözyaşı
- Mesnevi Hikayeleri
- Mevlana Hayatı Şahsiyeti Fikirleri
--reklam--
Şefik Can Alıntıları - Sözleri
- “Gerçekten zaman bir taraftan yaratır, bir taraftan mahveder.” (Klasik Yunan Mitolojisi)
- Ey güzellik güneşi, bir an için olsun, bulut altından çık, görün. O parıl parıl parlayan, nurlar saçan yüzü görmek istiyorum (Mevlana Hayatı Şahsiyeti Fikirleri)
- ... Bu ırmakları geçmek için ruhlar Kharon'un sevk ettigi siyah bir kayığa binerlerdi. Bununla beraber bütün ruhlar; alev saçan cehennemin pis bataklık sularından geçmeye muvaffak olamazlardı. Gerçekten, çamurlu sakalı bulunan bu ihtiyar kayıkçı, kendisine ücret vermeyenleri ve mezardan mahrum olan ölülerin ruhlarını acımadan, kürek darbeleriyle kovar, kayıgına almazdı. Fakir ve mezarsız ruhlar, tam yüz sene bu fena kokan iğrenç nehrin kenarında serseriyane dolaşırlar, boş yere, ümitsizce bulundukları nehrin bir kenarından öteki kenarına doğru kollarını kaldırır, feryat ederlerdi. Bu yüzden cehennem kayığına binerken geçiş ücreti vermesi için ölülerin ağızlarına, mezara bırakmadan önce para koymak adet olmuştu. Eski mezarlar açıldığı zaman hâlâ bu paralar ölülerin kemikleri yanında görülmektedir. (Klasik Yunan Mitolojisi)
- “Biz Allah’tan geldik, yine ona gidiyoruz. Allah’tan başka kuvvetimiz yoktur.” (Mevlana ve Eflatun)
- Bir gün olsun, kendimden geçeyim de, iyiye de, kötüye de aldırmayayım ve hakk'ın sıfatlarını , dilsiz,dudaksız gönlümde söyleyeyim. (Mevlana Hayatı Şahsiyeti Fikirleri)
- Allah’ın huzuruna altın dolu binlerce keseler götürsen Cenâb-ı Hak, ‘Bize bir şey getirmek istiyorsan, kazanılmış bir gönül getir.’ diye buyurur. (Mevlana ve Eflatun)
- “Bazı şeyler vardır ki , onları bilmek, bilmemekten fenadır.” (Klasik Yunan Mitolojisi)
- İlimin olduğu yerde rahat, suyun olduğu yerde hayat vardır. (Kerbela Fatıma'nın Gözyaşı)
- “Ben, sen oldum, sen de ben oldun. Ben, ten oldum; sen, can oldun. Artık bundan sonra kimse, ‘Ben ayrıyım, sen ayrısın.’ diyemez.” (Mevlana ve Eflatun)
- Allah ayağı kırılmış olana, kanat verir. Kuyunun dibinden bile bir kurtuluş kapısı açar. (Mesnevi Hikayeleri)
- Insanların ne şekilde ve nasıl yaratıldığına inanırlarsa inansınlar eski Yunanlılara göre evvelâ erkekler yaratılmıştır. Kadın dünyada mevcut değildi. Bu devirde insanlar sonsuz bir saadet içinde yaşıyorlardı. (Klasik Yunan Mitolojisi)
- “İnsan ne kadar çok severse o kadar çok ızdırap çeker, acı duyar. Acı duymadan sevmek olmaz.” (Klasik Yunan Mitolojisi)
- İsrine girmektir ancak bil muhabbet onlara Hüccet isterler buna kal ile olmaz iddia Bilin ki onlara muhabbet, onların yolunda gitmek ve azmetmekle olur. Bu yolda söze itibar edilmez, elde delil gerekir. Bu da kalb-i selimdir. (Kerbela Fatıma'nın Gözyaşı)
- ... zenginlik tanrısı olan Plutos doğdu. Zenginlik tanrısı gayretli ve haksever bir tanrı idi. Dünya nimetlerini, parayı, pulu, yalnız faziletli, namuslu ve bilgili insanlara dağıtacağını, ahlâksızları yoksulluk içinde bırakacağını söylüyordu. Halbuki, merhametli Zeus dünyada iyi olsun, kötü olsun, hiç kimsenin sefil ve aç kalmasını istemiyordu. O Plutos'un iyi insanları koruyarak haksızlık yapacağından korktu. Servet tanrısının gözlerini çıkardı. Böylece, etrafını göremeyen Plutos, önüne çıkanların, iyi, kötü olduklarını anlamadan dünya nimetlerini herkese dağıtacaktı. Fakat bu kez Plutos'un körlüğünden açıkgözler, yüzsüzler, ahlâksızlar faydalandı. Çünkü onlar, tanrının etrafını sardılar. Sızlanarak, feryad ederek, yalan sözlerle kendilerine acındırdılar, onu kandırdılar. Faziletli insanlar, yüzsüzlerin arasından yol bulup, servetin yanına varamadıkları için aç ve sefil kaldılar. (Klasik Yunan Mitolojisi)
- Şu dünyada herkes, derdine derman aramaktadır. Halbuki dertlilerin dertlerinin dermanı ise seni arıyor. Çünkü derdi de dermanı da yaratan şüphesiz sensin. (Mevlana ve Eflatun)
- ‘Ey, gül yanaklım!’ dedim, ‘Bu gördüklerinin hepsi de senin nakşın senin nişanındır.’ (Mevlana ve Eflatun)
- "Cehennem korkusuyla insnalar, korkaklar; cennet ödülüyle inananlar, tacirler; aşkla inananlar hür kişilerdir." (Kerbela Fatıma'nın Gözyaşı)
- İnsan yaratıldıktan sonra yaşayacağı zamanın , yani ömrün tesbiti meselesi kaldı. Zeus insanın , normal olarak 25 sene yaşamasını kâfi görüyordu, insan sızlandı. 25 senede ne yapabilecekti? Aşağı yukarı bunun yarısı uyku ile geçecekti. Çocukluk devrini de çıkarınca geriye bir şey kalmayacaktı. Zeus "Ne yapayım; en son yaratıldığım için güçlü olmak, hızlı uçmak, çok izaklardan görmek, iyi koku almak vasıfları gibi uzun ömür de diğer mahluklara dağıtıldı." dedi. İnsan ağlayarak yalvarmasına devam etti. O sırada onun yanında şu altı hayvan bulunuyordu: Tırtıl, Kelebek, Tavus, Beygir, Tilki, Maymun. Hayatı tatlı bularak çok yaşamak için çırpınan insan, Zeus'e bu hayvanları göstererek, "Bunların ömürlerinden al bana ver, ben üstün bir mahla kum, benim çok yaşamam lazım, onlar yaşamasalar da olur." dedi. Baş-Tanrı bunun haksızlık olacağını, tanrıların nazarında her mahlûkun eşit olduğunu ileri sürerek, insanın, ömrünün belirli zamanlarında o hayvanların hayatını yaşamasını, yani o hayvanlar gibi ömür sürmesini şart koşarak hayatı uzattı. Bu sebeptendir ki, yeni doğan bir insan yavrusu evvelce tirtıl gibi yerde sü rünür, emekler, bu bebeklik devridir. Sonra kelebekler gibi neşe ile koşar, oynar, bu çocukluk çağıdır. Zaman geçince bilhassa on beşinden sonra genç lik çağı başlar. Bu devrede insan tavus hayatını yaşar, onun gibi gururlanır. 25 - 30 yaşından sonra ev bark sahibi olunca üzüntüler, kederler başlar, o zaman beygir gibi hayatın yükünü çekmek icabeder. İnsan kırkından sonra tecrübe sahibi olur, olgunlaşır, bu devrede tilki gibi kurnaz olur, ellisinden, altmışından sonra da insan maymun gibi çirkinleşir. (Klasik Yunan Mitolojisi)
- ... içli ve çok merhametli oluşunun arada kendisine zararı dokunuyordu. (Klasik Yunan Mitolojisi)
- Velilerden biri gayb alemine dair binlerce sırrı sana apacık söylese dahi, eğer sende irfan yoksa gübre ile öd ağacı kokusunu birbirinden ayıramazsın. (Mesnevi Hikayeleri)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin