Kitap Künyesi

Yazar: Terry Eagleton

Çevirmen: Şenol Bezci

Yayın Evi: İletişim Yayınevi

İSBN: 9789750509513

Sayfa Sayısı: 143

--reklam--

Kötülük Üzerine Bir Deneme Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

On beş yıl önce İngiltere’nin kuzeyinde on yaşında iki çocuk, bir bebeği işkence edip öldürdü. Halk dehşetle ayağa kalktı. Oysa bu cinayeti niye özellikle korkutucu buldukları tam açık değildi. Neticede çocuklar, kimi zaman oldukça vahşice davranmaları doğal karşılanan sadece yarı ehlileşmiş yaratıklardır. Eğer Freud haklıysa, çocuklar büyüklerinden çok daha zayıf birer süper egoya ve ahlak duygusuna sahiptirler. Bu yüzden asıl şaşırtıcı olan böyle korkunç olayların daha sık yaşanmamasıdır. Belki de çocuklar sürekli birbirlerini öldürüyorlar da bunu bize çaktırmıyorlardır. Terry Eagleton, kötülüğü tartışıyor. Geçmişi hatırlatan, ayrıntılara işaret eden, güzel mukayeseler yapan, edebi sakinliğiyle ve o iştahlı üslubuyla kötülüğün tortusuna yoğunlaşıyor. Edebiyatı izleyerek din, siyaset ve gündelik yaşama eleştirel bir dille yaklaşıyor. Önyargıları, nefreti, içine şeytan giren kötüleri, insafsız katilleri, medyayı, sebepsiz cinayetleri, 11 Eylül’ü, körlüğü, ahlakı diline doluyor. Kötülük Üzerine Bir Deneme, kısa ve tok, ayak direyen bir vicdani çığlık...

--reklam--

Kötülük Üzerine Bir Deneme Alıntıları - Sözleri

  • "Eğer[...] her an neler olduğunu ve varoluşumuzun hangi olaylar zincirine bağlı olduğunu bilseydik, ve yanlış hiçbir şey yapmamış olsak bile varlığımızın yıkımlarla nasıl da iç içe olduğunu bilseydik!...] eğer her an, her şeyin farkında olsaydık, yaşamamız mümkün olmazdı."
  • " Aşk hem gelişmek için ihtiyacımız olan hem de asla başaramayacağımız bir şeydir. Tek umudumuz zamanla daha başarılı başarısızlar olmamızdır..."
  • Hayatlarımızın iç içe geçmişliği hem dayanışmamızın kaynağı hem de birbirimize verdiğimiz zararın köküdür.
  • Kötülük yaşam ve ölüm arasına sıkışmış bir varoluş şeklidir.
  • Bir eyleme kötü demek, onun anlayışımızın ötesinde olduğunu söylemektir. Kötülük anlaşılmazdır.
  • Egoistlik doğal halimizdir; iyi olmak ise hayata dair bir dizi karmaşık beceri öğrenmemizi gerektirir.
  • Kötü hep geri dönmekle tehdit eder bizi.
  • Asıl lanetlenmişler ölmüş ama mezarına yatamamışlardır.
  • Aslında kötüler hiçbir şeyin var olmasını istemezler çünkü yaratılmışlarda anlam bulamazlar.
  • Kıyamet hep yaptığımız bir şey değil de başımıza gelen bir şey olarak görülüyor.
  • Belki bu tür bir dünyada kötülük kaçınılmazdır; peki Tanrı neden başka türlü bir dünya yaratmadı?
  • Düzen ve nizama hastalıklı bir önem verenlerin bunu içsel bir kargaşayı bastırmak için yaptıkları bilinen bir şeydir.
  • Birini tanımak, onu affetmektir.
  • Kötüler kendilerindeki bir eksikliği tamamlamak için başkalarının hayatlarını sömürürler.
  • Aşk hem gelişmek için ihtiyacımız olan hem de asla başaramayacağımız bir şeydir.

--reklam--

Kötülük Üzerine Bir Deneme İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Kötülük kavramı üzerine şimdiye dek bir sürü kişi kafa yordu ve bazı cevapların peşine düştü. İnsanın doğuştan iyi mi yoksa kötü mü olduğu hala tartışıladursun kötülük kavramı üzerine söylenmesi gereken çok şey var. Şahsi fikrime göre insanlık iyilik ve kötülüğü sadece fayda üzerinden değerlendiriyor. Bize faydalı olan şeylere iyi derken, tam dersi şeylere de kötü diyoruz. Kötülüğün bu durum üzerinden değerlendirilmesi bana doğru geliyor. Bu kitapta böyle bir anlayış bekledim ama bulamadım. Yazar kötülüğü oldukça soyut şekilde ele almış. Durum böyle olunca her şey ama her şey havada kalıyor. Yazar kitapta pek çok kitap ve yazardan bahsediyor. Hatta argümanlarını çeşitli kitaplar ve yazarlar üstünden kuruyor. Şayet bu eserlerr ve şahıslara hakim değilseniz bu kitap sizi sıkabilir. Ben yer yer yaşadım bu durumu. (Ersan Yılmaz)

Terry Eagleton, kötülüğü tartışıyor. Geçmişi hatırlatan, ayrıntılara işaret eden, güzel mukayeseler yapan, edebi sakinliğiyle ve o iştahlı üslubuyla kötülüğün tortusuna yoğunlaşıyor. Edebiyatı izleyerek din, siyaset ve gündelik yaşama eleştirel bir dille yaklaşıyor. Önyargıları, nefreti, içine şeytan giren kötüleri, insafsız katilleri, medyayı, sebepsiz cinayetleri, 11 Eylül’ü, körlüğü, ahlakı diline doluyor. Kötülük Üzerine Bir Deneme, kısa ve tok, ayak direyen bir vicdani çığlık… On beş yıl önce İngiltere’nin kuzeyinde on yaşında iki çocuk, bir bebeği işkence edip öldürdü. Halk dehşetle ayağa kalktı. Oysa bu cinayeti niye özellikle korkutucu buldukları tam açık değildi. Neticede çocuklar, kimi zaman oldukça vahşice davranmaları doğal karşılanan sadece yarı ehlileşmiş yaratıklardır. Eğer Freud haklıysa, çocuklar büyüklerinden çok daha zayıf birer süper egoya ve ahlak duygusuna sahiptirler. Bu yüzden asıl şaşırtıcı olan böyle korkunç olayların daha sık yaşanmamasıdır. Belki de çocuklar sürekli birbirlerini öldürüyorlar da bunu bize çaktırmıyorlardır. Kimilerinin kurgusal olan her şeyde iyiliğin kazanmasını ya da öne çıkarılmasını isteme gibi takıntısı var. Bugünlerde büyük oranda törpülense de, bunun hâlâ bir geçerliliği bulunuyor. Kurgusal üretimlerin hayattan parçalar taşıdığı ve biraz onu sorguladığı da açık. İşin ‘ters’ noktası yaratılarda arada bir işler yolunda gitmiyor, kötü karakterler satırlara tebelleş oluyor. Marksist edebiyat kuramı uzmanı, modernite üzerine eğilmesiyle tanınan ve kültürel çalışmaları geleneksel edebiyat teorisiyle bir araya getiren, çeşitli gazete ve dergilerde politik olayları yorumlayan makaleler yazan Terry Eagleton’ın (TE) odaklandığı şey bu. Kötülüğün edebiyattaki yansımasını, kahramanlar ve anlatımlar yoluyla ele alıp gündelik yaşamdaki iz düşümünün peşinden gidiyor. TE, kötülüğün ‘ele geçirilmişlik hali’ olduğuna dair inancın sorgulamasını yaparken işin trajikomik tarafına değinmekten de geri durmaz: ‘Kötü insanların vücutlarına şeytanın girdiği ve şeytan tarafından ‘ele geçirildikleri’ söylenir bazen. Gerçekten de şeytani güçlerin çaresiz kurbanıysalar, lanetlemeyi bırakıp acımalıyız onlara (‘) İnsanların ele geçirilme inancı, Nuh Nebi’den kalma özgürlük ve determinizm meselesini sansasyonel bir dramatizmle gündeme getirir (‘) Kötülük kendine bir yabancılaşma durumu mudur? Yani bu iğrenç güç, hem sensin hem de değil misin? Belki de kötü, bir sarı basın yazarıdır ve aynı zamanda kişiliğinin tam yüreğine yerleşmiştir (‘) Başkalarını kötü oldukları için cezalandırmak isteyenler, kendi özgür iradeleriyle kötü olduklarını kabul etmek zorundadır.’ TE’ye göre ‘kötü’ kelimesini kullanmak karın boşluğuna indirilen bir yumruğa benzer. Tartışma biter ve her şey kestirilip atılır. ‘Kötü’nün anlaşılır bir tarafı olmayacağı düşünüldüğü için etiketleme veya kısa yolu seçme tüm süreci sonlandırır. Birine ‘kötü’ deyip bilincimizin tekinsiz noktalarında ona yer vererek onu sabitlemek geleneksel tutumdan öte herhangi bir anlam taşımıyor. Dahası işin bir de psikolojik ve psikanalitik boyutu var. ‘Kaba isteklerini gerçekleştirmek üzere harekete geçen kötü’, zihinsel tekinsizlikten gerçek dünyadaki tekinsizliğe geçiş yapar (ya da yaptırılır); bir anlamda boyut değiştirir. Gelgelelim konunun teolojik tarafı da ağır basar. ‘Kötü’, cehennemlik olarak algılanınca gideceği başka herhangi bir yer de kalmaz. TE, geleneksel teolojinin bu kalıbının edebiyatta da kendini gösterdiğini ifade eder ve buna göre ‘cehennemde olmanın, Tanrı’nın sevgisini bile isteye reddederek onun elinden düşme’ anlamı taşıdığını söyler. Böylelikle cehennem de ‘insan özgürlüğüne yapılabilecek en cafcaflı iltifat’a dönüşür. Eh, ‘ilk günah’ konusu da buna ucundan köşesinden eklemlenir: ‘İlk günah atalarımızdan değil ebeveynlerimizden kalmıştır bize; onlara da kendi ebeveynlerinden mirastır. Geçmiş, bizi biz yapandır. Hayaletimsi atalarımız, arzularımızı önceden programlayarak ve eylemlerimizi haylazca çarpıklaştırarak en sıradan hareketlerimize dahi sinmiştir (‘) Tıpkı ilk günah doktrininde olduğu gibi defolu sevgimiz benliğimizin tam merkezinde yer alır ama bunun için hiç kimseyi suçlayamayız.’ TE, edebiyatta (daha da özel olarak romanda) kötülüğü incelerken pek çok yapıtta buna dair ortak nokta saptar; tekinsizlik, korkutucu sıra dışılık, aşırı yüzeysellik, anlam ihlali ve sonsuz bir döngünün zihin uyuşturan yapısı. Bir anlamda kötülüğün öznesi ‘kötüler’, lanetlenmiş tekinsiz tiplerle epey benzerlik gösterir. Zizek’e atıf yapan TE, onun kötülük tanımlamasını bir kenara not eder: ‘Kötü, bizi hep geri dönmekle tehdit eder. Fiziksel yok oluşunu mucizevi bir şekilde aşıp bizi bir türlü rahat bırakmayan hayaletimsi bir varlıktır kötü.’ Kötülüğün teolojik bağlamda değerlendirilmesi, hemen her şeye sinen bir durum. TE, bunun alt metnini açıklarken aslında günlük yaşamın bilinçaltını da sunar bize: ‘Tanrı kimseyi cehenneme yollamaz. Tanrı’nın inayetini reddederek -eğer böyle bir geri çevirme anlaşılabilirse- sen kendin gidersin oraya. Bu insan özgürlüğünün nihai, korkunç sonucudur. Ona karşı durduğumuz için Tanrı’yı suçlayamayız (‘) Tanrı, kendi kullarının merhametine kalmıştır. Kendini cehennem yoluna vurmak insanın Tanrı karşısındaki nihai ölümcül zaferidir, giyotinden kurtulmak için birinin kendi kafasını kesmesi gibidir. Ama Tanrı’yı alt etmenin de başka yolu yoktur zaten. Tanrı’yı köşeye sıkıştırmanın tek yolu budur.’ Kötüler için yıkımın özel bir anlamı var. Çünkü bu edim TE’ye göre ‘Tanrı’nın yaratma gücünü gölgede bırakabilmenin tek yolu.’ Kötünün mantığı, yaratılmış olanda anlam bulamamasında aranmalı. Kötü için sadece var olmak kendi başına bir iyiliğe karşılık gelir. ‘Kötü’nün iyisi de budur bir ölçüde. Ama bu bile kötülerin, hayatın sürdüğü acı gerçeğine karşı ‘her şeyi yok etme’ çözümünü ötelemez. Onlar Tanrı’nın eylemini tersine çevirmeye uğraşır. Kötülüğü, dünyadan mesafeli bir şekilde nefret etme diye algılayanlar; roman kahramanları aracılığıyla bunu böyle gösterenler de var. Burada devreye ölüm güdüsü girer; böylece kötülük bir çeşit aşkınlığa dönüşür. Bir bilmece var Kötülüğü, daha doğrusu kötüleri ucube ya da acuze ve cadı biçiminde görüp göstermenin; onlara anlamlar yüklemenin de bir seçenek olduğu ortada. Onlar bu yönleriyle TE’nin de dediği gibi makul toplumsal düzen için hayli ciddi bir tehdit (aslında ‘makul toplumsal düzen’ de ayrı bir tartışma konusu ama neyse!). TE, ‘düzen karşıtlığı’ deyince bir başka örneği daha önümüze sürer: ‘Yılan yiyen yaşlı androjenleri devrimci yapan -halihazırdaki siyasi toplumları çökertme girişimleri- aynı zamanda onlarda neyin eksik olduğunu da gösterir. Toplumsal düzene diş bilerler, çünkü bedensel var oluşu toptan reddederler. Bedensellik onların sadece kimi zaman uğradıkları bir dünyadır, yaşadıkları dünya değil.’ TE, kötülüğü ekine köküne ayırmayı denerken saptığı yolda ve incelediği örneklerde ‘amaçsızlıkla’ yüzleşir, hatta neden-sonuç bağlantısızlığıyla: ‘Kötülüğün işe yarar hiçbir amacı yoktur ya da öyle görünür. Kötülük sapına kadar amaçsızdır. Amaç gibi yavan bir şey onun ölümcül saflığını lekeler. Bu yönden, eğer bir gün var olduğu ortaya çıkarsa var olmak için hiçbir sebebi olmayan Tanrı’ya benzer. Tanrı’nın var olmak için tek sebebi, yine kendisidir. Evreni de, belli bir amaçla değil, eğlenmek için yaratmıştır. Kötülük, sebep-sonuç mantığını reddeder. Görünürde bir amacı olsaydı, bölünmüş, kendine yabancı ve kendinden sapmış olurdu. Ama hiçliği böyle sıfatlarla oluşturamazsınız. Zaten bu yüzden kötülük zamanın içinde var olamaz. Zaman değişim demektir ama kötülük sonsuza değin, sıkıcı bir şekilde aynıdır.’ Buradan bakıldığında kötülük, ‘bir şeyleri hastalıklı biçimde hor görme’yle bütünlenebilir. TE’ye göre içinde kötü karakterler barındıran eserlerdeki kişilerin hepsinde görülmese bile çoğunlukla kötülük tam bir kayıtsızlık hali. Aynı zamanda kötülüğün belirgin iki yönüne atıf yapar yazar: ‘Kötülük, bir yandan var olanın sinsi bir eksikliği, öte yandan tam tersi; anlamsız bir varlığın korkutucu üremesi.’ TE’nin notlarına ve incelemelerine göz attığımızda ‘lanetliler’in kurtarılmak istenmediğini, çünkü kurtarılırlarsa gerçekliğe karşı başkaldırı kartının ellerinden alınacağını düşündüklerini görürüz. O halde kötülüğün bir başka özelliği daha gün yüzüne çıkıyor: ‘Kötülük, bir tür kozmik küskünlük ve kötüler, en çok dayanılmaz sefilliklerini ellerinden almak isteyenlere saldırır.’ TE, durmak bilmeyen kötülük betimlemelerine sürekli yenilerini eklerken her seferinde çıtayı biraz daha yükseğe taşır. Tıpkı kötülüğü ‘zevksiz, kitsch ve banal’ diye nitelemesinde ve devamında olduğu gibi: ‘Kötülükte, kendini bir imparator gibi göstermeye çalışan bir palyaçonun gülünç fiyakası var.’ TE’ye göre kötülük, ister edebi bir yapıtta isterse günlük yaşamda olsun, insana kendisini açma ve nasıl bir insan olduğunu anlatma fırsatı verir. Bu haliyle bir tür gösterge şeklinde algılanabilir. Kötülüğün ‘bilmece’ biçiminde anlaşılması da olası. Mükemmellikten uzak dünyada insanların birbirini sakat bırakması, sömürmesi ve özgürce ezmesi, bu ‘bilmeceyi’ daha da içinden çıkılmaz hale getirir. TE, kötülüğü yüzyılımızda nereye koyabileceğimizi tartışırken güncel bir konuya temas etmek durumunda kalıyor: ‘Richard J. Bernstein Radikal Kötülük adlı kitabında 2001’de Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan saldırıdan ‘kötülüğün zamanımızdaki cisimleşmiş hali’ diye bahseder. Yazar, ABD’nin geçtiğimiz elli yılda New York’taki trajedide hayatını kaybedenlerle karşılaştırılmayacak kadar çok sayıda masum sivili öldürdüğünün farkında değil galiba (‘) Bernstein kendi ülkesinin özgürlük adına gerçekleştirdiği diktatörlük ve kasaplığı görmezden geliyor. Kötülük, ona sorarsanız hep başka yerde.’ TE, kötülüğü edebiyatta, günlük yaşamda veya kendi içimizde; her nerede ararsak arayalım, konunun bir şekilde ahlaki sorgulamalara, hatta etiketleme sorunsalına dayandığını belirtir. İşin nirengi noktası bu olmalı: Kötü kim ve ne? Neye göre kötü veya değil? Gerçek kötü ve kötülük nerede ve nasıl aranmalı?.. Bu veya benzer sorulara verilecek yanıtlar hepimiz için önemli. (C.)

On beş yıl önce İngiltere'nin kuzeyinde on yaşında iki çocuk, bir bebeği işkence edip öldürdü. Halk dehşetle ayağa kalktı. Oysa bu cinayeti niye özellikle korkutucu buldukları tam açık değildi. Neticede çocuklar, kimi zaman oldukça vahşice davranmaları doğal karşılanan sadece yarı ehlileşmiş yaratıklardır. Eğer Freud haklıysa, çocuklar büyüklerinden çok daha zayıf birer süper egoya ve ahlak duygusuna sahiptirler. Bu yüzden asıl şaşırtıcı olan böyle korkunç olayların daha sık yaşanmamasıdır. Belki de çocuklar sürekli birbirlerini öldürüyorlar da bunu bize çaktırmıyorlardır. Terry Eagleton, kötülüğü tartışıyor. Geçmişi hatırlatan, ayrıntılara işaret eden, güzel mukayeseler yapan, edebi sakinliğiyle ve o iştahlı üslubuyla kötülüğün tortusuna yoğunlaşıyor. Edebiyatı izleyerek din, siyaset ve gündelik yaşama eleştirel bir dille yaklaşıyor. Önyargıları, nefreti, içine şeytan giren kötüleri, insafsız katilleri, medyayı, sebepsiz cinayetleri, 11 Eylül'ü, körlüğü, ahlakı diline doluyor. Kötülük Üzerine Bir Deneme, kısa ve tok, ayak direyen bir vicdani çığlık... (Mamoste Aysel)

--reklam--

Kötülük Üzerine Bir Deneme PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Terry Eagleton - Kötülük Üzerine Bir Deneme kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Kötülük Üzerine Bir Deneme PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Terry Eagleton Kimdir?

Terence "Terry" Eagleton (d. 22 Şubat 1943, İngiltere), İrlanda asıllı İngiliz akademisyen ve yazar. Edebiyat ve kültür teorileri uzmanı. Özellikle Marksist edebiyat kuramı üzerine çalışmaları ile tanınır. Şu anda Manchester Üniversitesi'nde görevlidir.

Eagleton'ı özgün bir edebiyat kuramcısı olarak düşünmek mümkündür. Marksizm'e dayalı materyalist bir eleştiri teorisi oluşturmaya çalışmıştır. Kurduğu Marksist teori birçok eleştirmenin çalışmalarının kuvvetli ve etkili yönlerinin sentezinden oluşmaktadır. Genelde modernite ve modernizm üzerine eğilmektedir. Postmodernizme temel olarak itiraz etse de, yine de tümden yadsımamaktadır.

Eagleton doktorasını Cambridge Üniversitesi, Trinity Koleji'nde yaptı. Marksist edebiyat eleştirmeni Raymond Williams'ın öğrencisiydi. Kariyerine 19. ve 20. yy edebiyatları üzerine çalışarak başladı. Sonradan Williams'ın Marxist edebiyat kuramına yöneldi. Oxford Üniversitesi'nin Wadham, Linacre ve St. Catherine's Kolejleri'nde görev aldı. 1960'larda Slant etrafında toplanan sol eğilimli bir Katolik gruba katıldı ve birkaç teolojik makale ve bir de kitap yazdı, Towards a New Left Theology (Yeni Bir Sol Teolojiye Doğru). Bu eserin Türkçe çevirisi bulunmamaktadır.

Daha yakın bir zamanda Eagleton kültürel çalışmaları daha geleneksel edebiyat teorisiyle birleştirdi. Son zamanlardaki yayınları teolojik alanlara tekrar ilgi duyduğunu gösteriyor. Eagleton üzerindeki önemli bir diğer etki de psikanaliz oldu ve İngiltere'de Slavoj Zizek çalışmalarının önemli bir savunucusudur.

Halen New Statesman, Red Pepper ve The Guardian gibi önde gelen İngiliz yayınlarında politik olaylar üzerine yorum yazıları yayınlanmaktadır.

--reklam--

Terry Eagleton Kitapları - Eserleri

  • Azizler ve Alimler
  • William Shakespeare
  • İngiliz Romanı
  • Hayatın Anlamı
  • İdeoloji
  • Walter Benjamin ya da Bir Devrimci Eleştiriye Doğru
  • Edebiyat Olayı
  • Marksizm ve Edebiyat Eleştirisi
  • Tatlı Şiddet
  • Kötülük Üzerine Bir Deneme
  • Şiir Nasıl Okunur
  • Marx Neden Haklıydı?
  • Kültür Yorumları
  • Kuramdan Sonra
  • Estetiğin İdeolojisi
  • Postmodernizmin Yanılsamaları
  • Edebiyat Kuramı
  • Tanrı'nın Ölümü ve Kültür
  • Edebiyat Nasıl Okunur
  • Aykırı Simalar
  • İyimser Olmayan Umut
  • Kapı Bekçisi
  • Milliyetçilik Sömürgecilik ve Yazın
  • Güç Mitleri
  • Radikal Kurban
  • Eleştiri ve İdeoloji
  • Kültür
  • Eleştirmenin Görevi
  • Mizah
  • Akıl, İnanç ve Devrim
  • Trajedi

--reklam--

Terry Eagleton Alıntıları - Sözleri

  • Belki de hayatın anlamı nefes alıp vermek kadar basit ve farkında olmaksızın şu an yapmakta olduğum bir şeydir. (Hayatın Anlamı)
  • Bilgi, alışkanlık ve töre ürünüydü. Ahlak da, benzer şekilde, hiçbir metafizik temeli olmayan bir insan icadıydı. (Tanrı'nın Ölümü ve Kültür)
  • Sanat, güncel toplumsal sorunlardan ne kadar uzaklaşırsa o kadar siyasileşir. (Kültür)
  • Kısaca kültür, diğer insanlardır. (Kültür Yorumları)
  • Nasıl bilimde bir doz mitoloji varsa mitte de Aydınlanmacı bir öğe vardır. (Akıl, İnanç ve Devrim)
  • Karnaval keşmekeşi, tersyüz etme küstahlığı, putkırıcılığın kıkırdayışı: Bunlar tarihsel materyalizm için çelişkinin şakası ve onun haz verici salımı olan derin komedinin alternatifleri değil, uğraklarıdır. (Walter Benjamin ya da Bir Devrimci Eleştiriye Doğru)
  • Kafayı çekiyorlardı. Yattıkları yerden aşağılanmanın acısını çekmektense, bu acıyı sırtlanmış oluyorlardı böylece. (Azizler ve Alimler)
  • kendilerini kendi sırtlarında günlük bir yük gibi taşıyorlardı. (Azizler ve Alimler)
  • Egoistlik doğal halimizdir; iyi olmak ise hayata dair bir dizi karmaşık beceri öğrenmemizi gerektirir. (Kötülük Üzerine Bir Deneme)
  • "Birinin acısını paylaşmakla (sempati) hislerini hissetmek (empati) farklı şeylerdir." (Edebiyat Nasıl Okunur)
  • İnsani kudretlerin modern çağdaki kadar serbest bırakıldığı başka tarihsel bir dönem yoktur; bunun sonucu olarak zincirlerinden boşaldığı o kudretlerce böylesi hükmedilme riski altında olduğu bir başka dönem de yoktur. Max Weber’in öne sürdüğü gibi, “Antik dönem tanrıları akın akın, büyübozumuna uğramış ve böylece gayrişahsi güçler haline gelmiş olarak mezarlarından çıkıyor, hayatlarımız üzerinde egemenlik kurma mücadelesi veriyor ve birbirlerine karşı ezelden beri devam eden savaşlarına kaldıkları yerden devam ediyorlar.” (Trajedi)
  • Gelişmiş kapitalist sistem doğası gereği tanrıtanımazdır. (Akıl, İnanç ve Devrim)
  • İyimserlik midemi bulandırıyor. Tam bir sapkınlık. Cennetten düştüğü günden beri insanın evrendeki işi bihakkın ıstırap çekmek olmuştur (İyimser Olmayan Umut)
  • Tanrı ve evren toplanınca iki etmez. (Akıl, İnanç ve Devrim)
  • “Tanrı’dan özerkliğini çekip alan insanlık, karşılığında tahtından Söylem ile indirilecektir.” (Edebiyat Olayı)
  • Amerikan gençliginin konuşması- garip, iğrenç, acayip, ürkünç:- gerçekten de, modernizm ortaya çıkmadan önce edebi gerçekliliğini bulabileceğimiz en yetenekli hasmı olan Gotigin söylemidir. Kötü niyetli baronlar, şehvet düşkünü papazlar, kurban edilmiş bakireler, ürkütücü harabeler, küf kokan zindanlar: Bu abartılı tiyatro eserleri büyük edebiyat türleri olarak- özellikle akıl çağında baskı altındakileri temsil eden kadınların bakış açısından görülmüyor olsalar bile -aydınlanma anlayışının radikal eleştirisini dile getirmişlerdir.. Gotik, grotekstin merhametsiz ışıltısının yarattıgi ucube bir gölge, endişelerini ve bir türlü vazgeçemedikleri hayallerini kurguya emanet etmiş olan bir orta sınıf toplumunun politik bilinçsizliğidir. (Aykırı Simalar)
  • Edebiyatta yaşanan yeni bir işbölümüyle roman, şimdi fikirler ve kurumlarla ilgilenen bir toplumsal form ola­rak görülmeye, şiirin ise kişisel hisleri muhafaza ettiği düşü­nülmeye başlanmıştı. Sanki lirik şiir bütün şiir türünü tanım­lıyor gibiydi. (Şiir Nasıl Okunur)
  • Hegel konusunda fazla bir şey bilmese de, Henry'nin de kendine göre bir felsefesi vardı. Kimi zamanlar, 'Burada bir tek biz yokuz,' diyerek kendi görüşünü bildirirdi. 'Burada' sözcüğüyle, çalıştığı mağazayı değil, evreni kastediyordu. Onda ayrıca, depoda çalışan ve kendisinden daha pragmatik olan iş arkadaşlarını rahatsız eden, yaslı ve metafizik bir taraf da vardı. Böylesine geniş kozmik yorumlarında, pezevenkçe bir şey vardı. Cinselliğe ve kadınlara o kadar düşkün değildi, ama cebinde, 'yetmiş altı santimlik kontrol edilemez bir alete' sahip Korsikalı bir balıkçı hakkında yazılan bir gazete haberinin küpürünü saklardı. Depodaki erkekler, bu uzunluğun gevşekken mi yoksa sertken mi ölçüldüğü konusunda ateşli tartışmalara girerlerdi. Fakat Henry'nin bu canavarımsı organa duyduğu ilginin, cinsellikle değil, bilimsellikle ilgili olduğunu hissediyordum. Bu, onun evrene duyduğu ilginin bir parçasıydı. Aynı zamanda, iş arkadaşları tarafından tartışılan çok kültürlü biriydi. Bana bir defa, etnik gruplara karşı olmadığını söylemişti. 'Lehler, İskoçlar, Amerikanlar, Hintliler, Yunanlılar ve hepsi.' Sonra bir süre düşünmüş ve eklemişti: 'Engelleyici İtalyanlar.' Liberal bir çoğulcuydu, fakat eleştiriden de uzak durmazdı. Bu da ortak yanlarımızdan biriydi. (Kapı Bekçisi)
  • Kanserin tedavisini muhtemelen bulacağız ama cinayetin değil. (İyimser Olmayan Umut)
  • İçinde yaşadığımız, Beckett'ın oyunlarını andıran evrendi, hem özenli hem de saçmaydı. Her şey hem açık seçik hem de silikti, tuhaf bir gizem ve saydamlık karışımından oluşuyordu. (Kapı Bekçisi)