Kitap Künyesi
Yazar: Katherine Mansfield
Çevirmen: Seçkin Selvi
Tasarımcı: Utku Lomlu
Orijinal Adı: At the Bay
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750740343
Sayfa Sayısı: 80
--reklam--
Koyda Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Yeni Zelanda’da yazlık bir muhitte konaklayan Burnell’lerin hayatında sıradan bir günü anlatan Koyda, bu geniş ailedeki her bir kişinin hayallerini, özlemlerini ve kaygılarını bir zihinden diğerine ustaca sekerek, çevrelerindeki doğal güzelliklerin tasvirleriyle birleştiriyor. Virginia Woolf’un, “Kıskandığım tek yazar,” dediği Katherine Mansfield’ın rengârenk bir empresyonist tabloyu andıran uzun öyküsü, aile hayatını kadın gözünden, görülmemiş bir dürüstlük ve sadelikle resmeden küçük bir başyapıt.
--reklam--
Koyda Alıntıları - Sözleri
- Çevredeki bütün evlerin boş olduğunu, herkesin sahile indiğini, ortalıkta kimsenin görünmediğini, kimsenin sesinin duyulmadığını bilmek çok hoştu doğrusu. Bahçe tamamen ona aitti, tek başınaydı.
- Her zaman olduğu ve her zaman olacağı gibi pazartesi günü işe gitmek bana son derece aptalca, son derece cehennem azabı gibi geliyor.
- Jonathan, "Her zaman olduğu ve her zaman olacağı gibi pazartesi günü işe gitmek bana son derece aptalca, son derece cehennem azabı gibi geliyor," dedi. "Ömrünün en güzel yıllarını sabah dokuzdan akşam beşe kadar bir iskemleye tüneyip el âlemin muhasebe defterini işlemek! İnsanın... bir ve tek yaşamını bu biçimde harcaması çok saçma, öyle değil mi? Yoksa ben rüya mı görüyorum?" Jonathan çimlerin üzerinde dönüp Linda'ya baktı. "Hadi söyle bana, benim hayatım ile sıradan bir mahkûmun hayatı arasında ne fark var? Benim görebildiğim tek fark, kendi kendimi hapsediyorum ve kimse de beni hapishaneden çıkarmayacak. Bu, diğer seçenekten daha da tahammül edilemez bir durum. Çünkü kendi isteğimin, irademin dışında içeriye zorla -hatta tekme tokat- atılacak olsam, kapıya kilit vurulunca ya da her halükârda beş yıl kadar bir süre içinde bu durumu kabullenir, sinekler nasıl uçar konusuna kafa yormaya veya gardiyanın koridorda kaç adım attığını saymaya, yürüyüşündeki değişikliklere dikkat etmeye başlardım. Oysa şimdi, kendi isteğiyle bir odanın içine uçmuş bir böcek gibiyim. Duvarlara çarpıyorum, pencerelere vuruyorum, tavanı zorluyorum, bu dünyada yapılabilecek ne varsa hepsini yapıyor, sadece yeniden uçup gitmeyi beceremiyorum. Ve hep o pervane ya da kelebek ya da her neyse onun gibi düşünüyorum: 'Hayat ne kadar kısa! Hayat ne kadar kısa!' Yalnızca tek bir gecem ve tek bir günüm var, bir de şuradaki o keşfedilmeyi, incelenmeyi bekleyen tehlikelerle dolu koca bahçe var."
- “Zaten o her zaman sizi kendinizden daha iyi tanırmış gibi konuşurdu.”
- yanında Kezia'nın içine kıvrılıp etrafı seyretmeyi hayal ettiği daha da özel bir deniz kabuğu vardı.
- her zaman olduğu ve her zaman olacağı gibi pazartesi günleri işe gitmek bana son derece aptalca, son derece cehennem azabı gibi geliyor.
- “hadi söyle bana, benim hayatım ile sıradan bir mahkumun hayatı arasında ne fark var? benim görebildiğim tek fark, kendi kendimi hapsediyorum ve kimse de beni hapishaneden çıkarmayacak. bu, diğer seçenekten daha da tahammül edilemez bir durum. çünkü kendi isteğimin, irademin dışında içeriye zorla -hatta tekme tokat- atılacak olsam, kapıya kilit vurulunca ya da her halükarda beş yıl kadar bir süre içinde bu durumu kabullenir, sinekler nasıl uçar konusuna kafa yormaya veya gardiyanın koridorda kaç adım attığını saymaya, yürüyüşündeki değişikliklere dikkat etmeye başlardım. oysa şimdi, kendi isteğiyle bir odanın içine uçmuş bir böcek gibiyim. duvarlara çarpıyorum, pencerelere vuruyorum, tavanı zorluyorum, bu dünyada yapılabilecek ne varsa hepsini yapıyor, sadece yeniden uçup gitmeyi beceremiyorum. ve hep o pervane ya da kelebek ya da her neyse onun gibi düşünüyorum: “hayat ne kadar kısa! hayat ne kadar kısa!”
- Kendini salıvereceksin, hayatın gelgitleriyle mücadele etmeyeceksin, hayatı geldiği gibi yaşayacaksın - yapılması gereken buydu işte. Yanlış olan bu gerginlikte. Yaşamak - yaşamak!
- Ömrünün en güzel yıllarını sabah dokuzdan akşam beşe kadar bir iskemleye tüneyip el âlemin muhabese defterini işlemek! İnsanın... bir ve tek yaşamını bu biçimde harcaması çok saçma değil mi? Yoksa ben rüya mı görüyorum? Hadi söyle bana, benim hayatım ile sıradan bir mahkumun hayatı arasında ne fark var? Benim görebildiğim tek fark, kendi kendimi hapsediyorum ve kimse de beni hapishaneden çıkarmayacak. Şimdi, kendi isteğiyle bir odanın içine uçmuş bir böcek gibiyim. Duvarlara çarpıyorum, pencerelere vuruyorum, tavanı zorluyorum, bu dünyada yapılabilecek ne varsa hepsini yapıyor sadece yeniden uçmayı beceremiyorum. Ve hep o pervane ya da kelebek ya da her neyse onun gibi düşünüyorum: 'Hayat ne kadar kısa! Hayat ne kadar kısa!' Yalnızca tek bir gecem ve tek bir günüm var, bir de şuradaki o keşfedilmeyi, incelenmeyi bekleyen tehlikelerle dolu koca bahçe var.
- Tam o anda büyük bir dalga Jonathan'ı kaldırdı, sonra onu geride bırakarak şen bir sesle kıyıya patladı. Ne güzel şeydi bu! Bir dalga daha geliyordu. İşte böyle yaşamalıydı insan -umursamadan, aldırmadan, kendini koyvererek. Jonathan doğruldu, ayak parmaklarını pürüzsüz, sıkışmış kumlara bastıra bastıra kıyıya yürümeye başladı. Kenidini salıvereceksin, hayatın gelgitleriyle mücadele etmeyeceksin, hayatı geldiği gibi yaşayacaksın -yapılması gereken buydu işte. Yanlış olan bu gerginlikti. Yaşamak -yaşamak! Kendi güzelliğiyla alay edercesine güneş ışığının keyfini çıkaran bu mükemmel sabah usulca fısıldıyor gibiydi: "Neden olmasın?"
- İşte böyle yaşamalıydı insan - umursamadan, aldırmadan.
- kumlar altın zerreleri gibiydi; ayak parmaklarınızla kumu karıştırdığınızda o zerrecikler altın tozundan bir bulut olup kabarıyordu
- Keşke insanın bu çiçeklere yeterince uzun bakacak vakti olsaydı, o bilinmezlik ve yabancılık duygusunu aşacak vakti olsaydı, çiçekleri yakından tanıyacak vakti olsaydı! Oysa taç yapraklarını ayırmak, yaprağın alt tarafını keşfetmek için duraksadığınızda Yaşam yakanıza yapışıyor, sizi çekip alıyordu. Linda hasır şezlongunda yatarken kendini yaprak gibi hafif hissediyordu. Ve Yaşam bir rüzgar misali gelip onu yakaladı, sarstı; gitmesi gerekiyordu. Hep böyle mi olacaktı? Hiç kaçış yok muydu?
- Başkalarını etkileme gücünüz olduğunu bilmek büyüleyici bir duygudur.
- Yalnız başınıza kalıp yaşam hakkında düşünceye daldığınızda, her zaman hüzün duyduğunuz doğrudur.
--reklam--
Koyda İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Katherine Mansfield ismini hep “Virginia Woolf’un kıskandığı tek yazar” olarak duymuşumdur. Virginia Woolf’u çok sevdiğimden artık bir Katherine Mansfield kitabı okumam gerektiğinden emindim. Koyda ile başlamak istedim çünkü konusu ve üzerindeki alıntı beni çok etkiledi. Yazar tıpki Woolf gibi bilinç akışı yöntemiyle yazıyor. Bu tarz kitapları okumayı seviyorsanız hiç düşünmeden almanız gereken bir kitap. Kitap Yeni Zelanda’da yaşayan ailenin bir gününü anlatıyor. Belirli bir olay örgüsü yok. Karakterleri tek tek dinliyor, hissediyor, arkadaşlık ediyorsunuz. Kitabı okurken kendimi onlarla beraber düşünürken hayal ettim ve birlikteymişiz gibi hissettim. Betimler öylesine canlı ve kusursuzdu ki sanki bir film izliyorum hatta sayfaların içindeymişim hissi uyandırdı. Cümleleri ve anlatım tarzını çok beğendim. Katherine Mansfield bundan sonra okuma listeme sıklıkla ekleyeceğim bir yazar olacak. Okuduğum ilk kitabı olmasına rağmen derin bir bağ kurdum ve içimde sımsıcak hisler uyandırdı. Hatta öyle ki yalnızca bir kez okumak bana yetmeyecek, zaman zaman tekrar elime alıp bu olağanüstü betimlemelerin içine atacağım kendimi. Kısacık, bir oturuşta biten bu eşsiz kitabı mutlaka okumanızı öneriyorum (Begüm)
Daha önce Katherine Mansfield'in hiçbir eserini okumamıştım, ta ki Jack London'un Martin Eden'ini okurken yazar Mansfield'den övgüyle bahsedene kadar. Daha sonra Can yayınlarından çıkan "Koyda" adlı kısa öyküsünü aldım ve çok beğendim. Ayrıca Virgina Volf Katherine Mansfield için : "Kıskandığım tek yazar." demiştir. Kitapta bir arada yaşayan bir çok insanın kendileriyle içsel konuşmaları, içsel hesaplaşmaları bireyselci bir yaklaşımla bana göre güzel bir şekilde ortaya konmuş. (Luna Lunera)
Sahil kenarında okuması muazzam olan kitap: Kapak çizimi bile huzur veriyor insana. Pandemi süreci kısıtlamalarının olmadığı şu zamanları yaşarken bu kitapla hayata yeniden yelken açtım diyebilirim. Uzun bir seyahat süreci geçirdim kaç trene, kaç uçağa bindiğimi unuttum, ulaşım araçlarını kullanırken hep elimde bu kitap vardı. Kitap bilinç akışı tekniği ile yazılmış. Yani yazar aklından geçenleri kurgu olmadan, zaman kavramı olmadan yazıya dökmüş. Bu kitabın son kısmını Çeşme’de okudum, keşke baştan sona orda okusaydım dedim, çünkü betimlemesinin daha yüksek olduğunu anladım kumsalda okuyunca, neticede kitabın adı koyda ve kitap tamamen kumsalda olabilecek her türlü insanı bir bakıma anlatıyor. Söylediklerimi somutlaştırmak için bir alıntı paylaşayım. "Yazlıkçıların bungalovlarında yeşil panjurlar örülmüştü. Verandalara, bahçelere, çitlerin üzerine serilmiş yorgun görünümlü mayolarla, iri çizgili havlular vardı." s.44 Yüzeysel bir bakışla okursa okur bu şekilde, sahil kenarında insana huzur veren bir kitap olarak ele alırken , derinlemesine yani yazarın içsel dünyasına inerek okursanız çok fazla kişisel tahliller , insanların yaşadığı psikolojik dramlara ulaşıyor okur . Kitapta kendime en yakın hissettiğim bir alıntı ile inceleme yazımı sonlandırırken sizlere keyifli okumalar diliyorum. " Müziğe çılgınca tutkundu; ayırabildiği her kuruşu kitaplara harcardı. Kafası her zaman yeni fikirler, projeler, planlarla doluydu. " s.63 (Barış...)
--reklam--
Koyda PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Katherine Mansfield - Koyda kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Koyda PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Katherine Mansfield Kimdir?
Katherine Mansfield, 1888’de Yeni Zelanda’nın Wellington kentinde doğdu. Yazar olmak amacıyla 19 yaşında Yeni Zelanda’dan ayrılarak İngiltere’ye yerleşti. İlk düş kırıklıklarını, karamsar öykülerinin yer aldığı In a German Pension (1911, Bir Alman Pansiyonunda) adlı kitabında dile getirdi. Yeni Zelanda’daki aile anılarıyla çok güzel çağrışımlar içeren bir dizi öyküyü Prelude (Başlangıç) adıyla 1918’de yayınladı. Bunları ve öteki öykülerini bir araya getiren Bliss (1920, Mutluluk) ününü pekiştirdi. 1922’de yayınlanan The Garden Party (Garden Parti) adlı kitabıyla yeteneğinin doruğuna ulaştı. Yaşamının son beş yılında veremle mücadele ettikten sonra 1923’te Fransa’nın Fontainebleau kentinde öldü. Son öyküleri ölümünden sonra The Dove’s Nest (1923, Kumru Yuvası) ve Something Childish (1924, Çocukça Bir Şey) başlıklı kitaplarda toplandı.Şiirsel öğelerle süslü farklı bir düzyazı üslubu geliştiren Mansfield, psikolojik çatışmalar üzerinde odaklanan, incelikle işlenmiş öyküleriyle kısa öykünün bir edebiyat türü olarak gelişmesine önemli katkıda bulundu.
--reklam--
Katherine Mansfield Kitapları - Eserleri
- Bahçede Eğlence
- Koyda
- Güneş ile Ay
- Bahtiyarlık ve Diğer Öyküler
- 1919
- Fransızca Bilmiyorum
- Çocuksu Bir Şey
- Ölü Albayın Kızları
- Katıksız Mutluluk
- Bir Hüzün Güncesi
- Albüm Yaprağı
- Yazgımı Öğrenmeliyim
- Sinirsiz Adam
- Bir Gece Vakti
- Şarkı Söyleme Dersi
- Ah Bu Rüzgar
- Seçme Hikayeler
- Yolculuk
- Selected Stories
- The Fly
- Seçme Mektuplar
--reklam--
Katherine Mansfield Alıntıları - Sözleri
- “İkimiz de öylesine bencil, öyle ben merkezli, kendi kendimizle öyle meşguldük ki kalbimiz de başka birine verecek tek bir köşe bile yoktu.” (Güneş ile Ay)
- Görev edinme kararlılığında acıklı bir yan vardı. (Bahçede Eğlence)
- En koyu karanlık güneş doğmadan az öncekidir. (Ölü Albayın Kızları)
- Saklanabileceği, kendi başının çaresine bakabileceği, istediği kadar kalabileceği, kimseyi tedirgin etmeyeceği, kimsenin de onu huzursuz etmeyeceği hiçbir yer yok muydu yani? Şu dünyada hiçbir yer yok muydu doya doya ağlayabileceği - en sonunda? (Bahçede Eğlence)
- . O kadar derinlerdeyim ki, bir daha hiçbir şeyin beni yakalayabileceğini hayal edemiyorum. ... (Seçme Mektuplar)
- ikimiz de öylesine bencil, öyle benmerkezli, kendi kendimizle öyle meşguldük ki kalbimizde başka birine verecek tek bir köşe bile yoktu (Güneş ile Ay)
- Onun gözünde her şey öyle doğal ve öylesine kaçınılmazdı ki... (Bahtiyarlık ve Diğer Öyküler)
- "Keşke," dedi alçak, dertli bir sesle, "keşke zehir içseydim de ölmek üzere olsaydım – şimdi, buracıkta!" "Ama neden böyle diyorsun? Ben hayatta böyle bir şey söyleyemem." "Seni çok fazla seveceğimi biliyorum da ondan – hesapsızcasına seveceğimi. Müthiş acı çekeceğimi de biliyorum Vera; çünkü sen beni asla, dünyada sevmeyeceksin." (Bahtiyarlık ve Diğer Öyküler)
- “Bu hafızanızın iyi olduğunun kanıtı zarif bayan. Şimdi merak ettim, ayrıca bu oldukça ilginç bir tartışma konusu, -hafıza bir lütuf mudur, yoksa, bu kelimeyi kullandığım için affedin, bir lanet mi?” (Bir Gece Vakti)
- "Ah, neden erkekler bu kadar güçlü?" diye bağırdı Viola. (Albüm Yaprağı)
- "Ben, insanların seyahat çantalarına benzediğine inanırım; içlerine bazı şeyler yerleştirilmiş, yola çıkarılmış, havaya fırlatılmış, yere çakılmış, kaybolup bulunmuş, ansızın yarı boşaltılıvermiş ya da tıka basa doldurulup büsbütün şişirilmiş, ta ki nihayet Sonuncu Hamal tarafından Sonuncu Tren'e bindirilerek tangır tungur yola düzülünceye kadar..." (Fransızca Bilmiyorum)
- "Güllere gelin! Zambakiara gelin! Menekşelere gelin!" (Çocuksu Bir Şey)
- Why did the photographs of dead people always fade so? wondered Josephine. As soon as a person was dead their photograph died too. (Selected Stories)
- “kadınların içindeki iyilik ruhu kolay kolay ölmez…” (Güneş ile Ay)
- Şu dünyada hiçbir yer yok muydu doya doya ağlayabileceği – en sonunda? (Katıksız Mutluluk)
- İnsan ruhuna inanmam ben. Hiçbir zaman da inanmadım. Ben, insanların seyahat çantalarına benzediğine inanırım; içlerine bazı şeyler yerleştirilmiş, yola çıkarılmış, havaya fırlatılmış, yere çakılmış, kaybolup bulunmuş, ansızın yarı boşaltılıvermiş ya da tıka basa doldurup büsbütün şişirilmiş.. (Fransızca Bilmiyorum)
- “İnsan yazar/lev-tolstoy’un kitap/anna-karenina--357’sını düşününce, yazar/ivan-sergeyevic-turgenyev’in bütün o kışkırtıcı omuzlu genç kadınları siliniyor, bir hiç oluyorlar.” (1919)
- Niçin insan geceleri böyle değişik duygulara kapılır? (Bahçede Eğlence)
- hem zaten ben bir şeylerin yakasını bırakamayan, peşlerinden koşup bağıran insanları hiç çekemem. bir şey elden gidince gitti demektir. sona ermiş, bitmiştir. o zaman bırakın gitsin! görmezden gelin onu, eğer avunmaya ihtiyacınız varsa, yitirilen şeylerin asla geri gelmediğini düşünerek avutun kendinizi: gelse bile yeni bir şeydir artık, her seferinde yeni, başka bir şeydir. elinizden çıktığı anda değişime uğramıştır. (Fransızca Bilmiyorum)
- İnsanların elbise sandığına benzediğine inanırım - içine belli şeyler tıkılmış, yola çıkartılmış, ortalığa savrulup atılmış, fırlatılmış, saçılmış, yitirilmiş, bulunmuş, ansızın yarısı boşaltılmış, ya da şimdiye kadar olmadığınca tepeleme doldurulup şişirilmiş, taa en sonunda En Son Görevli onları kollarından tuttuğu gibi En Son Trene savuruncaya ve onlar takır takır uzaklaşıncaya kadar... (Katıksız Mutluluk)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin