Kitap Künyesi
Yazar: Mustafa Armağan
Yayın Evi: Timaş
İSBN: 978-975-263-489-3
Sayfa Sayısı: 276
Küller Altında Yakın Tarih Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Tarihle birlikte düşünmek için yola çıkan Mustafa Armağan'dan tartışmalara yol açacak kışkırtıcı bir kitap!
- "Vahdettin haindi" iddialarına dur diyecek gerçekler...
- Vahdettin-Mustafa Kemal kördüğümünü çözen telgraf!
- Sivas Kongresi zannedilenin tersine mandayı mı savunuyordu?
- Atatürk'ün Nutuk metni henüz hatasız olarak yayınlanmış değildir!
- Atatürk Hatay'ın bağımsızlığına kavuşması için mücadele vermişti. Peki bu bir istisna mıydı?
- Atatürk kadınlara milletvekili seçilme haklarını almaları için askerlik yapma şartını öne sürmüştü!
- 1930'ların ortalarına doğru Gazi Mustafa Kemal'in "Atatürk" yapılması, onun yarı yarıya emekliye ayrılması anlamına geliyordu.
- 70 yıldır sürekli hortlayan Bursa Nutku, siyasetin tarihi nasıl kullandığını gösteren çarpıcı bir örneği!
- 23 Nisan Çocuk Bayramı'nın Atatürk'le doğrudan bir ilgisi olmadığı gibi onu çocuklara armağan ettiği de doğru değildir!
- Cumhuriyet, Osmanlı'dan büyük devlet olma ayrıcalığını miras almıştı!
- İsmet İnönü ailesinin yolsuzlukları, zamanında ört bas edilmişti!
- Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa'nın hanımının Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde maaşı kesilmişti!
- Varlık Vergisinin diğer yüzü!
Ve daha birçok sorunun, şüphenin cevabı belgeleriyle bu kitapta!
Şehir ve Osmanlı tarihi üzerine kitaplarından tanıdığınız Mustafa Armağan bilmediğimiz, daha doğrusu unutulan yüzünü aydınlatmak için bu defa yakın tarihe yöneltiyor projektörünü. En iyi bildiğimizi zannettiğimiz konularda bile bizleri hayrete düşüren noktaları, bir kuyumcu titizliğiyle ortaya çıkartıyor. Eminiz ki, kitabı okuduktan sonra 23 Nisan Çocuk Bayramı da, sinemamızın kurulmasında katkılarıyla Vahdettin de, hatta İstiklal Marşımızın bestecisi de, içkiyi yasaklayan TBMM de farklı yüzleriyle hafızalarınızdaki yerlerini alacaktır.
Tarihle birlikte düşünmek için yola çıkan Mustafa Armağan'dan tartışmalara yol açacak kışkırtıcı bir kitap!
(Tanıtım Bülteninden)
Küller Altında Yakın Tarih Alıntıları - Sözleri
- Istiklal marşının güftekarından biri olan şair Faruk Nafiz Çamlıbel'in 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından diğer Dp liler gibi süngüyle alaşağı edilerek yassıada da hapse atıldığını biliyormuydunuz ? Onuncu Yıl Marşı'nı gözyaşları içinde, hızlanan kalp atışlarıyla Söyleyip dinleyenler bu marşı onlara armağan edenlerden birini niçin tevkif ettiler? Bugüne kadar bir (söz| yazarını bile kurtaramamış olan Onuncu Yıl Marşı, bugünden sonra da onu tebcil edenleri neden ve nasıl kurtaracak?
- Türkiye'de feminizmin bir daha eski etkinlik ve gücüne yeniden kavuşabilmesi için 1980'leri beklemesi gerekecektir.
- Maalesef güçlü olanın sesi hakim oluyor ortalığa,haklı olanın değil.
- Bu kadar kesin ve keskin bir dille konuşan Köprülüzade Fuad Bey'e göre, Latin harfleri Türkçeyi ifadeye uygun değildir. Esasen bir milletin harflerini değiştirmesi, kültür itibariyle çok düşkün ve aşağı vaziyette olması şartıyla caiz görülebilir. Biz böyle bir durumda mıyız ki, buna gerek duyulmaktadır? Evet, 14 yıl önce (bu hesapça 1912'de) Arnavutlar Latin harflerini kabul etmişlerdi ama, insaf edilsin, kendimizi henüz okuma yazma bilmeyen ve “medeni hayatları” olmayan bir milletle nasıl mukayese ederiz?
- Bir Alfabeyi ve bir Dili unutturmak Dünyanın her yerinde Barbarlık diye anılır! Bizeyse uygarlık atılımları diye Yutturuldu!
- Çağdaş Avrupa cemiyetlerinin müesseselerini, kıymetlerini — aradaki sosyal şartların çatışması sebebiyle yalnız “ŞEKLΔ bir surette almaya çalıştık. “İnkılaplarımızı tamamlamak için artık Arap harflerini de atarak Latin harflerini almak” isteyenler, işte bu şekilperestliğin en açık birer nümunesidirler. Onlar, bu şekilde, “Ortaçağın son bakıyyesinden”" de kurtularak “tamamiyle çağdaş” bir duruma geleceğimizi ümid ediyorlar. Düşünmüyorar ki, bizi Avrupa'dan ayıran en bariz fark, “ZİHNİYET ” ve “MANTIK ” farkıdır.
- Şimdi bu “büyük devlet” olma ayrıcalığı Osmanlı'dan Cumhuriyet'e nasıl intikal etmiş, ona bakalım. Türkiye Cumhuriyeti'nin diplomatik ilişkiler alanında Osmanlı İmparatorluğu'ndan kopan diğer devletler (mesela Bulgaristan veya Yunanistan) gibi sıradan bir ülke muamelesi görmemesi ve daha kurulur kurulmaz diğer 'imparatorluklar' gibi büyük devlet statüsünde diplomatik temsilciler gönderip kabul etmesi, aslında bal gibi Osmanlı'nın devamı olduğunu göstermektedir ve bundan hiçbir Cumhuriyet idarecisinin gocunduğu da söylenemez. Büyük devletlerle diplomatik münasebetler Cumhuriyet döneminde de sanki Osmanlı'dan sonra hiçbir şey değişmemiş gibi devam etmiş ve değiştirilmeyip yerinde kalan diplomatlar bile olmuştur. Düşünün ki, bu sırada yüz milyonlarca nüfusa malik Çin bile büyük devlet kabul edilmiyor, ortaelçilikle idare ediyordu. Nitekim Çin, büyük devlet olma şansını ancak İkinci Dünya Savaşı'nı müteakip bağımsızlığına kavuşan sömürge ülkelerle birlikte kazanabilmiştir. Şimdi bu bilgiler ışığında yeniden soralım: Biz Osmanlı'dan sahiden koptuk mu? Ben söylemlerin eylemleri saklamaya, örtmeye yaradığını düşünenlerdenim. Kopmayan kopmuş gibi yapacak ki kopmadığı anlaşılmasın, üstü örtülsün. Osmanlı öncesiyle en kopmaz bağlara sahip Sabetaycı çevrelerin Türkiye'de Osmanlı'dan kopuş söyleminin şampiyonluğunu yapmaları bir tesadüf olabilir mi sizce?
- Batı toplumları, modern çağ da dahil kadınların siyasi hayattan en fazla ve en sistematik bir şekilde dışlandığı toplumlardır.(unutmayalım ki, ABD'de kadınların girmesi yasak olan kütüphaneler bile vardır.)
- Velhasıl 23 Nisan’ı Atatürk’ün çocuklara -şimdilerde yaygınlaşan deyişiyle dünya çocuklarına- armağan ettiği söylemi de bir efsaneden ibarettir. Törenlerine katılmadığı bayramı nasıl hediye edecekti ki zaten? 23 Nisan resmen çocuk bayram oluşunu Darbeci Kenan Evren’e borçludur. 1981 yılında kararname ile bayram yapılmıştır.”
- Hâlbuki harsı, an'anesi olan bir millet için harf tebeddülü imkânsız bir meseledir. Esasen benim kanaatimce harf değiştirmek fikri bile iptidai ve harstan mahrum bir kavim olduğumuzu teslim etmek demekür. İptidai milletler istedikleri gibi yeni bir elifba alabilirler. Fakat kültür sahibi milletlerden en ufak bir kelimenin imlâsını değiştirmek bile imkânsızdır. Çünkü onda asırların hatırası mevcuttur.
- Ne var ki asıl söylemek istediğim, bu anlaşılmaz hale getirme operasyonunu Atatürk'ün eserine layık görenlerin diğer kitaplara neler yapabileceğini ortaya koymaktı. Dille istediği gibi oynayabileceğini zannedenlerin içine düştüğü traji-komik durum, bir kanon olarak kurgulanan Nutuk üzerindeki mıncıklamalardan daha iyi belgelenemezdi herhalde. Bir de Falih Rıfkı Atay'a kızarlar “Atatürk keşke Nutuk'u hiç yazmasaydı”” dediği için. Kendileri onu anlaşılmaz bir kılığa soktukları halde hem de...
- Bilimsel olmayan tavır, hep haklı çıkma tutkusunda ele verir kendisini.
- Geçmişi unutturma operasyonu, zamanın acımasız akışı Yüzünden bu operasyonu yapanları muaf tutacak değildi elbette Ve resmi tarih yazmaya kalkanların 'temel kitap' olarak aldıkları Nutuk konusundaki vurdumduymazlıkları, Türkiye'de resmi tarihin neden resmileşemediğinin en belirgin örneği değil midir?
- Tehlike,unutmakta yatmaktadır. Fakat unutmak sadece ölüleri ilgilendirmez. Eğer unutma muzaffer olursa günün külleri yarının umutlarının üzerini kaplayacaktır. Elie wiesel
- "Maalesef güçlü olanın sesi hakim oluyor ortalığa, haklı olanın değil."
Küller Altında Yakın Tarih İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Sultan Vahdettin in hain olmadığı ve resmi tarihin muayyen bir kesim tarafından değiştirilerek yazıldığı bu kitapta mevsuk belgelerle mevcut. Sadece bu konu ile ilgili değil diğer tarihi olaylarla ilgili de çarpıcı deliller karşımıza çıkıyor. (Gültekin Bostan)
Tarih okumaları tek kaynak üzerinden yapılmamalı hele de yakın tarihi ilgilendiren konular olduğunda. Bilgiye ulaşmanın bu kadar kolay olduğu bir çağda mutlaka çapraz okumalarla meseleler öğrenilmeli. Kitap, yazarın diğer kitaplarında olduğu gibi objektiflikten uzak. Birilerini, bir dönemi kutsamak için yazılmış cümlelerle dolu. Tarihi gerçeklerin çarpıtılmadığı, eleştiriye de açık bir dil kullanılsaydı okunmaya değer olabilirdi. (ukulele)
Atatürk Türk kadinina her türlü desteği vermiştir.: Çok fazla taraflı yazıların olduğu bir kitap. Bilimsellikten uzak. İki kitap okuyup kaynak göstermeyi bilimsellik sayıp tek olay üzerinden değerlendirme yapılmış. Atatürk'ün kadınlara ne kadar önem verdiği bir çok notta görülebilir ve bunlar 1916'li yıllarda kadınların sosyal hayattaki rollerine yönelik dönemin şartlarına aykırı gelebilecek bir çok konudan bahsetmiştir ve kadınların erkeklerde eşit koşullar altında olması gerektiğini belirtmiştir. Siyasal kazanımları sadece bir cemiyete bağlayıp ve cemiyetin bu kazanimlari aldıktan sonra birden bire kaybolması örgütlenme mantığına ters düşmektedir. 1910 larda kurulan bir kadın derneği siyasi alandaki kazanımı sağladıktan sonra başka hiç bir kazanım istemez mi? Ya da bu durum ne kadar mantıklı? Cumhuriyet idaresini getirmiş bir lider elbette kadınların siyasi, sosyal ve ekonomik alanda yer almasını sağlayacaktır. Kadınları balo, konferans, dernek gibi cesitli sosyal alanlarda ön plana çıkaran, Türk kadınını bütün milletlerden üstün tutan, savaş koşullarındaki çabalarını ve fedakarlıkları o goren bir lider kadina her alanda yardımcı olur. (Harun)
Kitabın Yazarı Mustafa Armağan Kimdir?
Urfalı anne ve babanın çocuğu olarak Cizre'de doğdu (1961). İlk ve orta öğrenimini Bursa'da tamamladı. İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden 1985 yılında mezun oldu. Fritjof Capra'dan yaptığı Batı Düşüncesinde Dönüm Noktası adlı çevirisi ile Türkiye Yazarlar Birliği Tercüme Ödülü'nü (1989) ve Şehir ey Şehir adlı kitabıyla Türkiye Yazarlar Birliği Deneme Ödülü'nü (1997) aldı. Bir dönem (1995-1996) İzlenim ve Diyalog Avrasya (DA) dergilerini yönetti. 1995'ten beri Zaman gazetesinde yazıyor.
Yayınlanan eserleri: Gelenek (1992); Gelenek ve Modernlik Arasında (1995); Şehir Asla Unutmaz (1996); Şehir ey Şehir(1997); Bursa Şehrengizi (1998; 2. Baskı Osmanlı'yı Kuran Şehir: Bursa'ya Şehrengiz adıyla 2006); Alev ve Beton (2000),İstanbul Mavi Kırpar Gözlerini (2003), İnsan Yüzlü Şehirler (2003), Kuğunun Son Şarkısı: St. Petersburg'da Zamanlar ve Mekanlar (2003); Osmanlı İnsanlığın Son Adası (2003); Osmanlı'nın Kayıp Atlası (2004); Kır Zincirlerinin Osmanlı (2004);Osmanlı Tarihinde Maskeler ve Yüzler (2005); Ufukların Sultanı: Fatih Sultan Mehmed (2006).
Çevirileri: Seyyid Hüseyin Nasr'dan Molla Sadra ve İlahi Hikmet (1991); Fritjof Capra'dan Batı Düşüncesinde Dönüm Noktası(1991); ve Yeni Bir Düşünce (1992); Muhammed Esed'den Sahih-i Buhari: İslam'ın İlk Yılları (2001)
Derlemeleri: İslam Bilimi Tartışmaları (1990); İstanbul Armağanı I: Fetih ve Fatih (1995); İstanbul Armağanı II: Boğaziçi Medeniyeti (1996); İstanbul Armağanı III: Gündelik Hayatın Renkleri (1997); İstanbul Armağanı IV: Lale Devri (2000);İslam'da Bilgi ve Felsefe (1997); İstanbul'da Semtler ve Hayatlar: Bir Semtini Sevmek (2001); Değişen Milliyetçilik: Tartışılan Sınırlar (2001); Cemil Meriç: Düşüncenin Gökkuşağı (2001); Osmanlı Geriledi mi? (2006).
Osmanlı: İnsanlığın Son Adası, Türkiye Yazarlar Birliği'nin 2003 yılı Fikir Ödülü'nü almıştır.
Mustafa Armağan Kitapları - Eserleri
- Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı
- Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı 2
- Küller Altında Yakın Tarih
- Kızıl Pençe
- Avrupa'nın 50 Büyük Yalanı
- Kazım Karabekirin Gözüyle Yakın Tarihimiz
- Satılık İmparatorluk
- Yavuz Sultan Selim Han
- Ufukların Sultanı
- Yakın Tarihin Kara Delikleri
- Geri Gel Ey Osmanlı !
- Türkçe Ezan ve Menderes
- Cumhuriyet Efsaneleri
- Asım'ın Nesli
- Efsaneler ve Gerçekler
- Paşaların Hesaplaşması
- Osmanlı'nın Mahrem Tarihi
- Osmanlı - İnsanlığın Son Adası
- Kır Zincirlerini Osmanlı
- Büyük Osmanlı Projesi
- Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı 3
- Tek Parti Devri
- Korku Duvarını Yıkmak
- Cemil Meriç'in Dünyası
- Fatih'in Rüyası
- Osmanlı Tarihinde Maskeler ve Yüzler
- Ayasofya Entrikaları
- Gerçek Tarihin Peşinde
- Osmanlı Sultanları Albümü
- İnsan Yüzlü Şehirler
- Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı
- Kızıl Elma Peşinde Bir Ömür
- Osmanlı'yı Kuran Şehir - Bursa'ya Şehrengiz
- Cemil Meriç Konuşuyor
- Osmanlı'nın Kayıp Atlası
- Osmanlı Tarihini Yeniden Yazmak
- Gülün Fethi - Fatih Sultan Mehmed
- Bilinmeyen Yönleriyle İsmet İnönü Gerçeği
- Osmanlı'yı İmparatorluk Yapan Şehir İstanbul
- Petersburg'da Osmanlı İzleri
- Düşüncenin Gökkuşağı: Cemil Meriç
- Yakın Tarihte Efsaneler ve Gerçekler
- Gençler için Fatih Sultan Mehmed
- Tarihimizle Hesaplaşmak
- Gelenek ve Modernlik Arasında
- Osmanlı Geriledi mi?
- Şehir Asla Unutmaz
- Cemil Meriç
- İstanbul Mavi Kırpar Gözlerini
- Haritalar Nasıl Yalan Söyler?
- Alev ve Beton
- Kuğunun Son Şarkısı
- Küller Altında Yakın Tarih Seti (6 kitap)
- Bursa'ya Ütopik Mektuplar
- İslâm'da Bilgi ve Felsefe
- Şehir Ey Şehir
- Ezan Şehidi Menderes
- İslam ve Bilim Tartışmaları
- Paşaların Hesaplaşması
Mustafa Armağan Alıntıları - Sözleri
- Erzurum kongresi'nden bir ay kadar önce toplanan bu ön kongreye sunulan raporda işlenenler sanki bugünden geçmişin dağlarına çarparak yargılanmış gibidir beraberce şunları okuyoruz: Türk Kürtsüz, Kürt Türksüz yaşayamaz. Geçmişte olduğu gibi gelecekte de Türk ile Kürdün aynı tarih, aynı çıkar, aynı hayat sahibi olacaklarını kabul etmemek mümkün değildir. Bu kadar derin ve esaslı bağlarla birbirine bağlı bulunan Doğu vilayetleri Türk'ü ile Kürt'ünü ayırmak her ikisinede ölüm mahkum etmek demektir.Bugün gözümüzü açarak yaralarımızı öz elimizde sarmaya çalışır, dışarıdan gelen Kürtlük-Türklük gibi ayrıştırıcı telkinlere kulak asmazsak hem memleketimizi kurtarır, hem de herkesin mutluluğunu sağlayacak esasları hazırlarız. "Tarihi bir anda bulunuyoruz" diyen bu önemli rapor şu cümlelerle sürüyor: Duygusallığa kapılarak düşmanlarımıza hizmet etmekten sakınma görevi ile mükellefiz. Son fırsat elimizde.Bunu da kaybedersek tarihimizi aşağılanma ile kapamış ve Hazreti Kur'an'ı elimizle toprağa defnetmiş oluruz. Hakkımızda çevrilen entrikaları, düşünülen felaketleri sonuçsuz bırakmak yalnız bir şeye, Doğu vilayetleri Müslümanlarının İttihat (birlik) ve ittifakına bağlıdır. 95 yıl önce Erzurum'da söylenmesi gerekenler söylenmiş aslında.Aklın yolu birdir ne de olsa! Ve ah Erzurum kongresi, seni bir doğru okuyabilseydik! (Cumhuriyet Efsaneleri)
- Eşrefoğlu, al haberi, bahçe biziz, gül bizdendir. Biz Şah-ı Merdan kuluyuz, yetmiş iki dil bizdedir. (Gülün Fethi - Fatih Sultan Mehmed)
- İslam Bilimi diğer bilgi sistemlerinden farklı olarak siyasî ve iktisadî egemenlik için yüce kelamın (logos) rakipleri tarafından şımartılan bir ideolojinin adı değildir. İslam Bilimi, İslam toplumunun değer yapısı üzerinde bilgi geliştirilmesini mümkün kılan bir matris sunar. Bilgi, bilgi içindir diye bir şey yoktur. Kavramsallaştırma, teorik formülasyon, deneysel doğrulama ve bilginin nihaî şeklini alması sosyo-kültürel bir çevre içinde meydana gelir ve onu hasır altı etmek namussuzluk ve ikiyüzlülükten başka birşey değildir. İslam Biliminin Temelini Atmak Münevver Ahmet Enis (İslam ve Bilim Tartışmaları)
- " Bir şehri sevmek , aşka sebep aramaktır ." (Bursa'ya Ütopik Mektuplar)
- Osmanlı medeniyeti kelimeler üzerine inşâ edilmemiştir. Osmanlı medeniyeti bir hamle medeniyetidir. İman, cezbe, Aşk medeniyetidir... (Cemil Meriç Konuşuyor)
- Soru işaretinin halkaları açılıp kapanıyor birbiri ardınca ve kitaplar imdadıma yetişiyor;sonunda berraklaşıyor manzara. (Petersburg'da Osmanlı İzleri)
- "Cahil bir millet, gösterilen boyunduruğa boynunu kendisi uzatır." (Kızıl Pençe)
- Istiklal marşının güftekarından biri olan şair Faruk Nafiz Çamlıbel'in 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından diğer Dp liler gibi süngüyle alaşağı edilerek yassıada da hapse atıldığını biliyormuydunuz ? Onuncu Yıl Marşı'nı gözyaşları içinde, hızlanan kalp atışlarıyla Söyleyip dinleyenler bu marşı onlara armağan edenlerden birini niçin tevkif ettiler? Bugüne kadar bir (söz| yazarını bile kurtaramamış olan Onuncu Yıl Marşı, bugünden sonra da onu tebcil edenleri neden ve nasıl kurtaracak? (Küller Altında Yakın Tarih)
- Doğrusunu yalnız Allah bilir. Ancak ben, tarihe bir de yenilgilerin zaviyesinden bakılmasını öneriyorum. Tarihe bu açıdan bakabilmeyi metodolojik bir ilke olarak kabul ettiğimiz takdırde, ağır basan, kaçınılmaz biçimde bizi belirleyen tarafgirliğimiz nedeniyle ele alamadığımız tarihin karanlık yüzünü gönül rahatlığıyla tahlil edebiliriz. Tarihe daha bir sakınmadan, daha geniş yüreklilikle yaklaşabiliriz. En azından, yenilgilerde olumlu bir taraf, bir ders-i ibret bulmaya çalışarak tarihin üzerimizdeki “baskısı”ndan kurtulabiliriz. Bize öğretilen ya da öğretilmek istenen tarih, hep bir zaferle dizisinden oluşmaktadır. İçinden yenilgiler, başarısızlıklar,beceriksizlikler ayıklanmış bir tarihtir aynı zamanda. Yenilgiler genellikle “ihanet" gibi kulpların takıldığını biliyoruz. Halbuki tarihi yapan şey, yalnız zaferler değildir, ayni zamanda yenilgilerdir. Hatta diyebiliriz ki, en çok yenilgilerdir.En azından bugünkü durumumuzun zaviyesinden baktığımızda böyle görünmektedir. (Gelenek ve Modernlik Arasında)
- Eskilerin dilinde "Kuran-ı Kerim Mekke'de nazil oldu, Kahire'de okundu, İstanbul'da yazıldı." diyebir kelam-ı kibar gezerdi. (Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı 2)
- İlim sayesinde kişi Hakikat'a ulaşabilir ancak; Hakk ise Allahu Teâlâ'nın diğer bir ismidir. (İslâm'da Bilgi ve Felsefe)
- "Osmanlı'da sarık bilgiyi, kılıç işe kuvveti, başka bir deyişle sarık din ve ahireti, kılıç da dünyayı temsil ediyordu. #Fatih, hayatında olduğu gibi ölümünde de iki fetih yolunu göstermiş oluyordu böylece. Din ve dünyanın beraberce fethini.." -MustafaArmağan (Ufukların Sultanı)
- İslam âlemi, İslamiyet'te ümitsizlik yasaklandığı halde ümidi bırakıp yese iman etmiştir. Nasıl olmuş da uyuşmuştur bu insanlar? Bu din atalarımın önüne saçtığı cevherleri neden benden esirgiyor? diye düşünür. Neredeyse iradesi elinden alınmış aciz birer mahlûktur içinede yaşadığı toplumun ferdleri. Ağır bir felç geçirmiş gibidir. (Asım'ın Nesli)
- Geçmişi unutturma operasyonu, zamanın acımasız akışı Yüzünden bu operasyonu yapanları muaf tutacak değildi elbette Ve resmi tarih yazmaya kalkanların 'temel kitap' olarak aldıkları Nutuk konusundaki vurdumduymazlıkları, Türkiye'de resmi tarihin neden resmileşemediğinin en belirgin örneği değil midir? (Küller Altında Yakın Tarih)
- Bir de Mevlana' ya karşı aşırı bir sevgisi bulunuyordu I. Murat' ın. "Hünkar" ve "Hüdavendigar" unvanlarını almasında bu derin sevginin etkisini görenler vardır. (Osmanlı'nın Mahrem Tarihi)
- Kulağına cepheden silah sesleri çalınıyordu. (Kazım Karabekirin Gözüyle Yakın Tarihimiz)
- Bir giydiğini bir daha giymediğini, üstü başı perişan birini görür görmez sırtındakini çıkarıp hediye ettiğini biliyor muydunuz? (Osmanlı Sultanları Albümü)
- Keşke sizin yüzyılınızda evlere hiç balkon yapılmasa idi , ileriki yıllarda insanlar ölülerini balkonlara gömmek zorunda kalmayacaklardı ." (Bursa'ya Ütopik Mektuplar)
- Suçlamak kolaydır ama yeni bir şey söylemek ve söyletmek zordur tarihte. (Osmanlı - İnsanlığın Son Adası)
- Fatih beldeleri açan olduğu gibi, zamanı da açan, zamana bir açılım verendir. Zamanı zorlayandır. Zamanın kıvrım ve katlarını açandır. (Sezai Karakoç) (Kızıl Elma Peşinde Bir Ömür)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin