Kur’an Bize Yeter Söylemi - Enbiya Yıldırım Kitap özeti, konusu ve incelemesi
Kur’an Bize Yeter Söylemi kimin eseri? Kur’an Bize Yeter Söylemi kitabının yazarı kimdir? Kur’an Bize Yeter Söylemi konusu ve anafikri nedir? Kur’an Bize Yeter Söylemi kitabı ne anlatıyor? Kur’an Bize Yeter Söylemi PDF indirme linki var mı? Kur’an Bize Yeter Söylemi kitabının yazarı Enbiya Yıldırım kimdir? İşte Kur’an Bize Yeter Söylemi kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...
Kitap Künyesi
Yazar: Enbiya Yıldırım
Yayın Evi: Takdim Yayınları
İSBN: 9786057579379
Sayfa Sayısı: 176
Kur’an Bize Yeter Söylemi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Kur’an Bize Yeter Söylemi
İslam dünyasının son iki asırdır içine düşmüş olduğu zillet, Müslümanları bir çıkış yolu bulmak için çözüm üretmeye sevk etmiştir. Bu bağlamda bazıları, kendilerine göre güvenilir olmayan ve Müslümanların tefrikaya düşmesine sebebiyet veren hadislerin bütünüyle bırakılması gerektiğini, kurtuluşun yalnızca Kur’an’da olduğunu öne sürmüştür. Söz konusu yaklaşım ülkemizde de oldukça taraftar toplamıştır. Eser bu bakış açısını ayetler üzerinden ele almaktadır. Konunun farklı açılardan değerlendirmeye alındığı eserde, adı geçen akımın ümmetin birliğini sağlamaktan ziyade yeni sorunlar ürettiğine dikkat çekilmektedir.
Kur’an Bize Yeter Söylemi Alıntıları - Sözleri
- Bize düşen görev, Hz. Peygamber s.a.v' sıradanlaştırmamak, konumunu korumaktır. Çünkü yüzyıllardır oluşturulan kabul çerçevesinde peygamberin adı anıldığı zaman yanında bir hürmet ifadesi zikredilmektedir. Bu nedenle, Kur'an dışı hiçbir şey kabul etmemenin geleneğimize vurduğu en büyük darbelerden biri de budur. Basitleştirilen, alelade biri konumuna indirgenen ve postacılıkla kayıtlanan Hz. Muhammed s.a.v adete ademe/ yokluğa mahkum edilmektedir. İşin kötüsü, Hristiyanlar ile Museviler kendi peygamberlerinden sadece isimlerini anarak bahsetmektedirler. Dolayısıyla müslümanların bu geleneği reddedilmekle Yahudiler ile Hristiyanların geleneğine yaklaşmış olmaktadır.
- Kendisini müctehit gibi gören ve Kur'an mealine bakmak suretiyle her şeyi anlayabileceğini düşünen bir gençliğin varacağı nokta sadece çatışma ve hiçbir şeye önem vermemek olacaktır. Çünkü onun gözünde Kur'an dışında her şey anlamsızdır..
- "And olsun size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir." (9/Tevbe,128)
- "Kur'an yeter." Diyenlerin özgeçmişlerine baktığımızda, çoğunluğun gerçek anlamda dinî tahsil almamış, yüzeysel okumalar yapmış ve Kur'an-hadis/sünnet ilişkisi, fıkıh, tefsir gibi alanlarda yeterli kıvama gelmemiş velhasıl islami ilimlerde uzmanlaşmamış insanlardır. Bundan dolayı da hadis özelinde şer'î ilimlerin ne anlama geldiğini ve ne ifade ettiğini tam olarak kavrayamamaktadırlar.
- Bu din, inananları ümmet yapmak için nazil olmuş bir kitaptır. Bir sayfası bile insanları birleştirmiyor ve bir milyar yedi yüz milyona ayırıyorsa, o zaman nasıl ümmet olacağız!
- Hadisleri çeşitli argümanlarla bir yana koyanların göz ardı ettikleri gerçeklerden biri de şudur: Kur'an'ı anlamak için Sadece hadislere değil tarih, filoloji, coğrafya etimolojiye (köken bilme) her türlü bilgiye muhtacız ve bunlardan yararlanmak durumundayız. Kaldı ki hadisler Kur'an'ı daha iyi anlamamızı sağlayan bilgiler içinde en sağlam olanlarıdır.
- O (Hz. Peygamber), kanun koyma görevini hayattayken yürütmüş, vefatından sonra da bunlar ümmete intikal etmiştir. Bize düşen, devraldığımız mirası önümüze koyup yararlanmaktır.
- Bu değerlerin kaybının nelere sebebiyet vereceğine dair müşahhas bir örnek verelim: Teravih namazı yoktur denile denile insanlar Bir vesileyle içine adım attıkları Allah'ın evinden uzaklaştırıldı. Onları dine bağlayan bir bağ koptu. Hatta sırf bu sebeple namazdan bütünüyle uzaklaşan veya dini değerleri önemsiz görmeye başlayan nice insan ortaya çıktı.
- "De ki, Allah'a ve Rasûlüne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse, elbette Allah küfre girenleri sevmez." (Âl-i İmran,32)
- Kur'an yeter diyen biri bir ayet okuyup yarım saat konuşurken Hz. Peygamber susuyordu demek ne kadar mantıklıdır?
Kur’an Bize Yeter Söylemi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kur’an Bize Yeter Söylemi hk…: Prof. Dr. Enbiya Yıldırım hocadan okuduğum ilk kitap. Ramazan öncesi hocanın hikâyesinde görmüş almıştım. Eser; ‘bize Kur’an yeter’ diyen madrabazlara yönelik bir kitap. Eserin ilk sayfalarında hoca, bu cahil güruha ılımlı yaklaşıyor gibi bir intiba -belki de peşin hüküm- uyanmıştı bende. Zira hoca, bu insanlara da ‘samimi ve içten’ diyor. Bunların birilerinin güdümünde olduğunu iddia edenleri de tenkid ediyor. Buralarda hocaya biraz kızdığımı itiraf ediyorum. Kitaplara notlar almayı, satırların altına kendimce cevaplar yazmayı seven biri olarak: “Öyle değiller de ne? Bu kadar yumuşak olmayın. Biraz ağır konuşun” vs diye yazdım. Lâkin sonraki sayfalarda o madrabazların öyle söylemlerini gündeme getirmiş ki… Hatta kendisi de o madrabazların uydukları birilerinin olduğunu ufaktan vurgulamış. Hoca, ilimden ve hikmetten azâde, savundukları bid’atlerin nereye varacağını düşünmekten bigâne gürûhun iddialarına karşı öyle deliller sunmuş ve cahillerin söylemlerine karşı öyle akıllıca cevaplar vermiş ki; çoğu yerde “helâl olsun. Allah hayırlı, uzun ömürler versin” diye yazmaktan kendimi alamadım hakikaten… Misâlen 67.sayfada müthiş bir cümle kurmuş ve ben de altına şöyle yazmışım: “Sapladı, sapladı, sapladı…” Sonra mâlum gürûhu anlatırken kullandığı ‘kendileri tüm hadisleri yok saymaya kalkarlar ama işlerine geldiği zaman bir hadisin sahihliğine bakmadan kullanmaya kalkarlar’ ve ‘Hz. Peygamber’in ayetlerle ilgili konuşmadığını söylerler, var olan hadisleri yok sayarlar ama bir ayetle ilgili için sayfalarca, ciltlerce çalışma yaparlar’ kabilinden hakikatleri çok yerinde buldum. Hâsılı; eserin aklıyla ve kalbiyle okuyan herkesin faydalanabileceği bir eser olduğunu düşünüyorum. Hz. Peygamber’in hayatını, amaçlarını, Allah’ın rasûlü olduğunu, hüküm koyma, kaldırma, kendiliğinden konuşma ve idare yetkisinin bulunduğunu; ‘sadece Kur’an yeter’ diyenlerin ahvâlini ‘dan-dun’ formatında değil de; akıllılıkla, tatlı sözle, kırmadan, incitmeden ifade etmiş… ‘Kur’an Bize Yeter’ tezini savunanların sığındıkları âyetleri tek tek yazarak açıklamış ve böyle bir şeyin asla mümkün olmayacağını özgün sorularla, güzel ifadelerle bezeyerek ifade etmiş. Eserin en sonunda bulunan ‘Hz. Peygamber’e sevgi bahsi’ çok hoşuma gitti. Hasılı kelâm; okuyun, okutun… kitap/kitap--209713 yazar/i12662 (Tahir Ceyhun Yıldız)
Kur’an Bize Yeter Söylemi, Enbiya Yıldırım’ın gerek konusunun güncel olması gerekse birçok insanın bu konuda kafa karışıklığı yaşıyor olup sorularına güvenilir kaynaklardan mukni cevaplar bulmak istemesi sebebiyle henüz piyasaya çıkmasının üzerinden birkaç ay geçmesine rağmen büyük bir teveccühe mazhar olan ve art arda baskılar yapan yeni kitabı. İki bölümden oluşan kitabın ilk bölümü “Kur’an İslamı Söyleminin Görünümü” başlığını taşıyor. Bu bölümde ilk olarak “Kur’an bize yeter” söyleminin tarihi kökenlerine iniliyor. İngilizlerin Hindistan ve Mısır’ı işgali sonrasında Batı’yla yüz yüze gelinen bu iki coğrafyada, dirilişin kendi değerlerimize sahip çıkmaktan geçeceği, bunun için de Hz. Peygamber’den çok sonra yazılması sebebiyle güven arz etmeyen(!) ve Müslümanların tefrikasına gerekçe oluşturan(!) hadisleri bir tarafa bırakıp yalnızca Kur’an’ın etrafında kenetlenerek yeniden vahdetin sağlanması gerektiği iddialarıyla ortaya çıkan ve böylece görünüşte yaklaşık yüz elli yıllık geçmişi olan bir düşünce hareketi gibi durmasına rağmen, hakikatte bu tartışmaların kökeninin ilk asırlara kadar gittiği, ama bilimsel zayıflık sebebiyle tutunamadığı ve devam eden bir harekete dönüşemediği ifade ediliyor. Yaşadığımız zaman diliminde ülkemizde, genel olarak da İslam dünyasında “Kur’an bize yeter” diyenlerin profillerine bakıldığında ise, bu düşüncenin kendilerine isnat edildiği Seyyid Ahmed Han, Abdullah Çekrâlevi, Ahmeduddîn Amritsârî gibi insanlardan çok farklı olarak oldukça ilginç bir durum arz ettiği söyleniyor ve karşımıza üç farklı profil çıkarılıyor. İlki, gerçek anlamda dinî tahsil almamış, sadece yüzeysel okumalar yapmış ve Kur’an-hadis/sünnet ilişkisi, fıkıh, tefsir gibi alanlarda yeterli kıvama gelmemiş, velhasıl İslami ilimlerde uzmanlaşamamış olanlar. İkincisi; dinî birikime sahip gözüküp zikzak çizenler. Üçüncüsü ise; Arapça bilmemekle birlikte Allah’ın kitabının sadece Araplara ve hocalara hitap etmediğini bu nedenle Arapça bilmenin de gerekmediğini iddia edip okuduğu mealler üzerinden hüküm vermeye ve yorum yapmaya kalkanlar. Bunlardan ilk grup, sınırlı sayıdaki problemli rivayetleri hadis külliyatının tamamına teşmil etmeye çalışırken ikinci grup, hadislerin bütününü reddetmekte ya da sahih hadis sayısının birkaç taneyle sınırlı olduğu gibi fevri çıkışlar yapmakta üçüncü grup ise, mealler üzerinden oluşturdukları anlayışı din edinmekte. Hadislerin güvenilmez olduğunu iddia edenlerin en büyük dayanaklarından olan “hadislerin sayısal çokluğu” ve “Rasûlüllah’tan çok sonra kayda geçirilmiş olması” meselesine de izah getiren yazar; öncelikle rivayetlerin çokluğu noktasında rakamlara takılıp kalanların alanın uzmanı olmamalarından dolayı gözden kaçırdıkları hususlara dikkat çeker. Daha sonra ise hadisleri genel olarak ikiye ayırır. Birinci ve çoğunluğu teşkil eden bölümü Müslümanların gündelik hayatta sürekli müracaat ettikleri ve Hz. Peygamber döneminden itibaren pratize edilip gelmekte olan namaz, oruç, zekât, hac gibi konulardaki hadislerin oluşturduğunu, ikinci ve azınlığı teşkil eden bölümü ise Müslümanların gündelik hayatlarında sürekli yer almayan ve zaman zaman müracaat ettikleri Hz. İsa’nın nüzulü, Deccal, Cessase gibi konulardaki hadislerin oluşturduğunu ifade eder. İkinci bölümdeki hadislerin öteden beri tartışılagelmekte olduğunu, fakat tartışanlar arasında öncekileri günümüzdekilerden ayıran en önemli özelliğin, öncekilerin hadisleri toptan reddetme yoluna gitmemeleri olduğunu söyleyen yazar, birinci bölümdeki hadislerin de tamamına sahih denemeyeceğini, ama bu gruptaki sahih olmayan rivayetlerin asla endişe edilecek boyutta olmadığını söyler. Özellikle fakihlerle hadisçilerin bu gruptaki hadislerin sıhhati üzerinde daha çok durduklarını ifade ederken aslında iki zümre sebebiyle bu gruptaki hadislerde sanki büyük bir sorun varmış izlenimi oluştuğuna dikkat çeker. Yazara göre birinci zümreyi, tartışma konusu olan rivayetlerin hangi alana ait olduğu gerçeğini göz ardı ederek bütün hadis külliyatı üzerinde şüphe uyanmasına neden olanlar oluştururken ikinci zümreyi ise başta Buhari, Müslim olmak üzere hadis kitaplarını âdeta kutsal kitaplar gibi görerek içerisindeki rivayetleri ehl-i sünnet savunması adına ayetmiş gibi müdafaa edenler oluşturmakta. Mevcut hadisler içinde sahih olanların bulunabileceğini, ama bunların bilinemeyeceğini iddia edenlere de yazar; her bir rivayetle amel etmenin söz konusu olmadığını, bir hadisle amel edebilmek için onun sıhhat testini geçmesi gerektiğini; ayrıca bizzat Kur’an’ın Hz. Peygamber’e açıklama görevi verdiğini ve onun bütünüyle Kur’an’a uygun yaşamasının Kur’an’ı açıklamaya yönelik izahlarda bulunmadığı anlamına gelmeyeceğini ifade eder. Yazar, Kur’an’la yetinmek gerektiğini iddia edenlerin bir taraftan hadislerin itimat edilemez olduğunu söylerken bir taraftan da kendi düşüncelerini destekleyecek rivayet malzemesine, sahih olup olmadığına bakmaksızın, sıkı sıkıya sarılmalarını içine düştükleri paradoksal durumu göstermesi açısından dikkate şayan bir durum olarak ortaya koyarken, hadislere değer verenleri Hz. Peygamber’i Kur’an’ın önüne geçirmekle itham eden düşünceye de eleştiri getirir. Öncelikle bu ithamı reddeder ve “Bizim yanlışları Allah tarafından düzeltilmiş Hz. Peygamber’in icra ettiği görevi görmemiz gerekir.” der. Sahih bir din anlayışına sahip olmak ve dini dosdoğru bir şekilde yaşamak için Kur’an’la birlikte sünnetin de önemsenmesi gerektiğini düşünen yazar, bu düşüncesini, ülkelerin yönetimleri konusunda sadece anayasa ile yetinmemeleri gerçeği üzerinden temellendirmeye çalışır. Kur’an’ın ana ilkeleri belirlediğini, bunun yanında kanun olarak değerlendirilebilecek bir kısım hükümleri de vazettiğini, ama bu hükümlerin pratiğe nasıl yansıtılacağı hususunda Hz. Peygamber’in devreye girdiğini, dolayısıyla onun olmadığı bir İslam’ın, yasaları olmayan bir anayasa gibi olacağını, bu gerçeği reddetmenin ise Hz. Peygamber’i sadece bir postacı hükmüne indirgemek anlamına geleceğini, bu sebeple Kur’an’ı hayata uygulayacak önder olan Hz. Muhammed’in fonksiyonunun iptal edilmemesi gerektiğini ifade eder. Kur’an’la yetinmeli diyenlerde gözlemlediği Hz. Peygamber’den bahsederken isminin yanında saygı ifadesi kullanmama davranışına da değinen yazar, her ne kadar Hz. Muhammed’in yaşadığı toplumda böyle bir alışkanlık mevcut olmasa da günümüzde yeryüzünün her yerinde konumu olan insanlara hitap edilirken saygı ifadesinin göz ardı edilmediğine dikkat çeker. Kur’an dışı hiçbir şeyi kabul etmemenin geleneğimize vurduğu en büyük darbelerden birinin de bu olduğunu ifade eden yazar, “Basitleştirilen, alelâde biri konumuna indirgenen ve postacılıkla kayıtlanan Hz. Muhammed âdeta ademe/yokluğa mahkûm edilmektedir.” der ve “Ondan gelen mirasa ehemmiyet vermeyen bir bakışın, yokluğa mahkûm ettiği bir insanı anarken saygı ifadelerini kullanmasını beklemek zaten anlamsızdır.” diyerek böylesi beklentinin gereksizliğine de işaret eder. Yazar, birinci bölümde son olarak hadislerin toptan reddinin vahim sonuçlarına değinir ve bunları maddeler hâlinde şu şekilde sıralar: 1. Hz. Muhammed’in Varlığı Meselesi: Kur’an’ı kendilerine tek dayanak olarak alanların siyer ve hadis denilen iki ilim dalının anlattıklarına itimat ederek yeryüzüne “Muhammed” adında birinin geldiğine ve onun hakkında söylenenlere inanmamaları gerektiğini söyleyen yazar, bu takdirde Kur’an’ın da bu hurafeler yığınının bir parçası hâline gelme tehlikesiyle yüz yüze kalacağını ifade eder. 2. Hz. Peygamber’le İlgili Ayetlere Gerek Kalmaması: Hz. Muhammed’in sünneti ve hadisleri Kur’an bize yeter diyenler için bir şey ifade etmiyorsa, Kur’an’da Hz. Muhammed’den bahseden ve ona itaati emreden ayetlerin de bir manası kalmayacaktır. 3.Dinin Sekülerleştirilmesi: Kur’an’da ahkâma dair ayetler belli konularla sınırlı olup sayılı ahkâm ayetleriyle de bir sistem inşası mümkün olmayacağından söz konusu ayetler atıl kalmaya mahkûm olacak ve din de sekülerleştirilmiş olacaktır. 4. Değerlerin Örselenmesi, Basitleşmesi: Zihninde İslam’a dair hiçbir bilgi olmayan insanlara Kur’an’dan rastgele bir sayfa verildiğinde herkesin okuduğu sayfadan anladıklarının birbirinden farklı olduğu görülecektir. Bu durumda bir sayfada bile bir ortak akıl yürütmek mümkün olmuyorsa bir milyar yedi yüz bin kişi içinde bu ortak akla ulaşmak nasıl mümkün olacaktır? Demek oluyor ki Hz. Peygamber devreden çıkarıldığında herkes kendini onun yerine koymakta ve şahsi algısına göre din inşa etmiş olmaktadır. 5. İslam Kültür ve Medeniyetini Bekleyen Tehlike: Dikkatlice düşünüldüğünde bizi biz yapan, bizi bir arada tutan değerlerin, esasında Kur’an’dan direktif alan Allah Rasûlü ile onun dört halifesi zamanındaki uygulamalara dayandığı görülecektir. Bunların hayattan çıkarılması dinin hayattan çekilmesine eşdeğer olacaktır. Ülkemizdeki “teravih namazı yoktur” söylemleri üzerinden yaşanılanlara bir örnek veren yazar, birçok insanın bu tarz söylemler yüzünden bir vesileyle içine adım attıkları Allah’ın evinden uzaklaştırıldıklarını ve Allah’la aralarındaki pamuk ipliği mesabesinde olan bağın da koparıldığını teessürle anlatmaktadır. Yine İslam’ın manevi yönünü tezyin eden pek çok husus da Hz. Peygamber’in yaşamıyla şekillenmiştir. Allah Rasûlünü kenara çektiğimizde Kur’an’da geçen naslara bakarak inşa edilecek manevi hayatın tezyinat kısmı da eksik kalacaktır ve maalesef bütün bu olup bitenlerden kaynaklı en büyük darbeyi de gençler alacaktır. 6. Kelime-i Tevhidin İlk Cümlesinin Yeterli Olması: Hz. Peygamber’in sünnetinin ve hadislerinin günümüz Müslümanı için bir anlamı olmayacaksa kelime-i tevhid cümlesinin ikinci kısmında geçen “Muhammedu’r- Rasûlüllah” ifadesinin de bir karşılığı olmayacaktır. Bu durumda ehl-i kitap ile aramızdaki tek engel olan Hz. Muhammed devreden çıkarılmış olacaktır. 7. İslam’ın Hak Din Olup Olmayacağının Sorgulanacak Olması: Hadisleri tamamen reddeden yaklaşım esasında bin dört yüz yıldır yaşanan İslam’ı reddetmiş olmaktadır. Çünkü bu düşünceye göre, bütün bir tarihi süreç batıl ve safsata üzerine inşa edilmiştir. Kitabın ikinci bölümü “Kur’an’la Yetinmenin Kur’an Işığında Tahlili” adını taşıyor. Bu bölümde yazar, Kur’an bize yeter söylemini dillendirenlerin görüşlerini desteklemek üzere dillerine pelesenk ettikleri onlarca ayeti gerek metinleriyle gerekse mealleriyle göstererek her birini tek tek inceliyor. Tek başına Kur’an yeter iddiasında bulunanların ayetleri anlama hususunda nerede hata yaptıklarını ve aslında ayetlerde kast edilenin ne olduğunu delilleriyle ortaya koymaya çalışırken bir taraftan da yönelttiği onlarca can alıcı soruyla Kur’an’la yetinmek gerektiğini iddia edenleri düşünmeye sevk ediyor. “Elimizdeki Kur’an’ın Hz. Peygamber’e inen kitap olduğunu nereden biliyorlar?” “Kur’an’ın Hz. Peygamber’den bugüne kadar sağlam, eksiltme ve ilave olmaksızın geldiğine dair ellerinde delil olarak ne var?” soruları yazarın Kur’an bize yeter diyenlerin sahih veya gayr-i sahih ayrımı yapmaksızın bütün rivayetleri inkâr etmeleri sebebiyle kendilerine yönelttiği sorulardan yalnızca birkaç tanesi. Yazar, burada Kur’an sayfalarının toplanması ve çoğaltılmasına dair rivayetlerin Kur’an’la yetinenler tarafından delil getirilmesinin hiçbir ilmîliği olmadığını, çünkü bunu yaptıkları takdirde Kur’an’la yetinmemiş olacaklarını ifade ediyor. Kur’an bize yeter söylemini savunanların en bariz hatalarından birinin de kendilerine delil olarak gösterdikleri ayetleri, siyak/sibak ve sebebi nüzul gibi iç ve dış bağlam gözetmeksizin parçacı bir yaklaşımla ele almaları olduğunu düşünen yazar, aslında onların böyle yapmakla Allah’ı kendi istekleri doğrultusunda konuşturmaya çalışmış olduklarını söyler. Kur’an’ı sadece tebliğ değil beyan etmekle de mükellef olan Hz. Peygamber’in uygulamalarının ve sözlerinin bizi bağlamadığını iddia etmenin ise tek kelimeyle Hz. Peygamber’i postacı konumuna indirgemekle eş değer olduğunu ifade eden yazar, ayetlerde zikredilmeyen alanlarda kendilerinde konuşma hakkı görenlerin, hayatı, yaptıkları ve bütün söyledikleri kontrol altında olan bir elçiyi bundan mahrum bırakmalarını anlamlandıramaz ve şu mealde bir soru sorar: Kur’an yeter diyen biri bir ayet okuyup yarım saat konuşurken ya da hem Allah’ın kitabındaki hikmetleri daha iyi anlamak hem de kendileri kadar anlama imkânı olmayanlara yardımcı olmak için ciltler dolusu kitap yazma ihtiyacı duyarken Hz. Peygamber susuyordu, öyle mi?! Sadece Kur’an diyerek çeşitli gerekçelerle bütün hadisleri bir kenara bırakanların bu tavırları ile âdeta Hz. Peygamber ile Kur’an’ın arasına girdiklerini ve Kur’an’ın nasıl anlaşılması gerektiğini hem Hz. Peygamber’e hem de bize dikte etmeye çalıştıklarını ve sanki Allah’ın bu kitabı Hz. Peygamber’e değil de kendilerine indirmiş gibi davrandıklarını ifade eden yazar; “Daha da kötüsü, bir tane Muhammed’in Kur’an’ı bizlere açıklamasını çeşitli gerekçelerle bir yana koyarlarken her biri kendisini Hz. Muhammed yerine koymakta ve Kur’an ile aramıza binlerce yeni Muhammed dikilmiş olmaktadır. Oysa Hz. Muhammed’e ihtiyaç yoksa onun rolüne soyunmuş yeni Muhammedlere hiç hacetimiz yoktur!!” diyerek tepki göstermektedir. İlk bakışta kulağa oldukça hoş ve cazip gibi gelen Kur’an bize yeter söyleminin beraberinde pek çok sorunu da getirdiğini; her ne kadar tek kitap etrafında birleştirmeye çalışarak vahdeti sağlamayı hedeflese de sonucun hiç de öyle olmadığını, bilakis ümmette yeni parçalanmalara sebebiyet verdiğini güçlü argümanlarla ortaya koyması açısından Enbiya Yıldırım’ın Kur’an Bize Yeter Söylemi hem ikna edici hem de ufuk açıcı. (Selma Kavurmacıoğlu)
Çevresinde sevgi merkezli bir etki alanı oluşturan Peygamber Efendimiz s.a.v. hadisleri reddedilerek 'suskun zât!!!' konumuna indirgenmeye çalışılmaktadır. Bunu yapanlara karşı ayetlerle cevap verilen bu kitap, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) dinimizdeki vazgeçilmez yerini ve önemini öğrenmek isteyenler için kesinlikle tavsiye edilebilir. Kitabın büyük bir bölümünde farz ibadetler de bile Peygamber Efendimizin (s.a.v.) beyanlarının olmazsa olmaz olduğu ayetler ışığında anlatılmaktadır. İslam ümmeti arasında ayrımcılık oluşturduğu iddia edilerek hadislerin reddedilmesi ve ortadan kaldırılması durumunda şu an var olan mezheplerden çok daha fazla hatta belki de müslüman kişi adedince mezhepler oluşması ihtimali göz ardı edilmekte midir yoksa bu istenmekte midir iyi düşünülmelidir. (Burcu Ökmen)
Kur’an Bize Yeter Söylemi PDF indirme linki var mı?
Enbiya Yıldırım - Kur’an Bize Yeter Söylemi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Kur’an Bize Yeter Söylemi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Enbiya Yıldırım Kimdir?
Trabzon/Hayrat’lı bir ailenin çocuğu olarak 1965 yılında İstanbul’da doğdu. 1983’de İstanbul İmam Hatip’ten, 1987’de Bursa İlahiyat’tan mezun oldu. Yüksek lisans ve doktorasını aynı fakültede yaptı. 2002'de doçent, 2008'de profesör oldu. Evli ve üç çocuk babasıdır.
Kur’an Bize Yeter Söylemi, Hadislere Gerek Yok Söylemi, Hadisler ve Zihinlerdeki Sorular, Sahih Hadis Bulunmayan Konular, Hadis Problemleri, Hadisçiler ve Çelişki, Hadiste Metin Tenkidi, Hadis İlminin Çözüm Bekleyen Meseleleri, Hadis İlminin İncelikleri, Buhârî’nin Ebû Hanife’ye ve Hanefilere Bakışı, Geleneksel Hadis Yorumculuğu, Din-Ahlâk Ekseninde Hz. Muhammed, Hz. Peygamber (S.A.V)’in Örnekliğinde Güzel Ahlâk, İslam Benden Ne İster, Hüsn-i Hat ve Hadis (TÜBA 2018 yılı kayda değer eser ödülü), Peygamberimiz Çocuklarla adlı eserlerin yazarıdır.
Tercümelerinden bir kısmı da şunlardır:
- Suyûtî’den Sünnetin İslam’daki Yeri,
- Muhammed Hüseyin Zehebî’den Tefsir ve Hadiste İsrâiliyyât,
- M. Abdurreşîd Nu’mânî’den İmam-ı A’zam Ebû Hanîfe’nin Hadis İlmindeki Yeri,
- İbnu’l-Kayyım’dan Mevzu Hadisleri Sahihlerden Ayıklama Kılavuzu,
- Abdulfettâh Ebû Gudde’den: Mevzu Hadisler,
- Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed ve Öğretim Metotları,
- İslam Alimlerinin Gözüyle Zamanın Kıymeti.
Enbiya Yıldırım Kitapları - Eserleri
- Kur’an Bize Yeter Söylemi
- Sahih Hadis Bulunmayan Konular
- Hadislere Gerek Yok Söylemi
- Hadis Problemleri
- Hadisler ve Zihinlerdeki Sorular
- Peygamberimiz Çocuklarla
- Hadiste Metin Tenkidi
- İslam Benden Ne İster?
- Buhari'nin Ebu Hanife'ye ve Hanefilere Bakış
- Güzel Ahlak
- Hadis Meseleleri
- Hadis İlminin İncelikleri
- Hüsn-i Hat ve Hadis
- Hadis Tartışmalarına Yeni Yaklaşımlar
- Geleneksel Hadis Yorumculuğu
- Peygamberimiz ve Arkadaşlarının Hayatında Şaka
- Hz. Muhammed / Din Ahlak Ekseninde
- Hadis İlminin Çözüm Bekleyen Meseleleri
- Hadisçiler ve Çelişki
Enbiya Yıldırım Alıntıları - Sözleri
- Hadisleri çeşitli argümanlarla bir yana koyanların göz ardı ettikleri gerçeklerden biri de şudur: Kur'an'ı anlamak için Sadece hadislere değil tarih, filoloji, coğrafya etimolojiye (köken bilme) her türlü bilgiye muhtacız ve bunlardan yararlanmak durumundayız. Kaldı ki hadisler Kur'an'ı daha iyi anlamamızı sağlayan bilgiler içinde en sağlam olanlarıdır. (Kur’an Bize Yeter Söylemi)
- ''Ameller niyetlere göredir.'' Buhari, Bed'ul vahy-1 (Hadis Meseleleri)
- Allah'ın elçisini hafife alan Allah'ı hafife almıştır. (Hadis Problemleri)
- Çünkü Allah’a kavuşmak istemek demek ölmek için çare aramak değildir. (Hadis Problemleri)
- ALLAH katında amellerin en faziletlisi; az da olsa devamlı yapılandır. Muslim, Salatu'l Misafirun-30 (Hadis Meseleleri)
- بسم الله الرحمن الرحيم إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَاخْتِلاَفِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ لآيَاتٍ لِّأُوْلِي الألْبَابِ ''Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için elbette ibretler vardır.'' Al-i İmran-190 (Hadis Meseleleri)
- Resûlullah(sas) Ramazan ayında teravihi, vitr hariç sekiz rekat olarak kılmıştır. Daha fazla kıldığıyla ilgili sahih rivayet yoktur. (Sahih Hadis Bulunmayan Konular)
- ''Rabbin kula en yakın olduğu vakit, gecenin son kısmıdır.'' Tirmizi, Deavat-118 (Hadis Meseleleri)
- Din, hiç kimsenin keyfine göre yapılandırılacak bir oyuncak değildir. (İslam Benden Ne İster?)
- "Hayat nedir?" diye bir soru sorulacak olsa, kanaatimce en güzel cevap şu olurdu: "Hayat, ölmektir." Ama asıl olan güzel ölmektir. (İslam Benden Ne İster?)
- Hiçbir alimin şiddetli taraftarı değilim. Hiçbir alimin sözünü vahiy gibi telakki etmem. İbn Teymiyyenin şiddetli taraftarı olmadığım gibi Gazzali'nin de şiddetli taraftarı değilim. Haneli değilim, Eş'arî de. Körü körüne mutasavvuflara da, kelamcılara da tabi olmam. Hak taraftarıyım. Her nerede hakikat kokusu alır isem hemen ona el uzatırım "Hak uyulmaya en layık olandır"(10 Yunus 35) kavli düstûrumdur. (Hadis Problemleri)
- Allah affeden bir kulunun ancak şerefini artırır. (Güzel Ahlak)
- "De ki, Allah'a ve Rasûlüne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse, elbette Allah küfre girenleri sevmez." (Âl-i İmran,32) (Kur’an Bize Yeter Söylemi)
- Abdullah b. Ömer (r.a) şöyle demektedir: “Allah Rasülü (s.a.v) bize yönelerek şöyle buyurdu: “Ey muhacirler topluluğu! Şu beş kötülük meydana geldiğinde haliniz ne olur? Bu kötülüklerin sizde olmasından veya sizin o kötülüklere yetişmenizden Allah ’a sığınırım. 0 beş şey şunlardır: Bir millette fuhuş (zina) yaygınlaşır ve açıktan yapılırsa, muhakkak ki o toplumda taun (veba) hastalığı ve geçmiş milletlerde görülmeyen hastalıklar ortaya çıkar. . .”(İbn Mace,Fiten,4019) Bu hadiste iki ilmî i’caz bulunmaktadır. İlki gelecekle ilgili haber verme i’cazı, diğeri ise geçmişte yaşayanlarda var olmayan bazı hastalıkların ortaya çıkmasının fuhşiyat olan zina ve livatayla irtibatlı olduğunu ifade eden ilmî i’cazdır. Günümüzde geçmişe nazaran dünyamızın hiç de şahit olmadığı kadar fuhşiyat ortaya çıkmıştır. Örneğin batıda haram olan cinsel birlikteliği icra ederken en ufak bir utanma hissi bile görülmemektedir. Erkek veya kızın evlenmeden önce cinselliği yaşamaması artık onlara göre ayıp sayılmaktadır. Hatta eşcinseller için kulüp, sendika, gazete, dergi, sahil ve çıplaklar kampı inşa edilmiş ve bazı kiliseler eşcinsellerin nikahını kıymaya başlamıştır.106 Şu ana kadar otuzdan fazla çeşidi bulunan cinsel hastalıklar yüzünden dünya büyük bir bunalım içindedir. Bulaşıcı hastalıkların başında gelen bu cinsel hastalıklara maruz kalan genç erkek ve kızların yıllık bilançosu yedi yüz elli milyondur. Hiç şüphesiz bu hastalıkların başında gelen ve en tehlikelisi olan 1981 ’de ortaya çıkmış AIDS hastalığıdır. Dünya sağlık örgütünün 1997’de yaptığı ve 1998’de açıkladığı istatistik verilerine göre bu hastalığa yakalananların sayısı yılda altı milyon kişiye ulaşmaktadır. Edinsel bağışıklık yetmezliği sendromu olarak bilinen bu hastalık vücudun direncini yok edip her türlü mikrobun istilasına kapı aralamaktadır. Bu durum kimilerinde aylarca kimilerinde yıllarca devam etse de her iki durumda da ölüme sonuçlanmaktadır. Bu hastalık eşcinseller arasında başlamış olup onlardan bu hastalığa yakalanan kişilerin oranı % 70’den daha fazladır. Bu hastalıklardan birisi de miladi on beşinci asrın sonuna doğru ortaya çıkan frengi hastalığıdır. Bu hastalığa yakalananların yıllık oranı elli milyondur. Öyle ki felce, körlüğe, tehlikeli şekil bozuklukları ve şiddetli ağrılara sebep olmaktadır. Yine bu hastalıklardan biri de bel soğukluğudur. Yıllık iki yüz elli milyona yakın kayıtlı vaka sayısı vardır.107 Bu tehlikeli cinsel hastalıklara ilaveten oğlancılığın da Hepatit B ile yakın ilişkisinin olduğu saptanmıştır. İngiltere’de bu tehlikeli hastalığın virüsü oğlancılarda % 5 iken bunların dışındakilerde ise % 2’yi geçmemektedir. Yani bu hastalığın livata yapanlarda görülme oranı yapmayanlara nazaran yirmi beş kat daha fazladır.los (Hadis Tartışmalarına Yeni Yaklaşımlar)
- 1. Said b. Cubeyr 2. Said b. el-Museyyeb 3. Sufyân es-Sevrî 4. İmam Mâlik 5. İmam Şâfiî 6. İmam Ahmed b. Hanbel 7. Nuaym b. Hammad 8. Ahmed b. Nasr 9. İmam Buhâri 10. Bakî b. Mahled 11. Muhammed b. Haris el-Kurtubî 12. İmam Nesâi 13. Taberî 14. İbn Hibbân 15. İbn Fûrek en-Neysâbûrî 16. Hatib el-Bağdadi 17. İbnü'l Cevzî 18. İbn Teymiyye 19. İbn Kayyım el-Cevziyye 20. Muhammed b. İsmail es-San'ânî . (Buhari'nin Ebu Hanife'ye ve Hanefilere Bakış)
- Nitekim Hazreti peygamberin (sav) yanında yetişmiş olan Enes, Sevgili Elçinin (sav) çocuklarla en çok şakalaşan insanlardan olduğunu söyler. (Peygamberimiz Çocuklarla)
- ...bugün Batılıların İslâmiyat'a dair çalışmalarında zerre kadar haberi olmayanların bile bu akımın etkisi altında kalarak sadece Kur'an'ı esas alan bir din inşa etmeye gayret ettiğini görmekteyiz. (Hadislere Gerek Yok Söylemi)
- Sarih akılla sahih nakil arasında çelişki olmaz. Nas ile sarih akıl arasında çelişki tezahür ettiğinde, imkân el verdiği ölçüde çelişkiyi izale edecek şekilde nassı tevil etmek gerekir. Eğer aralarında cem yapmak mümkün değilse, ya akıl sarih değil veyahut da nakil sahih değildir. İmam İbn Teymiyye (728/ 1328) şöyle der: “Sarih akıl daima Hz. Peygamber (s.a.v) ile muvafıktır, asla ona muhalif olmaz. Ölçü kitap iledir. Allah kitabı hak ve ölçü ile indirmiştir. Fakat bazen insan akıl kitabın getirmiş olduğu şeylerin tafsilatını anlamakta yetersiz kalabilmektedir. Bu durumda peygamber insanlara gelerek anlamakta acziyet gösterdikleri ve şaşırdıkları şeyleri onlara açıklar, yoksa akıllarıyla batıl olduğunu bildikleri şeyleri değil. Peygamberler aklın alanına girenden haber verirler, aklen muhal olan şeyden bahsetmezler. Hidayet, sünnet ve ilmin yolu budur.”121 Akılla çeliştiği vehmi verdiğinden muşkil olarak görülen rivayetlerden birisi İbn Ömer’in şu hadisidir. Rasülullah şöyle buyurmuştur: “Sizden birisi yediğinde sağ eliyle yesin, içtiğinde sağ eliyle içsin. Çünkü şeytan sol eliyle yiyip içer?"22 Bazıları bu hadisin akılla çeliştiğini iddia ederek şöyle demişlerdir: “Şeytan da melekler gibi ruhanidir, nasıl yer içer ve yemek/içmek için nasıl eli olabilir?” İmam İbn Kuteybe bu hadis için şu cevabı vermiş ve şeytanın sol eliyle yemesinden maksadın iki şey olduğunu beyan etmiştir: Ya gerçekten şeytan yiyip içiyordur ki, bu yeme içme çiğneme ve yutma değil, koklama ve solunumdur. -Çünkü bazı hadislerde, şeytanın yemeğinin çürümüş kemik, içeceğinin ise köpük olduğu ve bunları da ancak kokuyla yediği rivayet edilmiştir.Ya da şeytanın sol elle yemesi mecâzi olup insanın sol elle yemesi, şeytanın iradesi ve onun güzel olarak gördüğü bir şeydir. Sol eliyle yiyene şeytanın yediği gibi yiyen kişi denilmesi şeytanın yemesi değil, onun sevdiği şekilde yemek yenildiğinin ifade edilmek istenmesidir.”'23 Şöyle de düşünülebilir; akılla muhalefet ettiği zannedilen bu ve bunun gibi hadisler, üzerinde ittifak olan külli kaidelere muhalefet etmemektedir. Bilakis o hadisler, aklın herhangi bir hükmünün olmadığı gaybî meseleler hakkındadır. Veyahut söz konusu rivayet belli bir kişinin görüş ve hükmüne muhaliftir ya da kişinin adeten görüp aşina olduğu veya adeten muhal olarak gördüğü şeylerle çelişik olmasıdır. Kişiden kişiye değişen, birinin aklının kabul etmediği şeyi başka bir kişinin aklının kabul ettiği, kişinin aklı ve hükmü ile üzerinde ittifak olunan ve âlimlerin metin tenkidi için ölçü olarak gördükleri külli kaideler arasında büyük bir fark vardır. ***** 121 İbn Teymiyye, Ahmed b.Abdilha1îm, Mecmüatu ’l-Fetâvâ, XVII, 444; a.mlf., Der ’u Teârudı' ’l-Aklı' ve ’n-Nakl, hzr. Muhammed Reşâd Sâlim, III, 54. 122 Muslim, Sahîh, Kitâbu’l-Eşribe, bâbu âdâbi’t-taâm ve’ş-şerâb ve ahkâmihimâ, rakam: 202, lII, 1594. Akla muhalefet ettiğinden dolayı muşkil olarak görülen başka bir rivayet için bkz. İbn Kuteybe, Te ’vîl, s. 123-124. 123.İbn Kuteybe, Te ’vîl, s. 327 (Hadis Tartışmalarına Yeni Yaklaşımlar)
- 3.2. Sahih hadise muhalefet Hz. Peygamber (s.a.v) teşrî açısından hatadan beridir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “ 0 kendi hevasından konuşmaz. Onun söyledikleri vahiyden başkası değildir.”74 Bundan dolayı ondan sadır olanda çelişki ve noksanlık söz konusu olamaz. Bazı hadis rivayetleri bazılarıyla çelişiyor zannı uyandırsa da metinleri birbirleriyle uyumlu ve çelişkiyi ortadan kaldıracak şekilde anlamak gerekmektedir. Muhaddislerin “muhtelifu’l-hadîs” olarak adlandırdıkları tam da budur. Muhaddislerin, ihtilaf eden sahih rivayetlere karşı yaklaşımda geliştirdikleri özel metotlar şunlardır: a) Hadisin kendisiyle ihticac edilebilecek bir rivayet olduğunu tekit etmek. Bu gerçekten de önemli bir noktadır. Çünkü makbul olan ile makbul olmayan rivayetler birbirinden ayrılır ve makbul olanla amel edilir, makbul olmayan ise terk edilir. İmam Şâfiî, muhtelifu’l-hadîsten söz ettiği bahsinde şöyle demektedir: “Bunların neticesi şudur: Nasıl ki şahitlerden ancak adaletli olduğu bilinen kişinin şehadeti kabul oluyorsa, hadiste de ancak sabit olan kabul edilir. Hadis mechul olursa veya hadisi rivayet edenler kendilerinden kaçınılan kişiler ise o zaman sanki o hadis bize hiç gelmemiştir. Çünkü sabit değildir.”75 b) Rivayetlerin arasını cem: İmam Şâfiî bu hususta şöyle demiştir: “Her iki hadisle birlikte amel edilme imkânı olduğu sürece ikisiyle birlikte amel edilir, âmm ile has, mutlak ile mukayyedde oldugu gibi, biri diğerini iptal etmez.”76 c) Nesh olup olmadığının araştırılması: Hiçbir şekilde cem mümkün değilse, o zaman rivayetlerin tarihine bakılır. Eğer rivayet. lerin tarihleri bilinirse, sonradan söylenen ilk önce söylenenin nâsihi olduğundan sonraki alınır. İmam Şâfiî bu hususta şöyle demiştir; “İhtilâfu’l-hadîs konusunda nâsih mensüh durumunda, rivayetlerden mensüh olan değil, nâsih olan alınır.”77 d) Rivayetler arasında tercih: Rivayetlerin tarihlerinin bilinmesi mümkün değilse tercihe sığınılır. Râcih olan ile amel edilip, mercüh olan terkedilir. Tercih yöntemleri çoktur. Usül kitapları ve diğer kitaplarda bu yöntemler zikredilmiştir. İmam Şâfiî şöyle demiştir: “İhtilaf eden hadislerden birisi, Allah’ın kitabına, Hz. Peygamber’in (s.a.v) sünnetine veya kıyasa daha yakındır. İhtilaf eden hadislerden hangisi bunu sağlıyorsa onu almak evladır.”78 Hâzimî (584/1188) de Kitâbu’l-İ’tibâr’ında; “Rivayetler arası tercih yollarının elli şekline yer vermiştir. Irakî (806/ 1404) de ibnu’s-Salâh’a yazmış olduğu şerhte bu yönleri nakletmiş ve eklemeler yaparak sayıyı yüz yirmiye çıkartmıştır. Suyütî de bu yolları özetlemiştir.”79 e) İhtilallı rivayetlerle amel etmeyip tevakkuf etmek: Eğer cem imkânı olmuyor, rivayetlerin tarihleri de bilinmiyor ve tercih de yapılamıyorsa, kendisiyle amel edilecek doğru taraf ortaya çıkana kadar tevakkuf etmek vaciptir. İbn Hacer şöyle demektedir: “Bu durumu tevakkuf ile tabir etmek tesâkut ile tabir etmekten daha evlâdır. Zira bir rivayetin diğerine tercih edilmesi hal-i hazırdaki kişiler için açık bir durum değilse de, başka kişilere bu kapalılığın açığa çıkma ihtimali vardır.”80 Nureddîn Itr, bu durumdaki hadislere “ızdırab” ve “zayıf” hükmü vemıeyi tercih etmiştir.81 ********* 73 et-Taberî, Ebü CaferMuhammed b. Cerîr b. Yezîd b. Hâlid, Câmiu ’İ-Beyân, VII, 54; lbn Kesîr, İsmail b. Ömer, Tefsîru 'l-Kur 'anı' 'I-Azîm, II, 162. 74 53 Necm 3-4. 75 eŞ-Sâfıî, Muhammed b. ldrîs, İhtilâjîı 'İ-Hadîs, (Kitabu ‘I-Umm’un kenarmda basılan baskısı), Vll, 58. 77 Şâfıî, a.g.e., Vll, 57. 78 Şâfiî, a.g.e., Vll, 57-58. 79 Şâkir, eİ-Bâis, s. 176; Suyütî, Tedrîb, 11,198-202. 80 lbn Hacer, Şerhu Nuhbetu f-Fiker. s. 62-63; Suyütî, Tedrîb, ıı, 202; Ahmed Şâkir de bu görüşü benimsemiştir. Bkz. Şâkir, Bâı's, s. 176. 81 ltr, Menhecu 'n-Nakd, s. 341. 76 Şâfiî, a.g.e., vıı, 58. (Hadis Tartışmalarına Yeni Yaklaşımlar)
- O (Hz. Peygamber), kanun koyma görevini hayattayken yürütmüş, vefatından sonra da bunlar ümmete intikal etmiştir. Bize düşen, devraldığımız mirası önümüze koyup yararlanmaktır. (Kur’an Bize Yeter Söylemi)