Kitap Künyesi

Yazar: Dücane Cündioğlu

Yayın Evi: Kapı Yayınları

İSBN: 9786054322572

Sayfa Sayısı: 100

--reklam--

Kur'an'ı Anlama'nın Anlamı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Kur'an hermeneutiği sadece Kur'an'a yönelik bir çabayı değil, aynı zamanda Kur'an'dan hareketle içinde yaşadığımız dünyaya yönelik bir çabayı da içerir.

Kur'an'a doğru (‹)" ve "Kur'an'dan hareketle (›)" şeklinde tabir ettiğimiz bu med-cezir, bu yazıda kısmen ufuklarını işaretlemiş olduğumuz hermeneutik daireye delâlet etmektedir. Günümüz Müslümanlarının Kur'an'ı ve Kur'an'dan hareketle dünyayı anlama çabası, kelimenin tam anlamıyla bir hermeneutik daireyi kurma çabasıdır ve hiç kuşkusuz ki bu çabanın idamesi bizler için hayatî önemi haizdir

--reklam--

Kur'an'ı Anlama'nın Anlamı Alıntıları - Sözleri

  • Kelime cümle'nin içerisine dahil edilmeden önce --tabiri caizse- özgürdür. Onu cümleye dahil eden, artık onun ifade edeceği şeyi de tayin etmiş demektir.
  • "birçok anlama gelen bir söz, hiçbir anlama gelmez."
  • Kur'an her şeyden söz edebilir ve fakat muhataplarının istediği herşeyden...
  • Belki bir sözün tek ve nihai yorumu yoktur, ama unutulmamalıdır ki sonsuz ve sınırsız yorumu da yoktur.
  • Kur'an ile insanlar arasındaki en önemli engelin ne olduğu sorulacak olursa, hiç çekinmeden bu engelin dil olduğunu söyleyebiliriz.
  • Farklılık anlaşılan'dadır,anlatılan'da değil.
  • Yazarın ölümü, okuyucunun doğumuna yol açar. Roland Barthes
  • "Ey Musa! Kitablar içerisinde Ahmed'in Kitabı, içinde süt bulunan bir kaba benzer, çalkaladıkça yağı çıkar."
  • ...zaman anlam'ın en kuvvetli bağıdır.
  • Adiy b. Hâtem’in kendisi de aslında ayetin lafızlarını anlamış ve fakat lafızlardan murad edileni anlamakta hataya düşmüştür; yani ayetin muradını anlayamamanın ya da hatalı anlamanın sebebi burda dil’in sınırlarını aştığından, dolayısıyla anlama, metin üzerinde düşünmeyi, ‘söylenen’e dikkat kesilmeyi de gerektirdiğinden, maksad anlaşılamamıştır.
  • Bil ki Kur’an, Arap Dili ve Arap Dili’nin üslub ve belâğatıyla nazil olmuştur. O nazil olduğunda Arapların hepsi Kur’an’ı anlıyorlardı ve onun bütün ayrı ayrı kelime ve terkiblerindeki mânâları biliyorlardı. Kur’an, tevhid’i ve dinî vecibeleri hâdiselere uygun olarak beyan etmek maksadıyla cümle cümle, ayet ayet inzâl ediliyordu...(İbn Haldun, 438)
  • Bir ayetin farklı şekillerde anlaşılabilmesi, onun farklı anlamlar vermek üzere vazedildiğini göstermez; yani farklılık anlaşılan'dadır, anlatılan'da değil!
  • O halde varoluşu, varoluşumuzu anlamlı kılan bu mübarek kelamin sesine kulak verelim, onun nasıl anlaşılacağını bildiğimizde, onun ne dediğini de anlayabileceğimize inanalım!
  • Bir dilde bir sözcüğün sözlük anlamlarının çeşitli oluşu, o sözcüğün, dahil olduğu dizge içerisinde bu anlamların hepsini birden ifade edeceği, edebileceği anlamına gelmez. Bu nedenle söz’ün gücü, başka bir deyişle “söz’ün bütünlüğü”, sözcüğün her kullanımında baskın çıkarak onun anlamlarından birini tayin eder ve anlam kargaşası en nihayet söz’ün bütünlüğünde son bulur. Söz’ün gücünün sırrı da işte onun bu özelliğinde; yani bütününde, bütünlüğünde saklıdır.

--reklam--

Kur'an'ı Anlama'nın Anlamı İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Kur'an-ı Kerim'i Anlamak... Sevgili Dostlar, Evvelâ meâl ve tefsir okumalarınızda, her geçen gün derinliği ve ziyası ile sizlere kulluğun en ali mertebelerine erişme saadetini tattıracak bir minvâl, bir düstur temenni ediyorum. Dücâne Cündioğlu, yine edindiği o kıymetli bilgileri, susuzluğunu çektiğimiz yanıtlarla harmanlayıp özenli bir çalışma sunuyor bizlere.Her satırından azami surette istifade edebileceğimiz 100 sayfa fakat okuduğum en kalın kitaplardan dahi daha dolu, daha münbit bir eser. Evvelâ, Nahiv (kelimelerin cümle içindeki görevlerini ve cümle yapılarını inceleyen ilim.) ilmine dâir “Kâfiye” adlı eserinin ününden dolayı, "Kâfiyecî" diye meşhûr olan, Hanefi mezhebi fıkıh alimlerinden Ebû Abdullah 'ın tefsir ilmine dahil edilmesine kanaat getirdiği, diğer ilimlere açıklık getirerek, Cündioğlu esasen bir tefsir metnini dahi okumadan evvel, ön hazırlığımızın ne boyutlarda olması gerektiğinin altını çiziyor.Ve bu Hermeneutik bir süreçtir diyor.Yâni hem içeriği,hem de biçimi önemseyen, niteliği ve niceliği ihtiva eden bir anlama olgusu söz konusudur. Çokanlamlı kelimelerin ve bir cümlede hakikatini bulan kelimelerin, Ayet-i Kerime'lerde nasıl değerlendirilmesi gerektiğini ayrıntılarıyla ve onlarca örnekle anlatıyor yazar. Sözün işaret ettiği mânâyı bulmada en mühim gereklilik o sözü doğal bağlamında değerlendirmektir. Peki bu 'doğal bağlam'a hangi yollardan erişilebilir. Anlamın doğruluğunu kavramak istiyorsak şu soruları eksiksiz sormalı ve bu doğrultuda bir öze varmalıyız. Ayet-i Kerime ; *Ne söylüyor? *Niçin söylüyor? *Kime söylüyor? *Nerede ve ne zaman söylüyor? Benim de karşılaştığım ve en sık merak edilen sorulardan birisi; Kur'an-ı Kerim neden arapça indirildi? Kur'an-ı Kerim Resulullah (s.a.s) efendimizin anlayabileceği dilde indirildi, diğer bütün semavi dinlerin kitapları da indirilen Peygamber'in diline hitap ederek indirildi. Tam da burada Cündioğlu dilde ki söz sanatlarından uzun uzun söz ediyor ve Ayet'ler üzerinde ki tespitleri ile, yalnız meâl okumanın ne kadar yetersiz olduğunu gözler önüne seriyor.Şu soruyu sormadan edemedim, biz ki hertürlü tefsir çalışması ve sınırsız imkanla anlamanın eşiğindeyiz, şayet ashaba konuşma dillerinde indirilmeseydi Kuran-ı Hâkim, nasıl bu kadar güzel anlayıp aktarabilirlerdi? Ayet-i Kerime'lerin hangi zamanda ve nerede indirildiği çok mühim çünkü bu, o vakanın bütüncül bir anlam bulması için hayati.Ancak ne dediğini kavrayabilirsek, edindiğimiz mânâyı kendi durumumuzla ilişkilendirebiliriz. Son olarak Cündioğlu, Kuran'ı Kerim'in ümmi bir topluluğa sözlü olarak indirilmesi hasebiyle, yazılı bir metnin ölçüleriyle değerlendirilmemesi gerektiğini, bir konuşmacı gibi, bir hatibin kürsüden konuştuğu gibi bir nazariyetle okunması ve dinlenmesi gerektiğini vurguluyor ve Rahman'ın eksiksiz cümleleriyle bitiriyor; "Rabbimiz! Bizleri hidayete erdirdikten sonra kalplerimizin eğrilmesine izin verme de katında bize bir rahmet ihsan eyle! Muhakkak ki sen vehhab olansın! Rabbimiz! Muhakkak ki sen insanları, geleceğinde hiçbir kuşku olmayan bir günde toplayacaksın! (Ali İmran: 8-9) Âmin Âmin Âmin, Aminlerce Âmin.. Feyizli okumalar... (Eylül Türk)

. İMANI GÜNÜMÜZ İNSANINDAN SIYIRIP ÇIKARMA PROJESİ . ATEİZME DOĞRU: 1. ADIM: Haşa! Kur-an'ı Kerim ve Sünnet varken mezhebe ne gerek var!?. (Usûlü inkâr) 2. ADIM: Haşa! Kur-an'ı Kerim varken Sünnete ne gerek var!?. (Sünneti inkâr) 3. ADIM: Haşa! Ayetlerin sinsice akla - mantığa uygunluğunu sorgulatma taktiği..! (Kur-an'ı Kerimi inkâr) 4. ADIM: "DEİZM" (Bir Yaratıcının [ne ve nasılı tam muamma] olduğuna evet Kitapları ve Peygamberleri Aleyhimüsselâm topyekün inkâr) 5. ADIM: "ATEİZM" (Yaratıcıyı reddedip her şeyi tanrılaştırma tüm hakikati topyekün inkâr) (zaimoğlu mehmet)

Yazarı tanıdıkça yani okuyup tanıdıkça ben de; bütün kitaplarını okumam lazım, evet evet hepsini mutlaka okumalıyım düşüncesi, isteği oluşuyor. Anlatmak istediği meseleyi hangi aşamalardan geçirerek hangi yolları aşarak anlatması gerektiğini bilen bir yazar. Sunduğu konuyu bir anda kitabın her hangi bir yerine bırakmıyor ki bu da; konu anlaşılması zor dahi olsa, konunun anlaşılabilir hâle gelmesini sağlıyor. Bu kitabında yazar bize aslında olması gerekenin nasılını anlatmış. Yani Kur'an'ı nasıl anlamamız gerektiğini, anlama işini gerçekleştirirken nelere dikkat etmemizin zorunlu olduğunu aktarmış, aktarmaya çalışmış. Bunları yaparken konu ile alakalı yazılmış diğer eserlerden de yararlanmış. Kaynakça kitaba göre oldukça genişti. Kitap için metot kitabı desem yanlış olmaz sanırım. Peki bana kitaptan ne kaldı? Anladığımız şey yani anlaşılan her zaman doğru olmayabilir, yani anlatılan ve anlaşılan birbirine "tekabül" etmiyor ise bu bir yanlış anlamadır. Bu durumda yapılması gereken "anlam'ı anlatana doğrulatmak" gerekir. Örneğin; sahabenin yaptığı şey. Anlamadığını, yanlış anladığını Peygamber Efendimiz'e sorarak doğrusunu anlamak. İyi de bizim böyle bir imkanımız yok o zaman da yapılması gereken "sözün tabii bağlamına başvurmak" "Tabii bağlam ise; söylenen (ne söylediği), kendisine söylenen (kime söylediği), söyleme sebebi (niçin söylediği), söz'ün zaman ve mekânı (ne zaman ve nerede söylediği) gibi elemanlardan oluşur." Yazar bu saydığı elemanların her birini ayrı bir başlık altında örnekleriyle birlikte açıklamış.(Anlatılan konunun açıklamasında sık sık ayetlere yer verilmesi konuyu daha somut ve anlaşılır kılmış.) Diğer bir nokta ise; çok anlamlılık( lafz-ı müşterek) bu konu aklımda en çok kalan kısımlardan biriydi. Yazar diyor ki; "Kelime - çokanlamlı olmasına rağmen- her farklı kullanımda sadece o kullanımı için bir tek anlam verir. Şayet bu esasa dikkat edilmez ve kelime'nin 'çokanlamlı' oluşu bahane edilerek (farklı anlamlar kazandığı) bütün anlamlar kelime'nin üstüne boca edilirse, 'çokanlamlılık' anlamsız hâle gelir." Bu konudan sonra ise; anlamı tek tek sözcüklerde değil de bütünde aramamız gerektiği yani bize anlamı ancak sözün bütününün verebileceğini, okudum. Sonuç olarak; tüm bunların amacı; anlamı korumak, muhafaza etmek. Yazar da bize bunun nasıl olması gerektiği hakkında bilgi veriyor. Kitap benim için kısa ama çok şey anlatan, düşündüren ve de çok şey öğreten bir kitap oldu. (esra k.)

--reklam--

Kur'an'ı Anlama'nın Anlamı PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Dücane Cündioğlu - Kur'an'ı Anlama'nın Anlamı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Kur'an'ı Anlama'nın Anlamı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Dücane Cündioğlu Kimdir?

1962 yılında İstanbul Üsküdar'da doğdu. 2 Nisan 1980 tarihinde başladığı yazı hayatına çeşitli dergi ve gazetelerde makaleler yazarak devam etti. 1981 yılında Kur’an ilimlerini temel uğraş alanı olarak seçti. Yorumbilim'in (İlm-i Tefsir) yanı sıra uzun yıllar Tarih, Dilbilim (İlm-i Belâğat), Düşüncebilim (İlm-i Mantık) ve Felsefe dersleri verdi. Şubat 1998’ten 2011'e kadar Yeni Şafak gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. 5 Şubat 2011 tarihinde 'Son Günah' adlı son yazısı ile gazetedeki yazılarına son verdi. 1993 yılında Elmalılı Hamdi Yazır’ın 'Hak Dini Kur’an Dili: Kur’ân ve Meâlini' hazırlayıp notlandırdı.

--reklam--

Dücane Cündioğlu Kitapları - Eserleri

  • Hz. İnsan
  • Göz İzi
  • Ölümün Dört Rengi
  • Cenab-ı Aşk
  • Motto
  • Düşünce Düşlenir
  • Daire'ye Dair
  • Hakikat ve Hurafe
  • Kur'an'ı Anlama'nın Anlamı
  • Sanat ve Felsefe
  • Sinema ve Felsefe
  • Mimarlık ve Felsefe
  • Akif'e Dair
  • Söz'ün Özü
  • Keşf-i Kadim
  • Anlamın Buharlaşması Ve Kur'an
  • Felsefenin Türkçesi
  • Anlam'ın Tarihi
  • Kur'an Çevirilerinin Dünyası
  • Bir Mabed Bekçisi
  • Arasokakların Tarihi
  • Philo Sophia Loren
  • Bir Mabed Savaşçısı
  • Başörtü Risalesi
  • Bir Kur'an Şairi
  • Bir Mabed İşçisi
  • Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Din ve Siyaset
  • Türkçe Kur'an ve Cumhuriyet İdeolojisi
  • Mehmet Akif'in Kur'an Tercümeleri
  • Kur'an ve Dil'e Dair
  • Bir Siyasi Proje Olarak Türkçe İbadet
  • Tarih ve Siyaset'e Dair
  • Bir Mabed İşçisi
  • Bir Mabed Bekçisi
  • Bir Mabed Savaşçısı

--reklam--

Dücane Cündioğlu Alıntıları - Sözleri

  • Ne var ki bu genç adam yalnızlık duygusundan hiç sıyrılamayacak, kendisini hep ayrı, aykırı hissedecek(…) (Bir Mabed Bekçisi)
  • -Nurullah Ataç’a ithafen- “Nesir yok artık. Beyaz sayfaları kirleten kelime leşleri. Mabedin enkazı üzerinde hora tepen binlerce deli ve başlarında başsız bir heyulâ: Ataç” (Bir Mabed Bekçisi)
  • Bil ki Kur’an, Arap Dili ve Arap Dili’nin üslub ve belâğatıyla nazil olmuştur. O nazil olduğunda Arapların hepsi Kur’an’ı anlıyorlardı ve onun bütün ayrı ayrı kelime ve terkiblerindeki mânâları biliyorlardı. Kur’an, tevhid’i ve dinî vecibeleri hâdiselere uygun olarak beyan etmek maksadıyla cümle cümle, ayet ayet inzâl ediliyordu...(İbn Haldun, 438) (Kur'an'ı Anlama'nın Anlamı)
  • Eller karıncalanmış. Karıncalar kanlanmış. Kabalar kalabalıklaşmış. Kalabalıklar kabalaşmış... (Hakikat ve Hurafe)
  • Rüzgarda unutulmuş bir mum gibi hisseder hep kendisini; fânussuz, yani kimsesiz, yani çaresiz… (Bir Mabed Bekçisi)
  • "İmam-ı Azam hazretleri ,"Kur'an'ı doğru okuyamayanlar için Kur'an'ın tercümesiyle namaz câiz olur " demiştir." (Türkçe Kur'an ve Cumhuriyet İdeolojisi)
  • Modernleşme/Dünyevileşme projesinin dindarlık anlayışı, Maûn Sûresi'nde kendisine veyl olunan o gafletin ve riyakârlığın eşlik ettiği öte dünyada hesaba çekilme bilincinden yoksun, gösteriş meraklısı ortakkoşucuların dindarlık anlayışının aynısıdır. (Philo Sophia Loren)
  • Dindar bilinç düşünmeyi bilmez, gücünün de zaaflarının da kökeni budur: düşünmemek, sadece inanmak. (Söz'ün Özü)
  • Ülkemizde ne yazık ki fikirlere değil, sloganlara rağbet etmek daha revaçta. Slogan atmak daha cazip, daha kârlı, daha masrafsız bir yol; üstelik etkileyici de. Düşünen değil, etkilenen insanlar... Tartışan değil, saldıran hasımlar... Öğretmeye veya öğrenmeye talip olmak yerine aldâtmaya veya aldatılmaya müheyya aydınlar... (Keşf-i Kadim)
  • Sizin anlayacağınız, aşılacak çok tepe var ve fakat henüz talib yok! (Kur'an Çevirilerinin Dünyası)
  • ' daha insancıl, daha adil bir düzen istedim. Direndim, insanları daha mutlu görebilmek için. Yaşam da bu değil mi zaten ? Ben de yaşadım insan gibi. ' (Arasokakların Tarihi)
  • Sanatın en başından itibaren yasayla, düzenle, genel ahlakla, hatta toplumla başının belada olmasının en temel nedeni bu serazadlığı değilse nedir? (Sanat ve Felsefe)
  • Kimse sana sende olmayanı veremez; bu nedenle sen sende olanı bulmalı, bulman gerekeni sen kendinde aramalısın. (Cenab-ı Aşk)
  • Yarım kalmışlık yaşamın özüdür, telafi edilemez. İtiraf etmek çok zor ama ne yazık ki böyle: tüm varlığımızla yinelenemez ve yenilenemez bir çevrimin içindeyiz. (Ölümün Dört Rengi)
  • Hakikatte ise sevgi elbette yaşamın özüdür... (Sinema ve Felsefe)
  • “Sanat halk içindir” tekerlemesi, “köylü efendimizdir” gibi bir klişe. Puşkin “mabedimden çekil” diyor sürüye; “sen tekmeden ve küfürden anlarsın.” | CM ~ Fildişi Kule’den (Bir Mabed Bekçisi)
  • Şiirin arkasında kalmak başka, şiirin arkasına saklanmak daha başka. (Akif'e Dair)
  • ... "kimi gülistan da gonca gül olur" imiş; kimi gonca güle har [diken] olur gider" imiş... (Daire'ye Dair)
  • Yoksula, yetime, esire seve seve yedirirler; "Size sadece Allah rızası için yediriyoruz, sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür beklemiyoruz. Çünkü biz, o suratsız kara günde Rabbimizin azabından korkarız" derler (İnsan: 8- 1 0) (Söz'ün Özü)
  • İnsan insanı insanda tanır. (Hz. İnsan)