Kitap Künyesi
Yazar: Erdal Atabek
Yayın Evi: Cumhuriyet Kitapları
İSBN: 9786054183913
Sayfa Sayısı: 256
Kuşatılmış Gençlik Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bir kuşağın değil, bütün kuşakların öyküsü...
Duyguları yasaklanmış, düşünceleri bastırılmış, yaşamaktan korkutulmuş, yaratmaktan ürkütülmüş gençlerin öyküsü: Kuşatılmış Gençlik...
Toplumsal ikiyüzlülükle kuşatılmış gençlik...
Güvensizlikle kuşatılmış gençlik...
Sevgisizlikle kuşatılmış gençlik...
Umutsuzlukla kuşatılmış gençlik...
Çözüm nasıl bulunacak? Nasıl ve nerede? Okuyacaksınız, düşüneceksiniz, karar vereceksiniz. Cesaretle yaşamaya karar vereceksiniz. Kitap size adanmıştır...
Kuşatılmış Gençlik Alıntıları - Sözleri
- İnsanlar gördükleri pek çok yanlışa tepki göstermiyordu.
İnsanlar uğradıkları haksızlıklara bile tepki göstermiyordu
İnsanlar kendi güçlerini çok aşan hayat pahalılığına tepki göstermiyordu.
...
İnsanlar baskıya neden tepki göstermiyor?
Bu konuyu anlayabilmek için toplumumuzdaki iletişim modeline bakmak zorundayız: İletişim, adından da bellidir ki, <
>dir. ... İki insan arasındaki ilişkide bir taraf, sadece < > göndermekle yetinir, karşı tarafın da sadece bu < >nı isterse buna iletişim denmez, < > demek gerekir. - Ben hayatımda piyango bileti almadım, öyle açlıktan gelen refaha hiç inanmadım. İnsanlar çalışmalı, her şey öyle olmalı diye düşündüm.
- Günümüz gençliğinin en noksan tarafı bilgisizliği, her şeyi araştırmamak, soruşturmamak, öğrenmemek. Arkadaşlar yakınıyorlar, bizi çocuk gibi görüyorlar diye, biz de bilgi edinmiyor, bilgili konuşmuyoruz. Bilgili olsak susturulacağımızı sanmıyorum.
- Toplumun bütün kesimlerine sürekli olarak ‘gençlere güvenilmemesi’ mesaji verilmiştir.
- Kendisine güvenilmeyen genç için çok kritik bir durum vardır: Gencin kendine nerede güvenebileceğine ilişkin özgüven duygusunun oluşmaması. Oysa, özgüven duygusunun oluşmaması, aslında genç insan için
karşısında kendisine ne kadar güvenebileceğini de bilememek demektir. çok önemli bir olgu. Konuşmamak, ciddi bir iletişim kopmasının belki de ilk basamağı. Kendisiyle konuşulmayan genç, konuşmak cesaretini kendinde bulamıyor. Kötü günler, kötü durumlar, kötü koşullar gelir ve geçer. Ve insan kalır. İnsan hep kalır. İnsan hayatı biraz daha tanır ve kalır. Bunu hiç unutmam. - ...Ne çocuksundur ne büyümek. Çocukluğu cennet sanırlar, değildir ya,büyüklük de o yaşlarda insana cennet gibi gelir.Gençlik, iki cennet arasında bir cehennem.
- Huzurun bedeli özgürlükler olmuştur.
- Toplumsal yargı, doğruları sadece çocuklar ve delilerin söylediği yolundadır.
- Pek konuşmam. Genellikle surarım. Dinlemek daha iyi geliyor. Susunca bir şey söylemiş olmuyorum. Bir şey söyleme hakkımı da elimde tutuyorum.
- O zamanlarda bir düşüncem oluştu: "Kötü günler de iyi günler gibidir, geçer." Kötü günler, kötü durumlar, kötü koşullar gelir ve geçer. Ve insan kalır. İnsan hep kalır. İnsan hayatı biraz daha tanır ve kalır.
- Sonradan ülkemde dayak yiyen kadınların "kocam değil mi? Sever de döver de" dediğini duyacaktım, artık şaşırmayacaktım. Kocalar karılarını dövecekti, analar babalar çocuklarını dövecekti. Polisler vatandaşı karakolda dövecekti. Subaylar askerde erleri dövecekti. Gücü yeten gücü yetmeyeni dövecekti. İşin tuhafı da bunu duyanların tepkisiydi. Duyanlar dayak atanın değil de dayak yiyenin suçunu araştıracaktı. "O da kimbilir ne yapmıştır?"
- Düşünmemiz gerekiyor. Kendisini düşünen, kendisi karar veren, kendi verdiği kararları uygulamaktan hoşlanan insanlar, neden toplumumuzda "dik başlı, uyumsuz" olarak niteleniyor?
- Sen varsındır. Sen bugün varsındır. Bütün varlığın ayaktadır. Bütün gücünle oradasındır ama kimse sana "Evet sen varsın, varsın ve güçlüsün" demez.
Kuşatılmış Gençlik İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Dr. Erdal Atabek'in kitapları ile lise zamanımda edebiyat öğretmenim sayesinde tanıştım. İlk okuduğum kitabı 'Kışkırtılmış Erkeklik-Bastırılmış Kadınlık' oldu. Atabek, bilgi ve birikimlerini hem bir doktor olarak hem de yaşadığı toplumun bir parçası olarak bize aktarıyor. Bu nedenledir ki okurken bilgi edinip, sohbet üslubunda olduğundan sıkılmıyorsunuz. Kuşatılmış Gençlik, ilk kitabı kadar, toplumumuzun resmen kanayan yaralarını hedef almış. Çokta iyi yapmış. Bilinçli olduğumuzu sandığımız kadar bilinçsiz bıraktığımız o kadar çok yanımız var ki...Bunu ancak okuyarak bu konuda gerçek anlamda fark ederek aşabildiğinizi hissediyorsunuz. Hele ki 'Gençlik' hepimizin başından geçen bir dönem. Bu dönemi genç olduğunuzda farklı, anne baba olduğunuzda farklı bir göz ile seyrediyorsunuz. Bu konuda doğru bildiğimiz yanlışları bile ne ebeveynleri ne de gençlerimizi suçlamadan anlatmış yazarımız. Onun dışında başlıklar çok çarpıcı ve her iki tarafında doğrudan yazılmış mektupları var. Çok şey öğrendim. Çokça satırın altını çizdim. Bu nedenle mutlaka okumalısınız, tavsiyemdir. Yazarın kalemine sağlık. (Arzum Temiz)
OKUYUN YAVRİM BİZ OKUMADIK SİZ OKUYUN !!!: "Bakamıyorsan niye doğurdun" "Hepinizden nefret ediyorum yia" "Anne bu bacaklarımın arasındaki şey ne işe yarar" Gibi toplumuzun kanser kitlesinin sorunlarını da başlıca ele alarak "okuyorum ben yha" diyen öğrencilere kadar birbiri ardına sıralanmış gelişimsel evrelerin sorunlarını ve sonuçlarını ele alıp çözümlemede yardımcı olabilecek bir kitap. Annenize ve babanıza verip "al oku cahel al oku cahel kalma caheller" diyip kültürlendireceğiniz, "la bana niye kız bakmıyor olumm" dediğiniz sorunların temelini size açıklayan bir kitap. Okuyunda adam gibi çocuklar yetiştirin ulan. Tepemin tasını attırmayın. Sizden bi hayır gelmez bari evlatlarınızdan bir cacık olsun. "Okuyun yavrim biz okumadık siz okuyun memur olun" Tadında bir kitap. (Bilal Köse)
İhtilal zamanı harcanan aydınlarımız,gençlerimiz ve algı operasyonlarıyla toplumumuza kazandırılan atalet,kompleks gibi olguları işliyor... (Deniz ÖZNAL)
Kitabın Yazarı Erdal Atabek Kimdir?
Dr. Erdal Atabek (d. 1930, Adapazarı), Türk tıp doktoru ve yazar.rnrnErdal Atabek, 1954 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi. Psikosomatik Hastalıklar ve İç hastalıkları uzmanı olarak görev yaptı. 1965te yazarlığa başladı. Aynı yıl Türk Tabipleri Birliği (TTB) başkanı seçildi. 1966da köşe yazıları Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmaya başladı. Halen yazarlık, seminer, konferans ve araştırmalarını sürdürmektedir.
Erdal Atabek Kitapları - Eserleri
- Kışkırtılmış Erkeklik Bastırılmış Kadınlık
- Kuşatılmış Gençlik
- Kırmızı Işıkta Yürümek
- Gençlik Duvarları Yıkıyor
- Kendi Yurdunda Sürgünsün
- Sözüm Sanadır
- Cinsellikten İkmale Kalmak
- İnsan Sıcağı
- Belki de Sensin
- Müzik Seni Çağırıyor
- Çocuklar Büyükler Ve Tavşanlar
- Beyaz Balinayı Sevmek
- Bizim Duygusal Zekamız
- Dürüstlük, Sevgili Çocuğum
- Tüketilen Değerler ve Gençlik
- Çocuklarımızı Büyütürken Nerede Yanlış Yapıyoruz?
- Yoldan Çıkarılmış Başarı
- Tehlikeli Cehalet
- Erken Büyüyen Çocuklar
- Sıpa Koleje Gidiyor
- Modern Dünyada Değişen Değerler ve Gençlik
Erdal Atabek Alıntıları - Sözleri
- Her hayvan ne olduğunun izini bırakır; yalnızca insan, yarattıklarının izini bırakır. (Sözüm Sanadır)
- Okullarımız çağdaş görünümlü "ortaçağ kurumları" oluyor. Felsefe dersleri kaldınlıyor. Felsefe, insanlığın düşünce mirasıdır. Artık bu miras reddediliyor. Düşünmek gereksiz. Düşünmek zararlı. Düşünmek gizli bir suç. Düşünmek yanlış. Felsefe yerine bilgisayar. Bilgisayar, programlanmış düşünce. İnsan başlarını arkadan kaset sokulan bir araca çevirmek. Kaseti koymak. Paket düşünceleri uygulatmak. (Kendi Yurdunda Sürgünsün)
- (...)Toplum yönetiminin temel ilkeleri din kurallarına göre belirlenirse o toplum laik bir toplum olmaktan çıkar, teokratik -dinin egemenliği altında- bir toplum olur. ( ‘Laiklik Ne midir’ Çocuğum?.. ) (Dürüstlük, Sevgili Çocuğum)
- çünkü onların bir kısmı (iyi niyetli olanları) da bu ilkelerin ve devrimlerin üzerine tek bir tuğla koyamadılar. onuncu yıl marşını söylediler (daha sonraki 75 yıl başka bir marş bile geliştiremediler), atatürkçüyüz,atatürkçü kalacağız; atam izindeyiz! sloganlarıyla yetindiler. atatürk' ün kafasında neler yattığını gelecek nesillere öğretmediler, öğretemediler, çünlü onlar da bu düşünceleri anlayacak yetnekte ve kapasitede olamadılar. kendini değiştiremeyen ve geliştiremeyen canlılar gibi tarih sayfasında silinmeye başladılar. doğanın tek tahammül edemediği şey durağanlıktır. diğer bir kısmı hem siyaset sahnesinde hem de devlet idare siteminde atatürkçü ve kemalist görünüp, özünde hiçbir özelliği olmayan, çıkarcı ve yeteneksizlerdir; atatürk' ün mirasını yiyen kısımdır. prof. dr. ali demirsoy - öğretim üyesi (Tehlikeli Cehalet)
- Seks sömürüsünün durdurulmasının yolu yasaklar değildir. Sömürülen şeyin ne olduğunun açıkça anlatılması, konuşulması, tartışılması gerekir. ...ancak ondan sonradır ki, cinsellik olayının hiçbir zaman para karşılığında yaşanamayacağını anlatabiliriz. Para karşılığında yaşananın cinsellik olmadığını anlatabiliriz. "Bir anlık cinsel boşalma"nın cinsellik olmadığını anlatabiliriz. (Cinsellikten İkmale Kalmak)
- ‘Bilinçli baba olmak’, geleneksel ‘güçlü ve otoriter baba' rolünden çıkarak ‘paylaşımcı ve arkadaş baba’ olmak demektir. Burada önemli olan gerek anneyle gerekse çocuklarla iletişimin ‘sevgi ve saygı temelinde paylaşımcı ve arkadaşça’ olabilmesidir. ‘Baba’, çocukların sahibi olmaktan vazgeçerek onların 'hayatı paylaştığı insanlar' olduğunu kabul edecektir. Bu da onlara ‘eşitlik temelinde bir bakış açısı'yla bakabilmeyi gerektirir. Gerek aile içi sorunlarda, gerekse hayatın her konusunda ‘onların görüşlerinin, düşüncelerinin, duygularının önemi vardır’ Aile kendi içinde ‘iletişimi sürdürür’ ‘Baba’, aile içinde herkesin ‘kişiliği ne değer verir’ Kendi dışında yaşayanların ‘ortak hayatı payla şan bireyler' olduğu bilinciyle hareket eder. Bu da onlara değer vermek, onların yaşadıklarını paylaşmak, sevinçlerine ortak olmak, üzüntülerini paylaşmak demektir. Onlara saygı duymak, onların hayatına değer vermekten geçer. Burada önemli olan ‘baba’nın geleneksel otorite olmaktan vazgeçebilmesidir. Onun ‘her dediği’ değil, ‘doğru bulunan istekleri’ yapılacaktır. Bu da aile içinde düşünce özgürlüğünü, konuşma özgürlüğünü, düşündüğünü açıklayabilme özgürlüğünü gerektirir. Aile içinde bunu yapamayan toplumların genel hayat içinde de yapamayacakları bilinmelidir. Onun için de bizim demokrasimiz köksüz, temelsiz ve dayanaksızdır. Çünkü, demokrasinin dayanması gereken ‘birey temeli’, aile içinde kurulamamıştır. (Çocuklar Büyükler Ve Tavşanlar)
- Bütün ahlak öğretileri, bütün dinler, "yalan"ı yeriyor, onun "kötülüklerin anası" olduğunu söylüyor ama insanı yalana zorlayan nedenlerin kötülüğünü anlatmıyor. (Kırmızı Işıkta Yürümek)
- Bugün giderek büyüyen kentlerde doğan, buralarda büyüyen milyonlarca çocuk doğayı bilmiyor, doğayı tanımıyor, doğanın binlerce bitkisini, yüzlerce hayvanını ‘doğal koşulları' içinde görmüyor. Bitkileri ya evdeki saksıların içinde ya ‘botanik bahçeleri’nde görüyor, hayvanları da ya evcil hayvanlar olarak ya da ‘hayvanat bahçeleri’nde tanıyor. Kendimizi de, çocuklarımızı da yeryüzü cenneti olan ‘doğa’dan biz kendimiz sürdük. Köylerden gelip kurduğumuz kentlerde ‘kendimizin de doğanın bir parçası olduğumuzu’ hiç düşünmeden doğayı kestik, yıktık, tahrip ettik. Bomboş toprakların üstüne evler yaptık, çarşılar, oteller, restorantlar yaptık. Buralarda oturuyor, yemek yiyor, alışveriş yapıyoruz. Denizde balıkları görmek yerine cam kavanozlara koyduğumuz balıklara bakıyoruz. Gökyüzünde uçan kuşlara bakacak zaman bulamıyor, kafes içindeki kuşları besleyerek oyalanıyoruz. Yediğimiz meyveleri ağacının dalında görmeden, pişirdiğimiz sebzeleri bir kerecik olsun tarlasında görmeden büyüyen binlerce çocuğumuz var. Onlar artık 'kendilerinin de doğanın bir parçası olduğunu’ bilme şansına sahip olamayacaklardır. Böyle bir şeyi okul kitaplarında okuuukları zaman da ‘bunun ne demek olduğunu’ anlayamayacaklardır. Onlara -elbette kendimize de- bu kötülüğü biz, kendimiz yapıyoruz. Buna da 'uygarlık’ diyoruz, ‘uygarlaşma’ diyoruz ve elbette yanılıyoruz. Uygarlık da, uygarlaşma da bu değildir, bu olmamalıdır. Çocukların ‘duyusal gelişimi’nden söz ediyoruz. Ama çocuklarımız, toprağa basmıyor, çıplak ayaklarıyla kumların üstünde, taşların üstünde, otların üstünde yürümeyi, koşmayı öğrenmiyor. Elleriyle otları yakalamak, taşları tutmak, ağaç kabuklarının pütürlü sertliğini kavramak, onların renklerini, biçimlerini görmek, bir ağaç gövdesine sarmaşıkların nasıl dolandığını anlamak, çocuklarımıza çok, ama çok uzak. (Çocuklar Büyükler Ve Tavşanlar)
- 'Bu saçmalıkları neden kabul edecekmişim?', 'neden bu kurallara uymak zorundaymışım?', 'ben böyle düşünmediğim halde neden böyle yapmak zorunda bırakılıyorum?' (Gençlik Duvarları Yıkıyor)
- "Babam ve Ustam" diye bir film görmüştüm. Önemli bir film. Orijinal adı, sanırım "Ma Padro Padrone" ydi. Bu filmi görmenizi isterim. Bir yerlerde bulun ve görün. (Kendi Yurdunda Sürgünsün)
- İnsan insanı kaybediyor. Ve bulamıyor. Aynı kentte olsa da. Aynı semtte olsa da. Aynı evde olsa da. (Kırmızı Işıkta Yürümek)
- Huzurun bedeli özgürlükler olmuştur. (Kuşatılmış Gençlik)
- Sonradan ülkemde dayak yiyen kadınların "kocam değil mi? Sever de döver de" dediğini duyacaktım, artık şaşırmayacaktım. Kocalar karılarını dövecekti, analar babalar çocuklarını dövecekti. Polisler vatandaşı karakolda dövecekti. Subaylar askerde erleri dövecekti. Gücü yeten gücü yetmeyeni dövecekti. İşin tuhafı da bunu duyanların tepkisiydi. Duyanlar dayak atanın değil de dayak yiyenin suçunu araştıracaktı. "O da kimbilir ne yapmıştır?" (Kuşatılmış Gençlik)
- Ülkem başka bir dünyada mı yaşıyor? Yüreğimin burkulması bundan mı bilmiyorum. (Sözüm Sanadır)
- Bizim zamanımızda oğlanlar asi olurdu da kızlar yumuşak başlıydı. Şimdi kızlar kafalarını dikiyor. Hadi oğlan olsa neyse, 'eh erkektir, bu çağı böyle yaşar' diyeceksin, yok kardeşim. Kız daha dik. (Gençlik Duvarları Yıkıyor)
- Beethoven "çok sesli müzik, felsefenin tınısıdır" demiştir. (Müzik Seni Çağırıyor)
- (...)Eğer bir yerde soru sorulanmıyorsa orada dogmalar ve tabular var demektir ki bu da özgür düşüncenin yaşamasına uygun bir ortam olamaz. ( ‘Laiklik Ne midir’ Çocuğum?.. ) (Dürüstlük, Sevgili Çocuğum)
- "Toplumsal öğreti, sadece iki durumda kadının aşağılanmadan kurtulabileceğini gösterir. Bir erkeğin eşi olmak ve anne olmak." (Kışkırtılmış Erkeklik Bastırılmış Kadınlık)
- Burada, hapishanede fark ettiğim bir gerçek var. Emekli maaşları hapishanede yaşamaya göre ayarlanmış. (Sözüm Sanadır)
- Bir insana bir kez bakardınız, sonra o insanın hep öyle olduğunu düşünürdünüz. Oysa yanlıştı bu, o insan aynı insan değildi, olamazdı. Bunu düşünmezdiniz. Sonra da şaşırırdınız. Çok şaşırırdınız. "O böyle yapmadı." "Ben onu iyi tanırım, o böyle değildir." "Hayret bu yanını hiç bilmiyordum." (Kırmızı Işıkta Yürümek)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin