Kitap Künyesi

Yazar: William Faulkner

Çevirmen: Ender Gürol

Orijinal Adı: Sanctuary

Yayın Evi: Cem Yayınevi

İSBN: 9789754062878

Sayfa Sayısı: 231

--reklam--

Kutsal Sığınak Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Popeye, pınarı çevreleyen çalılar perdesi arkasından, adamın su içişine bakıyordu. Yoldan belli belirsiz bir patika geliyordu pınara. Popeye, adamın -uzun boylu, zayıf bir adam, şapkasız, eski kurşuni bir pantolon giymiş, kolunda da tüvit bir ceket patikada belirip, pınardan su içmek için düz çöktüğünü görmüştü.

Pınar, bir kayın ağacı dibinden kaynıyor, dalga dalga kumlar üstünden, kıvrılarak akıp gidiyordu. Gün ışığının, dağılarak içinde kaybolduğu sık kamışlar, şimşirler, servi ve okaliptus ağaçları vardı pınarın çevresinde. Bir yerde, saklı ve gizli, ama hemen oracıkta, bir kuş üç kere ötüp sustu.

--reklam--

Kutsal Sığınak Alıntıları - Sözleri

  • Sanki kadın olmak,üstünde birbirinin aynı bir dizi ampul bulunan bir telden geçen elektrik akımıydı.
  • Tanrı aklını yitiriyorsa da yine de centilmence davranıyor.
  • Rastlantıyla da olsa, kötülüğe yalnızca bakarken bile, o sana bulaşır.
  • ... Bu bekleme salonunu kullananlar ara sıra trene de binmeli.
  • Tanrı bazen budalalık yapabilir, ama O en azından bir beyefendidir.
  • Kent, dünya, ona kara bir tuzak gibi göründü, bundan sonra geçtiği her yerde fısıldaşan gözlerin bakışları altında tüm bedeni sonsuza kadar sinmek, ezilip büzülmek zorunda kalacaktı.
  • Hiçbir şey öğrenmeden harcadığım zamanı bazan düşünüyorum da...
  • Onun gölgesi bende olsa ben de kendi gölgemden korkardım.
  • Haksızlık yapılırken oturup bakamam.
  • Ben Tanrıyı hep bir adam gibi düşledim dedi kadın.
  • Kötülüğün mantıklı bir düzeni olduğunu fark ettiğimiz, itiraf ettiğimiz anda ölüyoruz; bir kez ölü bir çocuğun ve başka ölülerin gözlerinde gördüğü bir ifadeyi anımsadı.
  • Erkekler bizi bir türlü olduğumuz gibi kabul etmezler. Bizi değiştirip başka bir biçime sokar, sonra da farklı olmamızı beklerler.
  • Sanki kadın olmak, üstünde birbirinin aynı bir dizi ampul bulunan Bir telden geçen elektrik akımıydı.
  • Aynı anda birden fazla erkekle oynaşmaya kalkan kadın budalanın biridir. Erkekler derttir. Ne diye derdini ikiye katlasın ki insan?

--reklam--

Kutsal Sığınak İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Zaman, zaman içinde Faulkner!: Nobel ödüllü Amerikalı Modernist yazar. Kitaplarını yazarken kesinlikle müsvedde, taslak kullanmadığını düşündüğüm öylesine çalakalem yazdığına, ilk kitapta emin olduğum bir yazar. Bu zaman sorunsalı ancak bu şekilde çıkar ortaya. Ve bir hiçbir karakteri tanımadan kendimizi hemencecik bir olayın içinde buluyoruz. Ve hiç tanımadığımız karakterlerle dolu zenginlikte kendimizi karmaşanın hemen ortasında ateşe tutulmuş gibi görüyoruz. Faulkner düzensizliği düzen edinmiş fevkalade bir yazar. Yeni favorilerimin başında ilk 5 yazarımdan biri oldu ve bu eserde tekrar tekrar okuyacağım yeni başyapıtım oldu. Cem Yayınları "Nobel Serisi'nin" ikinci kitabı ve okuduğum ilk Faulkner eseri oldu. Tabii ki son olmayacağını da göstermiş bulundur bu eser bana. Tek kelimeyle ba-yıl-dım. Ama işin içinden çıkamadığım çok zor bir eserdi. Hem Faulkner'in diline yabancıyım hem de kullandığı anlatım ve zamansal sorunlar gerçekten zorladı beni. Tam olayı kavradığımı düşünürken Faulkner'in bir bakış atarak "emin misin seni hınzır" dediğini ansıyorum ve hiçbir şey anlamadığımı fark ediyorum ve bu merak beni kocaman bir arayış dehlizlerine itiyor. Neyseki kitabın sonları var ve olayı çözümleyebiliyoruz. Kullanmış olduğu "Çoklu anlatım" tekniğini hissettirmeden gösteriyor bu eserinde bize. Hani okuyorsun bir şeyler yanlış ama neyin yanlış olduğunu da okuyarak keşfediyorsun ve bu da bir çok kafa karışıklığını birlikte getiriyor. Ama tabii ki böyle kalmıyor ve çözümleniyor. İşte bir teknikte gerçek anlamda usta olmak bunu gerektiriyot. Ve kendiside yazar/Yusuf-Atilgan 'ı etkileyen hatta etkisinde öyle kalmışki yazdığı bir eserin "Eşek Sırtındaki Saksağan" kitap/dosegimde-olurken--8875 e benzediği için yakmak zorunda kalıyor. Cem yayınevi'nin yaptığı yazım ve noktalama hataları da kitabın okunmasını epey zorlaşırdı. Benim gibi ilk defa Faulkner okuyacak insanlara önerebileceğim ilk kitap mı sorusuna, hayır, diyebilirim. Para için yazılmış ve sonrasında da düzeltmelerin olduğu, zamanında tutmamış şimdide pek fazla değer görmemiş, edebi kaygı yönünden de yinede zayıf bir eser(kesinlikle fevkalade bir eser). O yüzden diğer eserlerini tercih etmenizi isterim. Ben okuyorum çünkü öğrenmem lazım. Takip ettiğim ve sevdiğim anlatım tekniklerini bu yazarlar kullandığı için bunların tekniklerine gayet aşinayım ve o hazzı alabiliyorum. Ama aşka fişneyle uğraşıyorsanız boş verin en iyisi. Okurken alıntı yapmasaydım üzüntüden ağlayacağım bir kitaptı ve o yüzden yaptım bir tanecik. Neden "Kutsal Sığınak" olduğunu merak ettim bir çok sıra ve (kitabın içinde geçen bir şey ya da spoiler değil kendim böyle bir sonuca vardım) Miss Reba Rivers(ki kitaptaki en külhanbeylice laflar eden, kendinden emin ve dimdik duran karakter diyebilirim) denen kadının işlettiği bu genelev de tecavüze uğrayan ve kendi kutsallığını kaybeden bir kadının bundan sonraki yaşamında burada kalarak nasıl zıvanadan çıktığını ve asıl kutsallığında bu olması gerektiğini, diğer seks işçisi kadınlara benzeyerek göstermesi olduğunu fark ettim. Kitabın asıl olayıda budur aslında. Suç, tecavüz, yargı ve ölüm. Karanlık bir kitap. Kesinlikle umut yok, umut ışığı yok, neşe falan yok. Tamamıyla pisliğe bulanmış bir kitap. Polisiye romandan ziyade psikolojik-gerilim olmasını yeğlerdim. Kişilerin net olması(en güzeli de budur aslında. Bu kitapta görebilirsiniz, pislik tamamıyla pislik iyi ise iyi) ve bizi bir serüvene götürmesi. Tepmle'nin başına gelen olaydan sonraki oluşan yeni hali, merak, gizem. Popeye'nin kitabın başından sonuna kadar süren o hastalıklı tavırları. Kitabın tiplemeleri de oldukça ilginç. Mesela Popeye tam anlamıyla serseri ve herkese korku salan bir karakter aynı zamanda da gözü pek ama sorunu var. Faulkner, bütün gücü buna verirken aynı zamanda da zayıflıkların en aşırısını da vermiş. Gowan, Temple nin sevgilisi. Tam anlamıyla alkol düşkünü ve umarsız, umutsuz bir tip. Avukat Horace kitapta Tommy ile birlikte yanlış olan durumların gerçekleşmesini engelleyen ve bununla da mücadele içinde olan tek karakterler. Tabii her ikiside bir taraftar bulamıyor bu davasında. Ve güzel bir Amerikan eleştirisi okuyoruz bu eserse. Toplumun değer yargıları ve bunun kutsallığı, toplumun modernleşmenin içinde gelişen kendisiyle sahip olduğu düşüncelerin ve adaletinde değersizleşmesi. İşin içinden çıkamayan insanlarda ya olayı kestirip atıyor ya da olayı bir başkasının üzerine yıkıyor. Adalet yerini bulmuyor ama Faulkner bize en sonunda adaletin gerçekleşeceğini gösteriyor kitapta. Bir de beyazlar ve zenciler içinde yaşanan yüzeysel bir çatışma var kitapta bu meseleye de güzelceme değinmiş Faulkner. Belirtmeden geçmek istemiyorum. Faulkner tam anlamıyla bir betimleme ustası. Yok böyle güzellik yok. Çok iyi bir ressam olmuş olsaydım sadece Faulkner'in anlatımıyla bu yerleri eksik çizer mühendis olsam birebir inşa ederdim. "derken birden kendini açık havada bulduğunu; kurşuni ve soğuk bir şafakta, karanlık bir vagon dizisi başındaki bir lokomotifin istasyona doğru soluk soluğa girişini ve bu arada birine nasıl centilmence içki içldiğini anlattığını hatırlıyordu" "Hiçbir zaman haksızlığı yenemezsin" "Şapkasındaki çiçekler ölü gibi kaskatı duruyordu sanki, ölüler şerefine kadeh kaldırıyorlarmış gibi." (minimalist)

Kötülerin ve kötülüğün her daim kazandığı bir kitap arıyorsanız, doğru adres... Bir kişinin bile yüzü gülmez mi ya... Tecavüz gibi korkunç bir olay işlenmişken üstüne nedeni, nasılı eklendikçe kusmamak için zor durdum. Dehşete düştüm. Bir yerden sonra polisiye bir roman okuyormuşum gibi beni öyle içine çekti ki bırakamadım. Bir kişi bile mutlu olsun, bir tane kötünün bari yanına kâr kalmasın diye azimle bir kerede okudum. Ama olmadı. Hepsinin yanına kâr kaldı. Yalnız o şerefsiz Gowan'a bir şey olmadı ya. Sonuna kadar bekledim onun da başına bir şey gelsin diye ama nafile... Kitap 70.sayfaya kadar biraz karışık ilerlesede sonrasında su gibi aktı. Hem okuyuşu kolaylaştı hemde anlaması. (Thekingisnakedd)

William Faulkner'ın 5. kitabı olan "Kutsal Sığınak", aslında yazarın para ihtiyacını karşılamak amacıyla yazdığı bir eser ve sevmediği bir eseri ayrıca. Çok fazla diyaloğa dayalı olarak Faulkner eserleri -dilimize çevrilmiş olanları- arasında farklı bir yerde duruyor, ancak Faulkner'ı Faulkner yapan şeyler bu kitapta da varlığını sürdürüyor. Her şeyden önce birisi bu kitabı okuyup onu kronolojik bir şekilde anlatmaya kalksa, bunu yapması biraz zor olur, diyebiliriz. Yazarın zamanla olan takıntısını, onun anlarının art arda sıralanışı olmaktan çok sanki sadece var olması ve olayların akışından çok zihinlerde kendini belli edişini dile getirmeye kendisini vermesinden anlayabiliriz. Faulkner yarattığı karakterlerin başına neler geldiğini olayları rahatça anlayabileceğimiz bol ipucu ve mekân anlatımı, olayları art arda dizere okurun işini kolaylaştıracak bir yaklaşım ve tarz seçmek yerine, onun, o karakterin zihnindeki yansımalarıyla ilgileniyor, böylece anlardan anlara değil, zihinlerden zihinlere doğru koşuyor gibiyiz. Elbette" Kutsal Sığınak", "Döşeğimde Ölürken" ya da "Ses ve Öfke"deki gibi bir zihin akışı ile anlatmıyor hikâyesini, ama burada da o belirsizlik var, ve okurken anlayamamak kesinlikle olağan geliyor bana. Yazarın ana temlerinden birisi olan ABD güneyindeki ırk istismarcılığı burada yine görülüyor. Kadınlar, siyahlar, kötülük dolu beyazlar ve adalet için çırpınan ama başarısız olan avukat Horace, genelevden mahkeme koridorlarına, siyah bir adamı üstelik hapisanede ateşe vererek ırklarının üstünlüğünü yaşayan beyazlara kadar her şeyde bir çürüme, kötülük gören yazarın 1930 senesinde dünyaya bakışını yansıtıyor ve bu bakışta kötümserlikten başka bir şey yok. Kitap yayımlandığında büyük bir tepki çekmiş ve yazarın adının duyulmasını sağlamış; düşünün ki "Kutsal Sığınak", "Ses ve Öfke" ve "Döşeğimde Ölürken"in tanınmasını sağlayan bir eser. Kitabın ana karakterlerinden olan içi kötülük dolu Popeye aslında diğer karakterlerden farklı değil. Onun kötülüğü de benzer temli kitaplarda görebileceğimiz bir tarzda anlatılmıyor, kitabın son sayfalarında okuduğumuz hayat hikâyesi ise karakterin umursamadan karşıladığı nihayetine daha farklı bakmamızı da sağlamıyor. Faulkner sanki var olmadığını bildiği, bundan emin olduğu bir yerde bize kutsal bir sığınak olup olmadığını soruyor gibi; bunca kötülük, art niyet, adaletsizlik, şiddet ve çürümenin olduğu bir dünyada hepimizin, bütün iyilerin sığınabileceği bir sığınak var mı diye soruyor, ve olmadığını söylüyor. Popeye da diğer karakterler de bu olmayan sığınağın arayışına bir yerlerde son vermiş kişiler, hatta Popeye çoktan vazgeçmiş ve umursamıyor, hatta belki de, hayat hikâyesine bakarsak bunu aramayı düşünmemiş bile, ama Horace gibi adaleti temsil ettiğini düşünebileceğimiz bir karakter bile ne kadar zayıf kalıyor: ne zaman ne kötülük engellenemez, ve ikisi de el ele güzel olan her şeyin üzerinden ağır ağır geçerek gidiyorlar. Bu hep böyleydi, diyor belki de yazar. Faulkner'ı tanımaya başlamak için kötülük dolu bu kitap güzel bir seçenek olabilir. İyimserlik ve güzellik yok Faulkner dünyasında. Bir nehre bakarak orada güneşin ışıklarını görmek ve mutluluk duymak yok. Her şey bozuluyor, çürüyor ve zaman her şeyi, her şeyi yok ediyor diye inleyen bir ses var. Herkese iyi okumalar. (CemCBG)

--reklam--

Kutsal Sığınak PDF indirme linki var mı?

--reklam--

William Faulkner - Kutsal Sığınak kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Kutsal Sığınak PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı William Faulkner Kimdir?

Amerikan Modernist yazarların babası sayılan Faulkner, rakip gördüğü Ernest Hemingway'den farklı olarak, uzun ve karmaşık anlatımları benimsemiştir. Uyguladığı teknikler arasında bilinç akışı tekniği ve çoğul anlatı (multiple narration) teknikleri bulunur. 1930'larda Avrupa'daki deneysel geleneği izleyen ilk Amerikan yazarıdır.

25 Eylül 1897'de Mississippi'de doğan Faulkner, buradaki Güney geleneğinden oldukça etkilendiği bir çocukluk geçirdi. Daha sonra hayatının büyük bir bölümünü geçirdiği Oxford'daki Lafayette kasabasına taşındılar. Eserlerinde bahsettiği "Jefferson" Oxford'u, "Yoknapatawpha kasabası" ise Lafayette'i temsil eder. Büyük-büyük babası William Clark Falkner Konfederasyon ordusunda görev yapmış, tren yolu yaptırmış ve adını Tippah kasabası yakınındaki Falkner şehrine verdirmiş Mississippi'nin önemli karakterlerinden biridir. Aile soyadları Falkner olmasına rağmen, büyük ihtimalle görevli memurun hatası sonucu Faulkner olmuştur. Liseyi terkettikten sonra bir işte tutunamayıp "wastrel" (defolu mal) olarak anılmaya başlanmıştır. 1918'de, iki ailenin Faulkner'ın ev geçindiremeyeceğine karar verip ayırdıkları nişanlısı Estella Oldham'ın zengin ve yaşlıca olan Cornell Franklin'le evlenip Çin'e yerleşmesiyle büyük bir üzüntü yaşamış ve Yale öğrencisi olan Oxford'dan arkadaşı Phil Stone'un yanına, New Haven'a gitmiştir. Burada katiplik yapmış, Phil Stone'un onun için hazırladığı okuma programıyla klasikleri ve çağdaş yazarları okumuş, bu sayede Melville, Cervantes, Dostoyevski ve Conrad'ın eserlerine büyük hayranlığı oluşmuştur.

Daha sonra Toronto'da yardımcı pilotluk yapıp Oxford'a geri dönen yazar bu sefer Mississippi Üniversitesi'ne girmiş, burada "Marionettes" adlı bir grup kurup aynı adı taşıyan bir oyun yazmaya çalışmış fakat başaramamış ve 1921'de okulu bırakıp New York'a gitmiştir. Burada bir kitapçıda çalışmış ve Sheerwood Anderson'ın ileride eşi olacak olan Elizabeth Prall'la tanışıp arkadaşlık kurmuştur. Aynı yılın Aralık ayında Oxford'a geri dönmüş ve bu sefer de üniversitede postane müdürü olarak çalışmaya başlamıştır. 1924'de The Marble Faun(Mermer Tanrıça) adlı şiir kitabını basmıştır.

1925'de New Orleans'a gidip arkadaşı olan Elizabeth Prall sayesinde Sherwood Anderson'ın "çırağı" olmuş ve onun yönlendirmeleriyle Birinci Dünya Savaşı sonunda entellektüellerde ve toplumda görülen sıkıntı ve büyük üzüntüyü benimseyip, yine Anderson'ın yönlendirmesiyle 1926'da Soldier's Pay'i yazmıştır.

1929'a dek olan yazılarında şeytani özellikler taşıyan karanlık kötü kadın karakterler görülürken, 1928'de Estella'nın boşanıp dönmesi ve William Faulkner'ın onunla evlenmesiyle bu kadın modeli değişmiştir. 1929'da Sartoris'i yazmıştır. Bu eserinin önemli özelliği, Faulkner'ın ünlü Yoknapatawpha kasabası sembolünü ilk kullandığı kitabı olmasıdır. Aynı yıl ünlü eseri The Sound and the Fury'yi (Ses ve Öfke) yazmış ve büyük bir başarı kazanmıştır. 1930'da ise As I Lay Dying'de (Döşeğimde Ölürken) 40 mil ötedeki Jefferson'a gömülmek istediğini söyleyen Addie Bundren'in cenazesinin ailesi tarafında buraya götürülmesi anlatılır.

Paraya sıkıştığı bir dönemde, sırf satış yapması için 1931'de yayımlanan Sanctuary'yi (Kutsal Sığınak) yazar fakat beklediği kadar büyük satışı sağlayamaz. Daha sonra devam eden maddi sıkıntıları yüzünden ara ara Hollywood'da senaryo yazarlığı yapar. 1932'de ise Light in August'u (Ağustos Işığı) yazar. Bu eserde, Lena Grave, Joe Christmas ve Peder Hightower'ın geçmişe saptantılı hikayeleri birçok anlatıcı kullanılarak anlatılır. 1936'da Absalom! Absalom!'u yazar.

Faulkner eserlerinde genel olarak Güney kültürünün çöküşü ve bozuluşunu, ve aile sevgisi ve gururunun yok oluşunu ele alır.

1949 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandıktan sonra, 1955'de Pulitzer Ödülü'nü alan Faulkner, 1962'de bir kalp krizi sonucu ölmüştür.

--reklam--

William Faulkner Kitapları - Eserleri

  • Ses ve Öfke
  • Döşeğimde Ölürken
  • Kutsal Sığınak
  • Ağustos Işığı
  • Dilek Ağacı
  • Abşalom, Abşalom!
  • Çılgın Palmiyeler
  • Yenilmeyenler
  • Ayı
  • Emily’ye Bir Gül
  • Duman
  • Kurtar Halkımı Musa
  • Köy
  • O Akşam Güneşi
  • Mektuplar
  • Aşk ve Ölüm
  • Sartoris
  • Kırmızı Yapraklar
  • Doktor Martino
  • Mayday
  • Intruder in the Dust
  • Kurtar Halkımı Musa
  • Ağustos Işığı
  • Seçilmiş Eserleri
  • The Mansion
  • Pylon
  • These 13

--reklam--

William Faulkner Alıntıları - Sözleri

  • Daha ileri bir yaşta olsaydı, çocuk buna dikkat eder, neden daha büyük bir ateş yakmadığını anlamaya çalışırdı- yalnızca savaştaki savurganlığı ve yıkımı görmekle kalmayıp kanında kendisinin olmayan nesneleri hoyratça harcama eğilimi de taşıyan bir adam, neden önüne çıkan her şeyi yakmıyordu ki? (Emily’ye Bir Gül)
  • Ben Tanrıyı hep bir adam gibi düşledim dedi kadın. (Kutsal Sığınak)
  • ve çoktandır öğrenmişki insan özgür olamaz ve olsa da buna dayanamaz. (Ayı)
  • Haksızlık yapılırken oturup bakamam. (Kutsal Sığınak)
  • Yaşlı insanlar için tüm geçmiş, matematiksel bir düzen içinde gitgide uzaklaşan bir yol değil,en çetin kışlardan bile pek etkilenmeyen ve şimdi artık kendilerinden son on yılın darboğazıyla ayrılmış bulunan koskoca bir çayırlıktır. (Emily’ye Bir Gül)
  • Onun gölgesi bende olsa ben de kendi gölgemden korkardım. (Kutsal Sığınak)

--reklam--

  • ... hayat her zaman sen tüm olanakları yaşayıp tüketmeden önce biter. Ve bütün bunlar bir yerlerde var olmayı sürmeli, bütün bunlar yalnızca bir yana atılmak için icat edilmiş, yaratılmış olamaz. (Kurtar Halkımı Musa)
  • Ben, insanın son bulacağını kabul etmiyorum. Dayanacağını düşünerek, insanın ölümsüz olduğunu söylemek kolaydır. (Kırmızı Yapraklar)
  • Çünkü bir insan yüreğinin tarihindeki, birbiriyle çelişen giderek birbirini çürüten olayların sanat yoluyla bir düzene sokulup perçinleştirilmesi, böylelikle gerçeğe benzer, inanılır bir duruma getirilebilmesi ancak ve ancak yazında olur. (Duman)
  • “Bir şeyi yapmaktan korktuğun zaman yaşadığını bilirsin “ dedi. (Emily’ye Bir Gül)
  • "Çünkü bir insan her zaman şimdi çektiği sıkıntılardan çok ileride çekebileceği sıkıntılardan korkar. Bir değişikliği göze alamaz da, alışık olduğu sıkıntılarına dört elle sarılır. Evet. Çoğu adam yaşayan insanlardan nasıl kaçıp kurtulmak istediğini anlatır. Ama ölü insanlardır zarar veren. Sessizce bir yerlerde yatıp onu yakalamaya çalışmayan ölülerdir, kaçamadığı." (Ağustos Işığı)
  • Benim kızdığım bir şey varsa, o da namussuzca ikiyüzlülük. (Ses ve Öfke)
  • ...toprak, insanlar ancak ona karşı doğru davranırlarsa, üstünde yaşamalarına, onu kullanmalarına, ondan yararlanma­Iarına izin verir, öyle davranmazlarsa, tıpkı pirelerinden kurtul­mak isteyen 1köpek gibi, silkelenip onları sırtından atarmış... (Yenilmeyenler)

--reklam--

  • Aynı anda birden fazla erkekle oynaşmaya kalkan kadın budalanın biridir. Erkekler derttir. Ne diye derdini ikiye katlasın ki insan? (Kutsal Sığınak)
  • "Günaydın. "Biz Dilek Ağacı'nı arıyoruz," dedi kızıl saçlı oğlan. "Çok uzaklarda," diye yanıtladı yaşlı adam. Ciddi ciddi başını salladı. "Onu bulabileceğinizi hiç sanmam." (Dilek Ağacı)
  • Sen beyazları anlamıyorsun. Çocuk gibidir bu adamlar, dikkatli davranman gerekir, çünkü bir adım sonra me yapacaklarını asla bilemezsin. (Emily’ye Bir Gül)
  • Çünkü şimdiye kadar hiçbir savaş kazanılmamıştır demişti.Dahası savaşılmamıştır bile. Savaş alanı insanların delilikleri ile umutsuzluklarını ortaya çıkarır ve zafer felsefecilerle budalaların hayalidir. (Ses ve Öfke)
  • ... yaşamla edebiyat arasında derin bir uçurum bulunduğunu anladım - anladım ki, hayatı her yönüyle yaşayabilenler, yaşıyor; yaşayamayıp da bunun açısını içlerinde yeterince derinden duyanlar, yazar oluyorlar. (Yenilmeyenler)
  • Sevgili Bama Hala , kitabımı beyaz adamlar basacak artık. Harcourt &Brace A.Ş beni Liveright' dan satın aldı. Burası çok daha iyi. Kitap Şubatta çıkacak. Ayrıca şimdiye kadar okuduğum en kor­kunç kitap. (Mektuplar)
  • Çünkü insan daha önce çektiği acılardan hep bir parça korkar. (Çılgın Palmiyeler)