Kitap Künyesi
Yazar: José Saramago
Çevirmen: Sıla Okur
Yayın Evi: Kırmızı Kedi
İSBN: 9786054927845
Sayfa Sayısı: 304
Mağara Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Kentlerde giderek yayılan dev alışveriş merkezlerinin ve yaşam sitelerinin hayatımızda yarattığı değişiklikler üzerine, Saramago'nun her zamanki incelikli üslubuyla kotardığı bir roman, Mağara. Günümüz dünyasının yükselen trendleri olan tüketim ve steril yaşam mekânlarının sembolü olan bir 'Merkez'le, basit, geleneksel ama hakiki duygularla dolu üretken yaşamın sembolü yaşlı bir çömlekçiyi karşı karşıya getiren büyük usta Saramago, basit bir durumu hayranlık uyandıran felsefi bir alegoriye dönüştürüyor: Sıcak masalsı anlatısı ve sempatik karakterleri, devasa reklam kampanyalarıyla birer harikalar diyarı olarak sunulan yaşam projelerinin insan ruhunun Platonik mağarasından öteye geçemeyeceğini gösteriyor.
"Proust'ta olduğu gibi, Saramago'nun cümlelerinden birinin içine çekilmek de, bir dolambaçtan biçim alan bir dünyaya çekilmektir." The New York Times Book Review
"Hayatta kalma mücadelesi veren sıradan insanlara heyecanlı, muhteşem yazılmış, son derece büyüleyici, eski moda denebilecek kadar romantik, yer yer de çarpıcı bir bakış." Book Magazine
(Tanıtım Bülteninden)
Mağara Alıntıları - Sözleri
- En büyük acı olay anında hissettiğin değil, olayın üzerinden bir zaman geçtikten sonra, yapacağın hiçbir şey kalmadığında hissettiğindir.
- Yararlı bir amaç için kullanılmayan her şeyden sonunda vazgeçilir. İnsanlardan da...
- "En büyük acı olay anında hissettiğin değil, olayın üzerinden bir zaman geçtikten sonra, yapacağın hiçbir şey kalmadığında hissettiğindir."
- Tepemizdeki bulutlar ne kadar kara olursa olsun, onların üstündeki gökyüzü hep masmavidir.
- Yolun kıyısında oturup bugünlerinden daha iyi olmayan bir geçmiş için gözyaşı dökenler, acınacak halde kalmaya mahkûmdur.
- Hayat bu, her şey sona erebilir ve her şey yeniden başlayabilir. Başlayanlar asla eskileri olmaz ama...
- Tepemizdeki bulutlar ne kadar kara olursa olsun, onların üstündeki gökyüzü hep masmavidir.
- "Tepemizdeki bulutlar ne kadar kara olursa olsun,onların üstündeki gökyüzü hep masmavidir."
- Cesur olun, hayal kurun... Hayal kurmanın heyecanını yaşayın...
- İnsanın hissettiği ağırlık, baskülün ölçtüğü ağırlıkla aynı değildir her zaman, bazen daha azdır, bazen daha çok.
- Hayat böyle olmalı işte, bir kişi gücünü kaybedince diğerinin ikisine de yetecek kadar gücü ve yüreği olmalı.
- O, bir gülü öldürmenin en iyi yolunun, onu daha goncayken açılmaya zorlamak olduğunu bilecek kadar yaşadı...
- Gelecekten emin değiliz diye bugünü yaşamamak saçmalıktır...
- En büyük acı olay anında hissettiğin değil, olayın üzerinden bir zaman geçtikten sonra, yapacağın hiçbir şey kalmadığında hissettiğindir.
- Olanlarla yaşamamız gerek, olacaklarla veya olabileceklerle değil..
Mağara İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Açıkçası uzun zamandır okunmayı bekleyen bir kitap olan Mağara beni etkilemeyi başardı. Ana karakterin o bitmeyen mücadelesi, mevcut düzene adapte olamaması ve o güzel betimlemelerini okumak çok keyifliydi. Saramago gerçekten takdir ettiğim bir yazar çünkü çok ince dokunuşları var :) kitap/magara--7098 yazar/jose-saramago (Hatice Çağırdar)
PLATON’UN MAĞARASI ÇOK YAKINDA AÇILIYOR!!!: Kapitalizm ve onun getirisi tüketici toplum, bu toplumları içeren şehirler, şehirlerdeki bizler; üretenin, emekçinin gölgesini bile görmediğimiz, değerinin ayırdına varmak şöyle dursun, yok ettiğimiz, durmadan sadece tükettiğimiz; gözümüze sokulan reklamlarla, kampanyalarla hep daha fazlasını istemenin ve almanın esiri olduğumuz çağın getirilerinin şiirsel bir dille sunumu bu kitap. İçinde bulunduğumuz gerçeklikten ya da tercihlerimizin bizim tercihlerimiz olduğundan, üstüne bunların bilinçli yapılan tercihler olduğundan ne kadar eminiz? Etrafımızda bizi mutlu etmeyi vadeden; modern çağın sunduğu onlarca tüketim ürünü, uğraşlar, uygulamalar… Bir örnek İnstagram, oradaki gerçeklik mağara duvarına yansıtılan gölgelerden mi ibaret? Herkes gerçekte ne kadar mutlu? Yoksa kimse mutlu değil de, herkes mutsuzluğunu mu gizlemeye çalışıyor? Saramago’nun okuduğum diğer iki eserine (Körlük ve Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş) nazaran bana dili çok daha anlaşılır gelse de, ilk defa Saramago okuyacak birisi yazarın tarzını bilmiyorsa baştan söyleyeyim virgüllere, uzun cümlelere, kim konuşuyor şimdilere hazır olsun. Çünkü Saramago iki karakteri konuştukları sırada hakim bakış açısıyla araya girip o anki duygularını, karakter analizlerini aktarıp konuşmalarına devam ettirir. Ama bu kitabın anlaşılır olmasından elbette bir şey çalmaz, sadece alışkın olduğumuz kalemlerden biraz daha farklıdır, ki güzelliği buradadır. Kitaba geri dönersek kitaptaki ana karakter eşini kaybetmiş olan Cipriano Algor damadı, kızı ve köpekleri Buldum (en sevdiğim karakter) ile beraber köyde yaşayan bir çömlekçidir. Fakat zanaatkâr üretimden günümüzün koşullarına uygun seri ve yapay, kullan-at üretime geçilen düzen Cipriano Algor’un mesleğini elinden alır. Çünkü kapitalizm münhasır ürünler üretmeye hizmet etmez, daha ziyade büyük ürünler, dolayısıyla seri üretime hizmet eder. Kitapta Algor’un işine son veren Merkez’dir. Anlatılan distopik Merkez’den kısaca söz edecek olursam dev bir AVM’nin içine yerleştirilmiş evler ve yaşamlar düşünün… Evler demişken aklınıza kesinlikle normal evler gelmesin çünkü asla güneş ışığı almayan havalandırma sistemi ile varolan penceresiz evler hayal etmelisiniz… Böyle ev mi olur, demeyin, Merkez elbette ne yaptığını biliyor; kimse intihar etmemeli ve tüm hayatlar kurulu yapay kapitalist sistemin parçasının hem esiri hem çalışanı olmak zorunda bırakılmalı... Merkezde yaşayacaksanız kedi köpek gibi evcil hayvanlarınız varsa onlardan vazgeçmeyi de göze almalısınız çünkü Merkez’de insana bir yüreği olduğunu hissettiren duygulara da yer yok. Makineleşen sadece sanayi değil, aynı zamanda makineleşen kalpler de mevcut. Ve Merkez’in içinde akla gelebilecek her şey yapay, sahte. Doğa olayları bile birer doğa olayı değil ve sahte. İnsanların para vererek yapay yağmurlarda ıslanmayı, yapay ışıklar altında kumsallarda uzanmayı, yapay fırtınalarla savrulmayı isteyecek kapasitedeki bir akıl tutulmasını düşünün. Bunun için gerekecek tüm reklamlar, katı bir bürokrasiyle yönetilen Merkez’in uzun duvarlarındaki reklam panolarında asılıydı ve alegorideki gibi gölgeler gerçek sanıldı. Bana en çarpıcı gelen reklamlardan biri şuydu: ‘‘SİZE İHTİYACINIZ OLAN HER ŞEYİ SATABİLİRİZ, AMA SATTIĞIMIZ ŞEYLERE İHTİYAÇ DUYMANIZI TERCİH EDERİZ.’’ Merkezin ilgilendiği tek şey, tüketicileri tarafından satın alınmasını motive eden tüketici nesnelerin üretimi ve satılması. Yani yeni aldığımız telefonun bir üst modeli çıkınca asıl ona ihtiyacımız olduğunu sanmak, bunların hepsi bize aşılandı mı yoksa? Kitapta zincirini kıran mahkûm rolündeki kişi Algor olsa da etrafta tekrar tutsak olmasını isteyen sesler mevcuttu.Kitabın bana göre en güzel kısmı sonlara doğru Platon’un Mağara Alegorisi ile kesişen kısmıydı ve kör kapitalist sistemin değiştirdiği yaşama bir eleştiri olan eserde, kitap boyu anlatılan mahkûmlar bizlerdik. Başka eller tarafından mahkûm edildiğimiz modern mağaralarımızda, görünmeyen zincirlerimizle, gölgelerle oturan bizleriz. Korkunç olan ise anlatılan o çıldırmış toplumun hiçte distopik gelmemesi… Tüm bunları harika cümleleri arasına saklayan Saramago’nun şiirsel dilini takip etmek keyifli bir yolculuktu ve bu kitabın kesinlikle daha fazla okunması gerek. ‘‘Ne tuhaf bir sahne bu anlattığın ve ne tuhaf tutsaklar, Bizim gibiler tıpkı.’’ ~Platon Keyifli okumalar dilerim. (Dicle)
Onlar bizdik, dediği yerde kafama çekiçle vuruldu sandım kafamı kaldırdım evime baktım günlerdir dışarı çıkmadığım duvarlara. Öğretmenlerin sürekli tekrarladığı ‘dirsek çürütmek’ deyimiyle oturduğum evi izledim. Bir ömür biriktirmeye çalışarak hayalini kurduğum eve dört duvardan ibaret mağaraya baktım. Benim sığınağım, bir sığınak için geçireceğim ömrüm. Onlar bizdik, kendi sığınağında dübürleri koltuğa, elleri telefona bağlı üç kadın ve üç erkek. Haydi bir kez daha, Onlar bizdik. (Masey)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin