Kitap Künyesi
Yazar: Algan Sezgintüredi
Yayın Evi: April Yayıncılık
İSBN: 9786055162351
Sayfa Sayısı: 272
--reklam--
Maktulün Şansı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
“Kitapla doldurulan koliler, taşıdığımdan biliyorum, kültürün anlamına yakışacak ölçüde ağır çekerler.”
Gönül bağları gevşemiş Vedat, bu sefer avukat arkadaşı Seyfo’nun “Ya bir baksana” ricası üzerine bir delikanlıyı ziyarete gidiyor. Gidiyor ama kapı duvar. Oğlan ortalıkta yok. Sonra…
Sonrasına hackerler, çözümü imkânsız formüller, derin devlet, para hırsı, inşaat sektörü, ıstırap, yalan, iyilik için yalan, kötülük için yalan, yalan için yalan, gencecik yaşlarında sönüp giden umutlar, beklenmedik armağanlar, insanlık, insanlık, insanlık, insanlık karışıyor ve iki kafadarımız bu sefer katilden önce maktulün peşine düşüyor ve belki de kariyerlerinin en hüzünlü vakasıyla karşı karşıya geliyor…
Şu kadar romanda şimdiye dek tek bir marka geçti mi? Yerleştirilmiş ürün gördünüz mü? Hayır, efendim. Kitap, yazar, film, tiyatro, vesaire, eyvallah. Başımızla birlikte, gururla anarız adlarını.
Maktulün Şansı, ilginç anlatım tekniği, alaycı üslubu ve sahiciliğiyle Türkçede polisiyeye ayrı bir zevk katan, her polisiyeseverin ilgiyle okuyacağı bir eser.
Seval Şahin
Maktul aslında “her biri ayrı ciğer yakan maktul çocukları” ifade ettiğinden, Sezgintüredi kitabını “Alt tarafı üç ağaç…” demeyerek yitirdiğimiz fidanlara da ithaf ediyor.
Elif Kutlu
--reklam--
Maktulün Şansı Alıntıları - Sözleri
- "Ya, tabii, yeni nesiller bizler gibi değil"
- "Kitapla doldurulan koliler, taşıdığımdan biliyorum, kültürün anlamına yakışacak ölçüde ağır çekerler."
- Fakat işte ne yaparsın, Güzel laftan anlayan, Aklını kullanan, Kalmadı fazla.
- "Diğer artık yapmadıklarım arasında kafa göz dalmamak da vardı, onu diyorum. En azından hemen dalmıyordum..."
- "Huy malum, can çıksa bile inatçıydı, değişmiyordu ama bilemiyorum, artık lop mudur, korteks midir, hangisiyse son yıllarda dizginlerimi eline almıştı."
- "Namusla, alın teriyle zenginliğe erişilemeyeceği gerçeğinin nüfuza uzanan ilişkiler ağını barındırması gereğini bilmemek en azından saflığa giderdi."
- "İşlerde tutunamamasına sebep, huysuzluğunun kaynağı tipi miydi?"
- "Özü, kayıp vakaları pis, zor vakalardır sahiden; çoğunda polis de aileler veya diğer ilgililer kadar çaresizdir."
- "Koskoca ülkeyi bir yana ayır, sırf İstanbul gibi insan kaynayan devasa kentlerde bile saklanacak deliğin haddi hesabı yoktur."
- "Kayıp vakaları, az kafa çalıştıranların kolayca tahmin edebileceği üzere, en zorlu adli vakalardandır."
--reklam--
Maktulün Şansı İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Geçenlerde bizimkiler aklıma düştü. Bizimkiler kim mi? Tabi ki Vedat'la Tefo. Pandemisiydi, mesafesiydi derken, uzun zamandır görüşemedik. Özlem ağır basınca; kitaplığıma usulca yaklaştım, en son maceralarının olduğu "Maktulün Şansı'nı" elime aldım. Kitabın kapağını açtığımda birden bir ışık halkası beni içine çekti ve pat diye bizimkilerin bürosuna ışınlandım. Ben neler oluyor sorusunu hafif kalp krizi boyutuyla değerlendirirken, onlar da korkmadı değil. Neyse ilk şok geçince kahkahalar havada uçuçtu, sosyal mesafeli kocaman kocaman sarıldık birbirimize. Hoşbeşten sonra Nilgün'ün yaptığı kurabiyeler, enfes sohbetimizi bölen tek şeydi. Laf aramızda bu Nilgün'de çok becerikli, nasıl da akıllı, valla Vedat nihayet turnayı gözünden vurdu. Ahdım var evlenirlerse lokma dağıtacağım. Sohbetin ballı kaymaklı bölümünden sonra laf lafı açtı konu Seyfo'ya geldi. Ahh neler duydu bu kulaklar ah! Şimdi bunun bir tanıdığının oğlu... Çok fena çok... En iyisi ben anlatmayayım da gerisini siz okuyun.. Neler olmuş neler... (duygutulgar)
Vedat ve Tefo serisinin son kitabını yine Storytel'de dinledim. Yine seslendiren değişmiş, artık akışına bıraktım bu işi. Ya araya çok uzun süre koymak ya da takmamak gerek. Sezgintüredi'nin Vedat ve Tefo serisini okuyanlar bilir, Vedat'ın iç sesi bize sürekli eşlik eder. Kitap başlayınca ilk düşündüğüm "kitabın isminin standart dışına çıkması" idi, ki Vedat da böyle düşünüyordu ama iç sesi "Neden olmasın, bütün kitaplar aynı örüntüyü kullanmak zorunda değil" dedi. Ayrıca kitap sanki bir klasik eserin taklidi bir cinayeti anlatacak gibi giriş yapınca "İkinci kitapta kullanmıştınız bunu" diyerek biraz hayal kırıklığı oluştu ama yine iç ses devreye girerek "okurlar bundan hoşlanmaz" dedi ve farklı bir hikayeye geçiş yaptık. Bu iki rastlantı benim açımdan hoş nüanslar oldu açıkçası. Komşuları ve avukatları olan Seyfo, Vedat'tan bir arkadaşının genç oğluna ulaşamadığını söyleyerek evine gidip araştırmasını rica eder çünkü kendisi şehir dışındadır. Vedat eve gidince çocuğa dair hiçbir izle karşılaşmaz ve araştırma böylelikle başlar. Seri içerisinde polisiye yönü en yoğun kitabın bu olduğunu söylemek mümkün. Klasik Sezgintüredi anlatımı ve çok karmaşık olmasa da merak ettiren öyküsü ile gayet keyifliydi dinlemesi. Eski kitaplar kadar olmasa da farklı insanların hayatlarına göz atabilmek de kitabın benim açımdan kıymet verdiğim yönlerinden oldu. Sezgintüredi kısa sürede favori Türk yazarlarım arasına girmeyi rahatlıkla başardı. Bundan sonra benim için "Yemek tarifi yazsa bile okurum" dediğim yazarlar arasında. Umarım seriye fazla ara vermeden yeni kitap çıkartır. Yazarı tanımayanlara da en azından ilk kitabına bir şans vermelerini tavsiye ediyorum. (İ. B.)
Kitabı okurken çok sıkıldım. Dili çok karışık. Okurken insanı yorduğu için bitirmekte zorlandım maalesef. Sürekli "ee", "hadi", "ne zaman bir şey olacak?" Diye diye okudum kitabı. (Aspasia)
--reklam--
Maktulün Şansı PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Algan Sezgintüredi - Maktulün Şansı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Maktulün Şansı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Algan Sezgintüredi Kimdir?
1968’de Erzurum’da doğdum ama orada büyümedim. İstanbul’da yetiştim. St. Benoit’dan sonra MSÜ Grafik Bölümü’nü bitirdim. Bir süre grafik tasarımı yaptım ajanslarda ama devam ettiremedim. Beceremedim belki de... Sonra evlenip İzmir’e gittim, kayınpederimin şirketinde çalışıyorum o zamandan beri.
--reklam--
Algan Sezgintüredi Kitapları - Eserleri
- Katilin Şeyi
- Katilin Şahidi
- Katilin Uşağı
- Süperben
- Katilin Meselesi
- Maktulün Şansı
- Kanlakarışık
- Bedel
--reklam--
Algan Sezgintüredi Alıntıları - Sözleri
- "Anneler unutmaz, oğlum," (Katilin Uşağı)
- Zorluklar değil, zorluklara yalnız katlanmak zor. (Bedel)
- "Her şeyin bir görünen birde görünmeyen tarafı vardır. Dünyanın, insanların, aşkın, yaşamın, ölümün, herşeyin... Derinlik böyle bir şey işte...." . (Kanlakarışık)
- "Küçük yaralar sadece kin doğurur," (Katilin Uşağı)
- "...ben şu geçen on sene içinde anladım ki her meslek grubunda olduğu gibi bizim poliste de hem işin kralı var hem de andavallının önde gideni." (Katilin Şeyi)
- "dünya sizden el etek çektiğinde yalnızlığa razı gelmek kolaydı." (Bedel)
- Vay! Hırslısın ha! (Katilin Şeyi)
- Şartlar, veriler, bilinmeyenler falan eşitse doğru açıklama en basit ve makulüdür. (Katilin Şahidi)
- "Namusla, alın teriyle zenginliğe erişilemeyeceği gerçeğinin nüfuza uzanan ilişkiler ağını barındırması gereğini bilmemek en azından saflığa giderdi." (Maktulün Şansı)
- ilgi çekmek için kafasına göre isim uydurmuştu (Katilin Şeyi)
- “Nefret ettiğim, yok etmeyi dilediğim şeye mi dönüşmüştüm.” (Bedel)
- Ve çoğunlukla bunların ardından, tarihin belki en eski, en kişisel ve işin aslı, kabul edilsin edilmesin, kendi küçücük varlığımızı gözümüzde ne biçim büyüttüğümüze delalet etmesi bakımından en önemli sorusu gelir: "Neden ben?" Dedektifliğe başlamamızdan önceki dönemin her şeyden şikâyet ettiğim gecelerinin birinde, Tefo yukarıda bahsettiğim soruya, şu yaşıma dek benimseyebildiğim ve başka otuz yedi milyon altı yüz yirmi üç bin yüz elli bir kişi tarafından bulunduğunu ve sorulduğunu bildiğim tek ve malum retorik yanıtı vermişti: "Neden olmasın?" (Katilin Uşağı)
- "E, peki," dedim, "Hamlet'in bu yerli malı versiyonunda, bana düşen nedir? Tamam, elbette genç Selçuk’un, masumiyet timsali Filiz'ciğin sözlüsü ve kısmetsiz Danimarka Prensi Hamlet, Filiz'in de Ofelya olduğunu; bu durumda babası Osman ağanın her işe burnunu sokmaya meraklı, iyi niyetli ama çok geveze Polonius rolünü üstlenmesinin kaçınılmaz hale geldiğini ve hikâyeye uyacaksa tabii, Selçuk'un, hayaletten gerekli bilgiyi almasını müteakip, babasını öldürüp yerine geçen, üstüne bir de annesini yatağına alan Clau-dius Şahap Amca'sından intikam almak için deli ayaklarına yatarak harekete geçeceğini, arada Osman Ağa'nın kazayla, Filiz'in de intihar ederek canından olacağını anlamıştım. İşin çatısı, ilk bakışta, büyük ustanın, defalarca kullanıldığı halde elbette asla eskimeyen şablonuna, romanlarda kullamılacak kadar benziyordu ve olayların gelişiminin de, hani demiştim ya, Vedat işin içine girdiğinde illa saçma yönlere doğru gideceği kabul edilirse, saydıklarımın hepsinin yaşanması beklenebilirdi. İyi de, Shakespeare'in ölümsüz tragedyasına, muhtemelen işin suyu çıkmasın diye koymadığı özel dedektiften, yani benden istenen neydi? (Katilin Meselesi)
- ....hem süper güçlü hem deli hem de paçalarından bok akıyor; kesin başımıza bu geçer artık. (Süperben)
- İnterlüd: Ey ruh, geldiysen... Bir varmış, bir yokmuş: Bir zamanlar, her yanı saran onca rivayetten birine göre, Dünya'nın tam ortasında bulunan ve diğer birçok özelliğinin yanında, bugünkü halkının atalarının tarih boyunca pek çok kişinin tavuğuna kışt demesi yüzünden başı dertten hiç kurtulmayan Türkiye adlı bir ülke varmış. (Katilin Meselesi)
- “Yani, niye öldürüyor kadınları diyorum…” dedim. (Katilin Şeyi)
- Fakat işte ne yaparsın, Güzel laftan anlayan, Aklını kullanan, Kalmadı fazla. (Maktulün Şansı)
- hayallerinizin kahramaninda aradıklarınızdan biri üniversite diplomasıysa, o da var yani.. (Katilin Meselesi)
- "Cumartesi sabahları deyince hep aklıma kuşların cıvıldaştığı, taze ekmek ve toprak kokulu, serin bahar sabahları gelir. Biri çıkıp, 'Cumartesi sabahı seni öldüreceğiz' dese bile o sabah ferahlığı hissi hep içimde olacakmış gibi gelir bana." (Katilin Şeyi)
- Tamam, ilk defa anca yirminci yüzyılın sonunda ve fırlatılışından on iki dakika sonra infilak eden bir haberleşme uydusu fırlatabilmiş, fırlatan kurumun sloganında dahi Türkçe hatası yapabilmiş ("iletişim herşeydir") ve kendi olanaklarıyla batiskafından suyla çalışan arabasına kadar envai çeşit icat yapmış vatandaşını basında alay malzemesi etmekten öte gitmemiş; kafası çalışandan hep korkmuş, kafası çalışıp düşündüğünü söyleyeni hep cezalandırmış, sürmüş, içeri tıkmış, işkenceden geçirmiş, ezmiş, öldürmüş ve boyun büküp kuyruk sallayanı, yalayanı, yalayıp yutanı, hiç düşünmeden ağzına geleni söyleyeni, işine geliyorsa tabii, hep baş tacı etmiş; güzelliğine elbette güzel ama maalesef aynı oranda akrep gibisin kardeşim memleketimde bilimkurguya bildim bileli zırva muamelesi yapılmıştı ve halen yapılıyordu elbette ama... (Katilin Şahidi)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin