Kitap Künyesi
Yazar: Alfred de Musset
Çevirmen: Bedrettin Tuncel
Orijinal Adı: Les Caprices de Marianne
Yayın Evi: İş Bankası Kültür Yayınları
İSBN: 9786053605379
Sayfa Sayısı: 64
--reklam--
Marianne'in Kalbi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Alfred de Musset (1810-1857): İlk şiirleri yirmi yaşında yayımlanan sanatçı, daha sonra oyun, roman ve öyküler yazsa da şair olarak ün kazandı. Oyunlarını sahnelenmek üzere değil, daha çok okunması için yazdı. Bununla birlikte günümüzde dahi sahneye konulan oyunları eserlerinin taşıdığı dramatik değeri kanıtlamaktadır.
Dili ve duygularındaki içtenlik, seyirciyi kavrayan bir şiir ve rüya havası oyunlarının hep canlı ve yeni kalmasını sağlamıştır. Marianne'in Kalbi, Alfred de Musset'nin çok beğenilen ve en sık oynanan birkaç dramından biridir.
Yazarın tiyatro anlayışının iyi bir örneği olan bu oyun romantik Fransız dramının yapmacığa kaçmayan, bu yüzden eskimeyen eserleri arasında yer alır.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Marianne'in Kalbi Alıntıları - Sözleri
- CÉLIO Senden bir ricam var. OCTAVE Söyle Célio, söyle dostum, para mı istiyorsun? Kalmadı. Tavsiyemi mi istiyorsun? Sarhoşum. Kılıcımı mı istiyorsun? Al sana bir soytarının tahta kılıcı. Söyle, söyle, emret. CÉLIO Bu hayat daha ne kadar böyle sürecek?.. Bir haftadır eve uğramıyorsun. Octave, öldüreceksin kendini. OCTAVE Ama asla kendi elimle değil... İntihar etmektense ölmeyi tercih ederim. CÉLIO Bu sürdüğün hayat bir tür intihar değil mi?
- Bir tercümana ihtiyaç duyduğuna, kendi kendini anlatamadığına göre, bu adamın aşkı Çince veya Arapça gibi bir şey olsa gerek.
- "Kendimi başkasının adına büyük bir kumar oynayan biri gibi hissediyorum."
--reklam--
Marianne'in Kalbi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Ah Marianne, vah Célio: Alfred Louis Charles de Musset, (1810-1857) Fransız oyun yazarı ve edebiyatçı; Fransız edebiyatının romantik yazar ve şairlerinden... Aşk ve gençlik şairi... Aşka ve coşkusuna olan tutkusu muhakkak ki, evli bir kadına olan aşk bir hakmışçasına arzu dolu bir oyun yazmış. :) Musset, 1857 yılında kalp yetmezliği, alkolizm ve uzun süredir devam eden aort yetmezliği nedeniyle 46 yaşında Paris’te uykusunda ölmüş. Araştırırken ‘’Musset Belirtisi’’ diye bir rahatsızlığa ratladım; ‘’aort yetmezliğinde, her kalp atımı esnasında baş ve boynun ritmik hareket edişi’’ diye tanımlanmış. Bütün Musset’ler aort yetmezliğinden ölmüyorsa eğer, muhtemelen adını bizim Musset’ten aldı bu rahatsızlık. :D Duygu duyum hassasiyeti oldukça fazla ve romantik, melankolik bir genç olan Célio’nun, yaşlı bir Ceza Yargıcı’nın genç karısı Marianne’ye olan tutku dolu aşkı ve bu aşkın talepkarlığı ile karşılığının tutumu üzerine gelişen kurgu işlenmektedir. Célio’nun çok yakın arkadaşı ve karakter bakımından oldukça zıttı, deli dolu ve aşkı pek önemsemeyen, çağımızın ‘’bağlanma problemim var’’cılarını çağrıştıran, kadınlarıysa bir araç olarak gören Octave, açılmakta güçlük çeken arkadaşına yardım eli uzatır ve olaylar gelişir… Kurgu daha çok Marianne’nin balkonlu, panjurlu penceresi önünde işlenir. Evli bir kadına olan rahatça aşk itirafları ve bu itiraf sonunda kadının, olumsuz ya da tepkisiz duruş sergilemesi söz konusu olduğu sürece bunun normal olarak yansıtılması, zamanını yaşadığımız çağa ve kültürümüze oldukça uzak olup yadırganabilecek olsa da konuya odaklanıp bunları göz ardı edebilmek gerektiğini düşünüyorum. Yazarın okuduğum ilk eseriydi, üslubunu oldukça beğendim; ne yapmacıklık, zorlamalar hissettim ne de basit bir biçem. Sade ama derinliği olan cümlelerle Sheakspeare tadında olmasa da dram ve romantizmi güzel şekilde hissettirebildi. Dram, romantizm gibi temaların işlendiği kitaplarda genelde kaliteli cümleler ararım, ve bunu da yer yer akıcılığın arasına serpiştirilmiş buldum, oldukça hoşuma gitti. Ve de bu sebeple yazılarımı kitaptan sevdiğim alıntıları iliştirerek yazmayı tercih ediyorum: --- İçeride, Célio ‘’Deli olduğun için ne kadar mutlusun!’’ diye seslendiğinde Octave’e, ‘’Sen de mutlu olmadığın için ne kadar delisin. Söylesene bana, neyin eksik?’’ diye cevabını alıyor; bu da iki arkadaş arasındaki karakter zıtlığını açıkça gösteriyor. Ve bu iki karakter, Musset’in bir bedende bulunan iki ayrı zıt mizacının yansımasıymış, aslında bence bu hepimizde var olan bir ikilem, biri daha fazla baskılanmış durumda her birimizde sadece… Célio, içine düştüğü umutsuz aşkı şöyle anlatıyor: ‘’Genç yaşta ümitsiz bir aşka düşenin, kuruntunun kendisini nerelere götüreceğini, sevgisinin ne karşılık göreceğini bilmeden tatlı bir hayale kapılanın vay haline. Zavallı, bir kayığın içine hafifçe uzanır, yavaş yavaş sahilden uzaklaşır. Ufukta büyüleyici ovaları, yeşil çayırları, hayal cennetinin puslu serabımı görür. Dalgalar onu sessizce sürükler, nihayet hakikat onu uyandırınca, kavuşmak istediği hayalin ayrıldığı sahil kadar uzakta kaldığını görür. Artık ne yoluna devam edebilir, ne de geriye dönebilir...’’ Ve Octave’in gamsız, tasasızlığına imrenircesine ‘’Ben neden böyleyim? Eski bir özdeyiş çapkınlar için tüm kadınların birbirine benzediğini söylemiyor mu? Peki, neden birbirine benzeyen aşkların sayısı bu kadar az?’’ diye yakınır masumca… Octave’in ısrarlı çabalarına rağmen özünde iffetli ve sadık olan Marianne ‘’Onun kederli olmasında benim ne suçum var?’’ benzeri üslubuyla gelen hücumları savururken aracı Octave’in çapkınlığı ondan aşağı kalmaz: ‘’Sizin güzel olmanızda onun ne suçu var? Sadece sizi düşünüyor…’’ ‘’Ah, Marianne! Güzellik belalı bir nimettir. Bilgeliğiyle övünen güzellik, cimriliğin kardeşidir. İnanın bana, zaafı çok defa bağışlanır da zulmü bağışlanmaz.’’ ‘’Kendinizi bu genç ve güzel halinizle sizi hiç hak etmeyen duygusuz bir ihtiyara teslim eden siz nasıl bir kutsal tapınakta Tanrı gibi tapıldığınızı bilseydiniz...’’ ‘’Zalim Marianne! Sözleriniz, gözlerinizin onu düşürdüğü derde hiç de şifa verecek gibi değil.’’ gibi cümlelerle çapkınlığını konuşturmada ısrarcı olan hücumdan, Octave’e karşı direncini düşürmez asla Marianne: ‘’Güzel konuşuyorsunuz. Bu benzetmeyi önceden mi hazırlamıştınız? Verdiğiniz nutukların müsveddesini yakmıyorsanız, rica ederim bana verin de papağanıma öğreteyim.’’ Benzeri tavırlarla bozmaz ne duruşunu ne de silüetini… Tüm hücumlara rağmen sadık olan Marianne, kocasının -belki- haklı kıskançlıklarına karşı, yeri geldiğinde inadını koyar ortaya: ‘’Müsaadenizle ben kendi arzuma göre hareket edeyim, siz de bana istediğiniz cezayı verin. Umurumda bile değil.’’ diyerek. Burada aslında haklı bir insanın haksızlığa düşürülmesinin sitemini görürüz Marianne’in duruşunda. Hem güç sever kadın bayağılığı hem de esaslı bir kadın duruşunun çelişkisidir Marianne! Marienne’in kalbi ise bu çelişkiyle harmanlanmış; güçlü ve spesifik zaaflı… Kim hak ediyor peki böyle bir kalbi? ‘’Sizin bir eğlence sandığınız aşk, benim bütün hayatımı altüst eder.’’ diyen Célio’un vurucu cümlesiyle kapatalım perdeyi. Kimi için vasatlık kimisi için yaşam olan bir dürtü bu; kimisi salt biyolojik varlığında yaşar bunu, kimiyse tüm benliğiyle… Célio’un hangisi olduğunu açıklamaya gerek yok, ve sizin de! Hikaye daha detaylı işlenip uzatılabilmeyi hak ediyor olsa da, kısalığına rağmen ben beğendim, eğlendim ve de Musset’i radarıma aldım. :) Keyifli okumalar… (Olkan Ogün)
Kitap bir tiyatro oyunundan oluşuyor. Oldukça kısa ve kolay okunan bir kitap. Evli ve çok güzel olan Marıanne'in kocasıyla ve ona aşık olan adamla arasındaki diyalogları okuyoruz. Genel olarak güzel bir okumaydı. Ancak üzerinde konuşacak çok fazla detay barındırmadığını düşünüyorum (İpek aguslar)
Célio, Marianne'ye aşık olur. Ne var ki Marianne yargıç Claudio ile evlidir. Marianne, Célio ' ya mektuplarına, habercilerine ve serenatlarına rağmen yüz vermemekte ve durum Célio' yu bedbaht etmektedir. Başımı hangi dağlara vursam modunda gezeleyen Célio, karakteri kendisiyle taban tabana zıt zevk ve sefahat düşkünü, arkadaşı Octave' dan yardım ister. Octave' ın da olaylara dahil olması işleri iyice karıştıracaktır. Çarçabuk biten, durum komedisi tarzında yazılmış bir tiyatro eseriydi. Güzeldi. (Galadriel)
--reklam--
Marianne'in Kalbi PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Alfred de Musset - Marianne'in Kalbi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Marianne'in Kalbi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Alfred de Musset Kimdir?
Alfred Louis Charles de Musset, (d. 11 Aralık 1810 – ö. 2 Mayıs 1857) Fransız oyun yazarı ve edebiyatçı.
Fransız edebiyatının romantik yazar ve şairlerindendir. Aşk ve gençlik şairi olarak tanınır. Musset kısa ve uzun hikâyeler, komedyalar, atasözlerine uygulanmış oyunlar, manzum hikâyeler, taşlamalı diyaloglar, şiirler, soneler yazmıştır.
--reklam--
Alfred de Musset Kitapları - Eserleri
- Marianne'in Kalbi
- Bir Kapı Ya Açık Durmalı Ya Kapalı
- Şamdancı
- Lorenzaccio
- Bir Zamane Çocuğunun İtirafları
- Fantasio
- Bay Rüzgar Ve Bayan Yağmur
- On ne badine pas avec l’amour
- Bir Heves
- Il Ne Faut Jurer De Rien
--reklam--
Alfred de Musset Alıntıları - Sözleri
- Siyaset, ince bir örümcek ağıdır; içinde nice zavallı sakat sinekler çırpınır. (Fantasio)
- İnsanların saadeti bir hayalmiş sadece, kabullenmesi yine de zor. Fakat kötülük sonsuzmuş, değiştirilmesi imkansız bir şeymiş. (Lorenzaccio)
- size nasıl güvenebilirim? Sizin sevgilinizim ama ne yazık ki siz beni sevmiyorsunuz. "Yanar döner taftadan bir elbise yaptır, çünkü kalbim bin bir renkli bir opal taşı [Gökkuşağı taşı] gibidir." diyen Shakespeare bu sözü sizin için söylemiş. (Bir Zamane Çocuğunun İtirafları)
- Göz yaşları insanın sevdiğini ispat eder mi? (Şamdancı)
- + Yaşamak kabiliyetini kaybediyorum. - Hiçbir zaman böyle bir kabiliyetim olmadı. (Bir Kapı Ya Açık Durmalı Ya Kapalı)
- Bana «Hayatım» diyorsun, bana «Ruhum» de, Çünkü ruh ebedidir ve ömür bir gündür... (Fantasio)
- (...) Bu, bir Portekiz şarkısıdır. Aklıma geldikçe daima bana, birini sevmek arzusunu verir. SPARK - Meselâ kimi? FANTASIO - Kimi? Hiç bilmiyorum ... (Fantasio)
- Peki, gögezginlerinin en intizamsızı olan bir kuyruklu yıldızın geçeceğini noktası noktasına, saati saatine haber verirken astronomlar ne düşünürler? Size bir mikroskopla bir damla suyun içindeki hayvanları gösterirken tabiat âlimleri ne düşünürler? Gördükleri şeylerin kendi icatları olduğuna ve mikroskoplarıyla dürbünlerinin tabiatın kanunlarını tâyin ettiğine mi kanidirler? İnsanların ilk kanun yapıcısı, herhalde münasebetsiz şeyler söyleyen birine öfkelenerek cemiyet yapısının ilk taşı ne olabileceğini araştırırken tunç levhalarına vurup da kafasında kısas kanununun dile geldiğini duyduğu zaman ne düşündü? Adaleti mi keşfetmişti? Ve komşusunun ekmiş olduğu mahsulü topraktan ilk olarak alıp da abasının altına gizleyen ve sağına soluna baka baka kaçan adam, ayıbı icat mı etmişti? Ve emeğinin mahsulünü elinden alan hırsızı bulunca, suçunu ilk defa olarak bağışlayan ve ona el kaldıracak yerde "Otur şuraya ve şunu da al;" diyerek kötülüğe karşı böylece iyilik ettikten sonra başını göklere kaldıran ve yüreğinin ürperdiğini, gözlerinin yaşla dolduğunu ve dizlerinin bükülüp yere çöktüğünü gören adam fazileti mi icadetmişti? Ah Tanrım! Tanrım! (Bir Zamane Çocuğunun İtirafları)
- "Bana artık ihtiyaçları yok, beni unuttular," demiş Pierrot, "ama Bayan Marguerite'i mutlu ettiğim için hiçbir şeye üzülmüyorum." (Bay Rüzgar Ve Bayan Yağmur)
- bunlar diyorlardı ki: "Zenginler kuvvetli, yeryüzünde beni ezecekler; fakat cennete gitmek isteyecekleri zaman ben kapıda bekleyeceğim ve Tanrı'nın mahkemesinde onları itham edeceğim." Böylece, heyhat! sabrediyorlardı. (Bir Zamane Çocuğunun İtirafları)
- Zavallı unutulmuş Tanrı oğlu [İsa peygamber], seni sevmeyi bana öğretmediler. Hiçbir zaman seni tapınaklarda aramadım; fakat Allah'a şükür, seni bulduğum yerde titrememeyi öğrenmedim. Ölmeden önce bir kere olsun seni, sevginle dolu bir kalbin üstünde dudaklarımla öpmüş oldum. Hayatta olduğu müddetçe onu koru; kutsal koruyucu, onun göğsü üstünden ayrılma; hatırla ki bir biçare seni çarmıhına çivilenmiş görünce acısından ölmeye cesaret edemedi: dinsiz olduğu halde onu şerden korudun; eğer inansaydı onu teselli edebilecektin. Mademki ona nedameti tanıttın, onu imansız kılmış olanların hepsini bağışla; dilleriyle günaha girenlerin hepsini bağışla! Hiç şüphe yok ki onlar ümitsizlik zamanlarında seni görmemişlerdir! Beşerî saadetler alaycıdırlar, her şeye insafsızca omuz silkerler: ey İsa! Bu dünyada mesut olanlar sana hiçbir zaman ihtiyaçları olmadığını sanırlar! Affet: gururları sana hakarette bulundu mu, göz yaşları onları er geç vaftiz eder; kendilerini her türlü fırtınadan masun sandıkları ve sana koşmak için felâketin sert derslerine muhtaç oldukları için onlara acı. Bizim aklımız ve şüpheciliğimiz ellerimizde kocaman birer çocuk oyuncağıdır; sen ki Golgotha'ya gülmüştün, dinsiz olduğumuzu tahayyül eden bizlere acı: Bir saatlik sefaletlerimizin en kötüsü benlik hırsıyla seni unutmaya çalışmamızdır. Fakat, görüyorsun, bütün bunlar, senin bir bakışının silip kaybettiği gölgelerden ibarettir. Sen de insan olmadın mı? Seni Tanrı kılan acıdır; göklere yükselmeni ve açık kollarınla seni azametli atanın yanına çıkarmayı temin eden bir işkence aleti oldu; ıstırap nasıl seni babana götürmüşse bizi de öyle sana sevk ediyor; ancak başımızda dikenden bir taçladır ki suretinin önünde eğilmeye geliriz; senin kanlı ayaklarına kanlı ellerle dokunuruz ve bedbahtlar seni sevsin diye sen işkence gördün." (Bir Zamane Çocuğunun İtirafları)
- Öyle ki içimde daima gülen bir adamın yanında ağlayan bir başka adam vardı. (Bir Zamane Çocuğunun İtirafları)
- Sıkıntıdan bağırmaklar geliyor içimden. (Bir Kapı Ya Açık Durmalı Ya Kapalı)
- "İnsanların saadeti bir hayalmiş sadece,kabullenmesi yine de zor.Fakat kötülük sonsuzmuş,değiştirilmesi imkansız bir şeymiş..." (Lorenzaccio)
- Ben, biçare bir hayalperestten ibaretim; kabahat belki de senin romanlarındadır. (Fantasio)
- " Sizleri öğrenmek için öyle uzun uzadıya tetkika lüzum yok. Kendi halinize bırakmak kâfi. Düşünsenize, hesabı meydanda, zavallı kulaklarımıza acıyarak ve hemencecik "canım, cicim" edebiyatına düşmiyecek kadar mert insanlar son derecede az. Öte yanda siz, hepiniz, bu hazin anlarda yalanlar söyliyerek hoşa gitmeye çalışırken iskambil papazları gibi biribirinize benziyorsunuz. Çok şükür ki Tanrının adaleti emrinize fazla zengin bir lûgat vermemiş. Hep aynı havayı çalıyorsunuz. Aynı cümleler, aynı kelimeler, aynı ısmarlama hareketler, aynı tatlı bakışlar ve haddi zatında iyi olabilecekken bu menhus dakikada birdenbire aynı şekilde "nacizane muzaffer" bir ifade takınıveren çehrelerin aynı müz'iç oyunu. " (Bir Kapı Ya Açık Durmalı Ya Kapalı)
- . Sevmek istiyorum ama acı çekmek istemiyorum. Sonsuz aşkla sevmek ve ihlal edilmeyen yeminler etmek istiyorum. . (On ne badine pas avec l’amour)
- Kafanı yoracağına içsene, ey serseri! (Fantasio)
- O ne tatlı dil! O ne gülümseme!Gözlerini bana dikince vücudumdan bir şeyler geçiyor sanki,sevinçten nefesim kesiliyor; boynuna atılacağım geliyor. (Şamdancı)
- "Düşünce özgür olmak istiyorsa,vücut da özgür olmalıdır." (Lorenzaccio)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin