Kitap Künyesi
Yazar: Erich Fromm
Çevirmen: Kaan H. Ökten
Orijinal Adı: Marx's Concept of Man
Yayın Evi: Say Yayınları
İSBN: 9786050203660
Sayfa Sayısı: 152
--reklam--
Marx'ın İnsan Anlayışı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Marx'ı "maddecilik" ile suçlayanlar aynı zamanda Marx'ın öngördüğü sosyalizmi, "maddi kâr motifinin" eksikliği yüzünden bu sefer de alabildiğine yermektedirler! Bu ifadelerde görülen belirgin zıtlık, bizim psikolojide "rasyonalizasyon" dediğimiz bir fenomenle açıklanabilir. Çünkü burada Marx'ın dini ve ruhsal geleneklerimize aykırı olduğu iddia edilen görüşleri, içinde yaşadığımız sistemi Marx'a karşı korumada kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra kapitalizmin insan doğasına uygun olduğunu ispatlamak ve "gerçek olamayan" bir sosyalizm görüşünden çok daha fazla üstün olduğunu gösterebilmek için yine rahatlıkla Marx'ın fikirleri öne sürülebilmekte ve onlardan yararlanılabilmektedir.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Marx'ın İnsan Anlayışı Alıntıları - Sözleri
- Marx'ı "maddecilik" ile suçlayanlar aynı zamanda Marx'ın öngördüğü sosyalizmi, "maddi kâr motifinin" eksikliği yüzünden bu sefer de alabildiğine yermektedirler!
- Aslında Marx'ın Tanrı'ya karşı yürüttüğü mücadele gerçekte Tanrı'ya karşı değil, insanların kendi kafalarında ürettikleri ve Tanrı niyetine tapındıkları putlara karşı yürütülmüş bir mücadeledir. Buna bir örnek olarak henüz genç yaşlarda, Marx'ın öğrenimini bitirme tezine verdiği başlığı gösterebiliriz: "KİTLELERİN TANRILARINI REDDEDENLER DEĞİL ASIL KİTLELERİN DÜŞÜNCELERİNİ TANRILARA ATFEDENLER TANRITANIMAZDIR".
- Marx şunları söyler: "Üretim (süreci), çalışan insanlar için var olmalıdır. Oysa şimdiki uygulamada insanlar üretim için vardır."*
- Marx'a göre kapitalist düzende görülen davranış ve düşünüş kalıpları (motifleri), insanlığın tek evrensel davranış ve düşünüş kalıpları olarak ele alınamazlar.
- Marx'a göre toplumsal ve siyasal süreç içimde olgunlaşıp hazır duruma gelmemiş bir şeyin ortaya çıkması mümkün değildir. Yani zor kullanma, zaten belirli bir düzeye (olgunluğa) erişmiş bir gelişmenin ateşleme fitili gibidir. Ancak zor kullanmak, yeni bir oluşumu kendiliğinden ortaya çıkaracak güce sahip bulunmaz. Bu yüzden Marx, "ZOR KULLANMAK, YENİ BİR TOPLUMA GEBE OLAN ESKİMİŞ BİR TOPLUMUN EBESİ GİBİDİR," demektedir. (...) Ona göre, siyasal amaçlarla zor kullanarak yeni bir toplumsal düzene kavuşulması mümkün değildir. Bundan dolayı da zor kullanmak; Marx için yalnızca ufak ve geçici bir öneme sahip olmuş ve hiçbir zaman toplumun değişimine yarayan sürekli bir araç olarak düşünülmemiştir.
- Marx'ın kapitalizme yönelttiği en önemli eleştiri, zenginliğin insanlar arasında adil olmayan bir biçimde dağıtılmış olması değil, çalışmayı zoraki, yabancılaşmış ve anlamsız bir çabalama haline getirerek, insanları "topal birer canavara" dönüştürmesidir.
- Artık yabancılaşma yalnızca el emeği ile çalışan insanlarda görülmüyor; yabancılaşma memurlar, pazarlamacılar ya da profesyonel yöneticiler arasında bile hızla yayılıyor. Hatta bunlar belki de basit bir ustabaşından daha çok yabancılaşmış insanlardır. Çünkü bir ustabaşının emeği, yine de beceri, güvenilirlik ve benzeri kişisel özelliklere bağlıdır. Yetenekli bir ustabaşı; kişiliğini, gülümseyişini ve kendi fikirlerini, demin saydığımız insanların aksine, iş sözleşmeleri nedeniyle satmak durumunda değildir. Öte yandan, insanları ve toplumsal değerleri (simgeleri) etkileyip bunları yönlendirmekle görevli kişiler, kendilerini işverenlerine yalnızca becerileri için satmaz. Ayrıca onlardan uyumlu ve "istenilen kişilik tipi"ni taşımaları, rahat yönlendirilip etkilenebilir olmaları da beklenir. İşte bunlara, "örgütlenmiş (organize edilmiş) insanlar" diyoruz. Bu insanların kendilerine özgü belirli bir idealleri yoktur; idealleri, çalıştıkları şirketlerin çıkarları ve idealleri ile aynı olmuştur. Günümüzde bir el emekçisi ile bir masa başı emekçisinin (çalışanının) tüketim kalıp ve davranışlarında bir benzerlik görülmektedir. Çünkü bu insanların hepsi tek bir arzuyla yanıp tutuşmaktadır. O da, daha yeni eşyalara ya da piyasaya çıkan en son şeylere sahip olmak ve bunları kullanıp tüketmek arzusudur. Bu insanlar; edilgen, kabul edici ve tüketicidir. Onlar, yapay olarak yaratılan ihtiyaçlarını tatmin eden eşyaların buyundurukları altına girmiş olan güçsüz insanlardır.
- Oysa kapitalist ve çağdaş bir toplumda, insan ihtiyaçlarının yaratıcılıkla hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü kapitalist toplumda ortaya çıkan ihtiyaçlarımız, gerçek "insani" ihtiyaçlar değildir. "Her insan, diğerleri için yeni ihtiyaçlar yaratarak onu yeni bir bağımlılığın içine itmeye ve sistemin yeni bir kurbanı haline getirmeye çalışır. Bağımlılıklar çemberi içine sıkışan çağdaş insanlar, bir yandan yepyeni hazları tadarken öte yandan da maddi durumlarının giderek bozulduğunu fark edemeyecektir. Demek oluyor ki, böylesi bir toplumda herkes kendi ihtiyaçlarını tatmin amacıyla başkaları üzerinde bir egemenlik kurma çabasına girişecektir. Bu açıdan baktığımızda piyasaya sunulan her ürün, karşımıza karmaşık bir hile ve yağmalama sürecinin başka bir yönü olarak çıkacaktır. Kendilerine yeni ürünler sunuldukça insanlar, yeni bağımlılık çemberlerinin tutsakları ve köleleri haline dönüşecekler, bu bağımlılığı karşılamak ve bu yabancı hem de düşman nesnelere egemen olabilme arzusu ile daha çok paraya ihtiyaç duyacaklardır. Bu arada onların para hırsı ve paralarını artırma çabaları, insan olarak fakirleşmelerine yol açacaktır.
- "Demek ki, burjuva toplumlarında geçmiş zaman*, şimdiki zamana hâkimdir. Öte yandan gerçek bir komünist toplumda ise, şimdiki zaman, geçmişe hükmedecektir."**
- Öte yandan herkesin eşit ücret alması konusu da Marx için öncelikli bir konu değildir. Bence Marx'ın çok daha önemli bir misyonu olduğu şüphe götürmez. Marx, çalışan insanların bireyselliklerini yok eden bir çalışma biçiminden başlarını kaldırmalarını istiyor, nesneler haline gelmelerini engellemeyi ve insanları bu nesnelerin kölesi olmaktan kurtarmayı hedefliyordu. (...) Bu yüzden Marx kapitalizmi adil ve eşit olmayan ücret dağılımı yönünden değil üretim yöntemleri, bireyselliğin ortadan kaldırılması ve insanların köleleştirilmesi yönünden eleştirmiştir. Ayrıca bu düzende köleleşenler yalnızca çalışanlar (emekçiler) değildir. Çalışanlar kadar kapitalistler de kendi ürettikleri nesnelerin köleleri olduğu için Marx hem çalışanların hem de kapitalistlerin, yani bütün insanların kurtuluşunu arzulamaktaydı.
- "İşçi ücretlerinin zorla ve güç kullanılarak yükseltilmesi, kölelerin daha iyi ücretlendirilmesinden öte bir anlam taşımayacaktır. Bundan dolayı da, ne işe ne de işçiye insani bir karakter ya da onur kazandıracaktır."*
- Marx’ın kapitalizme yönelttiği en önemli eleştiri, zenginliğin insanlar arasında adil olmayan bir biçimde dağıtılmış olması değil, çalışmayı zoraki, yabancılaşmış ve anlamsız bir çabalama haline getirerek, insanları “topal birer canavara” dönüştürmesidir.
- Marx'in öğrenimini bitirme tezine verdiği başlığı gösterebiliriz:'"Kitlelerin Tannsı'nı reddedenler değil, asıl, kitlelerin düşüncelerini Tanrılar'a atfedenler Tanrıtanımaz'dır."
- dünyayı kavramak isteyen bir insan, ondan kopmak değil, onun bir parçası olmak durumundadır.
- Marx için en önemli hedef, topluma yararlı olacak şeylerin üretimi değildir. Çünkü Marx'a göre, çok sayıda faydalı şey üretildiğinde, bir o kadar faydasız bir kalabalık da üreyecektir.*
--reklam--
Marx'ın İnsan Anlayışı İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kitaba nasıl başlayayım, ne şekilde incelemeye çalışayım bilmiyorum. Zira kitaptaki her sayfa çok önemli ve bilinmesi gerekenlerden oluşuyor. Aslında bir kaç yerde tekrara düşülmüş ama olsundu. Kitapta, yazar Marx hakkında söylenen sözlerin, yapılan yorumların haksızlığından bahsediyor. Ve bunu yapan kimselerin, hem Marksist hem de Kapitalist olduklarını, delilleriyle birlikte çok güzel ifade ediyor. Marx'ın Tanrı'yla bir sorunu olmadığından bahsediyor mesela. Hani "Din, afyondur." sözüne atıf yapanlar var ya, o sözün, o anlamdan ibaret olmadığını anlatıyor. Marx'ın ne din ile ne de milliyet ile derdi olmadığını, tek derdinin "sosyalist" bir yasam olduğunu anlatıyor. Peki nedir Sosyalist Yaşam? Marx'a göre sosyalizm, insanları özgürleştirici yöntemin ilk basamağı. Peki insanlar nasıl özgürleşir? Marx'a göre özgürlük, az şeye sahip olmaktır. Ve sahip olduklarının seni tahakküm altına almamasıdır. Diyor ya Nâzım "yok edin insanın, insana kulluğunu" diye, işte bu Marx'ın özgürlük anlayışı. Maslow'un İhtiyaçlar Hiyerarşisi Piramidi'nde, en tepede yer alan "kendini gerçekleştirme" evresine nasıl ulaşılacağını söylüyor Marx; kendini yaratmak ile. Peki içinde yaşadığı toplumun nimetlerini, özel mülkiyet adıyla cebine indirenlerin çok olduğu bir toplumda kaç kişi kendisini yaratabilir? Işte bu yüzden Marx, özel mülkiyete karşı. Stalinist Rusya'da oldugu gibi, tüm kaynakların devlet tarafından yönetilmesine de karşı Marx. Işte bu yüzden "halkın tamamının ekonomik hayatta işbirliği yapması ve aktif rol alması gerektiğini" söylüyor. Proleteryayı savunuyor evet ama proletaryanın üstünlüğü eline geçirip burjuvayla savaşmasını savunmuyor. Çünkü Marx insanlar arası üstünlük savaşını saçma buluyor. Marx'ın felsefesinde, bir beyin hücrelerinin birlikte ve sorumluluk alarak işbirliği ve dayanışma ile bilgi üretmesi gibi, sosyal hayata herkesin katılımını istiyor. Işte kapitalizme de bu noktada karşı çıkıyor. Kapitalizm, kanserli bir hücredir çünkü. Ve kanserli hücre, en yakınından başlayarak diğer hücrelere de kanser bulaştırıp vücudu öldürüyor ya hani, işte kapitalizm... Marx için bir diğer konu, yabancılaşma. Bu yabancılaşma, aslında dinde bahsedilen putperestlik. Öyle ki, kapitalist düzende, meta önem kazanıyor. Ve insanlar metalar uğruna yaşıyor. Kendi ihtiyaçları için değil, metalarının ihtiyaçları için çalışıyor. Bu da insanı kendine yabancılaştırıyor. Ve insan, tıpkı taştan put yapıp sonra da onların önünde ibadet eden cahiller gibi, kendi ürettikleri metalardan medet ummaya başlıyor. Marx bu tipteki insanlara "eşya-insan" diyor. Işte bu yüzden Marx, insanın yabancılaşmasının önüne geçmek istiyor. Bunun da yolu tabi ki Sosyalizm.... Herkes aynı parayı kazansın, herkes aynı evde otursun mantığında değil Marx. Marx diyor ki; insanlar para kazanmak zorunda oldukları için kendilerini heba etmesin. Insanlar ekonomi yüzünden hayattan soğumasın. Herkes kendi üzerine düşen sorumluluğu, bilgi ve yeteneklerine göre yerine getirse, zaten ortada ne sömüren kalır ne de sömürülen. Birileri bin odali evlerde sefa sürecek diye halk neden tek odalı barakalarda sürünsün diyor. Insanların para kazanma, malk mülk edinme ve gösteriş yapma hırslarını elinden alsak, sizce dünya çok daha güvenli ve mutlu olmaz mıydı??? Insanların kendilerini korumak için, herhangi bir kitleye girdiğini itiraf eden Marx, buna da son derece karşı. Çünkü bu, fanatiklik psikolojisini doğuruyor. Marx buna da karşı geliyor. Varoluşçu Felsefenin ete kemiğe bürünmüş hali, tek bir halkın, zümrenin, dini grubunun değil; tüm canlıların salahiyetini savunuyor Marx. FROMM, kitapta Marx'ı "mesih" olarak ifade ediyor. O'nun düşüncesinin peygamberler ile aynı olduğunu ancak kökeninin din olmamasından ötürü, yeterince anlaşılmadığını söylüyor. Geçtiğimiz hafta; kapitalist düzenin aktörlerinden olan bir ismin yazdığı "bir ekonomik tetikçinin itirafları" kitabını okuduktan sonra, Marx'i daha da iyi anladığımı düşünüyorum. Hatta az bile demiş. Sözün kısası, bir çok kişinin ütopya adıyla kaleme aldığı ne varsa, Marx bunları felsefe haline getirmiş, sonra toplumsal hayata uygulama biçimini düşünmüş ve işçilerden başlamış. Çünkü isçiler, bu halkadaki en mazlum insanlar.... Ben belki derdimi anlatamadım ancak bu kitapta, Marx'ın derdini çok iyi anlayabiliyorsunuz. Zaten önemli olan da o değil mi? (yy)
Üniversitelerde Profların bile Karl Marx’ı anlatırken şu cümleyle başladıklarına şahit olmuşsunuzdur: Bir donunuz bile varsa Marx’ın Komünizmi bunu ortak kullanmayı öngörür, hayır efendim! Marx’ın “özel mülkiyet” kavramı hiçbir zaman bireysel kullanım araçlarını kapsamamıştır. Marx daha çok, “sahip olan sınıfın”, yani kapitalistin mülkiyeti ile ilgilenmiştir. Kapitalist sınıf, bütün üretim araçlarına sahip olduğundan mülkiyet sahibi olmayan bireyi kiralayabilmekte ve kendisi için çalıştırabilmektedir. Mülkiyetsiz birey de mecburiyetten çalışma şartlarını kabül etmektedir. Yani kısacası Marx’ın özel mülkiyet kavramını, bireysel kullanım araçları için yorumlamak çok yanlıştır. Marx’a göre bireyselliğimizi gerçekleştiren, yaptığımız nesnelerdir(icraatlardır) Nesnelerimiz emeğimizle anlam kazanır, canlanır. Marx, nesnel dünya ile insan üretkenliğini kapsayan bu faaliyet ilişkisine “üretken hayat” adını vermekteydi. Bu üretken hayata için; “Böyle bir hayat, kendi içinden hayat doğuran bir hayattır.” açıklaması yapardı. Bu anlamda bizler, dünya tarafından sadece düşüncelerimizle değil üretiğimiz can verdiğimiz nesnelerin varlığıyla algılanır ve doğrulanırız. Bir yanılgı da Marx’ın kadın-erkek ilişkilerini toplumsallaştırdığının düşünülmesi; Marx’a göre sevgi, iki insan arasındaki ilişkinin en temel ve doğrudan olanıdır. Yine Marx bu konuda şunları yazar: “Kadını toplumsal şehvetin bir kurbanı ya da bir kölesi olarak gördüğümüz takdirde, insanın uğrunda canını verdiği yüce şeyleri sonsuz biçimde aşağılamış oluruz.” Marx, Sovyet ve benzeri devletlerde uygulanan sistem için “kaba kominizim” tanımı yapar. Bu Kavramla(kaba kominizim) Marx kendi yaşadığı dönemde çıkmış bazı kominist fikir ve uygulamalara cevap verir: “böylesi bir kominizimde, işçilerin kötü kaderi çözülmez, yalnızca bu kader tüm insanlar arasında eşit biçimde dağıtılır” der. Marx için Sovyet tipi bir devlet kapitalizmi, özel mülkiyet kapitalizmiyle aynı şeydir. Herkesin eşit ücret alması,Marx için öncelikli bir konu değildi sadece çalışan insanların bireyselliklerini yok eden bir çalışma biçimine karşıydı. Çalışanların nesneler haline(makineleşme) gelmelerini engellemeyi ve insanların bu nesnelerin kölesi olmaktan kurtarmayı hedefliyordu. Yani temel amaç bireyin kurtuluşuydu. Marx, bireyin bir süre sonra ürettiklerinin kölesi ve kendine yabancılaşacağına inanıyordu ki şu an zaten öyle... Karl Marx’ı her üniversiteli duydu ama çok az kişi onu gerçek anlamda tanıma fırsatı bulabildi. Duyduklarınızla Marx’ı tanımlamayın! Bu Marx gibi bir insana büyük haksızlık olur. Size önerim; Erich Fromm’un bu muhteşem yorumuyla Karl Marx’la tanışın :) (~gül)
Erich Fromm, "Marx'ın İnsan Anlayışı" yapıtında, Marx'ın felsefesine ve onunla ilgili yanlış anlaşılmalara değinmiştir. Ondan alıntılar yaparak, yanlış anlaşılmaları düzeltmek isteyen Erich Fromm; Sovyet rejiminin totaliter olması nedeniyle Marx'ın kuramıyla hiçbir alakası olmadığını, onun felsefesini çarpıttıklarını dile getirmiş, Marx'ın hümanizm anlayışını alıntılarla desteklemekle birlikte, birçok sosyalistten farklı olarak aykırı görüşlerini ortaya koymuştur. Bununla birlikte, "İtaatsizlik Üzerine" yapıtında, kendisini "Hümanist Sosyalist" olarak tanımladığını da es geçmemek gerekir. (Yahya.)
--reklam--
Marx'ın İnsan Anlayışı PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Erich Fromm - Marx'ın İnsan Anlayışı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Marx'ın İnsan Anlayışı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Erich Fromm Kimdir?
Erich Fromm (23 Mart 1900, Frankfurt - 18 Mart 1980), Musevi kökenli Almanya doğumlu Amerikalı ünlü bir psikanalist ve sosyologdur. Ruh bilimine Marksist - Sosyalist ve insancıl yaklaşımın en önemli temsilcilerindendir.
Hayatı
Heidelberg ve Münih Üniversiteleri'nde toplum bilim ve psikanaliz eğitimleri gördü. 1922 yılında Heidelberg Üniversitesi'nde doktora öğrenimini tamamladı. Münih'te ruh hekimliği ve ruh bilim üzerine ek incelemeler yaptıktan sonra, Berlin Psikanaliz Enstitüsü'nde eğitim gördü ve 1931 yılında mezun oldu.
30'lu yılların başlarında Almanya'da Nazi hareketinin güçlemesi nedeni ile İsviçre'nin Cenevre şehrine yerleşti. 1933 yılında Chicago Ruh çözümleme Enstitüsü'nden aldığı davet üzerine Amerika Birleşik Devletleri'ne gitti. 1934 yılında , 1938'e kadar kadrosunda bir uzman olarak görev aldığı Frankfurt Toplumsal Araştırma Enstitüsü ile birlikte New York'a taşındı. Özel çalışmalarını sürdürdü ve Columbia Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı.
1946 yılında William Alonson White Ruh Hekimliği , Ruh Çözümleme ve Ruh Bilim Enstitüsü'nün kurucuları arasında yer aldı. Yale Üniversitesi , New York Üniversitesi Bennington Koleji , Michigan Eyalet Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı.
1949 yılında Meksika Ulusal Özerk Üniversitesi'nden gelen bir profesörlük önerisini kabul etti ve tıp fakültesi lisansüstü bölümünde ruh çözümleme şubesini kurdu , 1965 yılında emekli olana kadar orada çalıştı.
Emeklilik yıllarını geçirdiği 1980 yılında İsviçre'de öldü.
Marxist ve sosyalist , insancıl dünya görüşünü benimseyen Fromm , batı kapitalizmi ve SSCB komünizmini reddetmiştir.
Biyofili hipotezine olan katkıları, evrimsel psikoloji konusundaki araştırmalara temel sağlamıştır.
Erich Fromm'un çalışmaları birçok dile çevrilmiştir.
--reklam--
Erich Fromm Kitapları - Eserleri
- Kendini Savunan İnsan
- Sahip Olmak ya da Olmak
- Sevme Sanatı
- Özgürlükten Kaçış
- Barışın Tekniği ve Stratejisi
- İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri
- İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri (İkinci Kitap)
- Freud Düşüncesinin Büyüklüğü ve Sınırları
- Hayatı Sevmek
- Sağlıklı Toplum
- İtaatsizlik Üzerine
- Özgürlük Korkusu
- Sevginin ve Şiddetin Kaynağı
- Umut Devrimi
- Psikanaliz ve Din
- Psikanalizin Bunalımı
- Psikanaliz ve Zen Budizm
- Rüyalar, Masallar, Mitler
- Çağımızın Özgürlük Sorunu
- Marx'ın İnsan Anlayışı
- Yaşama Sanatı
- Yanılsama Zinciri
- Yeni Bir İnsan Yeni Bir Toplum
- Erdem ve Mutluluk
- Cinsellik ve Cinsel Sapmalar
- Tanrılar Gibi Olacaksınız
- Olma Sanatı
- Sigmund Freud’un Misyonu
- İsa Dogması
- İnsan Bilgisi ve Hümanist Planlama
- Çağdaş Toplumların Geleceği
- Psikanalize Yeni Bir Bakış
- Toplumsal Bilinçaltının Araştırılması
- Dinleme Sanatı
- Anaerkil Toplum ve Kadın Hakları
- İnsan Olmak Üzerine
- Çağımızda Kişilik Sorunu
- İnsanlık Başarabilecek mi?
- Die Kunst des Liebens
- Kendini Savunan İnsan - Ahlak Felsefesinin Psikolojisine İlişkin Bir Araştırma
- Psixoanaliz ve Din
- Liebe, Sexualität und Matriarchat
--reklam--
Erich Fromm Alıntıları - Sözleri
- Ama eğer yaşamıyorsam nasıl erdemli olabilirim? Ve eğer hiçbir şeyin bilincinde değilsem nasıl iyi bir törelbilincim olabiillir? (Yeni Bir İnsan Yeni Bir Toplum)
- Peygamber hakikati vahiy eder, Lao-tse ve Buda da böyle yapmıştı. Ancak peygamber aynı zamanda siyasal bir liderdir, siyasal eylem ve sosyal adaletle çok yakından ilgilenmektedir. (Tanrılar Gibi Olacaksınız)
- "... anaerkil ilke; hayat, birlik ve huzurdur... anaerkilliğin ilkesi evrenselliktir." (Anaerkil Toplum ve Kadın Hakları)
- Cinsel sevgi iki kişilik yalnızlıktır. Oysa sevdiği kişide insan tüm insanlığı, yaşayan ne varsa hepsini sever. (Sevme Sanatı)
- Verilen şey yitirilmez, tam tersine sıkı sıkıya tutulan şeylerdir biten ve yok olanlar. (Sahip Olmak ya da Olmak)
- İnsanlar yeni tanıştıkları kişiler hakkında ilk anda çoğunlukla doğru olan görüşler elde ederler ve o esnada oluşan karmaşık bireysel işleyişlerin de hiç farkına varmazlar. (Rüyalar, Masallar, Mitler)
- Bugüne değin herhangi bir sıradan insandan bile daha az sevme yeteneğine sahipmiş gibi görünüyordun. Bu aşk nasıl olabiliyor? Madem bu kadar aşıksın, kadının fikirleriyle çelişen ilkelerinden neden vazgeçmiyor, fedakarlık yapmıyorsun? Neden daima kendinden ve kendi kaderinden söz ediyor, ama sevdiğin kadının duygularına pek aldırmıyorsun? (Yanılsama Zinciri)
- "Bütün dünyayı yargılayan adil olmalı." (Tanrılar Gibi Olacaksınız)
- Yoksa zihinsel olarak 20.yüzyılda ama duygusal olarak taş devrinde mi yaşıyoruz? (İnsan Olmak Üzerine)
- Erkek kibri neler yapabileceğini, hiçbir zaman başarısız olmayacağını gösterir. Buna karşı kadınlara özgü kibir esas olarak cezp etme ve kendi kendine cazip olduğunu kanıtlama ihtiyacından kaynaklanmaktadır. (İsa Dogması)
- Biz neden her ay yeniden âşık olmuyoruz ? Çünkü her ayrılıkta , yüreğimizden bir parça da birlikte ayrılıp gidiyor . Biz neden herkesle arkadaş olmuyoruz ? Çünkü onun kaybı ve mutsuzluğu da bizi derinden etkileyecektir . (Sigmund Freud’un Misyonu)
- “karakter insanın kaderidir”. (Çağımızın Özgürlük Sorunu)
- Özgür insan ölümü, her şeyden az düşünür; onun bilgeliği, ölüme değil yaşama yoğunlaşmasından doğar (Sevginin ve Şiddetin Kaynağı)
- Insan bir nesneye dönüştürülüp nesne gibi yönetildiğinde onun yöneticileri de nesne haline gelir; nesnelerin iradesi yoktur, vizyonu yoktur, planı yoktur. (İnsanlık Başarabilecek mi?)
- ... canlı bir varlığı acıya tahammül etmeye zorlamaktan daha büyük bir güç gösterisi yoktur. (Cinsellik ve Cinsel Sapmalar)
- İnsan nesnelliğini ne ölçüde geliştirirse, gerçeklikle ne ölçüde ilişki kurabilirse, ne denli olgunlaşırsa, içinde rahat edebileceği insancıl bir dünya yaratmaya o denli yaklaşmış olur. (Sağlıklı Toplum)
- “Geçmişe yönelik tutum minnettarlık, âna yönelik tutum hizmet, geleceğe yönelik tutum sorumluluk olmalıdır. Zen’de yaşamak … yolunuza çıkan her şeyi ekonomik ve ahlaki açıdan eksiksiz kullanmak demektir. Zen’in amacı … eksiksiz bir emniyet ve korkusuzluğa erişmek, esaretten özgürlüğe ilerlemektir. Zen … akıl değil karakter meselesidir, bu da Zen’in yaşamın ilk prensibi olarak iradeden doğması demektir.” (Psikanaliz ve Zen Budizm)
- Artık yabancılaşma yalnızca el emeği ile çalışan insanlarda görülmüyor; yabancılaşma memurlar, pazarlamacılar ya da profesyonel yöneticiler arasında bile hızla yayılıyor. Hatta bunlar belki de basit bir ustabaşından daha çok yabancılaşmış insanlardır. Çünkü bir ustabaşının emeği, yine de beceri, güvenilirlik ve benzeri kişisel özelliklere bağlıdır. Yetenekli bir ustabaşı; kişiliğini, gülümseyişini ve kendi fikirlerini, demin saydığımız insanların aksine, iş sözleşmeleri nedeniyle satmak durumunda değildir. Öte yandan, insanları ve toplumsal değerleri (simgeleri) etkileyip bunları yönlendirmekle görevli kişiler, kendilerini işverenlerine yalnızca becerileri için satmaz. Ayrıca onlardan uyumlu ve "istenilen kişilik tipi"ni taşımaları, rahat yönlendirilip etkilenebilir olmaları da beklenir. İşte bunlara, "örgütlenmiş (organize edilmiş) insanlar" diyoruz. Bu insanların kendilerine özgü belirli bir idealleri yoktur; idealleri, çalıştıkları şirketlerin çıkarları ve idealleri ile aynı olmuştur. Günümüzde bir el emekçisi ile bir masa başı emekçisinin (çalışanının) tüketim kalıp ve davranışlarında bir benzerlik görülmektedir. Çünkü bu insanların hepsi tek bir arzuyla yanıp tutuşmaktadır. O da, daha yeni eşyalara ya da piyasaya çıkan en son şeylere sahip olmak ve bunları kullanıp tüketmek arzusudur. Bu insanlar; edilgen, kabul edici ve tüketicidir. Onlar, yapay olarak yaratılan ihtiyaçlarını tatmin eden eşyaların buyundurukları altına girmiş olan güçsüz insanlardır. (Marx'ın İnsan Anlayışı)
- Ve ilerleyen yaşımızla beraber, hayret etme yeteneğimiz de giderek azalır. Genelde önem verdiğimiz husus, her zaman en doğru cevabı vermektir. Ama doğru soruları sormayı bilmek, sanki daha az önemsizmiş gibi gelir bize. (Rüyalar, Masallar, Mitler)
- " Çoğa sahip olabilen değil de, çok şey olabilen insan, bütünüyle gelişmiş ve gerçekten beşeri olan insandır." (Çağımızda Kişilik Sorunu)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin