Kitap Künyesi

Yazar: Güray Süngü

Yayın Evi: Dedalus Kitap

İSBN: 9786054708659

Sayfa Sayısı: 216

Mehmet'i Sakatlayan Serçe Parmağı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Mehmet'i Sakatlayan Serçe Parmağı, bir roman. 1990'ların sonlarında İstanbul'da geçen bir hikayeye sahip. Hikayede Mehmet'i, Çiğdem'in serçe parmağı sakatlıyor olabilir. Ama Çiğdem'in serçe parmağını Mehmet'in gözüne sokan Faruk'un şairliği değil. Faruk'un şairliğinin Mehmet'in babası bir güzel adam, bir müzisyen, bir fakir adamla ise ilgisi yok. Mehmet'in babasının Mehmet'in çocukluk arkadaşı Mamikle ise ilgisi hiç yok. Yirmi üçüncü sayfasından sonraya geçilemeyen bir günlüğün bütün bunlarla alakası ise zaten yok.

Mehmet'i Sakatlayan Serçe Parmağı Alıntıları - Sözleri

  • ~Yok olmak, bir kez olan bir şey sanılır. Değildir halbuki. Öldü. Ölümü bir andı. Yokluğu sürekli..~
  • Seni hatrımda tutmak bana güç verecek.
  • Sana bir şey dedi mi? Demedi. Sana baktı mı? Bakmadı. Seni gördü mü hiç? Görmedi. Sesini duydun mu hiç Faruk? Duymadım, güzeldi. O senin duydu mu? Duymadı. Nasıl sevdin o zaman Faruk? Çok sevdim hocam . Allah affetsin çok sevdim.
  • “Birileri gülsün diye ağlar birileri”
  • ~Birileri en bıçak olmayacak şeyi kınından çıkarıp… Öldürmeyecek bir yara… Açar.~
  • Aslında hiç kötü insan yoktur dünyada, hep istemeden olur.
  • Kendisini yalnız hissetti. Kendisini yalnız hissetmedi. Kendisini hissetti. Yalnızlığı hissetti.
  • Arkadaş kahır çekene denir. ... Ama arkadaş, kahır vermeyene de denir... ~
  • Kalbim daha çok acıyor, ama söylemem, söylenmez ki. Kime diyeyim ?
  • Hayat, yaşayamadıklarındır.
  • Merhaba, der insan, burada bir kahır varmış, hayır hayır, burada çekilecek bir çile varmış onu da ben cektim, hayır hayır, burada insanlan yalnızlıktan öldüğü bir şehir olsaydi, ama degil, burasi insanların yalnızlıktan bile ölemedikleri ve süründükçe süründükleri, süründükçe süründükleri bir şehir.
  • Halledersin sen. Senin vaziyet? Benim vaziyet. Vaziyeti ifadeye kelimelerim yetmez.
  • Direniyor kadın çünkü korkuyor. Sevdiklerin için korkunca sonuna kadar gitmek istersin, hiç giz kalmasın.
  • Telaşla gülümsedi adam, üzgün değilmiş gibi, kalbi paramparça değilmiş gibi, çaresiz değilmiş gibi...telaşla gülümsedi bunları görmesin.
  • Hep böyle başlar. Birileri en bıçak olmayacak şeyi kınından çıkarıp..öldürmeyecek bir yara...açar.

Mehmet'i Sakatlayan Serçe Parmağı İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Serçeler Parmaklarını Neden Sakatlar?: Birden herkesin gittiğini düşündü veya fark etti. Ya da fark ettiğini düşündü. Önce nefes nefese koştu. Sonra aheste aheste geri döndü. Önce kendini bıraktı, sonra tüm parçalarını topladı. Önce yaşasın dedi, dokunmadı. Sonra bir serçe bıraktı birileri avucuna. Yaşasın diye dokundu. Herkes konuştu serçe sustu. Sahi serçeler neden susar? Bir günlük tuttu birileri. Olur da oğlu okur diye. Genç ölürse ardından oğlu büyür diye. Büyür de kendine belki benzemez diye. İçi çürümez diye. Yaşar ve yaşatır diye... Sahi insanlar neden yaşar? Bir İsmet Özel şiiridir. Solculuk zamanlarından kalma. Oğul, şiiri babasının okuyuşuyla hatırlar. Belki rakı bardağına perde olmuştur bu şiir:" Ölüyoruz demek ki yaşanılacak. " Kelam kelime olduğunda ölüyordu. Ben ins Ölüyordum yaşadıkça Doğuyordum ölüyor olduğumu anladıkça... Babalar genç ölürse... Babalar genç ölürse evlatlar ağlayamaz. Dışarı akmayan gözyaşı içeriye akar. İçeriye akarsa içeriyi zehirler. Çürütür insanı. O yüzden bir gece önce babasını gömüp dönen çocuklara İstanbul kadar büyük kalpli kadınlar "Ağla" der. "Ağla oğul, ağla. Seni şimdi ikna edeceğiz... İkna... İkna... Edeceğiz... "Neden konuşmuyorsun Çiğdem? " "Anneannem konuşuyor yetmez mi?" "Ne diyor?" "La ilahe illallah diyor." Herkes ikna edilecek. Biz edeceğiz. Biz herkesi ikna edeceğiz. Ve tüm kadınların saçlarını ellerine vereceğiz. Kimsenin telini görmediği, rengini bilmediği saçları içi acı sevgililerin ellerine... Elleri bir hayatı tutmayacak kadar ufalmış sevgililer...  Bir Anadolu şehrinde... Orada adresini bilmedikleri ama saç rengini bildikleri birileri yaşar. Avuçlarına saçlar dökülmüş... Mehmetler onu bulurlar. Mehmetler onu bulmalıdırlar. Yoksa Mamikler düşer. Aşk en çok haram diye ondan uzak duran gençlere sorulur. Mesela Faruk' a sorulur aşk. "Kime aşıksın Faruk? Bilmiyorum Hocam. Nasıl sevdin o zaman Faruk? Çok sevdim Hocam. Allah affetsin çok sevdim." Faruklar köşede uzanan bir eldir. Tıpkı okulun ilk yılında ilk kavgadan önce uzanan eller gibi. Ellerine bir serçe tutarlar. Serçeler bağırır, Faruklar yürür. Serçeler bağırdıkça Faruklar hızlanır. Faruklar kendini unutur. Şeyhin dizi dibine koşulur. Serçeler bağırdıkça Sirkeci Mecidiyeköy yakın olur. Serçeler bağırdıkça sahi ne olur? Gün gelir herkes ve her şey yok olur. Yok olmak, bir kez olan bir şey sanılır. Değildir halbuki. Ölüm bir andır.. Yokluk sürekli.... O yüzde  babalar bir kez ölür, her gün yok olur. Sonrası.... Sonrasını kimse bilmez. Bilmeyince çıplak ayakla koşulur. Herkes dosttur, kimse görmez çıplak ayaklarını. Düşman olsalar bakarlardı. Sadece Faruk bakar. Ayakkabı lazımdır. (Ayşe Nur)

Kimi Sakatladı Acaba??: Mehmet’i mi sakatladı yoksa beni mi? Ne desem ne yazsam bilemiyorum. Kitabın Podcast’ini dinlemiştim. O kadar güzel anlatmıştı ki Güray Süngü beyefendi nutkum tutulmuştu. -Spoiler- Çiğdem (Mehmet’in yandığı) adını söylerken küçük harfle söylüyor demişti. Fısıldar gibi.. Ben de Çiğdem’in fontunu küçük yazdım. Ah be adam dedim. Gerçekten bunu düşündün ha! Sevdiğinin adını küçük sesle söyleyen aşıkları düşündün demek. Kitabı okumaya başladığımda klasik bir Güray göreceğimi sandım. Öyle başladı. O cümleleri belli yapıları olan o güzel cümleleri. Bunu da böyle anlatır böyle yazmış sandım. Rahat 100 sayfa aynı ritimdeydi. Sonra bambaşka bir şeye dönüştü. Bilmiyorum ben hayranı olduğum için midir bu kadar etkilendim ? Mehmet “çiğdem” dediğinde içim bir hoş oldu. Aynı aşkı yaşadım sanki. -Spoiler- Mehmet’i sakatlayan aşkının serçe parmağıymış. Kalbi sakatlanmış Mehmet’in. Doğrulmamış sonra. Kolu gibi değil alçıya almamışlar. Kırılmış denmez, ürpermiş bir serçe oturmuş yüreğine sol tarafına.. Bu çok inceydi gerçekten. Bazen bizi de sakatlayan bazı ufak şeyler oluyor. Ama biz sakatlanmış sayılmıyoruz. Ne ince bir düşünce bu! Kitapta şiir alıntıları var. Dikkat ederseniz alıntı söylemeden yapılıyor. Bunu fark edince ne güzel yerleştirmiş diyorsunuz. Senden bir tane daha var mı diyorsunuz. Abartıyorum belki bilmiyorum ama abartmadan olmuyor. Seviyorum Güray’ı. Edebi yazımını, kişiliğini seviyorum. Velhasıl kelam. Okumak isterseniz buyurun efendim. Okuyun, belki ben abartıyorumdur. Belki siz de aynı gözle bakacaksınızdır. İyi okumalar dilerim (perişan sümbüller sarhoş nergisler)

Kitabın Yazarı Güray Süngü Kimdir?

1976 yılında İstanbul’un sur içi mahallelerinden Kadırga’da doğdu. İlk öğretime Kadırga İlkokulunda başladı. Çocukluğu Ayasofya ve Sultanahmette geçti. Gedikpaşa’da esnaf olan babası sayesinde çalışma hayatını erken yaşta tanıdı. Üniversiteden mezun olana kadar bütün tatillerini Kapalıçarşı’da geçirdi. Farklı milletlerden, meşreplerden, dinlerden insanların arasında büyüdü. Üniversite eğitimini Uludağ Üniversitesi’nde aldı. İktisat fakültesinde okudu. Mezuniyetinden sonra özel sektörde çalışmaya başladı. 2009 yılına kadar çeşitli sektörlerde görev aldıktan sonra, yayın sektörüne geçti.

Güray Süngü yazmaya Bursa yıllarında başladı. İlk öyküsü 1998 yılında Hece dergisinde yayınlandı. Bugüne dek, Hece, Hece Öykü, E-edebiyat, Ada, Özgür Edebiyat, İtibar, İzdiham, Cafcaf, Hacamat, CF, Edebi Müdahale, Post Öykü, Cins, Muhayyel gibi dergilerde öyküler ve yazılar yayınladı. Öğrenciyken yazdığı ilk romanı Dördüncü Tekil Şahıs 2006 yılında okuyucuyla buluştu.

Düş Kesiği adlı romanıyla 2010 Oğuz Atay Roman Ödülü’ne, Kış Bahçesi adlı romanıyla 2011 Türkiye Yazarlar Birliği Roman Ödülü’ne layık görüldü. 2014 yılında Deli Gömleği ve Hiçbir şey Anlatmayan Hikayelerin İkincisi kitapları ile Necip Fazıl Hikaye Ödülü’nü kazandı.

2018 yılında 14. Kristal Lale ödüllerinde yılın edebiyatçısı seçildi.

Kitapları;

Dördüncü Tekil Şahıs-Roman, 2006

Pencereden-Roman, 2006

Düş Kesiği-Roman, 2010

Deli Gömleği-Öykü, 2010

Kış Bahçesi-Roman, 2011

Hiçbir şey Anlatmayan Hikâyelerin İkincisi-Öykü, 2012

Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik Aşk-Öykü, 2014

Mehmet’i Sakatlayan Serçe Parmağı-Roman, 2015

İnsanın Acayip Kısa Tarihi-Uzun Hikaye, 2016

Vicdan Sızlar-Öykü, 2016

İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır, 2018

Güray Süngü Kitapları - Eserleri

  • Deli Gömleği
  • İnsanın Acayip Kısa Tarihi
  • Düş Kesiği
  • Vicdan Sızlar
  • Kış Bahçesi
  • Mehmet'i Sakatlayan Serçe Parmağı

  • Sayıklar Bir Dilde
  • İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır
  • Hiçbir Şey Anlatmayan Hikayelerin İkincisi
  • Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik Aşk
  • Pencere'DEN
  • Az Kalan Gölge
  • Pencereden

  • Dördüncü Tekil Şahıs
  • Hiçbir Şey Anlatmayan Hikayelerin İkincisi

Güray Süngü Alıntıları - Sözleri

  • Yürümüştüm. Bitmişti... İmza; ölümlü. (Dördüncü Tekil Şahıs)
  • Beni herkes anlıyor. Sen yağmuru anlamaya çalış.. (Dördüncü Tekil Şahıs)
  • Sen benim hiçbir şeyimsin. Al sana bir yara daha. Görmezsem yoksun. (İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır)
  • yaşam tüm unsurlarıyla ayakta durup bana sırıtıyor gibi geldi. (Kış Bahçesi)
  • bir şeye benzemeye benzemeye insan bir şey olduğunu bir şey olmadığını anlamazmış. böyle sürermiş. (Vicdan Sızlar)
  • Gün görmüş adamlar usulünce istemeyi iyi bilirler. (Deli Gömleği)

  • İnsan çok leş bir yaratık türü. Atlatamadığı şey yok... (Az Kalan Gölge)
  • Güzel neymiş? Güzel, gördüğümüş. Hayır “güzel gördüğün” değilmiş güzel, gördüğümüş. (Sayıklar Bir Dilde)
  • Kafan duman olmuş, şöyle sağa sola doğru salla biraz da kulaklarından çıksın duman. Olmaz böyle. Net olacak kafa. Freş hava. Oh mis. (İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır)
  • Ne demiştin sen; sana kalbimi göstersem yaralarıma hayran olursun... (Düş Kesiği)
  • İnsan kibirli, artist, gösteriş budalası ve mal mülk düşkünüdür. İnsan düşkünse düşüktür. Düşükse düşmüştür. Düşmüşse düşenin dostu olmaz, seyircisi olur. İnsan seyredicidir. İnsan adeta insan değildir. (İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır)
  • Hayat daha zor artık. (Pencereden)
  • Bir gamlı hazanın seherinde Israra ne hacet, yine bülbül? (Sayıklar Bir Dilde)

  • İnsanca diye bir dil var, kimseler konuşamıyor. (İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır)
  • Belki de ben delirdim. Belki de ben delirmedim, zaten deliydim. (İnsanın Acayip Kısa Tarihi)
  • Bu garip. Allahın garibi. -Bütün garipler Allah'ındır. Hamdolsun. (Vicdan Sızlar)
  • "Müziği duymayanlar, dans edenleri deli sanmaya devam ediyordu." (İnsanın Acayip Kısa Tarihi)
  • Haddini bilmeyene haddi bildirilir de kendini bilmeyene ne bildireceksiniz... (İnsanın Acayip Kısa Tarihi)
  • Bende bakılacak bir şey varsa o da kusurdur,bakılacaksa ona bakılsın. (Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik Aşk)
  • Çünkü ne öncesinde ne sonrasında hiçbir günüm değil, hiç bir anım o an kadar güzel olmadı. Bir insanın hüznü, hüznüyle gögelenmiş yüzü, bir diğerinin cenneti olabiliyordu demek. (Hiçbir Şey Anlatmayan Hikayelerin İkincisi)