Kitap Künyesi
Yazar: Iris Murdoch
Çevirmen: Nihal Yeğinobalı
Orijinal Adı: The Time of the Angels
Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları
İSBN: 9789755391045
Sayfa Sayısı: 254
--reklam--
Melekler Zamanı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
...Gündelik hayatı bir arada tutan şey, herkesin benimsediği bir değerler düzeni ve tanrı kavramında yoğunlaşan metafizik bir anlam arayışıdır. İnsanlar üzerinde durdukları zeminin ayakları altından kaymaması uğruna, o günün geçerli değerlerine ve tek bir tanrıya olan inançlarına sımsıkı sarılırlar. Oysa bir çözülmenin yaşanması çoğu zaman kaçınılmazdır. Melekler Zamanı böylesi bir çözülmenin romanıdır... Baş kişisi Peder Carel varolan ahlak düzenini ve tanrıyı tartışan biridir. Sıradan insanları baştan çıkaran güçlü bir karizmaya sahiptir; Mefisto gibi... Kızı, hizmetçisi ve yeğeni üzerindeki etkisi bir büyüden farksızdır. Dışardakilerin sızma çabalarına başarıyla göğüs gerdikleri, her şeyin sislerin arasına gizlendiği rahip konutunda beraberce yaşarlar. Ta ki "çözülme anı"na kadar...
(Arka Kapak)
--reklam--
Melekler Zamanı Alıntıları - Sözleri
- "Dünya baştan sona bir göçmenler kampıdır."
- Mutluluk denen Tanrısal bağışın bu bağışa inananlara verildiğinin bilincindeydi. Ömrünün büyük bölümünde kendisi bunu umursamamıştı. Bunu, kendisine açık olan olasılıklardan biri olarak düşünmemişti. Yaşamının mutluluk payını altı yaşından önce tüketmiş gibi gelmişti ona.
- Çoktan vazgeçmiş olması gereken bir varsıllık, giyinmişlik duygusu ikona yüzünden sürüp gitmişti. O nesne bütün yitirdiklerini, sevgili yakınlarını, yaşadığı yılları, Rusya’yı sanki yoğunlaştırıp odaklamış ve simgesel olarak elinde tutmasına neden olmuştu. İkona durdukça o öbür şeyler de tümden yitip gitmemiş gibi gelmişti ona. Oysa kendisinin her şeyi yitirmiş biri olduğunu bilmesi gerekmez miydi, her zaman?
- Dünyada insanları en mutlu ve özgür kılan şey, başka insanların içeride kapalı olduklarını, acı çektiklerini görmektir.
- Karar verdiği anda şu ölümlü dünyadan çarçabuk ve acısızca ayrılmasına yetecek kadar uyku hapı stoklayıp köşesine koymuştu çok önceden. Küçük şişedeki kıymetli özgürlük tabletlerini sallarken, bu dünyada, koşullu olarak, günbegün kalmayı kendi seçtiği için kaldığını düşünmek içini can veren bir heyecanla ürpertirdi.
- "Dünyada insanları en mutlu ve özgür kılan şey, başka insanların içeride kapalı olduklarını, acı çektiklerini görmektir!"
- Bir gün Eugene onu bir odada boğulurcasına hıçkırır bulmuş ve böylece önünde yepyeni, korku ve muamma dünyaları açılmıştı. Büyüklerin ağladıklarını hiç bilmezdi, hele böylesine ağlamak. Kendisi de dehşet içinde, sesli sesli ağlamaya başlamıştı. Büyükler böyle ağlayabiliyorsa dünyada güvenlik yok demekti.
- Vatanını yitirmişti. İmanını da yitirmişti. Rus kilisesinin o kocaman, karanlık, ışıltılı, kuytu koynu onun için bir yuva, bir ev olmuştu çocukluğuyla gençliğinin uzun yılları boyunca. Sakallı bir Rus olan Tanrı o karanlıkta onun yakarılarıyla dualarını dinlemiş, kusurlarını azarlamış, suçlarını bağışlamış, onu sevmişti. Sonra yavaş, çok yavaş olarak, binanın aslında bomboş olduğu Eugene’in kafasına dank etmişti. O ulu varlık gölgelerin bir oyunundan ibaretti. İçeride hiçbir şey yoktu, karanlıktan başka.
- "Mutlu anıların olduğu için ne şanslısın. Hiç değilse bunları elinden alamazlar."
- O ki gerçek yitimler yaşamış ve ayakta kalmıştı. Şimdi bu gülünç gözyaşları ne içindi? İkona’nın gitmesi daha hayırlı olmuştu onun için, öyle ya, bu tahta parçasına aşırı değer vermişti belki de. İkona onun en son malvarlığıydı ve onu, her şeyi yitirmiş olduğunun bilincinden korumuştu.
- büyükler böyle ağlayabiliyorsa dünyada güvenlik yok demektir
- Beyaz olmak sanki tüm beyaz insanlar arasında sıcak bir kaynaşmışlık yaratırken, siyah olmak siyahların her birini kendi özel renk tonunun yalnızlığına gömerek böler gibiydi. Bu yalnızlığı açıkça ayrımsamak Pattie’nin bir yetişkin olarak bildiği ilk duygu oldu.
- Dünya baştan sona bir göçmenler kampıdır, Pattie, bu yüzden sen de aradığın fırsatı bulabilirsin. İyi köşeler var, kötü köşeler var, gene de sonunda olup olacağı bir göçerler kampı işte.
- Bütün felsefe bir çocuğun gevezeliğidir. Yahudiler bunu birazcık anlamışlardı. Karanlık ve ürkü içeren tek din onlarınkidir. Yakup’un kitabını yazan kişi doğruyu anlamıştı. Yakup anlam ve adalet ister. Yehova karşılık olarak bunların varolmadığını söyler. Yalnızca kudret vardır ve kudretin mucizesi. Yalnızca ‘kaza’ vardır ve kazanın dehşeti. Eğer ortada yalnızca bu varsa, Tanrı yok demektir, filozofların söylediği o tekil iyilik de bir yanılsama ve yalandan ibarettir.
- İnsan yaşamının aman dinlemeyen bitkisel canlılığı her zaman olduğu gibi şimdi de ölmüşleri gölgede bırakacaktı.
--reklam--
Melekler Zamanı İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Londra’da bir kiliseye tayini çıkan rahip Carel Fisher, kızı Muriel, yeğeni Elizabeth ve hizmetçileri Pattie ile rahip konutunda yaşamaya başlar. Konutun kapıcısı rus göçmeni Eugene Peshkov ve asi oğlu da aynı yerde yaşamaktadır. Tanrı’nın yokluğu ve ahlak gibi konularda sıra dışı fikirlere sahip Carel’in birlikte yaşadığı üç kadın ve diğer tüm insanlar arasında, karizmasından kaynaklı büyük gücü vardır. Kişiliğiyle ev sakinlerini baskı altında tutup dışarıya kapalı bir yaşam sürdürmelerini sağlamaktadır. Elizabeth’in ortak velayetine sahip diğer amcası Marcus, Carel ve yeğenleriyle iletişime geçmeye çabalar roman boyunca fakat Carel’in etkisinden kurtulamaz. Nehir, yol ve binaların sis içinde yok olması gibi, sisler arasında kaybolan rahip konutunda, Carel’in büyüye benzer etkisi altında yaşam devam ederken beklenmedik olaylarla çözülme başlar. Roman boyunca devam eden Londra kışındaki sisi yazar o kadar gerçekçi olarak anlatmış ki okuyucu olarak içimde hissettim sisin etkilerini. Sisin yaşamı sekteye uğratması gibi Carel de çevresindeki insanların yaşamını etkiliyor, yönlendirip engelliyor. Romandaki karakterlere bayıldım. Hepsi çok gerçekçi. Irkçılık ve sevgisizlikle büyüyen Pattie’nin dümdüz gerçekliği, Eugene Peshkov’un naifliği yaşam ve eşitsizlik konularını bir kez daha gözler önüne sererek soğuk duş etkisi yapıyor. Tipik bir Iris Murdoch romanı. Şiddetle tavsiye edilir. (Diğdem Abşin)
Benim görevim papaz olmaktır.Eğer Tanrı yoksa benim görevim “Olmayan Tanrı’nın “ papazlığını yapmaktır.” diyen inancını kaybetmiş Rahip Carel, yeğeni (kızı olduğu çıkar ortaya sonrasında), kızı ve hem hizmetçisi hem metresi olan Pattie’den oluşan ailenin karmaşık ilişkileri, kasvetli ve yorucu geldi bana. Iris Murdoch, çok sevdiğim bir yazar ama bu kitabını çok beğendiğimi söyleyemem. (Özlem Akbaş)
--reklam--
Melekler Zamanı PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Iris Murdoch - Melekler Zamanı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Melekler Zamanı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Iris Murdoch Kimdir?
Murdoch, 15 Temmuz 1919'da İrlandalı bir annenin ve İngiliz bir babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Evin tek çocuğu olan Muroch, dokuz yaşından itibaren yazmaya yöneldi. 1932'de Bristol'de genç kızların gittiği Badmington College'a başladı. Burada gecen altı yılın ardından, klasik edebiyat okumak üzere Oxford'daki Sommerville College'a kaydoldu. Üniversite yıllarında pek çok önemli şair ve entelektüelle tanıştı. Franz Steiner ile uzun süreli bir aşk yaşadı.
1938'de Iris Murdoch Komünist Parti'ye girdi. Klasik Edebiyat diplomasını aldı ve 1940'lardan sonra Londra'ya yerleşip Ekonomi Bakanlığına çalıştı. Komünistlerin siyasi tutumlarından hayal kırıklığına uğrayarak partiden ayrıldı. II. Dünya savaşının sonlarında Birleşmiş Milletler'de çalıştı. Belçika ve Avusturya mülteci kamplarında görev aldı. Bu görev için Avrupa'da yer aldığı sıralar Sartre ve Simone de Beauvoir ile tanıştı. Bu tanışma genel olarak felsefeye özel olarak da varoluşçuluğa yönelmesini etkiledi. Cambridge'de Wittgenstein'ın görev yaptığı Nevnham Üniversitesi'nde dersler alarak felsefe doktorasını aldı. 1948'de Oxford'da St.Anne College'da felsefe profesörü olarak göreve başladı ve 1963'e kadar burada çalıştı. Elias Cannetti'yle yakın ilişkisi oldu.
1954'te ilk romanını (Under the Net) yayınladı. 1956 yılında ise ölene kadar hiç ayrılmayacağı eleştirmen ve Oxford Üniversitesi İngilizce profesörü olan John Bayley ile evlendi. Çocukları olmadı. 70'li yıllardan itibaren felsefe yazıları yazmaya da yöneldi. 1996 yılından itibaren ortaya çıkmaya başlayan unutkanlıklarıyla birlikte hastalığı belirginleşti. 1997'de Bayley, karısının alzheimer hastası olduğunu açıkladı. Binlerce okuru ve hayran kitlesi olan yazar Murdoch kendi kitaplarının adını dahi hatırlayamıyordu. Kendi durumunun farkında olan ve bunu "çok kötü, sessiz ve karanlık bir yerde olmak" şeklinde tanımlayan Murdoch, 8 Şubat 1999'da Oxford'da alzheimer hastalığından dolayı öldü.
Romanları
Iris Murdoch ilk romanı Under the Net'ten (Türkçesi Ağ) itibaren edebiyat dünyasında dikkat çekti ve büyük bir hayran kitlesine sahip oldu. İçinde psikolojik temaların yer aldığı bir dedektif romanı olan bu ilk kitabında, aynı zamanda sonraki bütün romanlarında da görülecek olan varoluşçu felsefenin izleri belirgin olarak görülür. Romanın kahramanı Jack Donague bir tür Sartrecı kahraman olarak ortaya çıkmıştır. A Severed Head (Kesik Bir Baş) romanında ise Carl Gustav Jung'un psikanalitik teorisinin temeli olan arketipler teorisini kullandı ve çok etkili oldu. Bu kitap daha sonra tiyatro oyunu olarak sahnelendi. "Çan", "Kara Prens", "Deniz, Deniz" gibi kitaplarıyla Murdoch her zaman büyük bir ilgiyle karşılandı, birçok kez ödüllendirildi. 1978'de kendisine Booker Ödülü verildi. 60'lı yıllardan itibaren hemen her yıl bir kitap üreten Murdoch zamanının en üretken yazarları arasında sayıldı, ancak Murdoch'un romanlarında çok yazan ve çok okunan bir yazar olmanın ötesinde onu 20. yüzyıl edebiyatının en önemli isimlerinden biri haline getiren bir nitelik de her zaman kabul edildi. Murdoch, genel olarak romanlarında popüler polisiye ve gerilim roman teknikleriyle felsefi/kuramsal sorunları ortaya koyan bir yol izledi denilebilir. Onun roman kahramanları çoğunluk varoluşçu felsefecilerin ürettiği kahramanlara benzer, varoluşuyla ve yaşamıyla uyumsuz, sanatçı ya da sanatçı ruhlu, başarısız, hem kendileriyle hem de çevrelerindeki insanlarla sorunlu kişileri anlatır.
Bu kişiler karamsar, umutsuz, ikilemler içinde yol bulmakta tereddütlü, şaşkın, yanılgı içerisinde, yalnız ve tedirgin kişilerdir. Bu kişiler her zaman bir ağa yakalanmış, bir çemberin içine alınmış, kuşatılmış gibidirler. Bunların çoğu zaman modern bireyin bazı açmazlarını sergilediği söylenebilir. Hemen her kitabında Murdoch psikolojik gerilim ögesini ya da psikolojik diğer ögeleri kullanır. Bunun yanı sıra yaşam-sanat, cinsellik-aşk, aşk-özgürlük, din, evlilik, platonik-erotik aşk, yalnızlık, rastlantısallık, öteki insanlarla ilişkiler gibi meseleler sürekli olarak olayların akışı içerisinde değerlendirilir. Edebiyat Murdoch'a göre etik meselelerin ve insansal ilişkilerin karmaşasını değerlendirmek bakımından daha elverişli bir alandır. Murdoch'un romanlarında bu temalara bağlı olarak umutsuzluk ve ironi derinden işleyen temalar olarak sürekli kendisini hissettirir. Zaman zaman kara mizah örnekleri ortaya çıkar. Romanın kurgusal yapısı üzerinde ya da dil üzerinde oyunlara girişmez Murdoch, ancak kurgusal şaşırtmacalarla ve belirsizliği çok iyi kullanmasıyla sürekli okurun dikkatini uyanık tutar, olayların gelişimini merak ettirir, her seferinde okuru kendi kurguladığı sonuçların çok ötesinde sonuçlara götürür.
Felsefi çalışmaları
Murdoch teorik ve felsefi metinlerde kaleme almıştır; meslekten bir felsefeci olarak bu alandaki çalışmalarında da önemli bir yazar olduğunu gösterir. İlk teorik yapıtı sayılan Sartre, Yazarlığı ve Felsefesi onun Sartre üzerine eleştirel bir değerlendirmesini sunar. Varoluşçuluk Murdoch için önemli olmuş bir felsefe yönelimidir. Edebiyatı, yaşamın ve ahlaki sorunların değerlendirilmesinde daha verimli bir alan olarak düşündüğü için kullanan Murdoch, bu alanda felsefi/etik/estetik sorunları irdeler. Bununla birlikte ayrıca felsefe metinleri kaleme almış ve bunlarla bazı konulara açıklık getirmeye çalışmıştır. Varoluşçu felsefenin yanı sıra dil, gerçeklik, yanılsama vb konularda ilgi alanı içinde yer alır ve onun edebi metinlerinde doğrudan ya da dolaylı olarak işlenir.
Ateş ve Güneş adlı çalışması, Platon'un sanat üzerine düşüncelerinin değerlendirilmesi olduğu gibi, Murdoch'un kendi sanat anlayışını da sunduğu bir çalışma olarak değerlendirilebilir. Platon'un, Murdoch'a göre, sanatçıları sevmemesinin nedeni, sanatçıların akıllarını tehlikeli bir şekilde kullanmaları ve yaratıcılıklarını akıldışı şekilde ortaya koymalarıydı. Biz zaten gölgeler dünyasında yaşıyorduk ve bu gölgelerin yeniden gölgelere dönüştürülmesi, Tanrı'ya meydan okumak olacaktır. Şairler, yazarlar, ressamlar vs.nin varlığı, Tanrı'nın varlığına tehdit oluşturur. Bu nedenle Platon sanatçıları felsefe ülkesinden dışlamıştır. Murdoch etik sorunsalın yanı sıra estetik sorunsala ilişkinde değerlendirmelerini geliştirir; Platon değerlendirmesinde sanat ile gerçek arasındaki ilişki bağlamında değerlendirmeler üretir. Kant, Kierkegaard, Wittgenstein gibi filozoflardan hareketle sanatın yerini belirlemeye çalışır ve Platoncu teze karşı çıkar.
--reklam--
Iris Murdoch Kitapları - Eserleri
- Ağ
- Kesik Bir Baş
- İtalyan Kızı
- Deniz Deniz
- Kara Prens
- Rüya Sakinleri
- Melekler Zamanı
- İyinin Egemenliği
- Ateş ve Güneş
- Çan
- Sartre'ın Yazarlığı ve Felsefesi
- Tek Boynuzlu At
- Kumdan Kale
- İkilem
- Varoluşçular ve Mistikler
- The Italian Girl
- A Fairly Honourable Defeat
--reklam--
Iris Murdoch Alıntıları - Sözleri
- Edebiyat eğlendirir,daha bir sürü şey yapar ama felsefe tek bir şey yapar. (Varoluşçular ve Mistikler)
- Yaşarken hiç sesi çıkmayan kuğu, Ölüm yaklaşınca çözdü boğazının düğümünü, Otlarla kaplı kıyıya yaslayıp göğsünü, Ilk ve son şarkısını söyledi ve sustu... (Çan)
- Bir parça gerçek dünyaya çarptım. Acıtabiliyor. (Rüya Sakinleri)
- "..men are, women have.." (Varoluşçular ve Mistikler)
- Hatırlamıyorum. Ben hayatımı onun sözleriyle geçirmiştim ve şimdi o söylediklerini hatırlamıyordu bile! (Deniz Deniz)
- Karar verdiği anda şu ölümlü dünyadan çarçabuk ve acısızca ayrılmasına yetecek kadar uyku hapı stoklayıp köşesine koymuştu çok önceden. Küçük şişedeki kıymetli özgürlük tabletlerini sallarken, bu dünyada, koşullu olarak, günbegün kalmayı kendi seçtiği için kaldığını düşünmek içini can veren bir heyecanla ürpertirdi. (Melekler Zamanı)
- (Platon:) Yozlaşmış bir "iyi"nin ardından koşulduğunda bile Eros bir şekilde iyiye yönelme arzusudur. *** Cinselliği bir çeşit evrensel, tinsel enerji, yıkıcı da olabilen, iyi amaçlarla da kullanılabilen belirsiz bir güç olarak tasavvur ederken Freud hiç kuşku yok ki Platon'un düşüncesindeki önemli bir çizgiyi izlemektedir. Freud da ruhu üç bölüme ayırır ve ruh sağlığını bu bölümlerin uyumu olarak resmeder. (Ateş ve Güneş)
- Sanatçı, gerçeği yansıtabileceği özel bir dili öğrenen kişidir. (Kara Prens)
- Biz, yalnızlığın mahremiyet yokluğuyla birleştiği toplu konutlarda yaşardık. (Deniz Deniz)
- "İnsan, kendi resmini yapan ve sonra da bu resme benzer hale gelen bir yaratıktır." (Varoluşçular ve Mistikler)
- "İnsan bir başka insanı ne zaman sahiden "öğrenebilmiş"tir? Belki de öğrenmenin imkansızlığını kavradığı, öğrenmek arzusunu dışladığı ve en sonunda öğrenmeye ihtiyaç bile duymaz olduğu zaman! O zaman da insanın ulaştığı şey bilgi değil, bir tür ortaklaşa varoluştur ki bu da aşkın kisvelerinden biridir." (Ağ)
- Platon sanatı ve sanatçıyı en düşük ve en usdışı farkındalık çeşidini, eikasia adı verilen, belirsiz imgelere boğulmuş bir yanılsama halini sergilemeye mahkum eder. Mağara miti açısından bakarsak, bu, yüzleri mağaranın arka duvarına dönük olan ve yalnızca ateşin düşürdüğü gölgeleri gören tutsakların durumudur. Platon aslında sanatçının bir eikasia halinde olduğunu söylemez, ama açıkça ima eder ve hatta tüm sanat eleştirisi, gölgeyle sınırlı bilinç anlayışını geliştirip aydınlatır. (Ateş ve Güneş)
- büyükler böyle ağlayabiliyorsa dünyada güvenlik yok demektir (Melekler Zamanı)
- Katıksız nefret, hükmedici bir delilik haline gelebilir. (Deniz Deniz)
- İnsanlar ve para olmasa, dünya ne mutlu bir yer olurdu. (Ağ)
- İnsan, kendi resmini yapan ve sonra da bu resme benzer hale gelen bir yaratıktır. (Varoluşçular ve Mistikler)
- acıların değil, gerçeğin ardında koşuyor insan; oysa gerçek akıllara sığmaz bir acı. (İtalyan Kızı)
- Bu kentte kimi şeyler öğrenmiş olduğum kesin; örnekse, mutluluğumun üzgün bir yüz taşımış olduğunu öğrendim. (Ağ)
- "Felsefenin esasen üzerine eğildiği şey, birinin sahip olduğu var oluş yapısını ve gerçek denilen o şeyi keşfedip ortaya koymaktır." (İyinin Egemenliği)
- İnsan bir başka insanı ne zaman sahiden "öğrenebilmiş"tir? Belki de öğrenmenin imkansızlığını kavradığı, öğrenmek arzusunu dışladığı ve en sonunda öğrenmeye ihtiyaç bile duymaz olduğu zaman! O zaman da insanın ulaştığı şey bilgi değil, bir tür ortaklaşa varoluştur ki bu da aşkın sayısız kisvelerinden biridir. (Ağ)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin