Kitap Künyesi
Yazar: Rıfat Ilgaz
Yayın Evi: Çınar Yayınları
İSBN: 9789753480192
Sayfa Sayısı: 191
Meşrutiyet Kıraathanesi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Rıfat Ilgaz mizahı elle gıdıklamaktan kurtarıp ona toplumsal niteliğini kazandıran yazarımızdır. Bugüne dek yarattığı yapıtlarına "Geçmişe Mazi"de katılınca onun, mizahı yeni bir boyuta yücelttiği görülür.
Meşrutiyet Kıraathanesi Alıntıları - Sözleri
- "Sakalla bıyıkla ne yobazlık olur, ne devrimcilik... Her kravat takan, aydın olsaydı memleket nur içinde kalırdı."
- Sakalla bıyıkla ne yobazlık olur, ne devrimcilik... Her kravat takan, aydın olsaydı memleket nur içinde kalırdı.
- Köpeksiz köy buldular da değneksiz geziyor namussuzlar.
- İlgisizlik... Bilgisizlik... İşsizlik, yolsuzluk, yobazlık, gericilik.
- "Bu memlekette olumlu bir öğrenci yetişiyorsa, birçok engelleri sağ duyusuyla aşabildiği için yetişmiştir. Fizik Hocası bile Arşimet Kanunu'nu öğretirken, çocuğun yakasını bırakmaz, kendi kanunlarını da öğretir. Tarih hocalarının çoğu, çocukları kelle kesen, kan içen bir canavar haline getirmek için elinden geleni, ardına koymaz!"
- «Ne kanundan kaçar, ne nizamdan. Kanunu da, nizamı da kendisine uydurur. Çıkar üstüne oturur, yakar sigarasını da...»
- «Uyuyor millet! » dedi, «istediğin kadar dürtükle, kılı kıpırdamıyor namussuzum!»
- Biz laik bir ulus değilmiydik, ne oldu laiklik ilkesi!
- Hocanın birini köye göndermişler... Bir gün akşam namazından sonra, bir köylü sokulmuş yanına. Hocam, demiş, izin verirsen bir şey soracağım, İsa Peygamber, gökyüzünde ne yer, ne içer, çok merak ettik de... Hocanın tepesi atmış, ulan, demiş tam üç gündür köyünüzdeyim, bizim hoca, ne yer, ne içer diye sormazsınız da, gökteki İsa'yı sorarsınız!
- Asayiş dediğin bir sırçadan şişedir, fazla elledin mi, elinden düşürürsün. Bir düştü mü de, var sen, hayrını gör!
- «Bir sürü moruk!..» dedi. «Memleket hâlâ bunların elinde!»
- İnsanda biraz buluş olmalı... Yani kafa olmalı biraz, yaratıcılık!
- "Uyuyor millet!" dedi. "İstediğin kadar dürtükle, kılı kıpırdamıyor namussuzum kimsenin"
- İnsanlığına hiç denecek yok şu Amerikalıların. Onlar da olmasa, vay haline insanlığın!
- Bu memlekette olumlu bir öğrenci yetişiyorsa, birçok engelleri sağ duyusuyla aşabildiği için yetişmiştir.
Meşrutiyet Kıraathanesi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
İyi Akşamlar! Bir şey düşünüyorum. Helal olsun bana falan. Bu düşüncem şu yönde, kitap olsun film olsun bir şeyle ilgilendiğimiz zaman bu bir oyun bile olsa biz hep yüzümüz gülsün isteriz. Huzursuzluk, mutsuzluk gibi negatif duyguları (dur yahu retro biteli daha ne kadar oldu) içimizden atalım, kötü de olsak gülebilelim isteriz ki sadece duygusal değil fiziken de böyle değil mi? Mesela oturun saatlerce ağlayın (sakın ha, sadece örnek), bir yerden sonra gülme başlamıyor mu? Tek deli ben miyim yoksa??? Mesela kitaptan birkaç konu ele alalım. Hani tanıtım kısmında var ya bugünlerde de çok bir şey değişmedi diye. İşsizlik olsun. Dışarda bir şekilde güvenlik olur, taksicilik olur, inşaat işi olur iş bulunur değil mi? Yani bir şekilde bulma şansı var. Gelelim bazı dairelere. Buralara hakkıyla girebileceğine inanan, adam kayırma olmadığına ve her şeyin sistemli ilerlediğine inanan var mı? Ben inanmıyorum. Bu herkesin görevi kötüye kullandığına mı işaret? ASLA. Böyle bir iddiam olamaz zaten. Hatta %90 en dürüst insanlar bile olsa insanların gözüne takılan %10 olur. Haksız mıyım? Bununla ilgilenilmeli çünkü henüz yolun başında ilkokul, lise sıralarındakine bu umutsuzluğu aşılarsak halimiz ne olur? Eyvah! Kadına bakış ve namus olayı. Evvelden daha berbatmış yani düşünsenize bir kadın yalnız başına dışarı gezmeye çıkıyorsa kötü işler yapmaya gidiyordur. Kesin böyledir çünkü bütün mahalle karıları oturup bunu konuşacağız, bütün esnaf ve insanlar sana kötü bakacaklar. Ooooo hele bir de dul bir kadınsan geçmiş olsun. Kesin tek derdin kocadır. Ya bi gidin. Zihniyete bak. E şimdi de var mı bu? Aslında bu yok ama benzeri var. Şöyle giyindin kesin böyle, böyle giyinmiş kesin şöyle. Valla bu konuda bana yobaz bile dense umrumda olmaz ama emin olun bunu herkesin selameti için söylüyorum. Mesela kadın istemediği şekilde giyindiği için adam kadını öldürmüş. Olay bu kadar. Şimdi bu büyük bir olay. Eğer beğenmiyorsan, karşındaki insanda sevmediğin bir özellik varsa uzaklaş kardeşim. En büyük aşkın, en sevdiğin insan, hastalık derecesinde tutkun da olsa uzaklaş. Vallahi benim başıma geldi diyelim, ben hemen uzaklaşırım. Bakıyorum insanlar birbirini öldürüyor, güzelim çocuklar daha hayatını yaşamaya başlamadan öldürülüyor. Uzaklaşın abi, lütfen. Benim de sevdiğim insanlar var. Akşam 9-10 olunca ben neden endişeleneyim? Benim suçum ne. Bilhassa hanımlar, lütfen böylelerini görürseniz uzaklaşın. Lütfen. Kimsenin sevgisi canınızdan kıymetli değil, bir daha sevilmemek gibi düşünceniz de olmasın lütfen. Önce yaşam, önce özgürlük. Ruh hastası manyaklarda ne buluyorsunuz anlamıyorum ama böylelerinden uzağa, lütfen. Tabii ben iki örnek verdim ama bu kahvenin içinde yok yok. Dedikodu dozu epey yüksek. Tabi önemli olan alttaki siyasi mesajları anlamak, toplumun seviyesini görmek, ilerlemek, daima ilerlemek. Özellikle okumayı ve araştırmayı çok seven 2000 sonrası (bilimsel olarak 1996 ve sonrası Z Kuşağı, onların çocukları da ALFA, BETA, GAMA kuşakları olarak devam ederek adlandırılacak ama) doğan kardeşlerimden toplumsal ilerleme adına beklentim çok büyük. Onların çok şey başardığını göreceğiz. Zamanımız var, bekleriz. Hepimize iyi okumalar dilerim.. (Sadık Kocak)
Memleketin gidişatına ilişkin yorumlar yapıp vakit geçiren, toplumsal ve siyasi meselelerde birbiriyle zıtlaşan bu insanların tek bir ortak yanı vardır: Her gün toplandıkları Meşrutiyet Kıraathanesi. Müdavimler için buradan başka bir yerde hayat yoktur adeta. Cok güzeldi, cok begendim. Akıcı kısa hikayeler var hepsi birbirinden güzel (Aynur güzel)
Herkese merhaba! Rıfat Ilgaz'ı çoğumuz "Hababam Sınıfı" serisinden biliyoruz. Kendisini Hababam Sınıfı serisinden bilsem de daha önce kitabını okuma şansına erişememiştim. Geçmişe Mazi'yle kalemiyle tanışmış oldum yazarın. Geçmişe Mazi (Meşrutiyet Kıraathanesi) kitabında Ilgaz, Türkiye'nin hâlini, kendine has cümleleriyle kıraathane müdavimlerinin de yardımıyla bizlerle buluşturuyor. Kıraathane müdavimlerinin tek bir açıdan bakmayıp türlü türlü fikirlere sahip olması kitabı keyifli kılan başka bir unsur. Yer yer güldüğüm ama çoğu yerde de beni derin düşüncelere iten bu kitaba tabii ki puanım on üzerinden on. (Berfin Demirel)
Kitabın Yazarı Rıfat Ilgaz Kimdir?
1911 yılında Kastamonu’nun Cide ilçesinde doğdu.7 Temmuz 1993 tarihinde öldü.Rıfat Ilgaz 1940’ların toplumcu-gerçekçi şairlerindendir. 1911 yılında Cide’de doğdu. Şiir yazmaya ortaokul öğrencilik yıllarında başladı. İlk şiiri 27 Temmuz 1927 ‘de, günlük Nazikter gazetesinde yayınlandı. Ayrıca; Açıkgöz(Kastamonu), Güzel İnebolu ve Güzel Tosya gazetelerinde şiirleri ve yazıları yayınlanmaya başladı. Lise yıllarında babasının ölümü sebebiyle buradan ayrıldı. Yatılı olarak Kastamonu Muallim Mektebi’nde öğrenim gördü. 1930 yılında mezun oldu.
Altı yıl süreyle Gerede, Akçakoca, Hendek ile Düzce arasında Gümüşova’da ilkokul öğretmenliği yaptı. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsünü 1938 ‘de bitirdi ve Adapazarı Ortaokulu Türkçe Öğretmenliğine atandı. 1939’da İstanbul Karagümrük Ortaokulu’nda Türkçe Öğretmenliğine başlayan Ilgaz’ın, yazı ve şiirleri dergilerde yayınlanmaya başladı. 1940 ‘da Çığır, Oluş, Ulus, Güneş, Yücel, Varlık, Hamle ve Yeni İnsanlık dergilerinde şiirleri çıktı ve aynı yıl Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne girdi. Ömer Faruk Toprak ile 9 Eylül 1942’de Yürüyüş Dergisi’ni çıkardılar. Bu dergide Orhan Kemal, Sait Faik, Cahit Irgat, A.Kadir, Nazım Hikmet (İbrahim Sabri) ile birlikte çalıştılar. 1943’te ilk kitabı "Yarenlik"i yayınladı. Şiirleri olağanüstü bir ilgi gördü. Ocak 1944’de "Sınıf" adlı şiir kitabı çıktı. Sıkıyönetim kararı ile toplatıldı. 1945’te Gün Dergisi çıktı. Bu dergide yazıları yayınlandı. Aziz Nesin’in Cumartesi Dergisine ortak oldu. Seçici kurulda çalıştı. 1946’da Esat Adil, Sabahattin Ali ve Aziz Nesin ile birlikte Gerçek Gazetesini çıkardılar. 1946 Ekim ayında Yığın Dergisi’ni Esat Adil ve Adil Yağcı ile birlikte çıkardılar. Öğretmenliğe yeniden döndükten sonra Boğazlayan-Yozgat’a tayini çıktı. Hastalığı nedeniyle Validebağ Sanatoryumunda yattı. Şubat 1947’de Sabahattin Ali, Aziz Nesin ve Mim Uykusuz’un çıkardığı Marko Paşa kadrosuna girdi. Sık sık kapatılan bu derginin daha sonraları sorumlu müdürlüğünü üstlendi. Malum Paşa, Merhum Paşa, Hür Marko Paşa gibi dergilerin adı sık sık değişiyordu. 1950’li yıllarda Ilgaz, gazetecilik yapmaya başladı. Sakıncalı olduğundan gazeteler ve dergiler imzalarına pek yer vermediler.
1952-1960’da Tan Gazetesi’nde dizgici-musahhih ve röportaj yazarı olarak çalıştı. Turhan ve İlhan Selçuk’un çıkardığı Dolmuş Dergisi’ne "Stepne" takma adıyla yazılar yazdı. Hababam Sınıfı, Pijamalar(Bizim Koğuş), Don Kişot İstanbul’da bu dergide dizi olarak yayınlandı. Hababam Sınıfı’nı da isminin sakıncalı olması nedeniyle "Stepne" (Yedek Lastik) takma adıyla yazdı. Ocak 1953’te Devam adlı şiir kitabını çıkardı ve bu kitap da toplatıldı. Rıfat Ilgaz Demokrat İzmir, Akbaba, Vatan, Yeni Gün, Yeni Ulus gibi yayın organlarında ve kimi edebiyat dergilerinde yazı yazdı. Sınıf Yayınları’nı kurdu ve kendi kitaplarını yayınlayabildi. 1970’te Basın Şeref Kartı’nı aldı. 1974’te emekli oldu. Doğum yeri olan Cide’ye yerleşti. 12 Eylül 1980 döneminde gözaltına alındı. 70 yaşında gerekçesiz sorguya çekildi ve gözaltında kaldı. Tutukluluğu sona erince İstanbul’da oğlu Aydın Ilgaz ile birlikte ölümüne kadar yaşadı. Bu olaylar "Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra" adlı kitabında anlatılır. Onu hepimiz Hababam Sınıfı’nın yazarı olarak bildik. Altmış kitabı olmasına rağmen onun şairliğini, romancılığını ve öykü yazarlığını unutmamamız gerekir. Rıfat Ilgaz 7 Temmuz 1993 günü öldü.
Rıfat Ilgaz Kitapları - Eserleri
- Karartma Geceleri
- Halime Kaptan
- Hababam Sınıfı
- Sarı Yazma
- Hababam Sınıfı Uyanıyor
- Apartıman Çocukları
- Şeker Kutusu
- Nerde O Eski Usturalar
- Meşrutiyet Kıraathanesi
- Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı
- Pijamalılar
- Hababam Sınıfı İcraatın İçinde
- Garibin Horozu
- Hababam Sınıfı Baskında
- Karadeniz'in Kıyıcığında
- Don Kişot İstanbul'da
- Yıldız Karayel
- Bacaksız Okulda
- Sınıf
- Bacaksız Paralı Atlet
- Bacaksız Kamyon Sürücüsü
- Bütün Şiirleri 1927-1991
- Dördüncü Bölük
- Yokuş Yukarı
- Kırk Yıl Önce Kırk Yıl Sonra
- Bacaksız Tatil Köyünde
- Sosyal Kadınlar Partisi
- Bacaksız Sigara Kaçakçısı
- Kumdan Betona
- Yaşadıkça
- Hoca Nasrettin ve Çömezleri
- Çalış Osman Çiftlik Senin
- Radarın Anahtarı
- Öksüz Civciv
- Yarenlik
- Rüşvetin Alamancası
- Nerede Kalmıştık
- Cankurtaran Yılmaz
- Devam - Şiirler 1953
- Cart Curt
- Rıfat Ilgaz - Seçme Şiirler
- Satılmışlar
- Ocak Katırı Alagöz
- Soluk Soluğa/ Karakılçık/ Uzak Değil
- Kulağımız Kirişte
- Güvercinim Uyur mu
- Üsküdar’da Sabah Oldu
- Küçükçekmece Okyanusu
- Haydi Yolunuz Açık Olsun
- Uzak Değil
- Durmak Yok
- Bunadı Bu Adam
- Fedailer Mangası
- Krallar ve Kurallar
- Şevket Ustanın Kedisi
- Çocuk Bahçesi
- Altın Ekicisi
- Bütün Şiirleri 1937-1983
- Çok Küçüğüm Daha Ben
- Kesmeli Bunları
Rıfat Ilgaz Alıntıları - Sözleri
- Bizim memlekette zeytin o kadar boldur ki... Ama arayınca tanesini bulamazsınız! Yağını dostlarımıza satarlar, çekirdeğini de bize yuttururlar. (Sosyal Kadınlar Partisi)
- Topladığımız gönül çiçekleri Kucağımızda sararıp solar Utanır da veremeyiz Sunamayız dilimiz dolaşır Oysa neler düşlemişizdir geceden. (Ocak Katırı Alagöz)
- "Bakın şu miskinlere, Hababam Sınıfı değil, Hababam Taburu be !" (Hababam Sınıfı)
- Sait ne zaman Haluk’la ikimizi bir arada görse süzerdi onu: "İşte benim ustam!" derdi. "Bana gazeteciliği öğreten ilk adam!" (Yokuş Yukarı)
- Annem kahve! Emrini alinca, hemen sürerdi cezve yi kahve gelince bos zamanlarinda sardığı sigaralardan birini çıkarır hanım ateş.. Emrini verirdi. Ben kibriti kapıp koşarsam beni terslerdi. Annem karşısında süzüm süzüldukce keyiften bayilirdi. Zevk sahibiydi babam Sandalcı Hamit. (Nerde O Eski Usturalar)
- Ben ölmedim Beni öldürmediler de Yaşıyorum yaşıyorum işte At kıçında sinek gibi Tööbe töbe (Uzak Değil)
- Neyimize gerek bizim siyaset.! (Haydi Yolunuz Açık Olsun)
- Doğru! Dünyanın parası var İsviçre'de. Bizimkilerin paraları bile orda! (Hababam Sınıfı Baskında)
- "...Ben bugüne kadar tavuk bile kesmedim. Hep bizim büyük hanım keser tavukları." "Tavuğu kadına mı kestiriyorsun?" "Kime kestireyim ya?" "Yenmez kadının kestiği tavuk." "Pişirdiği pilav yenir de kestiği tavuk mu yenmez,haaa?" "Asla yenmez." "Ben yedim oldu Muhzır Efendi. Sana buyur edersem yeme!" (Hoca Nasrettin ve Çömezleri)
- Ben kaçıyorum anladın mı, resmen kaçıyorum insanlardan. (Şeker Kutusu)
- Poker denilen oyun da particilik gibi… Cebin dolu oldu mu, salla sallayabildiğin kadar. Bu oyunun aslı esası palavra! (Şeker Kutusu)
- Gel, değmeden birbirine ellerimiz, sen günlük işlerinden konuş, ben sana masallar anlatayım gelecek günlere dair. (Yarenlik)
- "-Sanat gösterisi yapmıyormuşuz da biz ne yapıyormuşuz? -Gövde gösterisi..." (Dördüncü Bölük)
- Açlık ,ekmeğin katığıydı … (Karadeniz'in Kıyıcığında)
- Ne demiş en büyük ozanımız Neden kulak vermiyorsunuz sesine Bir ağaç gibi hür yaşayın dememiş mi, Ve bir orman gibi kardeşçesine? (Rıfat Ilgaz - Seçme Şiirler)
- "Okuyamadığım kitaplardan kitaplıklar düzdüm." (Sosyal Kadınlar Partisi)
- ...Aynı bunalımlı günleri birlikte yaşadığımız halde adımı ancak kaşıntılı günlerinde anımsayan dostlara inat! (Yokuş Yukarı)
- ..Yağlı güreşteki dinç güreşçilere benziyordu balık.Ele,avuca sığmıyordu... (Küçükçekmece Okyanusu)
- Allah, bir kapıyı kaparsa bir kapıyı açar. (Apartıman Çocukları)
- ... değişen hiçbir şey yoktu eğitim, öğretim alanında. Her şey olduğu gibi, bütün düzensizliğiyle sürüp gidiyordu. (Hababam Sınıfı Baskında)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin