Kitap Künyesi
Yazar: Ahmet Kabaklı
Yayın Evi: Türk Edebiyat Vakfı
İSBN: 9789757594093
Sayfa Sayısı: 316
--reklam--
Mevlana Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Küçük bir kitap içerisine Mevlâna'yı değil 'görüntüsünü' bile sığdırabilmenin çok zor olduğunu belirtmek istiyorum. Onu anlatmaya çalışmak, bir okyanus içine bir kovayı daldırıp uzaklara taşıdıktan sonra 'Alın okyanus budur!' demeye benzer. O kovadaki su evet, hem Mevlâna'dır, hem de asla o değildir.
--reklam--
Mevlana Alıntıları - Sözleri
- Güzellik kendin olmaya karar verdiğin an başlar.
- Üzülme, kaybettiğin her şey başka bir surette bir gün mutlaka geri döner.
- “Mecnun, Leylâ"ya mektup yazmak istedi. Kalemi eline alıp şu beyti yazdı: Hayalin gözümde, Adın ağzımda, Yâdın kalbimde, Ben nereye yazayım? Senin hayalin gözlerime yerleşmiş, Adın dilimden düşmüyor, Yâdın canımın içinde yer etmiş. O hâlde mektubu kime yazayım? Sen ki bu yerlerde gezip dolaşıyorsun... Ve kalemi kırıp kâğıdı yırttı.”
- " Ölüydüm , dirildim. Ağlayıştım, gülüş oldum. Aşk devleti geldi, durup duran, geçip gitmeyen devlet kesildim. "
- "Büyük nurdan bir çizgi bu: Kaynağını Hazreti Muhammed Mustafa' dan , yönünü azametli Kuran ' dan alıyor. "
- Allah'tan gelene râzı olursak Allah da bizden râzı olur.
- Hic bir asıl esere benzemez. Asıl neyse, o seyi ceken odur. Ona benzemez ama ondandir . Kehribar saman çöpünü cekiyorsa, bil ki, ayni asıldandırlar. (Mesnevi)
- İnsan ruhuna yonelen hastaliklarin kaynagi benlik( enaniyet egoizma) ... Tanriya ortak kosma, zulme yol acar. her ben , dusmandir ve baskalarina zulmetmek ister.(paskal) Egoist faaliyetler , agac uzerinde olgunlasan meyveler degil curuyenlerdir... Kul olda yeryuzunde at gibi hür yurü. Cenaze gibi kimsenin sirtina binme.elinizin emegini yiyin....
- Akıl asla ümitsizlik yoluna gitmez aşık lazım ki o tarafa koşsun. Hiçbir şeyden korkmayan, aldırmayan aşktır, akıl degildir. Akıl faydalanacağı şeyi arar.
- Mum bile hem yanar hem sıcak gözyaşı döker ve bu suretle karanlıkları yırtıp etrafı aydınlatırken, Hakk'ın emrini almış ve eşyayı kullanmak hakkına sahip kılınmış insanın, etrafa faydalı olmaktan sakınması reva mıdır? Bu hal, insanin insanlığına sığar mı?
- Gönül almayı bilmeyene ömür emanet edilmez.
- "Ey can; hiç kimseye hak ettiğinden fazla değer verme; ya onu kaybedersin ya da kendini mahvedersin..!" -Hz. Mevlana
--reklam--
Mevlana İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Bu küçük bir kitap içerisine Mevlâna'yı değil "görüntüsünü" bile sığdırabilmenin çok zor olduğunu belirtmek istiyorum. Onu anlatmaya çalışmak okyanus içine bir kovayı daldırıp uzaklara taşıdıktan sonra "Alın okyanus budur!" demeye benzer. O kovadaki su, evet, hem Mevlâna'dır, hem de asla o değildir. (Hakan Arıkan)
Kitabı ikiye bölersek 1. Kısım yani kıtanın ön tarafı mevlananın yaşamı, başından geçen olaylar yani sıkıcı kısım. 2. Kısım da ise mevlananın anlattığı çok eğlenceli, öğretici öğüt verici hikayeler var. Hikayeler dışında kitabın orta bölümlerinde çok öğretici fikirleri, düşünceleri, yorumları var. Mevlananın hayatını anlatan sıkıcı kısım dışında herşey güzeldi. (SUOH)
Hepinize merhaba! Nasılsınız, umarım gününüz güzel geçiyordur. Biyografi türünü pek sevmememe rağmen keyifle okuduğum bir kitapla sizlerleyim bu sefer. Mevlana hakkında bir yazı yazmakla meşgul oldum bir süre ve sadece bildiklerimle yetinmek istemedim. İnternet ortamı da bildiklerimden fazlasını bana sunamayınca Mevlana'yı bu kitapla tanımaya başladım. Mevlana'nın sadece bir din adamı olmadığını, her kalbe dokunduğunu biliyordum ancak bu kitaptaki gibi verebileceğim farklı örnekler yoktu elimde. Bu kitap sayesinde Mevlana'nın hayatına dokunan bir çok insanı da tanımış oldum. Tabii ki kitapta en çok Mevlana ve onun hayatı ön plandaydı. Çoğunlukla Mevlana dini yönüle anlatılıyordu ama buna rağmen kitapta nesnel bir dil hakimdi. Yapılan yorumlar da tarafsız ve inceydi. Biliyorsunuz ki benim için tarafsızlık çok önemlidir. Kitabın sonunda Mesnevi'den cilt cilt belirtilip alıntılar yapılması da çok güzel bir düşünceydi bence. Okurken hiç sıkılmadım, hatta kitap hiç bitmesin istedim. Böylesine büyük bir insanı hem tüm detaylarıyla hem de sade bir dille anlatmak herkesin yapabileceği bir iş değildir. O nedenle kitaba ayrı bir hayranlık da besledim. Söylemeden geçmek olmaz, bu kitap anneme ilkokul öğretmeninden hediye edilmiş ve anneme verilen tarihten de çok önce basılmış. Eski bir kitap olmasına rağmen dili hafifti, çok şaşırdım. Yazarın başka kitaplarını da araştırıp almayı planlıyorum. Son olarak bir iki soru sormadan edemeyeceğim. Aranızda Ahmet Kabaklı'dan farklı kitaplar okuyanlar varsa başka önerileriniz var mı? Veya bu türde önerebileceğiniz başka yazar(lar)? Kendinize iyi bakın️. #ilginsbooks. (Ilgın O.)
--reklam--
Mevlana PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Ahmet Kabaklı - Mevlana kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Mevlana PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Ahmet Kabaklı Kimdir?
1924 yılında Harput'ta doğdu. 1931 yılında Elazığ Numune mektebine girdi,ilk ve orta öğrenimini tamamladı.
Elazığ Lisesi'nden 1944 yılında mezun oldu ve Edebiyat Fakültesine kayıt yaptırdı.
20 Kasım 1946 tarihinde "Yunus Emre mi Yalan Söylüyor, Gölpınarlı mı? " başlıklı yazısının Son Saat Gazetesinde yayınlanması ile yazı hayatı başladı. "Hareket" Dergisinde "Ayın Hercümerci" başlığı ile yazılar yazmaya devam etti. 1948 yılında İstanbul Edebiyat Fakültesi Türk Dili Edebiyatı Bölümünü bitirdi ve Diyarbakır'da öğretmenlik hayatına başladı, 2 yıl öğretmenlik yaptı ve aynı zamanda "Karacadağ" dergisini yönetti.
Askerliğini yapmak üzere görevinden ayrılıp Manisa'ya gitti; askerlik görevini tamamladıktan sonra 1951 yılında Aydın Ticaret Lisesi'nde yeni öğretmenlik görevine başladı. Aynı lisede öğretmenlik yapan arkadaşı Meşkure Hanım ile 1952 yılında evlendi. 1955 yılında Ankara Hukuk Fakültesine kayıt oldu.
1956 yılında Tercüman Gazetesi'nin düzenlediği fıkra yarışmasında "Üniversitede Münazaralar" yazısı birinci seçildi. Eğitim stajını yapmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı tarafından bir yıllığına Paris'e gönderildi. Yazılarına "Uzaktan uzağa", "Paris'ten Paris notları", "Paris Mektupları" başlıkları altında Paris'ten devam etti.
1958 yılında Türkiye'ye dönünce İstanbul Çapa Eğitim Enstitüsüne öğretmen olarak atandı. İstanbul Hukuk Fakültesindeki eğitimini 1959 yılında tamamlayıp 1961 yılında İstanbul Barosu Avukatlarına katılarak kısa bir süre avukatlık yaptı.
1961 yılında Tercüman Gazetesinde "Gün Işığında" adlı köşesinde yazmaya başladı. Çapa Eğitim Ensitüsünde 1969 yılına kadar öğretmenlik yaptıktan sonra İstanbul Yüksek Öğretmen Okulunda öğretim görevlisi olarak çalışmaya devam etti. 1974 yılında emekli oldu. İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı'nda edebiyat dersleri verdi.
1978 yılında Meşkure Kabaklı, Rıfat İzzet Çokum, Sevinç Çokum, İskender Öksüz,Cahit Dodanlı Emine Işınsu Öksüz, Tahir Kutsi Makal, Süha Burçkin, İrfan Atagün, Halis Akaydın, İsmail Gerçeksöz ile beraber Türk Edebiyatı Vakfı 'nı kurdu ve ölünceye dek başkanlığını yaptı.
"Gün Işığında" köşesine 1991 yılından itibaren Türkiye Gazetesi'nde devam etti.
1995 yılından itibaren Türk Dil Kurumu asil üyeliğini görevini de sürdürdü.
14 Aralık 1996 tarihinde Aydınlar Ocağı ve 55 gönüllü kuruluşun desteği ile düzenlenen törende, Atatürk Kültür Merkezi'nde kendisine "Şeyhülmuharririn" unvanı verildi.
17 Kasım 2000 tarihinde geçirdiği kalp rahatsızlığı sonucu hastanede tedavi görmeye başladı, 23 Aralık 2000 tarihinde hayat arkadaşı Meşkure Kabaklı'nın vefatinden 47 gün sonra 8 Şubat 2001 tarihinde vefat etti.
Eserleri
Kültür Emperyalizmi , Müslüman Türkiye , Mehmet Akif , Yunus Emre , Mevlana , Ejderha Taşı , Ecurufya , Sohbetler 1-2 , Temellerin Duruşması 1-2 , Güneydoğu Yakından , Şiir İncelemeleri , Doğudan Doğuş , Sultanü ş Şuara Necip Fazıl , Şair i Cihan Nedim , Türk Edebiyatı 1-2-3-4-5 (5 Ciltlik en önemli eseri
--reklam--
Ahmet Kabaklı Kitapları - Eserleri
- Temellerin Duruşması
- Temellerin Duruşması 2
- Necip Fazıl
- Mehmet Akif
- Kültür Emperyalizmi
- Nazım Hikmet
- Mevlana
- Yunus Emre
- Ejderha Taşı
- Alperen
- Çağlara Hükmedenler
- Türk Edebiyatı
- Türkiye’yi Yoğuranlar
- Türk Edebiyatı
- Müslüman Türkiye
- Sanat ve Edebiyatımız
- Bu Dünyadan Kimler Geçti
- Şiir İncelemeleri
- Sınırların Ötesi
- Aşık Edebiyatı
- İrfan ve İnsan
- Bürokrasi
- Tasavvuf Tarikat Edebiyat
- Türk Edebiyatı - Cilt 2
- Fatih ve İstanbul
- Divan Edebiyatı
- Türk Edebiyatı - Cilt 3
- Edebiyat Akımları
- Mabet ve Millet
- Türk Edebiyatı - Cilt 1
- Edebiyat Türleri
- Gönül Seheri
- İstanbul Güldestesi
- Devlet Felsefemiz
- Ermişlerin Sohbeti
- Muhayyelat-ı Aziz Efendi
- Şair-i Cihan Nedim
- Bizim Alkibiades
- Seyirlik Oyunlar
- Doğudan Doğuş
- Nerede, Ne Yazdı?
--reklam--
Ahmet Kabaklı Alıntıları - Sözleri
- Hâmid Halkçı ve Milliyetçidir. Milliyet anlayışı, İslâmiyetle iç içedir. İslâmlığı her zaman yüceltir. Onu milliyetimizin esaslı bir unsuru sayar. Ama dinde bazı reformlar yapılmasını da ister. Onca din kitapları millî dille yazılmalıdır. İslâmlık dünyaya açık ve iyi anlatıldığı zaman insanlığa ışık tutacak bir dindir. Bu din yobazlığa gelmez ve taassupla hiçbir münasebeti yoktur. İslâmın büyüklüğüne lâyık olmak isteyenlerin geniş kültürlü, hoşgörülü olmaları şarttır. (Türk Edebiyatı)
- Dilberün işi itâb u nâz olur Ceşmi câdu, gamzesi gammâz olur İy gönül sabr it tahammül kıl ana Yâra irişmek işi az az olur (Divan Edebiyatı)
- Allah'tan gelene râzı olursak Allah da bizden râzı olur. (Mevlana)
- Bu yaman vecize, komünizmin ve sosyalizmin boğulup öldürüldüğünü, Mark ve Leninin bütün ütopya ve iddialarının bürokrasi elinde bir yalan, bir ideolojik baskı ve çıkar aracı haline geldiğini gösterir. (Bürokrasi)
- Dolular hazinesinde, bir yığın boşlarız biz. (Gönül Seheri)
- Biz kendilerine söyleyelim:"İrtica" bir peşin fikre körü körüne saplanmak, yani cahillik, yarım aydınlık demektir. Bu kalıpta insanlar, dindar geçinenler arasında bulunduğu gibi komünistler, faşistler ve kendine "İlerici" süsü veren zavallılar arasında da bulunabilir. İrtica, bir de iftiracılık ve saygısızlık demektir. Bir yazar, eğer; şu dünyaya en müspet ve aydınlık dini getirmiş olan Büyük Peygamber'in fikirlerine "geri" diyebiliyorsa, irticayı bulmak için uzağa gitmeye hacet yok. O yazar "Mürteci" nin kendisidir. (Müslüman Türkiye)
- Benim dinim ne ümittir ne korku, Allah ‘ıma sevdiğimden taparım. Ziya GÖKALP (Bu Dünyadan Kimler Geçti)
- “Mecnun, Leylâ"ya mektup yazmak istedi. Kalemi eline alıp şu beyti yazdı: Hayalin gözümde, Adın ağzımda, Yâdın kalbimde, Ben nereye yazayım? Senin hayalin gözlerime yerleşmiş, Adın dilimden düşmüyor, Yâdın canımın içinde yer etmiş. O hâlde mektubu kime yazayım? Sen ki bu yerlerde gezip dolaşıyorsun... Ve kalemi kırıp kâğıdı yırttı.” (Mevlana)
- Saltanat veya dikta ile yönetilen ülkelerde bürokrasi, başbakandan, hatta bazan devlet reisinden başlar. Demokrasilerde ise halk tarafından seçilmiş oldukları için başbakanlar, bakanlar bürokrat değil, halkın temsilcileridir. Demokrasilerde bürokrasinin en üst kademesi müsteşarlardan. (Bürokrasi)
- Câh ile gelmez fazîlet câhile. (Cahil kişi, yüksek mevkie geçmekle faziletli olamaz.) (Bürokrasi)
- Yedi meçhul üstüne açılmış Yedi tepe (İstanbul Güldestesi)
- Yahya Kemale sual: İstanbul ve Paris'ten sonra, en çok kaldığınız üçüncü şehir de Madrit'tir, dedim.Madrit'i yahut bütünüyle "Endülüs"ü nasıl bulmuştunuz? Oradan birkaç intiba lütfeder misiniz? -Madrit, sıkıntılı bir şehir olmakla maruftur. 8-9 asır ewel mutekit ve münzevilerin (dünyadan el ayak çekip yalnız yaşayanların) diyarı olduğu için, Araplar tarafından "mücerrid" ismi verilmiş olan Madrit'ten ben memnundum (Türkiye’yi Yoğuranlar)
- Yoksul, Müslüman halkımızın ve çocuklarımızın bereket ve ümit kahramanı olan Hızır gibi bir sembol dururken, Batı’dan “Noel Baba”lar aşırıp onun mankenlerini süslemeye kalkmak... Kültür emperyalizmi karşısındaki çaresizlik ve şahsiyetsizliğimizin, şapkalı, cübbeli belgesidir. (Şiir İncelemeleri)
- "Çünkü bunlar 'züğürt inkılâpları'dır. Çünkü bunu yapanlar, binlerce yıllık bir kültürle oynayarak oyalanıyorlardı." (Temellerin Duruşması)
- 'Geri gelmesi mümkün olmayan, hatırlanmamalı.' Nâzım Hikmet (Nazım Hikmet)
- Akif, Müslümanlığın gerilikle, tembellikle, vurdumduymazlıkla, riya ve gösterişle, merhametsizlikle, haksızlığa boyun eğmekle mümkün olmadığını haykıran mürşittir... (Mehmet Akif)
- Çok umumileşen yanlış bir düşüncenin aksine: Bu kasidenin Sultan Hamid’e karşı olmak ve onu yermekle hiç alâkası yoktur. Namık Kemal’in “Bâb-ı hükûmet”ten çekilmesi 1867 yılındadır. Bu şiiri, Paris ve Londra’da bulunduğu yıllarda yazdığı anlaşılmaktadır. Çünkü bazı beyitlerine, Londra’da çıkardıkları “Hürriyet” gazetesinde rastlanıyor. O tarihte Osmanlı tahtında Sultan Aziz, sadrazam olarak da Âli Paşa bulunmaktadır. (Şiir İncelemeleri)
- Her türlü zorbalık ve kabadayılıkların dumanımızı attırdığı hürriyetsizlik ve saygısızlıklara karşı çıkmak için elbette demokrasi fazileti gerekiyor. Bunu içine sindiremeyen cağ dışı ve insanlıktan uzak aydınların kahrını bu güzel millet, daha ne zamana kadar çekecek? (Temellerin Duruşması 2)
- Bir millet, yalnız ordusu ile savaşmaz, ancak kültürü, İnan’ı, milli birlik ve ülküleri ile savaşabilir... (Sınırların Ötesi)
- Türk milletinin geleceğe dönük bütün tasarıları, halkçılığı, insancılığı, ahlâkı, kalkınması, ancak yakın ve uzak tarihimizi objektif tarafsızlıkla tanımamız sayesinde gerçekleşir. (Temellerin Duruşması)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin