Kitap Künyesi
Yazar: Zygmunt Bauman
Çevirmen: Süha Sertabiboğlu
Orijinal Adı: Modernity and Holocaust
Yayın Evi: Versus Kitap
İSBN: 9944989275
Sayfa Sayısı: 320
--reklam--
Modernite ve Holocaust Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Holocaust bizim modern akılcı toplumumuzda, uygarlığımızın yüksek sahnesinde ve insanoğlunun kültürel zaferinin zirvesinde doğup uygulanmıştır. Bauman kitabında Holocaust’un modern toplumdan bir sapma olmadığını, aksine modern toplumların tümünün tıpkı Nazi Almanya’sı gibi örgütlendiğini öne sürüyor.
Unutmamak gerekir ki soykırıma katılanların çoğu, Yahudi çocuklara kurşun sıkmış ya da gaz odalarına gaz vermiş değildir... Çoğu bürokrat notları düzenlemiş, taslakları hazırlamış, telefonda konuşmuş ve konferanslara katılmıştır. Onlar masalarında oturarak tüm bir halkı yok edebilirler. Görünürde zararsız gayretlerinin nihai sonucunu bilselerdi, bu bilgi kafalarının uzak girintileri içinde kalırdı ancak. Yaptıklarıyla kitle katliamı arasındaki neden sonuç ilişkisini bulmak zordu. İnsanların, gereğinden fazla kafa yormaktan kaçınma ve dolayısıyla neden sonuç zincirini en uç bağlantılarına dek gözden geçirmeye yanaşmama gibi doğal eğilimleri ahlaksal yönden pek ayıplanamazdı. Bu hayret verici ahlaksal körlüğün nasıl mümkün olabildiğini anlamak için, silah fabrikasında çalışan, yeni büyük siparişler sayesinde fabrikalarının ‘idamının durdurulmasına’ sevinen, ama Etyopyalılarla Eritrelilerin birbirlerine yaptığı toplu katliamlara gerçekten üzülen işçileri düşünmek; ya da ‘hammadde fiyatlarındaki düşüş’ dünya çapında iyi bir haber olarak karşılanırken ‘Afrikalı çocukların açlıktan ölmesi’ne aynı şekilde, dünya çapında ve içtenlikle ağlamanın nasıl mümkün olabildiğini düşünmek yararlı olabilir.
--reklam--
Modernite ve Holocaust Alıntıları - Sözleri
- Hiç bir şey, sessizlik gibi acıklı değildir.
- "Bütün faillerin deli olduğunu size gösterebilseydim sevinmez miydiniz?"
- Modern soykırım, modern kültür gibi, genelde bir bahçıvanlık işidir. Topluma bir bahçe gibi yaklaşanların yapması gereken bir çok şeyden yalnızca biridir. Bahçe tasarımı yabani otlarını belirlediğine göre bahçe olan her yerde yabani ot da olacaktır. Ve yabani otlar yok edilmelidir.
- Sayılara dikkat edin. Alman devleti yaklaşık altı milyon Yahudi' yi öldürdü. Günde 100 kişiden hesabetsek yaklaşık 200 yıl sürerdi bu. Kitle terörü yanlış bir psikoloj ik temele, şiddetli heyecana dayanır. İnsanlar öfkelendirilebilir, ama öfke 200 yıl sürdürülemez. Heyecanların ve dayandığı biyolojik temelin doğal bir süresi vardır; Şehvet ve hatta kana susamışlık bile sonunda doyar. Üstelik, kitlesel heyecanların maymun iştahlılığı ünlüdür, çabucak dönebilir. Linç eden bir gruba güven olmaz, bazen -örneğin bir çocuğun ıstırabıyla sempatiyle hareket edebilir. Bir "ırkın" kökünü kazımada ise çocukları öldürmek şarttır.
- "konuşulmadan kalmasını yeğlediğimiz"şeylerden birini incelemek gibi, kazanım getirmeyen, zahmetli bir görevi özel bir şevkle üstleniyor.
- Yani [Auschwitz] modem fabrika sisteminin sıradan bir uzantısıydı. Mal üretmek yerine, hammadde insanlardı ve son ürün ise ölümdü; yöneticinin üretim çizelgesinde, günde şu kadar birim diye özenle belirtilmişti. Modern fabrika sisteminin en önemli simgesi olan bacalar insan etinin yakılmasıyla oluşan keskin dumanlar püskürtüyordu. Modern Avrupa'nın son derece akıllıca düzenlenmiş olan demiryolu ağı, fabrikalara yeni bir tür hammadde taşıyordu. Tıpkı öteki kargolarda olduğu gibi yapıyordu bunu. Gaz odalarındaki kurbanlar, gelişmiş Alman kimya sanayi tarafından yapılmış prusik asit tabletlerinden üretilen zehirli gazları soluyordu. Mühendisler krematoryumları* düzenlediler; yöneticiler de daha geri kalmış ulusların imreneceği bir heyecan ve verimle çalışacak bir bürokrasi sistemi düzenlediler. Genel plan da çarpıklaşmış modern bilimsel ruhun bir yansımasıydı. Tanık olduğumuz, toplumsal mühendisliğin büyük bir şemasından başka bir şey değildi...
- Dokunduğu her şeyi altına çeviren Midas gibi, SS yönetimi de yörüngesine giren - kurbanları da dahil- her şeyi emir-komuta zincirinin, sıkı disiplin kurallarına bağlı ve ahlaksal yargılardan arınmış bir makinenin ayrılmaz bir parçasına çevirmişti.
- Kamu görevlileri, sağlam planlaması ve kusursuz bürokrasisi ile öteki hiyerarşileri etkilemiştir. İmha makineleri askeri dakikliğini, disiplinini ve katılığını ordudan almıştır. Sanayinin etkisi, ölüm merkezlerinin fabrikamsı verimliliğine olduğu kadar hesaba, paradan tasarrufa ve malların korunmasına verilen büyük önemde hissedilir. Son olarak parti tüm aygıta bir "idealizm" , "misyon" duygusu ve tarih yapma nosyonu katmıştır ..
- Birçok kişinin (birçok toplumsal kuramcı da dahil) içgüdüsel olarak, ikinci değil de birinci yaklaşımı seçmeleri, nedenbilimsel (etiological) mitin dikkate değer başarısının kanıtıdır.
- Bizi ilgilendiren ... bu nasıl olabildi? ... Bu büyük tarihsel ve sosyal sorunun tüm ağır-lığını, tüm çırılçıplaklığını, tüm dehşetini koruması gerek-tiğidir."
- Yani [Auschwitz] modern fabrika sisteminin sıradan bir uzantısıydı. Mal üretmek yerine, hammadde insanlardı ve son ürün ise ölümdü; yöneticinin üretim çizelgesinde, günde şu kadar birim diye özenle belirtilmişti.
- John Lachs, "eylem aracılığını" (yani birinin eyleminin "benimle eylemimin arasında durup onu doğrudan yaşamamı olanaksız kılan" bir başkası, aradaki kişi tarafından biri için gerçekleştirilmesi olgusu) modern toplumun en belirgin ve düşündürücü özelliklerinden biri olarak nitelemişti. Anlık eylemlerin birçoğu ile önemsiz aktörler, yani iki yığın arasındaki boşluk yüzünden amaçlar ile pratik başarılar arasında büyük bir mesafe oluşur. "Aracı kişi", eylemin sonuçlarını, onu yapan kişinin gözünden saklamaktadır.
- Ne çılgın bir canavarın tek bir görünüşü ne de ideolojik olarak yönlendirilmiş yöneticilerin, "sorun çözme işlemi"nin en başında seçtiği bir yoldur. O daha çok milim milim ortaya çıkmış, her aşamada başka bir hedefe yönelmiş, boyuna çıkan yeni bunalımlara göre değişmiş ve "madem önüne geldik, bu köprüyü geçeceğiz" felsefesiyle ileriye itilmiştir.
- Avrupa sanayi sisteminin çarpıklaştığı, Aydınlanma'nın asıl amacı olan yaşam düzeyini yükseltmek yerine kendini tüketmeye başladığı önemli anı işaret eder. Oysa Avrupa'nın dünyaya egemen olması, sanayi sistemi ve ona bağlanmış yaşam felsefesi sayesindeydi.
- Şimdi uygarlığın maddi ve manevi ürünleri arasında ölüm kampları ve Muselmanner* de var.
--reklam--
Modernite ve Holocaust İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Polonya dogumlu kitabin yazari olan Bauman, soykirimin kara lekesini bulundugu cografyanin etkisiyle belkide diger sosyologlara nazaran holocaust altini daha bi kalin cizip icini daha bi doldurma gayretindedir. Modernizm ve holocaust kavramini yine kendi tabiri olan "bahcivan "kuramiyla aciklar. Kisa tanimlarini yapip kitabi oyle kucaklamak daha dogru olucaktir.Oncelikle; Holocaust :Nazi Soykırımı, Yahudi Soykırımı ya da Ha-Shoa; Adolf Hitler liderliğindeki Nazi Almanyası döneminde, Heinrich Himmler'in liderliğindeki SS güçleri tarafından işgal edilen sınırlar içerisinde yaklaşık beş buçuk milyon Yahudi’nin sistemli bir şekilde öldürüldükleri soykırım. (Vikipedi) Bahcivan teorisi : "nüfusu ikiye böldü: Beslenecek ve özenle çoğaltılacak faydalı bitkiler ve yok edilecek ya da kökünden sökülecek yabani otlar. Bu ölçütlere göre, (bahçıvanın tasarımınca belirlenen) faydalı bitkilerin gereksinimleri el üstünde tutuldu, yabani ot ilan edilenlerinse yok sayıldı. Bu ölçütler, bu kategorilerin her ikisini de kendi eyleminin nesneleri olarak aldı, her ikisinin de kendilerini belirleme haklarını reddetti.” Moderniz ona gore Ayrik otu olarak gorulen Yahudileri temizlemek icin tum teknik ve politik bilgilere sahipti. Modern dunyanin getirdigi aslinda avantaj olarak gorulen nimetlerinin Soykirim soz konusu oldugunda nasilda korkunc bi duruma dondugunu goruyoruz. Tek tek bi irki bitirmek cok zor olurdu oysa modern dunyadaki Aletler silahlar kitle imha araclari vs . bunlarla kisa surede ortadan kaldirilabilirlerdi.Moderniz detayli yuzu olan farkli olana karsi olmak su yuzune cikardigi bir diger baslik.Yahudileri yok etmek adina masa basina gecen burokrasiyi su sozleriyle tanimlar ; "Unutmamak gerekir ki [soykırımal katılanların çoğu, Yahudi çocuklara kurşun sıkmış ya da gaz odalarına gaz vermiş değildir.Çoğu bürokrat notları düzenlemiş, taslakları hazırlamış, telefonda konuşmuş ve konferanslara katılmıştır. Onlar masalarında oturarak tüm bir halkı yok edebilirler." (Maral)
Üniversite ikinci sınıftaydım herhalde. Belki üç. Dersin ya da hocamızın adını hatırlamıyorum. Okulla pek de ilgili olmadığım buradan da anlaşılabilir. Devam zorunluluğumuz yoktu, zaten amfiler de yoklama yapılamayacak kadar kalabalık oluyordu. Hocalarımızdan birisinin bizi bir kitaptan sorumlu tuttuğunu öğrendim arkadaştan. Kızdım başta, fotokopicilerde not yok mu diye söylendim. Olmadığını söyledi arkadaşım, “Ama kitap ilgini çeker.” diye de ekledi. İsmini öğrendim kitabın: Zygmunt Bauman “Modernite ve Holocaust”. Tam da o sıralar kapitalizm, emperyalizm, ulusçuluk ve faşizm üzerine okumalar yapıyordum. O sıralar nasıl kapitalizm derinleşip emperyalizme dönüşmüşse kapitalizmin ideolojisi olan ulusçuluğun da derinleşip faşizme dönüştüğünü düşünüyordum. Belki bu kitapta düşüncelerim doğrultusunda bir şeyler de bulurum diye hemen edinip başladım okumaya. Ama kitap beklentilerimin çok çok ötesine geçti. Öncelikle kitap sosyolojik bir eser. Yani benim umduğum gibi kapitalizm – emperyalizm ekonomik alt yapılarıyla pek ilgilenmiyor. Ama kapitalizmin başka icatları olan, uygarlık, modernite gibi kavramlarla ve bunların bazen neleri örttüğüyle, devletlerin merkezileşmesiyle gücün ve zor kullanımın gündelik hayattan çıkıp nasıl büyük bir devlet aygıtına dönüştüğüyle, bürokratik aygıtın insandışılaştırılmasıyla (ya da bürokrasi çalışanlarının işlerine yabancılaşmasıyla), ahlaki sorumluluğun yerine teknik sorumluluğun gelmesiyle ve bunun gibi aslında modern devletin doğasında olup da “holocaust” yaşanmasına neden olan sosyolojik olgularla ilgileniyor. Benim için en çarpıcı tespiti yaşanan bu soykırımın sadece bir delinin deli saçması davranışları olarak açıklanamayacağını ortaya koymasıdır. Holocausta giden yol adım adım anlatılıyor bu kitapta. Ve bunun olmasını sağlayanın da modern bürokratik devlet aygıtının ta kendisi olduğu vurgulanıyor. Bu adımları tek tek saymam şu an mümkün değil ama tüm holocaust operasyonundan sorumlu olan, Nazi Almanya’sının askeri teşkilatı değil Ekonomik yönetim dairesidir. Amaçları Almanya’nın ‘çöplerden’ – Yahudilerden, çingenelerden, ari ırk olmayanlardan, eş cinsellerden, sakatlardan vs vs . . . – temizlenmesidir. Başta bunları Almanya’nın dışındaki fethettikleri ülkelerde oluşturdukları toplama kamplarına sürerler ama bürokrasi en optimal çözümü aramaya ve bulmaya meyilli olduğu için sürgün etmenin maliyetinin yerine insanların yağlarından elde edileceklerin karı karşılaştırılarak bu soykırım mekanizmasının çalıştırılmasına karar veriliyor. Yani Hitler’in ve Nazilerin mantık ve bu arada insanlık dışı düşünce yapılarının sonucu değil aslında holocaust, tamamen kapitalist, tamamen modern bir işleyişin sonucu. NOT: Ben bu kitabı, başta da belirtmiş olduğum gibi üniversite yıllarında okumuştum. Kitabın bana hatırlattırdıkları, bende bıraktıkları bunlar. Tabii ki eksiklerim ya da yanlış değerlendirmelerim olabilir. (ozan erdoğan)
"Bu çalışma, korkunç bir kültürel ve siyasi önem taşıyan, bu koşullarda çok gecikmiş gibi görünen bir görevin, Holocaust olayından alınacak sosyolojik, psikolojik ve siyasi dersleri çağdaş toplum kurumlarınında ve üyelerinin özbilincine ve yaşam pratiğine taşımak gö revinin yerine getirilmesine küçük ve mütevazı bir katkıyı amaçlamaktadır. Bu çalışma Holocaust tarihinin yeni bir açıklamasını sunmuyor; bu yönde tümüyle, yararlanmak için elimden geleni yaptığım ve sonsuz borçlu olduğum en son uzman araştırmalarının hayranlık uyandıran yeterli liğine güveniyor. Buna karşılık bu çalışma, sosyal bilimlerin en merkezinde yer alan birçok konuda Holocaust olayının açığa çıkardığı olguların, eğilimlerin ve gizli potansiyellerin karşısında gerekli hale gelen revizyonlar üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu çalışmadaki birçok araştırmanın amacı uzmanların bilgisine katkıda bulunmak ve sosyal bilimcilerin kafasını kurcalayan bazı marjinal düşünceleri zenginleştirmek de ğil, uzmanların bulgularını sosyal bilimlerin genel kullanım alanına katmak; onları, sosyolojik alandaki sorgulamaların ana konularıyla ilişkilerini gösterecek tarzda yorumlamak; onları disiplinimizin ana yatağına kazandırmak ve böylece onları bugünkü marjinal konumlarından alıp sosyal teorinin ve sosyoloji pratiğinin ana akımına yükseltmektir. " (Denizipekaysl)
--reklam--
Modernite ve Holocaust PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Zygmunt Bauman - Modernite ve Holocaust kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Modernite ve Holocaust PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Zygmunt Bauman Kimdir?
Zygmunt Bauman, 19 Ekim 1925'te Polonya Poznan'da doğdu. Sosyolog ve filozoftur. Postmodern felsefenin hem sosyoloji alanında uyarlanmasını hem de genel kuramsal düzeyde sağlıklı bir şekilde değerlendirmesini ortaya koyan yapıtlarıyla tanınmaktadır.
Zygmunt Bauman, II. Dünya Savaşı patlak verene kadar, Polonya-Poznan'da yaşamını sürdürmüştür. Daha sonra Sovyetler Birliği'ne taşındı ve savaşın ardından Varşova Üniversitesi'nde doktorasını yaparak Doçentlik sınavını verdi.1954'ten itibaren aynı üniversitede Sosyoloji dersleri verdi. 1968 yılında Polonya Komünist Partisi'nden ayrıldı. Aynı yıl, politik nedenlerden dolayı sosyoloji prefesörlük unvanını kaybetti. İsaril'e göç etmek zorunda kaldı. 1971 yılında Bauman, Büyük Brintanya'nın çağrısı üzerine, Leeds Üniversitesi'nde yeniden sosyoloji kürsüsüne sahip oldu. 1990'lara kadar orada çalışmalarını sürdürdü.
Zygmunt Bauman, 1980'li yıllardan itibaren, Modernizm ile Totaliterizm arasındaki bağlantılar üzerine hem kuramsal hem de sosyolojik incelemeleriyle öne çıktı. Özellikle Almanya'daki Nasyonalsosyalizm üzerinden Holocaust hakkındaki çözümlemeleri bu bağlamda önemli bir etki yaptı. Böylelikle, Modernizme içkin kavram ve kategorilerin Totaliterlikle doğrudan ya da dolaylı ilişkileri derinlikli olarak ve disiplinlerarası bir yöntemle ortaya konulmuş olundu.
Bauman, aynı zamanda postmodernizm hakkındaki çalışmalarıyla da önemli bir yer tutmaktadır. Siyasal, etik ya da genel olarak kuramsal düzlemde postmodernizmin değerlendirilmesini yapmış ve açık anlaşılır fakat derinlikli de olan metinleriyle postmodernizmin ne olup olmadığını, ne tür olanaklar sağladığını göstermeye ve netleştirmeye çalışmıştır
1989 yılında Amalfi Ödülünü ve 1998 yılında Theodor Adorno Ödülünü almıştır.
--reklam--
Zygmunt Bauman Kitapları - Eserleri
- Sosyolojik Düşünmek
- Yaşam Sanatı
- Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır?
- Küreselleşme
- Akışkan Aşk
- Özgürlük
- Kimlik
- Kapımızdaki Yabancılar
- Akışkan Gözetim
- Bireyselleşmiş Toplum
- Iskarta Hayatlar
- Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup
- Akışkan Modernite
- Eğitim Üzerine
- Modernite, Kapitalizm, Sosyalizm
- Tanrı'ya ve İnsana Dair
- Retrotopya
- Yasa Koyucular ve Yorumcular
- Cemaatler
- Modernite ve Holocaust
- Modernlik ve Müphemlik
- Akışkan Hayat
- Postmodern Etik
- Ahlaki Körlük
- Ölümlülük Ölümsüzlük ve Diğer Hayat Stratejileri
- Sosyoloji Ne İşe Yarar?
- Siyaset Arayışı
- Parçalanmış Hayat
- Edebiyata Övgü
- Postmodernlik ve Hoşnutsuzlukları
- Kuşatılmış Toplum
- Avrupa
- Çalışma, Tüketicilik ve Yeni Yoksullar
- Dünyaya ve Kendimize Dair
- Hermenötik ve Sosyal Bilimler
- Bu Bir Günlük Değildir
- Akışkan Modern Dünyada Kültür
- Sosyalizm - Aktif Ütopya
- Kriz Hali ve Devlet
- Akışkan Korku
- Borçlu Zamanlarda Yaşamak
- Zygmunt Bauman ile Söyleşiler
- Akışkan Doğanlar
- Etiğin Tüketiciler Dünyasında Bir Şansı Var mı?
- Kültür Teorisinde Eskizler
--reklam--
Zygmunt Bauman Alıntıları - Sözleri
- Büyük servet olan yerde büyük eşitsizlik vardır. Bir kişinin çok zengin olabilmesi için en az beş yüz fakir gerekir! (Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır?)
- Görünür olmak birey olmanın yoludur; belki de biri olmanın tek yolu. Herkes gizliden gizliye var olmadığından korkar, çünkü başkaları farkına varmadığı sürece aslında o yoktur. (Ölümlülük Ölümsüzlük ve Diğer Hayat Stratejileri)
- "Dünya düşününenler için bir komedi, Hissedenler için bir trajadi." (Zygmunt Bauman ile Söyleşiler)
- Bütün aşklar insan - yiyici bir açlık çekerler. (Akışkan Aşk)
- müritlerinize verdiğiniz şey hakikat değil, sadece hakikatin suretidir. Birçok şeyin işiticileri olacaklar ama hiçbir şeyi öğrenmeyecekler. Her şeyi biliyormuş gibi görünecekler ama genel olarak hiçbir şey bilmeyeceklerdir. Sinir bozucu, bezdirici insanlar olacaklar, gerçekliği olmayan bir bilgeliğin taşıyıcıları gibi davranacaklardır. (Tanrı'ya ve İnsana Dair)
- “Uzaklık coğrafi olmaktan çok zihinsel bir mesele olabilir.” . (Sosyolojik Düşünmek)
- Eskiden uzun süreli bir aşk ilişkisinde belirleyici unsur seks iken, artık odak noktası güvenliğe kaymıştır. Bu yalnızlık asrında aşk bir dermandır.. (Retrotopya)
- Robert Winder'in zekice belirttiği gibi, "İstediğimiz kadar sandalyemizi kumsala koyup, yaklaşmakta olan dalgalara bağıralım, ne gelgit dinleyecek ne de deniz geri çekilecektir." Göçmenleri "kendi arka bahçemiz'den uzak tutmak için duvarlar inşa etmek, gülünç şekilde antik filozof Diogenes'in eski Sinop'un sokaklarında içinde yaşadığı fıçıyı bir o yana bir bu yana yuvarlaması hikâyesine benziyor. Bu tuhaf davranışının nedeni sorulduğunda, Diogenes komşularının kapılarına barikat yapmak ve kılıçlarını keskinleştirmekle meşgul olduğunu gördüğünü ve Makedonyalı İskender'in yaklaşan askerleri tarafından işgal edilmesine karşı şehrin savunmasına katkı yapmak istediğini söyler. (Kapımızdaki Yabancılar)
- "hiçbir şey bahşedilmediği" için "her şey kazanılmalıydı." (Modernlik ve Müphemlik)
- "Cepteki ilişkiler" anlık olmanın ve fırlatılıp atılabilirliğin cisimleşmiş hâlleridir. (Akışkan Aşk)
- Tüketim toplumunda seri imalat artık kitlesel emek gücüne ihtiyaç duymuyor ve bir zamanlar "yedek sanayi ordusu" olan yoksullar şimdi "defolu tüketiciler"e dönüştürülmüştür. (Çalışma, Tüketicilik ve Yeni Yoksullar)
- "Geriye ya da yukarıya değil; becerinin, iradenin, gücün toplanması gereken yere, kendi içine bakmalı insan. Oradan başlamalı. Bir ‘savunma stratejisi’ olarak daima orada kalmalı." (Akışkan Modernite)
- Göçmenler (yerkürenin uzak köşelerinden "arka bahçemiz"e boca edilen atık insanlar) ile kendi imalatımız olan dayanılmaz korkularımız arasında bir seçici yakınlık mevcuttur. (Iskarta Hayatlar)
- Hayatının her günü kösteklenen ve hakir görülen birey kişisel narsisizmine “kolektif narsisizm” içinde barınak bulur. Bu ağır yara almış bireyselliğin kurtuluşu ne oranda aranıyorsa o derece aldatıcı olabilecek bir güvenlik vaadidir. Kefaret umudu hüsranla sona ermeye mahkumdur... (Akışkan Hayat)
- Gezegende her şey birbirine bağlı olduğundan, yerkürenin belli bir kısmında güvenlik, ancak güvenli bir insanlık içinde temin edilebilir. İnsanların aşağılanmasına her yerde karşı çıkan, artan fırsat eşitsizliğiyle büyüyen toplumsal adetsizlik ve insani aşağılanmaları hafifletecek, etik açıdan aydınlanmış bir küresel eylem, her açıdan ortak sağ kalımımızın en temel koşuludur. (Avrupa)
- Oxford Üniversitesi'nin saygın sosyologlarından John Goldthorpe yönetiminde on üç güçlü ekibin Ingiltere, Şili, Macaristan ve Hollanda'da yürüttüğü bir çalışmanın bulgularına göre, kültürel seçkinlerle, kültürel hiyerarşide daha altta olanların, günümüzde artık eskiden olduğu gibi bazı işaretlerle kolayca ayırt edilemediği görülmektedir. Bu eski işaretler, düzenli olarak opera ve tiyatroya gitmek, 'yüksek sanat' sayılan her şey karşısında her zaman duyulan coşku ve bir pop şarkısı ya da popüler bir televizyon dizisi gibi sıradan sayılan her şeye burun kıvırmak gibi unsurlardan oluşmaktadır. Elbette bu durum, dışarıdan kültürel seçkinler, gerçek sanatseverler, kültürün ne olduğu, nelerden oluştuğu ve bir kültür adamı ya da kadını için (comme il faut ya da comme il ne faut pas) -neyin uygun olup neyin olmadığı gibi konularda, pek de o kadar kültürlü olmayan akranlarından daha bilgili kabul edilen kişilerle artık karşılaşma yacağımız anlamına gelmez. (Akışkan Modern Dünyada Kültür)
- Tüketim toplumunun bir üyesi olmak göz korkutucu bir görev ve hiç bitmeyen Çetin bir mücadeledir. Ayak uyduramama korkusu yetersizlik korkusu tarafından kenara itilmiş ama rahatsız edici iliğinden bir şey kaybetmemiştir. (Akışkan Gözetim)
- Devlet her şeyden önce bir yeniden metalaştırma aracıdır. (Yasa Koyucular ve Yorumcular)
- "dış görünüş benim için hem gerçekleştiren hem de yaşayandır" diye yazdı Nietzsche. (Akışkan Doğanlar)
- "Farkında olalım veya olmayalım, hoşumuza gitsin veya gitmesin, yaşamlarımız sanat yapıtıdır." (Yaşam Sanatı)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin