Kitap Künyesi

Yazar: Necip Fazıl Kısakürek

Yayın Evi: Büyük Doğu Yayınları

İSBN: 9789758180288

Sayfa Sayısı: 349

--reklam--

Moskof Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

"Moskof", eski tarih kitaplarımızda "Moskulu" diye anılan mücerret Rus tipinin tiksinme edalı ismi...

Bu kelimenin Türk ruhuna göre anlamını kuzuya aşılayacak olursanız, hatırına, dişleri kan içinde kurt gelir. Piliç sansarı, geyik de yılanı hatırlatır.

İsmine "tabiat" dedikleri şu hilkat tablosuna bakınız: Orada herşey, dağıldığı sayısız nev'iyetler içinde, yakınlık ve uzaklık, eşlik ve aykırılık olarak iki ana kadroda... Bu kadrolar, madde değil, mana sınıflarıdır ve hilkatin "eşya zıtlarıyle belirir" kanununu dile getiricidir. Gece ve gündüz, ak ve kara, su ve ateş...

İşte, tabiatta herşey, hususiyle keskin bir nitelik ve kişilik gösteren her varlık, yakınlarına dost ve uzaklarına düşman iki grup temsil ederken, bunların zat ve sıfatları da sonu gelmez ve mutlak manada barış kabul etmez bir muharebe içindedir. Dünya budur, böyle kurulmuştur ve böyle gidecektir.

(Giriş)

--reklam--

Moskof Alıntıları - Sözleri

  • Tanzimatta tohumu atılıp bilmem hangi devirde modalaşan, suçu İslam'a bağlamak zihniyeti, bu satırlarda, çok acı şekilde sırıtmaktadır. Evvela hadise öyle değil, dediğimiz gibidir;sonra da hakikat iddialarına uygun olsa bile bu noktada molla geçinenleri din anlayışsızlığı ile suçlamak ve İslam'ı tenzih etmek dururken kabahatı o mollaların belirttiği dine yüklemek, sade dini cinayetlerin değil, akıl sefaletlerinde en büyüğüdür; ve Tanzimatın çeyrek aydınlarından başlayarak bugüne kadar gelen sözde (entellektüel) ellerimizin baş hastalığı, yarımlığı ve darlığı, hep bu nokta üzerindedir.Hastalık hayati çapta mühim olmasa ve teşhisi kurtarıcı kıymette bulunmasaydı, teferruata benzer bu aslî mesele üzerinde durmaya değmezdi.
  • Protestanların hâmisi İngiltere, Katoliklerin hâmisi Fransa, Ortodoksların hâmisi Rusya, Müslüman - Türk'ün hâmisi hiç kimse ve düşmanı herkes..
  • Maddeler ve mânalar, insanlar ve dâvalar arasında olduğu gibi, toplumlar ve milletler arasındaki zıtlığa, buz dağı ve yanardağ derecesinde en keskin örnek, Moskofla Türk... Tarih böyle bir zıtlığı hiçbir milletle hiçbir toplum arasında ve hiçbir zaman ve mekânda kaydetmedi.
  • Camilerde güvercinler ağlıyor ama vezirlerin, mümin geçinenlerin gözleri kupkuru...
  • Nitekim, Selanik'te, o korkunç yahudilik ve dönmelik kazanında pişirilen "Türkçülük ve Turancılık" Birinci Dünya Harbi Türk aydınında itibar kazanır kazanmaz ortaya şu marş çıkmıştır: “Türküz, ederiz daim iftihar Hilkatle başlar tarihimiz var! Önde sancak, elde süngü, kalpte Turanımız Dünyaya hakim olmak isteriz! Mâbedimiz Türk Ocağı, Kâbemiz de Turandır!"
  • Tanzimat son derece sığ, basit, irfansız, çilesiz, oluşumundaki sırları görmeksizin dışından Garba hayran ve yine yalnız dışından ve yanlış tatbikat planında görebildiği İslam'a için için düşman birtakım Aydın taslaklarının (Mustafa Reşit, Ali, Fuat, Mithat paşalar) maymun psikolocyasiyle Türk cemiyetini, hesap ve kitaba dayanmadan Batıya itiş ve Batının kültür emperyalizmasına teslim ediş hareketleridir; ve bize, kazanılması muhal bir dünyayı getiremedikten başka kendi öz dünyamızı kaybettirmiştir.Netice olarak da bizi, içeri alınmadığımız ve alınmayacağımız Batı evinin sokak kapısı önünde, kasketine yaldızlı bir şeritte "ben bir Batı sevdalısıyım!" yazılı biçare bir mahkûm haline getirmiştir.
  • 26 Ocak 1699, Türk'ün eski devrini kapattığını artık devamlı mahkûmiyetini kabûl ettiğini, nefîs bir lokma halinde Moskof pençesine açık bırakıldığını tespit edici, acıklı dönüm noktası tarihi... (Karlofça anlaşması)
  • Batı medeniyetinin ismi (Greko - Latin)dir ve bu medeniyet, Yunan akıl ve ölçüsü, Roma nizam ve usûlü ve Hristiyanlık ahlâk ve hassasiyetinden ibarettir. Bu bakımdan Hıristiyanlıkla evlendirilen eski putperest Yunan'a bağlı plâstik ve hendesî akıl ve ölçüler tablosu, Batı dünyasının ruh temellerinden başlıcasıdır.O halde dünkü Yunanlının bugünkü (dejenere - mütereddi) vârisi Yunanlıyı her zaman koruma, bu koruma işinde de Türk ruhunun kökü İslâm'a karşı haç'ı sembolleştirme, dün olduğu gibi bugün de batılının vazgeçilmez şiarı olmakta devam edecek ve şahsiyetli bir dünya görüşü ve onun kuvvetine malik bulunmaktan gayri Türk'e yol kalmayacaktır.
  • Kaldı mı dünya Sam Amca şımarığı ile Moskof ayısının elinde?..
  • Deli Petro'nun vasiyetnamesini ilk bulan, Fransa Kralı 15. (Lûi)nin 2. Katerina'ya gönderdiği siyasi temsilci (Şövalye dö Bomon)....Bu asilzade, gençliği, güzelliği ve zarafetiyle Rus sarayına hulul etmeyi bilmiş ve bu sayede sarayda saklanmakta olan Çar ailesine mahsus hususî arşive girebilmek fırsatını bulmuş; ve, kendi tabirince «ihtimamla ve harfi harfine» Deli Petro'nun vasiyetnamesinin suretini çıkarmış....1757'de Fransa'ya geri dönünce Şövaleye, dokümanı Dış işleri Bakanı (Abbe dö Berni) ye teslim ediyor, o da Kral (XV. Lûi)ye sunuyor. Fakat her ikisi de yazıya önem vermemiş; daha sonra bu vesika, Şövalyenin hatıralarında yer almış....1876 yılında Rusların İstanbul önlerine yaklaşmaları, Avrupa'yı telâşa düşürdüğü sırada, Paris'in ruhanî başkanı (J. G. Gom), hususi bir cilt halinde «Le testament de Pierre le Grand ou, la Clef de l'Avenir . Büyük Petro'nun vasiyeti, yahut istikbalin anahtarı» adlı bir eser neşrediyor ve orada vasiyetnameyi ayniyle veriyor. 14 maddeli vasiyetin aynen tercümesi: «Bütün azizlerin ve bunlardan üçü ile tek sıfatta birleşmiş olanın adına, biz Petro, Rusların İmparatoru ve mutlak hâkimi, ahfadımıza, tahtta haleflerimize ve Rus Devleti ve hükümetine bildiririz ki:» «Kendisinin bize hayat ve taç sunduğu ve ilâhî lütfunu bizden esirgemeyerek, her zaman ve her işde bizi aydınlatan ve destekleyen ulu Tanrı bize hikmeti cismaniye ve ruhaniye vermiş, buna göre de, Rus milleti gelecekte Avrupa'nın efendisi olmak için seçilmiştir.» «Biz bu fikri bir hakikat üzerine kuruyoruz; o da, Avrupa milletlerinin çoğunun ya kocamış ve çökmek üzere olan bir duruma gelmiş olması, veya bu duruma büyük adımlarla yaklaşmasıdır. Neticede, onlar, yeni milletin kuvvet bulması ve olgunlaşması tahakkuk edince, kolaylıkla ve mutlak surette, onun eline geçecekler.» «Devraldığımız Rusya bir çaya benziyordu; biz onu şimdi ırmak halinde bırakıyoruz; bizim haleflerimize ise onu deniz haline getirmek kalıyor, öyle ki, o fakirleşmiş Avrupa'yı yeniden verimli hale getirsin! Onun dalgalan, zayıf eller tarafından kendisine karşı kurulmuş olan bütün sedleri aşmalıdır. İşte onun içindir ki, biz, kendi haleflerimize aşağıdaki talimatnameyi bırakarak, onların dikkatlerini üzerine çekiyor ve onu her zaman gerçekleştirmeye davet ediyoruz:» «1 — Rus milletini her vakit harb halinde bulundurmak gerek....Maksat, askerleri her ân uyanık bulundurmaktır. Milleti kendine gelmeye bırakmayınız! Gerektiği zamanlar, devlet hazinecinin durumunu sağlamlaştırmalı, zaman zaman silâhları yenilemeli ve taarruz için uygun anlar seçmeli. Her zaman öyle hareket etmelidir ki, barış harbe, harp de barışa hizmet etsin ve bunların topu yalnız biricik maksada, Rusya'nın gelişmesine yönelsin!.. «2 — Her türlü vasıtalarla Avrupa'nın ileri memleketlerinden, harp zamanında askeri önderler, barış zamanında da, bilginleri celbetmeli, Maksat, Rus milletini verimlerinden faydalandırmak ve kendimizinkine zarar dokundurmamak...» «3 — Her fırsatta Avrupa dalaverelerine ve çekişmelerine karışmalı....Hele Almanya ile ilgili olanlara....Çünkü o bize en yakın olmakla beraber, bizi en çok ilgilendirendir de...» «4 — İçindeki intizamsızlığı ve keşmekeşi körükleyerek, Polonya'yı parçalamalı....Salahiyet sahibi zatları altın ile satın almalı, kral seçiminde manivelayı elde tutabilmek için, asilzadeleri ve millet meclisini nüfuzumuz altında bulundurmalı, onları da satın almalı; kral seçiminde bize uygun olan partileri desteklemeli....Rus ordusunu Polonya'ya sokmalı ve onu daima orada bulundurabilmek için, fırsatlar aramalı....Komşu devletler güçlük çıkarırlarsa, onlara da pay vererek, onları teskin etmeli ve verileni geri alabilmek için de fırsat beklemeli...» «5 — İsveç'ten, mümkün olduğu kadar bol yer almalı ve onun bize hücum etmesini sağlamalı; böylece de, onun alt edilmesine sebep bulmalı....Bunu başarabilmek için de, İsveç ve Danimarka'yı birbirinden ayırmalı ve aralarındaki rekabeti körüklemeli...» «6 — Rus Çar ailesine mensup olanların her zaman Alman kral ailesine mensup gelinler seçmeleri gerektir; maksat, aile bağlarını çoğaltarak, menfaatlan yaklaştırmak, Almanya'yı bizim işe bağlamak ve nüfuzumuzu yaymaktır.» «7 —Ticareti geliştirmek için, İngiltere'nin ittifakını aramalı....Bu devlete, donanmasından dolayı ihtiyacımız vardır; aynı zamanda donanmamızın gelişmesi bakımından da yardımcımız olabilir. Kereste ve başka Rus mallarını ona vererek, karşılığında malzeme almalı ve onun tacir ve denizcileri ile bizimkiler arasında daima teması sağlamalı...» «8 — Rusya'nın sahası kuzeyde, aralıksız olarak, Baltık denizi kıyılan boyunca ve güneyde Karadeniz kıyılan boyunca, genişlemelidir.» «9 — Mümkün olduğu kadar, İstanbul'a ve Hindistan'a yaklaşmalı....Her kim İstanbul'u ve Hindistan'ı eline geçirirse, dünyanın hâkimi odur. Bunun için Rusya mütemadiyen Türkiye ile harp etmeli; sonra da. Iranla, Karadeniz sahillerinde askeri limanlar kurmalı; bu denizle beraber Baltık denizine de sahip olmalıdır. Her ikisi de projenin tahakkuk edebilmesi için önemli köprü başları teşkil eder. İran körfezine ulaşabilmek için, İran'ın çökmesini hızlandırmalı; mümkün olursa, Suriye vasıtası ile, Rusyanın Yakın Doğu ile olan eski ticaretini canlandırmalı; ve bu yolda, dünyanın hazinesi olan Hindistan'a ulaşabilmeğe çalışmalı....Bu maksada erişebilirsek, artık İngiliz altınına ihtiyacımız kalmaz.»» «10 — Avusturya ile ittifak aktetmeli ve titizlikle onu korumalı....Gelecekte, onun Almanya'ya sahip olma isteklerini, dış görünüşte desteklemeli, fakat el altından, Alman prenslerinin Avusturya'ya karşı olan kıskançlığını körüklemeli....Bir kısas' Alman, memleketlerinin Rus yardımını istemesini sağlamalı ve sonra da üzerlerine bir nevi himaye kurmalı, böylelikle müstakbel hâkimiyetimizi hazırlamalıdır.» «11 — Avusturya hanedanını, Türkleri Avrupa'dan çıkarılmasına teşvik etmeli ve İstanbul'u»' fethinden sonra, onun gazabını söndürmek için, ya onu Avrupa devletleri ile harbe sokmalı, yahut da elde edilen Türk topraklarından bir kısmını ona bırakmalı....Bunların hepsi de sonradan geri alınabilir.» * «12 — Macaristan'da, Güney Polonya'da yaşamakta olan bütün firari Yunanlıları, Rusya'nın etrafına toplamak için elde olan bütün imkânlardan faydalanmalıdır; onlara kendimizi faaliyet merkezi olarak tanıtmalı, onlan desteklemeli, üzerlerinde, ruhani başkanlıkla ilgili, umumi bir hâkimiyet kurmalı ve bunlardan, bir çok düşmanlarımızın ordugâhlarında, dostumuz olarak, faydalanmalı. 13 — Böylece, İsveç parçalandıktan, İranyenildikten, Lehistan boyunduruk altına alındıktan, Türkiye istilâ edildikten, ordularımız biribirine kavuştuktan Kara ve Baltık denizleri donanmamız tarafından muhafaza altına alındıktan sonra, dünya hâkimiyetini paylaşmak için ayrı ayrı ve gizli olarak, ilkin (versay) hanedanına, sonra da Viyananınkine teklifte bulunulmalı. Bu iki hanedandan birisi teklifimizi kabul ederse, hırs ve menfaatperestliği körüklenirse, —ki buna şüphe yoktur— onu, ötekini, yüceltmek için kullanmalı....Sonunda biz, geri kalanları da yok eder, bunun için de. bir savaş tertip ederiz; Rusya, bütün Doğunun ve Avrupa'nın büyük bir kısmına hâkim olduğundan, savaşın sonucu da şüpheli olamaz,»» «14 — Faraza, her iki devlet de Rusya'nın teklifini reddederse (ihtimal dahilinde değil), o vakit ikisinin arasına nifak sokmaya ve onları zayıflatmaya çalışmalı...Tâ ki Ruslar, birleşik kuvvetlerini harekete geçirebilsin....Karadenizde Baltık sahillerindeki kıtalarımızı» himayesinde bulanan, önemli iki donanma (birisi Azak denizinden, öteki de Arkanjel limanından) harekete geçecektir. Akdenize ve Okyanusa geçerek bir taraftan Fransa'yı, öte taraftan Almanya'yı katedecekler....Bu iki devleti yendikten sonra, Avrupa'nın bakiyesi döğüşsüz ve kolaylıkla hâkimiyetimiz altına geçecektir. Böylece de, Avrupa yenilmeli....Yenilecektir de!..» İster gerçek, ister uydurma, vasiyetname burada bitiyor. Onun üzerinde uzun söz lüzumsuz ve ancak şu teşhis gereklidir: 1917'den bu yana, Sovyet Rusya, gayet tedricî ve sinsi surette, Marks'ın plânı yolunda ilerlemekten ziyade harfi harfine Büyük veya Deli Petro'nun izinden gitmiş.; ve îkinci Dünya Savaşı tehlikesini ve bu savaş içinde mahvolma ve parçalara bölünme korkusunu atlattıktan sonra, tam çeyrek asırlık bir rota takibiyle Çarlar Çarının gösterdiği yönleri kucaklayabilecek hale gelmiştir. Şu anda, Deli Petro'nun verdiği hedeflerden birçoğunu eline geçirmiş olduğu gibi, bir kolu Hindistan, Pakistan ve İran'a doğru gizli gizli uzanmakta, öbür kolu da İskenderun ve İstanbul'a doğru kımıldamaktadır. Tarihimizde, bugün olduğu kadar hassas ve nazik bir geçit yaşadığımız çığır yoktur. Demek ki; uydurulmuş olsa bile bu vasiyetname, Petro'dan sonraki çarlar boyunca tatbik mevzuu olmuş bulunmaktan başka, Çarlığı deviren ve en hain küfür çarlığı kuran rejimin de temel ölçüsü olmuştur.
  • Zira İmparatorluğun son gidişlerine bağlı netice meydana gelecek, ilâhî hüküm ve kader tecelli edecek ve Türk'ün «Allah kelimesini yüceltme» yolundaki üç asra yakın taarruz devresi böylece ve Kara Mustafa Paşa eliyle kapatılacaktır. Viyana'ya yürüyen ordu, Kanunî'nin, üzümünü yediği sahipsiz asmaların dibine çil çil parasını bırakan i-man ve ahlâk âbidesi yeniçerileri yerine, kaatüler, hırsızlar, ırz düşmanları ve vatan hainleri sürüşüdür. Geçtiği yollara hanlar kervansaraylar, çeşmeler ve iman uğultusiyle ihtizaz eden kubbeler döşeyen eski ordu, şimdi, her şeyi tahrip edici, önünde insan, eser, hayat ve namus diye bir şey bırakmayıcı korkunç bir silindir... Ahmed Refik'ten okuyalım : Osmanlı ordusu, elmaslar ve altınlar içinde, azim bir ganimet hırsiyle ilerliyordu. Arpa ve buğday tarlalarını yakıyor, .geçtiği yerlerde kanlı ve dumanlı harabeler bırakıyordu. Ordunun peşinde sübyan (çocuklar)- ve nisvan (kadınlar) dan mürekkep, sefil ve perişan esir kafileleri sürükleniyordu.» Eski bir tarihe göre : Askerler garet (yağma) ettikleri yerlerde pek koca avret ve küçük meme emer masumları anaları kucağından alıp kılıç tecrübesiyle katlederlerdi.»işte bu ordu; îslâm şeriat ve ahlâkına göre baştan başa, ayrı bir tslâm ordusu tarafından küınçtan geçirilmesi lâzım bu ordu, işlediği cinayet ve şenaatler kütüphane dolusu kitaplara sığmaz bu ordu, 19Recep 1094 -14, Temmuz 1863'de Viyana kapılarına dayandı.
  • Karlofça, ilk Osmanlı toprak kayıbını çerçeveleyen, Türkiye'nin aşk ve ahlak sukutunu uzaktan hikâye eden, Türkiye'yi zaman ve mekân dışına doğru iten ve artık her şeyi Moskof'a devredici şartlan getiren, 218 yıl sonraki (Sevr) muahedesi halinde tecelli edici bir idam hükmüdür.
  • Kâh âlim, kâh kahraman, Kâh amele, kâh gemici... Bütün iş yollarını tamamladın Ve ikbal tahtı üzerinde, Bütün ruh ve cisminle Bir işçi gibi çalıştın ;Evet; Deli Petro, Batıyı adım adım gezmiş hattâ yanına iki yüzden fazla Rus gencini de katmış ve iş yerlerinde ameleler gibi çalışmıştı. Avrupa'da, ordu, donanma, iş tezgâhı, devlet dairesi, burnunu sokmadığı ve gözünü saplama-dığı yer bırakmamıştı, öyle ki, oralardan dönüp topyekûn ıslah hamlesine giriştiği zaman, Moskof muhafazakârları şöyle demişlerdi: — Bu bizim Çanınız olamaz! Yoksa Avrupada öldü de yerine başka biri mi geçip geldi?.. İkinci noktaya, denizlere çıkmak, büyümek ve Müslüman Türk'ü yutmak maddesine gelince, zaten o, safha safha eserimizin akışı içinde göreceğimiz tatbik yolu...
  • Kendisini sakınması gerektiğini yazan kız kardesi (Natali)ye şu alaylı cevabı gönderiyordu : «— Ben senin öğütlerini tutuyor ve güllelere karşı gitmiyorum! Ne yapayım ki, onlar bana doğru geliyor! Sen onlara emret de üstüme gelmesinler!»
  • Karlofça'da açılan Türkiye hesabına felâket ve ha-calet zemininden kuvvet alıcı Ruslar bu zeminin açılmasında herhangi bir rolleri olmadığı halde, artık tepelerindeki Türk yumruğunu burkup Türk'ün suratına çarpmak ister gibi şartlar öne sürüyorlardı. Azak vs (Dinyeper) çevresindeki kaleler kat'î şekilde Ruslara bırakılacak... İstanbul'da daimî Rus elçisi... Rusya, Kirim hanlarına verilegel-mekte olan vergiden kurtulacak... Karname kilisesini ziyarete giden Ruslara kolaylık gösterilecek... Karadenizde Ruslar, diledikleri gibi gemi yüzdürebilecek ve her türlü seyr ve sefer hakkını kazanacaklar... «Artık Türk üstünlüğü ve hâkinüyeti diye bir şey tanımıyorum!» mânasına gelen bu tekliflerden «Dev-let-i Aliyye»ye en giran geleni, sonuncusuydu. Verilemeyen cevap şuydu : — Karadeniz ve onun çepçevre bütün kıyıları «Zat-ı Şahane»ye aittir. Osmanlı Devleti buralarda sancağını dalgalandırdıkça sularımızda hiçbir yabancı gemi boy gösteremez. Rusya'dan evvel Fransa» İngiltere*. Felemenk, Venedik devletleri de ticaret gemilerine Kara-cieaMn açılmasını istedikleri halde teklifleri reddedilmişti. Karadeniz bizim gözümüzde saf ve pâk Ur bakiredir. Ona hiçbir yabancının eli değemez! Osmanlı ül-tes* alt-üst olmadıkça Karadenizde yabana bandra görülmeyecektir.

--reklam--

Moskof İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Kitap günümüzden 25 sene önce yazılmış. Ancak unutmakta olduğumuz hatta farklı şeyler düşünmeye başladığımız moskof hakkında uyarıcı bir kitap. Bunun yanı sıra günümüzde ahlaksal çöküşümüzün birçok nedenlerinden biri de komünizm ve türevleridir. İşte bu çöküşü gördükçe keşke milletçe Ruslar tarafından eziyet görsek de ahlak olarak eskisi gibi kalsak demeden edemiyor insan. (Muhammet Çelik)

Ben Necip Fazıl'ı iyi bir şair olarak değerlendiririm ama maalesef iyi bir müverrih olduğu konusunda şüphelerim vardı. Halbuki bu eserinde çok iyi bir tarihçi gibi kronolojik bir sırayla Türk-Rus savaşlarını incelemiş ancak eserini meydana getirirken fark ettim ki ziyadesiyle Akdes Nimet Kurat'tan faydalanmış. Necip Fazıl sadece Fransızca bilirdi fakat Akdes Hoca Fransızca'nın yanında Rusça, Lehçe, Almanca, İngilizce ve Kuzey Germen dillerinden İsveççeye de vakıftı. Haliyle Necip Fazıl yararlanacağı kaynağı iyi seçmiş diyebiliriz. Gelelim incelemeye, sormak isterim bugün Rus denince aklınıza ne gelir? Küçük bir kısım müstesna çoğu Türk erkeğin aklında "geçimini fuhuş yoluyla sağlayan sarışın, uzun boylu kadınlar" Gençken ne kadar güzelse yaşlıyken o kadar paçoz... Umut Sarıkaya karikatürlerine kadar giren bir mevzu bu. Rusların gözünde Türk nedir? Pespaye, kaba hatta hümanist kimliği ile tanınıp Rus-Çeçen savaşının kirli yönlerini deşifre eden Anna Politkovskaya'nın eserinde bile "Türk gibi giyinmek" deyimi kullanılmıştır yani bu özensiz kıyafet seçimi, pespaye dolaşmak gibi olumsuz bir mana ifade eder. En insancılının eserinde böyleyiz, düşünün ki Rus İmparatorluk Hareketi { RID: Русское Имперское Движениe} adını taşıyan örgütün azaları arasında nasılız... "Turcophobia" yani Türk korkusu, Türk Düşmanlığı birçok milletin lugatine bir şekilde girmiştir. Zira Türklük Mançurya'dan Avusturya'ya kadar kardeşlik şarkıları ile değil cenk türküleri ile ilerleyen bir sel olageldi, din değişimleri de Türk halklarını çok etkiledi. İslam'a geçen Türkler gaza anlayışıyla cengaverlik ruhuna dini bir motif verdi, İslam'a geçen Türkler bu suretle bile peki çok düşman edindi, Macar ve Szekel ovalarında kaybolan güzel Türkçeleri ile dikkat çeken Hristiyanlaştırılan Kumanlar ne oldu? Onlar da Arpad'ın liderliğinde Katolikliğin muhafızı oldular. Malumunuzdur Macar Kralı I. Géza için Avrupalılar "Türklerin Kralı" derlerdi. Onlarda da bu Türk algısı zamanla değişti ve İslam'la özdeşleşti. Radovan Karadzic Boşnakları katliama tabi tutarken "Bugün Türklerden intikam alıyoruz" demişti, çünkü o değişen bu algıya istinaden konuşuyordu yoksa elbette bir Türkü Boşnaktan ayırabilecek melekelere sahipti. Makedonya'da ezilen Torbeşlere, Bulgaristan'da Rodoplarda süründürülen Pomaklara da Türk denildi. Dikkatinizi çekiyor mu? Sırplar, Bulgarlar, Makedonlar hepsi küçük Slav milletleri ve halen Türklere karşı hınç duyarlar. İşte biz onların hamisi Rusya'nın gözünde bu küçük milletleri sömüren bir oburduk. Halbuki bugün Rusya da küçük Türk halklarını sömüren daha büyük bir oburdur öyle ki Sakha-Yakutistan'dan Tataristan'a kadar dev bir sömürge ağı... Halbuki bizim gözümüzde Rus, yurtlarımızı istimlak eden ayı oğlu ayı değil, fuhuş sektörünün verimli kaynağı. İğrenç... Bu arada ayılık bizim için hakaret olan bu ayı kelimesi onlar için iltifattır. Medved Rusça ayı demektir ve Medvedev yani "ayıoğlu" soyadı olarak kullanılır. Türk'ün gözünde eskiden Rus, Moskoftu... 3. Mustafa'nın kederden ölümüne sebep olan, Kahramanlık destanları yazdığımız Plevne'ye Şıpka'dan geçip İstanbul önlerine kadar gelerek bir de abide diken Moskoftu. Moskof gavuru dendi mi dinsizliğin, imansızlığın yanında acımasızlığı şeditliği ile akla bir milletten ziyade şeytanın ta kendisi gelirdi. Ruslar da bizim için aynısını düşünürdü. Mitolojilerine kadar giren Koşey çekik gözleriyle Altın-Ordalılara benzeyen bir Türktü. Biz türkülerimizde "Yine baş kaldırdı Moskof kralı Kaçma kafir sana meydanımız var" demişiz onlar Tam shli, shli, dva brata S turetskogo fronta, S turetskogo fronta domoy. diyerek içlerine düştükleri acıklı hale Türk cephelerinde savaşmalarında bulmuşlar. Kitapta bunların hepsi geçiyor mu elbette hayır, sadece Osmanlı özelinde bir Rus algısı çizilmiş, bir de onları İdil-Urallılardan, Kafkasyalılardan, Türkistanlılardan, Sibiryalılardan dinleseydiniz bu eser birkaç misli olur belki kitaplığınızda bir raf bile doldurabilirdi. (Ömer Aybars)

"Moskof", eski tarih kitaplarımızda "Moskulu" diye anılan mücerret Rus tipinin tiksinme edalı ismi... Bu kelimenin Türk ruhuna göre anlamını kuzuya aşılayacak olursanız, hatırına, dişleri kan içinde kurt gelir. Piliç sansarı, geyik de yılanı hatırlatır. İsmine "tabiat" dedikleri şu hilkat tablosuna bakınız: Orada herşey, dağıldığı sayısız nev'iyetler içinde, yakınlık ve uzaklık, eşlik ve aykırılık olarak iki ana kadroda... Bu kadrolar, madde değil, mana sınıflarıdır ve hilkatin "eşya zıtlarıyle belirir" kanununu dile getiricidir. Gece ve gündüz, ak ve kara, su ve ateş... İşte, tabiatta herşey, hususiyle keskin bir nitelik ve kişilik gösteren her varlık, yakınlarına dost ve uzaklarına düşman iki grup temsil ederken, bunların zat ve sıfatları da sonu gelmez ve mutlak manada barış kabul etmez bir muharebe içindedir. Dünya budur, böyle kurulmuştur ve böyle gidecektir. (علم سیری / رمله :)

--reklam--

Moskof PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Necip Fazıl Kısakürek - Moskof kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Moskof PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Necip Fazıl Kısakürek Kimdir?

Ahmet Necip Fazıl Kısakürek, (d. 26 Mayıs 1904, İstanbul - ö. 25 Mayıs 1983, İstanbul) Türk ve İslamcı şair, yazar ve fikir adamıdır.

Necip Fazıl, 21 yaşında yayımladığı Örümcek Ağı adlı şiir kitabının ardından, 24 yaşındayken yayımladığı Kaldırımlar adlı şiir kitabıyla tanınmıştır.[2] 1934 yılına kadar sadece şair olarak tanınmış ve meşhur Bâb-ı Âli'nin önde gelen isimleri arasında yer almıştır. 1934 yılında Abdülhakîm Arvâsî ile tanıştıktan sonra büyük bir değişim yaşamış ve bu değişimi kendisi "...içimi öylesine bir sosyal mücadele ve cemiyeti yorma hamlesi kapladı ki, artık çalışamaz oldum." şeklinde tanımlar.

Bu tarihten sonra Türkiye'nin bir çok şehrinde konferanslar düzenlemiş, düzenlemiş olduğu konferanslarda ki sözlerinden dolayı hakkında dâvâlar açılmış ve bu dâvâlar neticesinde öncülük ettiği Büyük Doğu Hareketi'ne dair yayın yapan Büyük Doğu Dergisi yayın hayatı boyunca 16 kez kapatılmış, Necip Fazıl'ın eserleri toplanmış ve basımı yasaklanmıştır.

--reklam--

Necip Fazıl Kısakürek Kitapları - Eserleri

  • Çile
  • Çöle İnen Nur
  • Bir Adam Yaratmak
  • O ve Ben
  • Reis Bey
  • Aynadaki Yalan
  • İmân ve Aksiyon
  • Son Devrin Din Mazlumları
  • Kafa Kağıdı
  • Hikayelerim
  • Tohum
  • İdeolocya Örgüsü
  • Sabır Taşı
  • Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu
  • Doğru Yolun Sapık Kolları
  • Yunus Emre
  • Cinnet Mustatili
  • Ahşap Konak
  • Mümin - Kâfir
  • Dünya Bir İnkılap Bekliyor
  • Sahte Kahramanlar
  • Hazreti Ali
  • Abdülhamid Han
  • Bâbıâli
  • Sosyalizm, Komünizm ve İnsanlık
  • İbrahim Ethem
  • Ulu Hakan
  • Esselam
  • Peygamber Halkası
  • Para
  • Siyah Pelerinli Adam
  • Tasavvuf Bahçeleri
  • Kanlı Sarık
  • Canım İstanbul
  • Parmaksız Salih
  • Mukaddes Emanet
  • İman ve İslâm Atlası
  • Püf Noktası
  • Hesaplaşma
  • Müdafaalarım
  • Yeniçeri
  • Bediüzzaman Said Nursi
  • Künye
  • Nur Harmanı
  • Tanrı Kulundan Dinlediklerim
  • Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar
  • İstanbula Hasret
  • Vatan Dostu Sultan Vahidüddin
  • Türkiye'nin Manzarası
  • Öfke ve Hiciv
  • Deprem
  • Veliler Ordusundan 333
  • Rabıta-i Şerife
  • At'a Senfoni
  • Ufuk çizgisi
  • Başbuğ Velilerden 33
  • Dininizi Öğreniniz
  • Hac
  • Reşahat
  • İhtilal
  • Benim Gözümde Menderes
  • Moskof
  • Mektubat
  • Hitabeler
  • Konuşmalar
  • Vatan Şairi Namık Kemal
  • Katibim
  • En Kötü Patron
  • Yahudilik - Masonluk - Dönmelik
  • Gönül Nimetleri
  • Edebiyat Mahkemeleri
  • Villa Semer
  • Hücum ve Polemik
  • Rapor 1/2
  • Nasreddin Hoca
  • Çerçeve 1
  • Şiirlerim
  • Namık Kemal
  • Başmakalelerim 1
  • Cinnet Mustatili
  • Tiyatro ve Tesiri
  • Büyük Doğu Cemiyeti
  • Rapor 5/6
  • Çerçeve 2
  • Rapor 3/4
  • Rapor 11/13
  • Rapor 7/8
  • Dil ve Edebiyat
  • Rapor 9/10
  • Çerçeve 3
  • Vesikalar Konuşuyor
  • Hadiselerin Muhasebesi 1
  • Başmakalelerim 2
  • Senaryo Romanlarım (kod38)
  • Büyük Kapı
  • Necip Fazıl Bibliyografyası
  • Savaş Yazıları 1
  • Rapor 7/9
  • Çerçeve 4
  • Başmakalelerim 3
  • Rapor 4/6
  • Savaş Yazıları 2
  • Çerçeve 6
  • Hadiselerin Muhasebesi 3
  • Hadiselerin Muhasebesi 2
  • Rapor 1/3
  • Çerçeve 5
  • Ruh Burkuntularından Hikayeler
  • 101 Hadis
  • Aynadaki Yalan
  • Para
  • İki Hitabe
  • Rapor Aylık Dergi-Kitap Sayı 7
  • Ben ve Ötesi
  • Necip Fazıl Kısakürek
  • Altun Halka
  • Tiyatro Eserleri 1-2-3
  • Yolumuz Halimiz Çaremiz
  • Hikayelerim
  • Tanrı Kulundan Dinlediklerim
  • Büyük Doğu Dergisi Sayı:83
  • Yunus Emre - Kanlı Sarık - Para - Mukaddes Emanet
  • Seçilmiş Əsərləri
  • Büyük Kapı - Ek -

--reklam--

Necip Fazıl Kısakürek Alıntıları - Sözleri

  • Bir saniyeden fazla yaşamaya hakkı olmayan sevinç!.. (Ruh Burkuntularından Hikayeler)
  • Ölü müyüm, diri miyim diye haber salmışsın İki gözün iki çeşmeymiş Saçına ak düşmüş, Kahırdan elin yüzün buruşmuş, Gözlerin yolda kalmış Şimdilik ne ölüyüm, ne diriyim, Bugün yaşıyanlardanım, Yarın öleceklerden biriyim... (Büyük Doğu Dergisi Sayı:83)
  • Odama kapandım, 7 günlük bir çalışma sonunda "Tohum"u bitirdim. (Konuşmalar)
  • Bu nasıl bir dünya, hikayesi zor; Mekanı bir satıh, zamanı vehim. Bütün bir kainat muşamba dekor Bütün bir insanlık yalana teslim. (İmân ve Aksiyon)
  • Demokrasi dediler, yalnız Allah’a ve Resûlü’ne sımsıkı kapattıkları kapı ve pencereleri başkalarına açık bıraktılar. Giren de girdi! Ve başımızdaki belâ dâsitâni, efsanevî bir başsızlık, sahipsizlik halinde tecelli etti. (Rapor 1/2)
  • İslamî nizamı propaganda ettiğimizi söylüyorlar. Şüphe mi var? Biz yalnız bu işi yapmıyor, bu işi yapmak için yaşıyoruz!.. (Müdafaalarım)
  • Umumiyetle içinin zindanında yaşayan bir insan olduğum için, hiçbir dekor kaygısına düşmeden yazarım. (Konuşmalar)
  • "Eğer bu eseri sahneye vaz ederseniz, Türkiye bütün İslam ülkeleriyle beraber son damla kanına kadar harb ilan edecektir." Ve Fransa demokrasi memleketi, hususi bir tiyatronun perdesini kapatamayacağı halde, kanun çıkartıp kapatmıştır, korkusundan. İşte adam böyle olur, hareket böyle olur. (Tiyatro ve Tesiri)
  • Bazıları "ben Allah'ı severim, ondan korkmam" der. Bilmez ki, korku sevginin ta merkezine yerleştirilmiştir. Sevgi korkunçtur; dağın tepesini seven, uçurumdan nasıl korkmaz? (Mümin - Kâfir)
  • İslam, Türkiye'de bozuldu ve her yerde bozuldu; Türkiye'de düzelmelidir ki, her yerde düzelsin!.. (Dünya Bir İnkılap Bekliyor)
  • Hamlet, bence en büyük eseridir; bir melankoli eseri... Ruhu içinde derinleşe derinleşe bütün cemiyet alakalarını kaybeder hale gelen ve ruhunun ısdırap kutbundan en mahrem iklimine geçen bir tipin hikayesi.. (Tiyatro ve Tesiri)
  • İnsanoğluna en çok dokunan sevmediğini sevmeye davet edilmesi değil de, sevdiğini sevmekten vazgeçmeye zorlanmasıdır. (Hazreti Ali)
  • “Japonları zafere eriştiren, ruh, disiplin ve bilgidir.” (Künye)
  • Sizə, universitetli hörmətli xanım, içində yaşadığınız dünya, fikrə fikirlə cavab verməyi öyrətmir, amma birkəlməlik qəlibləri yadda saxladır. Qutudan fiş çıxaran kimi, hər fikrin bircə kəlməlik mənasını çıxarırsınız, vəssəlam... Sonra da "axmaqlıq" yerinə "paradoks" özünüzü xəstəliyi sağaltmış həkim hesab eləyirsiniz. (Seçilmiş Əsərləri)
  • Beyaz perdede hissizlik, aşk ve alaka levhaları neden mi en haşmetli ilim kitaplarından daha fazla müşteri buluyor? (Çerçeve 2)
  • “Hiçbir sahtekarlık, hakikatin yüzünü boyayamaz.” (Para)
  • - Ne o Selma, ağlıyor musun? - Çok basit... Ben her zaman ağlarım...Her şeye ağlarım... (Deprem)
  • Hapishaneleri kaldırmak, kökünden kazımak ve cezalıları devlet emrindeki iş tesislerinde, şu veya bu suretle çalışmağa mahkûm etmek lâzımdır. Meselâ beş sene filân maden ocağında, üç ay falan yük taşıma işinde vesaire vesaire. (Vesikalar Konuşuyor)
  • - Sen şapkasız geziyorsun! Şapka giymen lâzım! Gel bizimle karakola! Zulmün bu kadarı olur. (Son Devrin Din Mazlumları)
  • Bana, temiz bir müminin anlattığına göre, asıldığı günün gecesi, saf ve dünyadan geçmiş bir İslam kadını, rüyada, Allah'ın Resülünü görmüş... Kâinatın Efendisi, kadına sol elini uzatmış... Kadın, acaba niçin Âlemin Fahri bana sağ elini uzatması diye düşünürken cevap gelmiş: Sağ elimde Adnan var!.. Bu bir rüyadır, hiçbir bakımdan şer'î huccet değildir ve yalnız görüldüğüyle hakikattir; öz hakikatiyse Allah'a malum.... Fakat her şeye rağmen, ötelere ve esrar âlemine inananlar için güzel bir ümit vaadı... Eğer Allah, Islâmiyeti koruduğun yalanını, sana, o beyin yırtıcı ve yürek delici yalnızlığın içinde doğrulttuysa, sen bir şehitsin ve Allah Resulü'nün ilyltifatına layıksın... Elveda Adnan Bey! İnşallah yeni yetişeceklere ders olsun!.. Elveda!.. (Benim Gözümde Menderes)