Kitap Künyesi

Yazar: Kadir Mısıroğlu

Yayın Evi: Sebil Yayınevi

İSBN: 9755800479

Sayfa Sayısı: 638

--reklam--

Muhtasar İslâm Tarihi 1 Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Değerli Okuyucu !…

Bugün Milletlerin – Şapla Şeker birleştirmek kabilinden – bloklaşmalarla üstün bir güce ulaşma gayreti peşinde koşmaktayken İslâm Ümmetinin – tabii vasfı olması lâzım gelen – Birlik ve Beraberlikten mahrum bulunması hazin bir tecellidir!… İslâm’dan matlub olan gâyenin kâmil bir sûrette gerçekleşebilmesi için bu suurun ihya edilmesi ilk ve en mühim bir lâzimedir.

Ümmetin parçalanmış olmasının bir neticesi olarak Dünya’nın bir çok yerinde Müslümanlar’ın zulme mâruz bulunması ile sâbittir ki bu lâzime en acil bir ihtiyaçtır!… Bunu gidermenin en müressir çâresinin ise, İslâmî Tarih şuurunun canlandırılması olduğu muhakkaktir. İşte bu eser, böyle bir zaman ve böyle bir fâide temini maksadıyla yazılmıştır! Sana o’nu bereketli bir müessiriyete mazhar olması dileği ile sunmaktan derin bir bahtiyarlık duymaktayız!

--reklam--

Muhtasar İslâm Tarihi 1 Alıntıları - Sözleri

  • Hafızasını kaybeden bir insan, evinin yolunu bulmakta güçlük çekeceği gibi, Tarih şuurundan mahrum topluluklar da hâl ve istikbali doğru olarak şekillendirmek hususunda dümensiz bir gemi durumuna sürüklenmekten kurtulamazlar!...
  • Bir millet, Allah yolunda yürür, Allah'ın dini için cihat ederse, Allah onu nasıl aziz edermiş. Allah yolundan yürümekten vazgeçtiği zaman, nasıl onu zelil edermiş. Bunu anlamak istiyor musunuz? Türk milletine bakın! onlar Allah yolunda cihad ederken bize anlı şanlı paşalar gönderiyorlardı. Cihad etmekten vazgeçtiler, eli kazma kürekli işçiler göneriyorlar.
  • Tarih, irâde ve ihtiyar sahibi insanoğlunun geçmişte âmil olmuş içtimâî vak'aları tespit ve tahlil eden bir ilimdir. Yâni o, bütün insanlığın bir nevî hal tercemesidir.
  • Bir kere daha tekrar edelim ki, islâmî idârede hiyerarşinin teessüsü için emredilmiş usûlî bir kaide mevcud değildir. Bunun mânâsı, bu mes'elenin maslahata göre hareket edilmek üzere içtihada havâle edilmiş olmasıdır. Ashâb-ı Kiram Hazerâtı'nın ise, hepsi de müctehiddir. Bu itibarla onların tatbikatında tebellür etmiş bulunan her şekil, bir ictihadî rey demektir. Böyle olduğu hâlde, alevî bulaşığı bir kısım adamlar, Sahabe'nin tatbikatındaki şu gerçekleri nasıl da bilmemezlikten gelebiliyorlar: Evvelce zikretmiş olduğumuz üzere Hz. Ömer'e ölüm döşeğinde soruldu: "-Yerine oğlun Abdullah'ı seçelim mi?!." Cevap: "-Hayır, bir evden bir kurban yeter!.." Peki, Hz. Ömer, bu teklif karşısında acaba niçin: “-Hayır, bu iş, babadan oğula geçmek sûretiyle olmaz!.." demiyor!.. Eğer bu usûl, iddia edildiği gibi İslâm’ın ruhuna taban tabana zıd olsa idi, Hz. Ömer'in adem-i kabulü, evveliyetle bu sebebe istinad etmesi gerekmez miydi?!. Yoksa O'nun, yükün ağırlığı sebebine dayadığı îtirazı karşısında oğlunu vikâye gayretini, islâmî prensibi korumaya tercih ettiği mi söylenecek!.. Olabilir, Acemler, Hz. Ömer'i -ihtimal İran'a İslâm'ı ulaştırdığı için- sevmezler ve böyle söyleyebilirler!.. Peki, şuna ne buyururlar: Hz. Ali'ye de ölümü yaklaştığı anda sordular: "-Senden sonra oğlun Hasan'a bîat edelim mi?!." Cevap: "-Bunu size ne tavsiye ederim, ne de yapmayınız derim!.." Yine iddia edildiği gibi "Saltanat belâsı" onbeş asırlık İslâm tarihinin en büyük yarası ise, Hz. Ali, bunu niçin şiddet ve nefretle reddetmemiştir. Şu gerçekler hangi kaynağa bakılsa açıkça görüleceği hâlde, bu nâdânlar ne cesâretle müslüman mahallesinde salyangoz satabilmektedirler?!. Usûl-i verâseti ihdas eden Hz. Muâviye de bir sahâbe değil mi?!. Hz. Ali ile vâki ihtilâflarda Hz.Muâviye'nin yalnız olduğunu söylemek mümkün mü?! Aşere-i Mübeşere'den Hz. Talha ve Hz. Zübeyir de Hz.Muấviye kadar Hz. Ali'ye karşı çıkıp Hz. Osman'ın kaatillerine kısas yapılmasını istemiş değil midir? Hatta bu yoldaki muhalefetleri sebebi ile "Cemel Vak'ası"nda şehîd olmuş değiller midir?! Bu nâdânlar, galiba Kur'ân-ı Kerim'e de bakmıyorlar!.. Baksalar, Cenâb-ı Hakk'ın takdiri ile bazı peygamberlerin evlâdlarının da peygamber olduğunu göreceklerdi. Peygamberin oğlu, hem de Cenâb-ı Hakk’ın tensibi ile peygamber olabiliyor da acaba halîfenin oğlu niye halife olamıyor?!. Hangi alevîlik kokan esere bakarsanız bakınız, "Saltanat aslâ Hilâfet değildir!." hükmünün, bazan tahkir ve tezyiflerle, bazan da îmâ ve alaylarla ifâde edilmiş olduğunu göreceksiniz!.. Biri çıkıp da neden sormaz: Hilâfet için usül-i verâseti yasaklayan şer'î bir kaide mi vardır?!. Allah, Allah!.. Hâlbuki Ehl-i Sünnet âlimleri, saltanatın ihdâsından önceki hilâfeti “kâmil", ondan sonrasını ie "sûrî" yani şeklî hilâfet olarak isimlendirirler. Kâmil hilâfetin, ancak Hz. Peygamber'in sohbeti bereketi ile gerçekleşebildiğini söylerler. Böyle olduğu hâlde bütün ulemâya ta'rizde bulunarak Hulefâ-yı Râşidîn’den sonrakileri halîfe kabul etmeyen pek çok nevzuhur yazar vardır. Bunlara göre Hilâfet, Hz. Ali'den sonra Saltanata dönüşmüş, yani Hilâfet olmaktan çıkmışmış!.. Demek ki, Hulefâ-yı Râşidîn'den sonraki tatbikât, islâmî değildir! Bütün bu asırlar, kimine göre "ilkel lâisizm" kimine göre de "tam bir lâisizm"dir. Bunlar, "Hilâfet'in ilgâsı" zamanında bu görüşü kendilerine gerekçe yapan Kemalistlerle ağız birliği hâlindedirler. O zaman bir fıkıh usûlü müderrisi Seyyid Bey de aynı mantığı kullanmıştı. Demek ki, İslâmiyet, ancak "otuz sene" tatbik olunabilmiş!. Tabiî bunların "imâmet sistemi" hakkındaki beyânlarına bakılırsa, Şia'yı istisnâ etmek gerekmektedir!. Bunlar “köpeksiz köy bulmuş, değneksiz gezen"lerdir!.. Yoksa koskoca İslâm târihi ve en metin usûl ve esaslarla islâmî ilimleri tedvin eden ulemâ sahipsiz midir?!. Bütün târihi ve ehl-i sünnet ulemâ silsilesini tahkîr eden, onları tamâmen zulme boyun eğmiş gösteren bu nâdânlar, İran'dan başka nereden cesâret alıyorlar dersiniz?!. Ortalığı alevî propagandasının sisine boğanların, eserlerine ilmîlik süsü vermek için dipnotlarda gösterdikleri kaynakları inceleyiniz, müelliflerin çoğu alevî çıkacaktır. Dikkat olunursa bunlar çoğu kez farsça değil, Arapça birtakım kaynaklar gösterirler!.. Sanki eserin arapça olması, müellifin alevî olmasına mânidir!. Bunlar ya "maslahat" nedir bilmeyenler, veyahud da sünnî maskesi takmış alevîlerdir. Yirmi dört milyon kilometre kare bir vatanda, o günün iptidâî şartları ile seçim yapmayan Osmanlılar'ı kınayan ve İslâm'dan inhiraf etmiş olmakla itham edenler, eğer hüsn-i niyetli iseler, zerre kadar iz'an sahibi değildirler. Peki, bir an için usûl-i saltanatı, "Bu İslâmî değildir!.." diyerek bir kenara bırakalım. İhtilâfsız ve hîlesiz bir sûrette halîfe nasbi için ne çâre ve imkân gösterebiliyorlar!.. İmâmet mi? O da bir saltanat değil mi? On iki imâmın her biri, babadan oğla teselsül eden bir sülâlenin mensupları değil mi? Yoksa verâset, Hz. Ali Hânedanı için normal ve meşrû, başka âileler mevzu bahis olduğunda gayr-i meşrû mu oluyor?! Bugün, şu küçücük Türkiye'de isâbetli bir seçim yapılamadığını görüp duran bir kısım talihsiz cumhuriyet çocukları, ecdâdlarını, yirmi dört milyon kilometre karelik bir ülkede seçim yapmadıkları için tenkid ederken acaba samimi midirler?!. Eğer böyleyse, bunların câhilliklerine şaşmamak elden gelmez. Bugünkünün belki binde biri kadar, haberleşme, namzedleri tanıma şansı yokken İslâm'ın Medine ve havâlisine münhasır olduğu zamanın şartlarına göre teessüs etmiş bir usûlün tatbikini beklemek maslahatın ne olduğunu, ahkâmın tebeddülünde ne rol oynadığını bilmemek değil de nedir?!. . . . Gerçek şudur ki, İslâm'da şekil değil, ruh emredilmiştır. Zamanın îcâbına göre, İslâm'ın gâyesini gerçekleştirmeye yarayan her şekil, meşrûdur. Zira ictihad ile ictihad nakzolunamaz!.. Demek oluyor ki, halife ne sûretle seçilmiş veya iş başına gelmiş olursa olsun, hilâfetinin meşru' addedilebilmesi için şu şartların gerçekleşmesi lâzımdır. Şeriatın aradığı sâdece budur: 1) Ahkâm-ı Şer'iyenin Tenfizi 2) Emânetin Ehline Tevdii 3) Şürâ Bundan başka bir dördüncü şart daha vardır ki, o da yukarıdaki üç şartı hâiz olan bir idârenin meşrûiyetini kabul ve tasdik mâhiyetinde ve munzam bir seçim demek olan "biat"tır. Ehl-i Sünnet'e göre, bu da ümmete terettüb eden bir vâciptir. Mes'ele bundan ibaret olup gerisi mugâlata ve şiî propagandasından ibârettir.
  • Zulmün topu var , güllesi var , kal'ası varsa Hakkın bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır Göz yumma güneşten ne kadar nuru kararsa Sönmez ebedi her gecenin gündüzü vardır .
  • Mü'min, kılıcı ve diliyle cihad edendir. (Müsned 3, 456.)
  • Tevhid inancını koruyup hakim kılmanın, hiç şüphesiz evveliyetle aslî yolu ve metodu ise, güzel ve hikmetli sözlerle tebliğdir. Zira İslamiyet bu hususta cebir kullanmayı şiddetle yasak etmiş olduğu gibi bu şartla gerçekleşecek imanı da geçersiz kabul eder.
  • Bu sırada Rasulullah (S.a.v) elinde tuttuğu bir kılıcı ashâbına uzatarak: Hakkını ödemek şartıyla bu kılıcı kim ister? Diye sordu. Bu kılıcın üzerinde: Korkaklıkta mahcubiyet, ilerlemekte şeref var. İnsan korkaklık göstererek kaderin cilvesinden yakasını kurtaramaz. Yazılı idi
  • Hz Ömer'in: Âh, n'olaydı, İran' la aramızda ateşten dağlar olaydı da oraya gitmeyeydik!.. demiş olduğu pek meşhurdur.
  • Ömer Bin Abdülaziz sâde bir insan gibi yaşamayı tercih ederek saltanat ve ihtişam eseri olarak ne varsa lağvetti. Bütün malını, Beytü'l-mâl' e bağışladı. O derecede ki, karısı Fâtıma'ya babasının hediyesi olan mücevherleri bile hazineye hibe ettirdi. O'nu ya bu mücevherlerden veyahud da kendisinden vazgeçmek mecburiyeti ile karşı karşıya bıraktı.
  • İnsanı putlaştırarak ona "büyük varlık" ( Grand Etre) diyen auguste Comte, sonradan Hristiyanlığa karşı yeni bir din kurmaya kalkmıştır ki, kocası hapiste olan bir kadına âşık olduğundan, bu sapık dinde kadınlar âdeta ilahlaştırılmıştır. Bu kadının adı clotil de Vaux'tur. Auguste Comte bu kadını kaybettikten sonra tecennün (cinnet) etmiş ve kendisini Sein Nehri'ne atmış, kurtarılıp tımarhâneye yatırılmıştır.
  • Unutmamak gerekir ki, İslam' da her türlü tecavüze karşı umumi prensip "kısastır". Aksine hareket ise, haysiyet kırıcı bir pasiflik, yani mezellettir.
  • Halid bin Velid, tarihte emsali pek az görülen büyük kumandanlardan biriydi. Hatta bu kadar meziyetleri nefsinde toplayan kumandan, beşeriyet tarihinde pek azdır. Halid, tam manasiyle bir harp dahisiydi. Beşeriyetin doğer büyük kumandanlarına takdimini icab eden büyük meziyeti, harb tekniğini kimseden öğrenmemesi, İran ve Roma ordularını perişan eden usulleri kendisinin icad etmesidir. Halid öyle bir kumandandır ki; asırlardan beri teessüs eden harb usûllerini değiştirmiş, bir inkılab meydan getirmiştir
  • Cuma hutbelerinde Hazret-i Ali ve evlâdı hakkında söylenegelen çirkin sözleri men etti.

--reklam--

Muhtasar İslâm Tarihi 1 İncelemesi - Şahsi Yorumlar

İslâm Tarihi: Önemli konulara değinilmiş. Muhtasar olmasından dolayı böyle de olması gerekir zaten. İlk defa islam tarihi okuyacak için tavsiye ederim. Cevdet Paşa, ibn' i Haldun, ibn' Kesir gibi kaynaklardan oldukça faydalanılmış. (Ali YILDIZ)

--reklam--

Muhtasar İslâm Tarihi 1 PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Kadir Mısıroğlu - Muhtasar İslâm Tarihi 1 kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Muhtasar İslâm Tarihi 1 PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Kadir Mısıroğlu Kimdir?

Türk tarih araştırmacısı, yazar, şair, hukukçu ve eski gazeteci. Osmanlılar İlim ve İrfan Vakfı mütevelli heyeti başkanı ve Sebil Yayınevi kurucusu. 

1933 yılında Trabzon'un Akçaabat İlçesi'nde doğdu.İlk ve orta tahsilini Akçaabat'ta, liseyi Trabzon'da tamamladı. 1954 senesinde İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne girdi. Öğrenciliği müddetince birçok yurt açıp çalıştıran Mısıroğlu, fakülte yıllarından itibaren hukukçuluktan çok tarihçiliğe meylederek yakın tarih ile alakalı araştırmalara başladı. Mısıroğlu, 1964 yılında, ilk eseri olan Lozan; Zafer mi, Hezimet mi?! kitabının birinci cildini kaleme aldı ve aynı sene Sebil Yayınevini kurdu. 1970 Yılının ocak ayında Milli Türk Talebe Birliği'nde Harf Inkılabı ile alakalı verdiği bir konferansı hakkında yargılandı ve Eskişehir Örfi İdare Mahkemesi'nce mahkumiyet kararı verildi. 1976 yılı başından itibaren İslami bir dergi olan Sebil Dergisi'ni çıkarmaya başladı. Bu dergideki birtakım yazılarından dolayı kısa bir müddet sonra hakkında 163. maddeye istinaden davalar açıldı. 1980 ihtilali ile Mısıroğlu'nun da aralarında bulunduğu MSP Merkezi Umumi Heyeti hakkında tevkif kararı verilince yurt dışına kaçtı. 1991 yılında Türkiye'ye geri dönen Kadir Mısıroğlu, çalışmalarına devam etti.

Acıbadem Altunizade Hastanesi'nde 5 Mayıs 2019'da 86 yaşında hayatını kaybetti. Çamlıca Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Üsküdar'daki Nasuhi Mehmet Efendi Camii haziresine defnedildi.

Ödülleri

Mısıroğlu Macar İhtilali isimli kitabı üzerine Hür Macar Yazarlar Birliği'nin en büyük ödüllerinden olan Gümüş Madalya ile taltif edilmiştir. Sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın başkanlığını yaptığı Türkiye Milli Kültür Vakfı tarafından Osmanoğullarının Dramı isimli eserinden dolayı Jüri Özel Ödülüne layık görülmüştür.

--reklam--

Kadir Mısıroğlu Kitapları - Eserleri

  • Lozan - Zafer mi, Hezimet mi? 1
  • Hayat Felsefesi Yahud Yaşamak Sanatı
  • Doğru Türkçe Rehberi
  • İslâmcı Gençliğin El Kitabı
  • Filistin Dramı'nın Düşündürdükleri
  • Sultan II. Abdülhamid Han
  • Yunan Mezalimi
  • Üstad Necip Fazıl'a Dair
  • Tarihten Günümüze Tahrif Hareketleri 1
  • Sultan Vahideddin
  • Kanlı Düğün
  • Lozan - Zafer mi, Hezimet mi? - 2
  • Kurtuluş Savaşında Sarıklı Mücahidler
  • Tarihten Günümüze Tahrif Hareketleri 3
  • Geçmis Günü Elerken - 1
  • Barbaros Hayreddin Paşa
  • İslam Yazısı'na Dair
  • Moskof Mezalimi
  • İslam Dünya Görüşü
  • Mimar Koca Sinan
  • Kırık Kılıç
  • Osmanoğulları'nın Dramı
  • CHP'nin Günah Galerisinden Sayfalar
  • Uzunca Sevindik
  • Sultan Abdülaziz
  • Muhtasar İslâm Tarihi 1
  • Düzmece Mustafa
  • Tarihten Günümüze Tahrif Hareketleri 2
  • Geçmiş Günü Elerken 2
  • Lozan - Zafer mi, Hezimet mi? - 3
  • İthaflı Fıkralar
  • Geçmişi ve Geleceği ile Hilafet
  • Zağanos Paşa
  • Kavuklu İhtilalci
  • Piri Reis
  • Cemre
  • Veli Bayezid'in Bedduası
  • Amerika'da Zenci Müslümanlık Hareketi
  • Cem Sultanın Papağanı
  • Asrın İhaneti
  • Aşıklar Ölmez
  • Trabzon Meb'usu Şehid-i Muazzez Ali Şükrü Bey
  • Osmanlı Tarihi 1.Cilt
  • Tarihten Günümüze Ermeni Meselesi ve Zulümler
  • Sokollu Mehmed Paşa
  • Zoraki Asi
  • Musul Meselesi ve Irak Türkleri
  • Makbul Ve Maktul İbrahim Paşa
  • Benden Tarihe Haberler
  • Malkoçoğlu Kardeşler
  • Muhtasar İslâm Tarihi 2
  • Özlü Sözler
  • Hicret
  • Osmanlı Tarihi 2.Cilt
  • Muhtasar İslâm Tarihi 3
  • Macar İhtilali
  • Osmanlı Tarihi 3. Cilt
  • Of Lala
  • Üç Hilafetçi Şahsiyet
  • Zaferden Zafere
  • Perili Köşk

--reklam--

Kadir Mısıroğlu Alıntıları - Sözleri

  • Bu nazariyeye göre; Eskiden Dünya hakimiyetinin merkezi Roma şehri idi. Bütün Dünya'ya hükmedenler orada otururlardı. Sonra bu merkezilik Bizans'a yani İstanbul'a geçmiştir.Bu süretle İstanbul '' ikinci Roma '' ya varis olan Moskova, '' Üçüncü Roma '' adıyla yad olunmaya değer bir ehemmiyet kazanmıştır. O halde Moskova'yı Hıristiyanlığın en kuvvetli merkezi olması dolayısıyla '' Üçüncü Roma '' kabul etmek zatureti vardır. Artık Dünya'nın kaderine Moskova'dan hükmedilecektir !... (Moskof Mezalimi)
  • Bugün Dünya'nın özleyip de bir türlü gerçekleştiremediği, farklılıklara tahammül ve karşılıklı saygı, o devletin temel bir idârî prensibiydi. (Sokollu Mehmed Paşa)
  • Olacakları evvelden bilmenin faydadan çok zararı olmalı ki, Allah kaderi meçhul kılmıştır!.. (Kırık Kılıç)
  • "Türkiye arabaların kanunlarından kurtulacaktır" (İleri, 28 Şubat 1340) (Hilafet Risâleleri, İsmail Kara, sh. 541) (CHP'nin Günah Galerisinden Sayfalar)
  • İSLAM DAVASI İÇİN ÇALIŞMAYAN ALNINI SECDEDE KALDIRMASA BİLE MESULDÜR!.. (Özlü Sözler)
  • Bütün lise hayatım boyunca iki dindar hocayla karşılaşabilmiştim. Bunlar coğrafya muallimi merhum İsmail Hakkı Berkmen ile halen hayatta olan Ahmed Saka Bey'lerdi. İdare ve müdürümüz dindarlık ve milliyetçiliğe haşin bir sûrette karşıydı. Bundan dolayı pek çok kereler disiplin kuruluna girip çıkmak mecbûriyetinde kalmışımdır. Bu arada binbir güçlükle temin edebildiğimiz namaz odasına asılmış olan bir takvimin kartonundaki M. Kemal Paşa resmini yırtma sebebiyle üç gün "tard-ı muvakkat" cezasına çarptırılışım zikre değer. Bilahare büyütülen bu hâdise yüzünden, mezuniyet imtihanlarından sonra olgunluk imtihanlarının ikisini vermiştim ki mektepten tamamen uzaklaştırılma cezasına çarptırıldım. Ayrıca, güya beni himaye etmiş olmak töhmetiyle o zamanın başmuâvini İsmail Hakkı Berkmen ve edebiyat muallimi Kaya Bilgegil (sonradan profesör) de altı ay Vekâlet emrinde kalmak sûretiyle iz'ac olunmuşlardır. Ben de müteakip iki imtihan için Giresun'a gittim. O zaman olgunluk imtihanı dört dersten yapılırdı. Sualler bakanlıktan gelirdi. Yolda imtihanların birini kaçırmıştım. Diğerini de Giresun'da vermiştim. Kaçırdığım imtihan için 1954 Ekimi'nde Erzurum'a gittim. Bu dersin imtihanını da Erzurum Lisesi'nde vererek nihâyet lise mezunu olabildim. (Hicret)
  • Maksadım yazıma başlarken belirttiğim gibi bu mes'elenin ilmi cihetlerini sâdece bir fihrist kabilinden beyan etmektir. Gâyem, böyle büyük bir işe girişmezden evvel yapacağımız işin doğru olup olmadığının hissî ve siyâsî olmaktan ziyade ilmi bir sûrette münakaşa edilmesinin ehemmiyetini belirtmektir. Temas ettiğim mes'elelerin her biri ayrı bir ilim dalıdır. (İslam Yazısı'na Dair)
  • Bir parkta bulunmuş bir çocuğa, babalık veya analık iddia eden iki insan mevcud olsa, deliller de, ortada olsa, bunlardan biri müslim, diğeri gayri müslim olsa fakat müslim köle olsa, kadı, çocuğu gayri muslim fakat hür olan insana verir. Çünkü bu taktirde çocuk gayri müslim fakat <> olacaktır. ->Tek başına sırf şu misal bile, İslam'da hürriyete atfedilen ehemmiyeti göstermeye kâfidir. (Amerika'da Zenci Müslümanlık Hareketi)
  • "--- Râsulullah (s.a.v.)in fitne hakkında olan sözü hanginizin hatırındadır?" deyû sormuş, içlerinden Huzeyfe: ---Ya emirelmü'minin!.. Resûl-i Ekrem'in fitne hakkında olan sözü ayniyle benim hatırımdadır ki, kişinin ıyâl(çocuklar) ve mal ve evlâdından ve komşusundan dolayı fitneye dûçar olmasıdır.Bu misullû günahlara savm ve salât ve emr-i bilma'ruf ve nehy-i anil munker kefaret olur deyu vermiş. Hz.Ömer: "--- Muradım o değil, deniz gibi temevvüç edecek fitneyi soruyorum." dedikde Huzeyfe: "---Ya emirelmü'minin!.. Senin için onda bir beis yok.Senin zamanınla onun arasında kapalı kapı var!.."demiş Hz.Ömer: "---Bu kapı kırılacak mı, yoksa açılacak mı?" dedikte Huzeyfe: "---Kırılacak!.. demekle Hz.Ömer: "--- Öyleyse artık kapanmaz!.." deyip izhar-ı teessüf etmiş." (Geçmişi ve Geleceği ile Hilafet)
  • Ağaçlar ayakta ölür!.. (Geçmis Günü Elerken - 1)
  • Sultan Selim Han, bu suale cevap verip vermemek arasında tereddüdde idi. Paşa'yı uzun uzun süzdükten sonra:"-Paşa! Siz sır tutarsınız. O'nun için size söyleyebilirim. Şehre girmesine elbet gireceğiz, ama karanlık bastırdıktan sonra!.."dedi. (Veli Bayezid'in Bedduası)
  • M.Kemal Paşa'nın evvelce, İngilizler'le "Hilâfet'i yıkmak" esası üzerine anlaşmış olmasına rağmen, zaferden sonra bu vaadinden vazgeçerek "halife" olmak istediği kat'idir.Ancak bu dinî bir zaruret ve inanıştan ziyade âlemşumûl bir şahsi otorite sağlamak maksadının eseri idi. (Geçmişi ve Geleceği ile Hilafet)
  • Bugün memleketimizin bir numaralı mes’elesi Güneydoğu Anadolu’daki anarşi değildir!.. Kıbrıs’ın kaybedilmek üzere olması da değildir!.. Bütün bunların hepsinden daha ehemmiyetli olan, lisânımızdaki korkunç tahrîbattır!.. (Doğru Türkçe Rehberi)
  • Risale-i Nur, harf inkılabından sonra İslam harfleri davasını siyasi bir mesele olmaktan ziyade bir "ibadet" , "Sevap" ve "kültür" mevzu olarak ele almış ve talebeleri bütün gayretlerini bu sahaya hasretmişlerdir.. (İslam Yazısı'na Dair)
  • Ben tahta değil, bir yangının kızgın külleri üzerine oturdum ! Sultan Vahideddin Merhum (Sultan Vahideddin)
  • Büyük ve alemşümul İslam nizâmının iman şuur ve vecdini kaybeden bir insan için bayram birkaç dost ziyaretinden başka nedir? Lakin kim kime dostluğuyla, kelimenin hakiki manasıyla yar olup da, onu düştüğü esfel-i safilinden ala illiyyine doğru çekebilir? Ve kimde böyle bir cazibeye kapılmak istidada kaldıki? Günlük meşgalelerin basit ikliminde bunalmış, ruhen ve bedenen yorgun asrımız insanını kurtaracak, gerçek cehd ve gayret olmadan, kendi kendine sırf günlerin arka arkaya sıralanması sebebi ile gelen ve sadece bir şiarı İslam diye ismen ve şeklen devam eden bayramlar, kime ne verebilir ki? (Aşıklar Ölmez)
  • Kader geçmişte malum, gelecek içinse meçhuldür (Malkoçoğlu Kardeşler)
  • Bu itibarla bizde hari değişikliği aynı zamanda ve evveliyetle dini bir mes'ele teşkil etmekte olduğu halde, bugüne kadar mes'elenin bu vechesi üzerinde gerektiği şekilde du rulmamıştır Tarih boyunca milletler iki sebeple allabe değiştirmişlerdir. a-Din değiştirme, b-Esåret. (İslam Yazısı'na Dair)
  • Aziz gençler!..  Unutmayınız ki, devletinizi, âlemşümul bir imparatorluktan mânâ ve maddede küçük bir Türkiye hâline getiren dâhili ve hârici düşman faaliyetlerine cevaz, meşrüiyyet ve hattâ itibar bahşeden Lozan'dır!.. Yeniden büyük devlet olma imkân ve ümitlerimizin yegâne kaynağı olan gençler!.. Unutmayınız ki, Lozan'ı yırtıp çiğnemedikçe "Büyük Türkiye" nin şafağı sökmeyecektir.                            Kadir MISIROĞLU     27 Ramazan 1390/ 26 Teşrinisani 1970                           Serencebey/İstanbul (Lozan - Zafer mi, Hezimet mi? 1)
  • Sultan Abdülaziz merhumu hal' eden devlet içâli arasında birinci derecede rol oynayan dört kişidir. Bunlara “Erkân-ı Erbaa” veyahud da “Hal'erkânı” denilmektedir. Bunlar; Hüseyin Avni paşa, Midhat Paşa, Rüşdü Paşa ve Hasan Hayrulâh Efendi'dir. Bunların terceme-i hâlleri evvelce tafsil edilmiş olduğu üzere, burada ayrıca izah edilecek değildir. Ancak karakter ve niyetleri itibariyle onlar hakkında birkaç cümlelik bir izahatla kısa bir hatırlatma yapmakta fayda görmekteyiz. Bunlardan bir numaralı ele başı Hüseyin Avni Paşa'dır. Evvelce kaynaklara istinâden nakledilmiş olduğu Üzere ahlâksız, sarhoş, muhteris, diktatör ruhlu, kindar ve rüşvetçi bir adamdır. Bu işe karışmaktaki gâyesi, sadece ve sadece saray kadınlarına karşı çirkin bir hareketinden dolayı sürgüne gönderilmiş olması sebebiyle Sultan Abdülaziz'e karşı duyduğu kin ve nefret ile ondan intikam almak ve diktatör olmak heveslerinden ibarettir. (Sultan Abdülaziz)