Okul Sıkıntısı - Daniel Pennac Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Kitap

Okul Sıkıntısı kimin eseri? Okul Sıkıntısı kitabının yazarı kimdir? Okul Sıkıntısı konusu ve anafikri nedir? Okul Sıkıntısı kitabı ne anlatıyor? Okul Sıkıntısı PDF indirme linki var mı? Okul Sıkıntısı kitabının yazarı Daniel Pennac kimdir? İşte Okul Sıkıntısı kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

Kitap Künyesi

Yazar: Daniel Pennac

Çevirmen: Barış Behramoğlu

Orijinal Adı: Chagrin D'école

Yayın Evi: Can Yayınları

İSBN: 9789750712531

Sayfa Sayısı: 286

Okul Sıkıntısı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Okul Sıkıntısı, tembel bir öğrenci olan Daniel Pennac'ın kendi deneyimlerinden ve yaşadıklarından yola çıkarak kaleme aldığı otobiyografik bir roman. Günümüz Fransız edebiyatının en başarılı kalemlerinden biri olan Pennac, okulu, bir öğrencinin, hem de kötü bir öğrencinin bakış açısından ele alarak yeniden yorumluyor; başarısızlığın yarattığı hüsran duygusunun, "anlamamanın acısı"nın kırıklarla dolu karnelerin ve üzgün anne babaların kıskacındaki bu evreni son derece sıcak ve mizah dolu bir yaklaşımla aktarıyor. Eğitim ve okullar konusundaki yaklaşımıyla bilindik tabuları yıkan Okul Sıkıntısı, Fransa'da Renaudot Ödülü'nü kazandı.

(Tanıtım Bülteninden)

Okul Sıkıntısı Alıntıları - Sözleri

  • Gidip yatsak ve berbat bir uykuya dalsak nasıl olurdu?
  • Evet gidip uyuyalım, uyku en küçük bir sakıncası olmadan ölümün avantajlarına sahiptir. Gidip o hoş tabutun içine yerleşelim.
  • Tembellik demek ki bu muymuş? Kendi içine gömülmek mi? Peki ya çalışmak neydi?
  • Kaderin darbeleri o kadar ender mi görülür ki siz kendinizin bunların dışında olduğunuzu düşünebiliyorsunuz?
  • “Modern insanlık, modern insanlığın sonu gelmeyen cinayetini sahneliyor.”
  • Uyanıyoruz. Bir ayağımızla gerçeğe basıyoruz..
  • Halbuki pek de öyle uslu çocuklar değildik.
  • Evet, kendi pedagojik kovanımızın vızıltısını dinlemekten cesaretimizin kırıldığı zamanlarda içimizdeki dalgalanma bizi önce suçlu aramaya iter.
  • Kahkahayı bir bakışınızla kesebilirsiniz, fakat gözyaşlarını...
  • Nasıl denir? Bazen sancılı bir üzüntüdür bu.
  • İyi niyetle yapılan psikolojik müdahalelerin beyhudeliği..
  • Çünkü iyi davrandığımızda sizin önemsiz, yani tehlikesiz biri olduğunuzu düşünüyorlar.
  • "Nedir o her şey?" "Beni bunaltan her şey!"
  • “Standardın bekçileri, anlaşılmaz olanın kokusunu alır almaz nasıl da geri çekilip savunmaya geçerler, nasıl da direnirler, sanki evrensel bir komplo karşısında tek başına kalmışlardır! Kalıbın dışına çıkanın yarattığı tehdit korkusu…”
  • İnadına yapmıyorum.

Okul Sıkıntısı İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Benim gibi, okuma eylemi üzerine kitap okumayı sevenlerin baş tacı olan Roman Gibi kitabının yazarı Pennac, bu kez okulu ve eğitim sistemini yatırıyor masaya.Hem de başarısız bir öğrenci olan kendisinin deneyimlerinden yola çıkarak.Fransa’da Renaudot Ödülü’nü kazanan kitapta anlatılanları Fransız eğitim sistemi ile sınırlamak yanlış olur.Sanırım dünyanın her yerinde benzer sorunlar var. 20.bölümden bir alıntı bırakayım.Uzunca bir alıntı.Ne demek istediğimi daha iyi anlayabilirsiniz böylece. “Evet, kendi pedagojik kovanımızın vızıltısını dinlemekten cesaretimizin kırıldığı zamanlarda içimizdeki dalgalanma bizi önce suçlu aramaya iter.Milli Eğitim, zaten herkesin kendi suçlusunu kolaylıkla işaret edebileceği bir yapıya sahiptir. ‘Anaokulunda bunlara doğru durmayı öğretmemişler mi yani?’ diye sorar ilkokul öğretmeni, tilt makinesindeki bilyeler gibi kıpır kıpır yerinde duramayan yavrucakların karşısında. ‘İlkokulda ne halt ettiler?’ diye kalayı basar ortaokul öğretmeni, okuma yazma bilmez cahiller yerine koyduğu orta birleri karşılarken. ‘Biri bana bunlara orta dörde kadar ne öğrettiklerini açıklayabilir mi?’ diye haykırır lise hocası, birinci sınıfların kendilerini az sayıda kelimeyle ifade etmeleri eğilimleri karşısında. ‘Gerçekten liseden mi geliyor bunlar?’ diye kendi kendine sorar fakülte profesörleri, ilk ödev kâğıtlarını titizlikle incelerken. ... ‘Aileler ellerini ayaklarını çekmişler,” diye yakınır Milli Eğitim Bakanlığı. ‘Okul artık eskisi gibi değil,’ diye üzülür aile.” syf 174-175 (Özlem Akbaş)

Kendi açımdan şu kadarını söyleyebilirim: İlk 200 sayfasını keyifle okudum fakat sonrası çok zor ilerledi. Eğitimde bir şeyleri sarsmak, dengeleri değiştirmek istiyorsak yabancı ülkelerin eğitim sistemlerini incelediğimiz kadar kuytu köşede kalmış, yerli ve millî değerleri keşfedip öne çıkarmak daha faydalı olacaktır. Çünkü damdan düşenin halini ancak damdan düşen bilir. (Zeynep Karabali)

Okul Sıkıntısı: Yazarın öğrencilik hayatından başlayarak kendi öğretmen olduğu dönemde tembel öğrenci düşüncesini, ruh dünyasını anlattığı çok güzel bir otobiyografi türü bir kitap olmuş. Her öğretmenin özellikle tembellik sebebi ile öğrencileri kenara atmak yerine bunun sebeplerini araştırması, bu hale öğrencinin neden geldiğini incelemesi ve empati duygusunu kazanabilmesi için muhakkak okuması gereken bu eseri bana mülakat sürecinde okumam gereken kitaplar diye tanıtan kr yayınlarına teşekkür ederim. Şimdiden iyi okumalar dilerim. (Prens Mişkin)

Okul Sıkıntısı PDF indirme linki var mı?

Daniel Pennac - Okul Sıkıntısı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Okul Sıkıntısı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Daniel Pennac Kimdir?

1944 yılında Kazablanka'da dünyaya gelen Daniel Pennacchioni, Korsikalı ve Provençal bir ailenin dördüncü ve son oğludur. Çocukluğu general rütbesinden emekli olan asker babasının görevi nedeniyle, Afrika'da (Cibuti, Etiyopya, Cezayir, Ekvator Afrikası), Güneydoğu Asya (Çinhindi) ve Fransa (La Colle-sur-Loup) gibi ülkelerde geçti.

Babasının şiir sevgisi onda kitaplara karşı bir ilgi oluşturdu ve okumaya yöneldi. Nice'de okuduktan sonra öğretmen oldu. Bir günah keçisi olan Benjamin Malaussène ve ailesinin Paris, Belleville'deki hikayesini anlatan "La Saga Malaussène" dizisi de dahil olmak üzere çocuklar için yazmaya başladı.

Yazma stili, "La Saga Malaussène"deki gibi mizahi ve yaratıcı ve "Comme un roman" makalesinde örneklendiği gibi bilimsel sayılabilir.

1990 yılında Pennac, "La petite trade de prose" ile "Prix du Livre Inter" ödülünü kazandı. 1984 tarihli romanı "L'œil du loup", Sarah Adams - daha sonra Sarah Ardizzone olarak bilinir - tarafından İngilizceye "Eye of the Wolf " (Kurtun Gözü) olarak çevrildi ve 2002'de Walker Books tarafından yayınlandı. Adams bu çalışmasıyla iki yılda bir verilen 2005 İngiliz Marsh Çocuk Edebiyatı Çeviri Ödülü'nü kazandı. 2002 yılında Grinzane Cavour Ödülü'nü kazanan Pennac ayrıca tüm çalışmalarından dolayı 2008 yılında "Grand Prix Metropolis bleu" ödülünü kazandı.

Kitapları Fransa'da büyük ilgi gören Pennac, 2012 yılında Okul Sıkıntısı adlı kitabıyla Renaudot Ödülü'nü kazandı. Ayrıca 2013 yılında Bologna Üniversitesi'nden pedagoji alanında fahri derece aldı.

Daniel Pennac Kitapları - Eserleri

  • Roman Gibi
  • Okul Sıkıntısı
  • Teşekkür Ederim
  • Bedenin Güncesi
  • Silahlı Peri
  • Gulyabaniler Cenneti
  • Küçük Yazı Satıcısı
  • Kurdun Gözü
  • Ayıcık Ernest İle Farecik Celestine'in Romanı
  • Delidolu Arkadaşım
  • Kuçukuçu
  • Red Kit - Pinkerton'a Karşı
  • Red Kit - Yalnız Atlı
  • Kamo ve Asrın Fikri
  • Kamo'nun Kaçışı
  • Kamo ve Babil Ajansı
  • Kamo ve Ben

Daniel Pennac Alıntıları - Sözleri

  • Kulakların dünyasını kapatın, hoşuma gider. Gözlerimi kapatın, ölürüm. (Gulyabaniler Cenneti)
  • "Bazen alçakgönüllülüğümüzdür bizi sessiz kılan..." (Roman Gibi)
  • - "Resim yapıyorum çünkü çizer olmak istiyorum! Boyamakta istiyorum!.." - "Bize sanatçı lazım değil küçük aptal! Bize dişçi lazım!.." (Ayıcık Ernest İle Farecik Celestine'in Romanı)
  • Uyanıyoruz. Bir ayağımızla gerçeğe basıyoruz.. (Okul Sıkıntısı)
  • Tüm korkularımı tekrar düşününce duyumlarımın bir listesini oluşturdum: boşluk korkusu taşaklarımı eziyor, darbe alma korkusu beni felç ediyor, korkma korkusu gün boyu kaygıya sebep oluyor, kaygı korku veriyor, heyecan (tatlı olanı bile) tüylerimi ürpertiyor, nostalji (babamı düşünmek gibi mesela) gözlerimi yaşartıyor, beklenmedik olaylar beni sıçratıyor (çarpan bir kapı olsa bile), panik hali beni işetebiliyor, en ufak üzüntü beni ağlatabiliyor, hiddet soluğumu kesiyor, utanç beni küçük düşürüyor. Bedenim her şeye tepki veriyor. Ama her zaman nasıl tepki vereceğini tam olarak bilemiyorum. İyice düşündüm. Eğer hissettiğim her şeyi olduğu gibi yazarsam günlüğüm, bedenim ile ruhum arasında, bir elçi gibi olur. Duygularımın tercümanı olur. (Bedenin Güncesi)
  • Ayıyla fare arkadaş ha? Hayatta olmaz! Rezalete bak! Kesinlikle yasak! " Anlaşıldı mı Célestine?" " Ernest, anlaşıldı mı?" Oysa kimse Ernest ile Célestine'in dünyanın en iyi iki arkadaşı olmalarını engelleyemeyecekti. Hem de hiç kimse, anladınız mı? (Ayıcık Ernest İle Farecik Celestine'in Romanı)
  • Canlı varlıkların ayırıcı vasfı, ikinci dereceden bir denklem görünümünde de olsa hayatı sevdirmektir, fakat canlılık okullarının programına hiçbir zaman konulmamıştır. Görev burada. Hayat başka yerde. Okumak, okulda öğrenilir Okumayı sevmekse... (Roman Gibi)
  • Okumanın "insanı insan ettiği" düşüncesi, birkaç olumsuz istisnası olsa da, bütünü içinde doğrudur. (Roman Gibi)
  • Tembellik demek ki bu muymuş? Kendi içine gömülmek mi? Peki ya çalışmak neydi? (Okul Sıkıntısı)
  • Hayır, önemli olan sizin hayali yeteneklerinizdir; gerçekle hiçbir ilişkisi olmayan, kendinize bile bile yakıştırdıklarınızda ve işte bu yetenekleri ödüllendirmek gerekir. (Teşekkür Ederim)
  • Kitabın ağırlığı, can sıkıntısının ağırlığı, bir sona varmayan çabanın çekilmez yükü. (Roman Gibi)
  • "insan dünyayı değiştiremiyorsa, dekoru de­ğiştirmeli" (Küçük Yazı Satıcısı)
  • İnadına yapmıyorum. (Okul Sıkıntısı)
  • "Nedir o her şey?" "Beni bunaltan her şey!" (Okul Sıkıntısı)
  • Çünkü iyi davrandığımızda sizin önemsiz, yani tehlikesiz biri olduğunuzu düşünüyorlar. (Okul Sıkıntısı)
  • Öyle tabii, minnettarlığın ifade edilmesi uzun sürer ve hayır işlemeye benzer: Kimse unutulmamalıdır. Ama birileri hep unutulur. Biri mutlaka atlanır. Ve emin olun, o kişi -bir milyon insan içinde tek unutulan da olsa- kendisine teşekkür etmediğiniz için size sitem edecektir. (Teşekkür Ederim)
  • Okuma vaktini nereden bulacağız? Çok önemli mesele. Başlı başına mesele. Okuma vakti mesele ediliyorsa, ortada okuma arzusu yok demektir; çünkü aslına bakılırsa, kimsenin hiçbir zaman okumaya vakti yoktur. Ne küçüklerin ne gençlerin ne de büyüklerin. Hayat, okumaya vurulan sürekli bir köstektir. "Okumak? İsterim tabii ki, ama iş, ev, çocuklar, zamanım kalmıyor..." "Okumaya vaktiniz olmasına ne kadar imreniyorum!" Nasıl oluyor da, çalışan, alışveriş yapan, çocuklarını yetiştiren, arabasını süren, üç erkeği seven, dişçiye sık sık giden, evini taşıyan şu kadın okumaya vakit buluyor da, mazbut bir hayat süren mirasyedi bekar bulamıyor? Okuma vakti her zaman çalınmış vakittir. (Tıpkı yazma vakti veya sevme vakti gibi.) Neyden çalınmış? Yaşama görevinden çalınmış mesela. ... Okuma vakti, sevme vakti gibi, yaşama vaktini genişletir. Zaman çizelgemiz açısından düşünülecek olsaydı, kimse aşık olmaya kalkışmazdı. Kimin vakti vardır aşık olmaya? Ama kendine sevme vakti tanımayan bir aşık gördünüz mü hiç? Okumaya vaktim hiç olmadı ama hiçbir şey, beni sevdiğim bir romanı bitirmekten alıkoyamadı. Okuma toplumsal zamanın örgütlenmesine bağlı değildir; o, aşk gibi bir varolma tarzıdır. Mesele okumaya vaktim olup olmadığı değil (kaldı ki bu vakti bana kimse vermez), bir okur olma zevkini kendime tanıyıp tanımamamdır. (Roman Gibi)
  • Gidip yatsak ve berbat bir uykuya dalsak nasıl olurdu? (Okul Sıkıntısı)
  • 1. Okumama hakkı. 2. Sayfa atlama hakkı. 3. Bir kitabı bitirmeme hakkı. 4. Tekrar okuma hakkı. 5. Canının istediğini okuma hakkı. 6. "Bovarizm" hakkı. 7. Canının istediği yerde okuma hakkı. 8. Çöplenme hakkı. 9. Yüksek sesle okuma hakkı. 10. Susma hakkı. (Roman Gibi)
  • Doğum günüm son mumumuza kadar peşimizde sürüklediğimiz çocukça bir deyimdir. (Bedenin Güncesi)