Kitap Künyesi
Yazar: Hilmi Yavuz
Yayın Evi: Timaş Yayınları
İSBN: 9786051141718
Sayfa Sayısı: 240
--reklam--
Okuma Biçimleri Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Okuma Biçimlerinden bir edebî metnin okunma, yorumlanma ve anlamlandırılma biçimlerini kastettiğimi belirtmeliyim. Şüphesiz bir metin, birbirinden çok farklı bağlamlarda okunabilir; ama galiba, en doğrusu, öncelikle, bu bağlamların neler olduğunu ortaya koymak olmalıdır. Edebiyat teorileri, bunu ya yazar merkezli olarak okuma, yani yazarın niyetini (intentio auctoris) açığa çıkaracak bir okuma; ya metin merkezli okuma, yani metnin niyetini (intentio operis) açığa çıkaracak bir okuma; yahut da okur merkezli okuma, yani okurun niyetini (intentio lectoris) açığa çıkaracak bir okuma biçiminde öbeklendirirler. Oysa eleştiri pratiği, edebiyat teorilerinin bu kesin sınırkoyucu öbeklendirmelerini aşan, teoriyle pratiğin örtüşmediği durumlarla karşı karşıya bırakır bizi.
--reklam--
Okuma Biçimleri Alıntıları - Sözleri
- yaz yıkıldı, sen artık kalk ve buralardan git göçen sevdalar ki sorar yokluk nerede, küller ne vakit?
- "Yaşama bakışım, dünyayı kavrayışım, onu artık sürekli bir kavga olarak nitelediğimi özetliyor. Şiir de bu kavganın bilincini vermekle yükümlü olmalı. İçinde bulunduğumuz durumun, yaşadığımız olayların, düşlediğimiz geleceğin ne olduğunu, nasıl olacağını sezdirmeli, giderek kavratmalı. Bu yüzden güncel olanı yakından izlemeli. Somutlamalı güncel olanı. İnancı, umudu, aydınlığı, yarını, arkadaşlığı, cesareti soyut kavramlardan çıkarıp günlük yaşamımızda yerleri, anlamları olan somut karşılıklarına ulaştırmalı." -Kemal Özer
- Freud,"rasyonilazasyon"u ya da Türkçesiyle söylersek,"aklayatkınlaştırma"yı,"benlik için acı,bunaltı verici durumlarda akla yakın görünen ama sıkıntı vermeyecek bir gerekçe bulmak" olarak tanımlar.
- Eğer ön yargılarımız yoksa yani taraflı değilsek, bir metinden ne elde etmek istediğimizi bilmiyorsak, başlangıçta, metne nasıl yaklaşacağımıza ilişkin bir yönteme sahip değiliz demektir. Ön yargılar, anlamanın ön koşullarıdır.
- Yazar ya da özne, ‘örümceğin ağını yapmakta kullandığı salgılarının içinde kendi kendini eritmesi gibi’ yok olur. Zira ‘metin demek, dokuma demektir; ama bugüne kadar bu dokuma, bir ürün, yapılıp bitmiş bir kumaş olarak ele alınmış, arkasında iyice gizlenmiş ya da hafifçe örtülmüş bir anlamın bulunduğu düşünülmüş olduğu halde bugün, dokumanın kendisine odaklanı[lmaktadır.]’
- Bir şiirin anlamı, bir başka şiirdir.
- Yazar, metni tarafından öldürülmemek uğruna metni öldürebilir mi?
- Yorumbilimsel söyleşide okur, kendi ‘ön yargıları’ ile metne yaklaşır. Gadamer’in ‘ön yargılara karşı ön yargılı olmamamız gerektiği’ ifadesini, Prof. Sayın da, "Ön yargı, yanlış yargı değil, [...] doğruyu olduğu kadar yanlışı da içerebilen yargıdır." şeklinde ifade ediyor. Doğru olanı yanlış olandan ayırmak için de ‘gelenek’e başvurmak gerekir. Gadamer’e göre "Geçmişi olduğu kadar bugünü de içeren geleneğin belirlediği, yönlendirdiği [...] olumlu [...] ön yargılar aracılığıyla metne yaklaşarak geçmiş ile bugün, metin ile okur arasında bir köprü kurabilmek ve böylece anlama sürecinin ilk adımını atar."
- Bilinenden başlayayım: Bir edebî metnin üretim ve tüketim sürecinin üç temel unsuru vardır: Yazar (üretici), yapıt (ürün) ve okur (tüketici). Bunlardan herhangi biri olmazsa, üretim ve tüketim süreci tamamlanmış olmaz. Bu unsurlar da, ‘okuma biçimleri’nin bağlamını oluştururlar. Dolayısıyla, birbirinden farklı üç ‘okuma biçimi’ni ayırt etmemiz mümkün hale gelir: Yazar merkezli okuma, metin merkezli okuma ve okur merkezli okuma! Orta Çağ belagatinin kullandığı terimlerle söylersek intentio auctoris (‘yazarın niyeti’ veya ‘yazar merkezli okuma’), intentio operis (‘metnin niyeti’ veya ‘metin merkezli okuma’) ve intentio lectoris (‘okurun niyeti’ veya ‘okur merkezli okuma’). Kısaca okuma, yorumlama ve anlamlandırma uğraşı, ya o metnin yazarının metne verdiği anlamın ne olduğunu (yazarın niyetini) bularak, ya yazarından bağımsız olarak metnin kendisinin anlamını (metnin niyetini) ortaya koyarak, ya da okurun o metni nasıl yorumladığına (okurun niyetine) bakılarak gerçekleştirilebilir.
- Şiirin, gerçeklikle olan ilişkisi, problematiktir: Gerçeklik, herhangi bir değiştirime uğratılmaksızın dile getirildiğinde, şiir olmaz; değiştirime uğratılarak dile getirildiğinde ise, gerçeklik olmaktan çıkar. Bu problematik ilişkinin çözümü, şiir dilini gündelik konuşma dilinden ayırmak; şiir dilini ‘sembolik dil’, gerçekliğin dilini de ‘gündelik konuşma dili’ olarak belirlemektir. Böylece gerçeklik, dünyaya ait bir gerçeklikten, şiire ait bir gerçekliğe dönüşür: Dünyaya ya da doğaya ilişkin gerçeklikle, sanata, dolayısıyla da şiire ait gerçeklik ayrımı ortaya çıkar. Gündelik dilin işaret ettiği gerçeklik, empirik olarak doğrulanabilir ya da yanlışlanabilir önermelerle dile gelir. Mesela, ben şimdi ‘Dışarıda lapa lapa kar yağıyor’ desem, bu hemen pencereden dışarı bakılarak yanlışlanabilir. Oysa örneğin, Paul Eluard’ın; “Dünya mavi bir portakaldır” dizesi, yanlışlama ya da doğrulama eyleminin ötesindedir; bugüne kadar hiç kimse, dünyanın mavi bir portakal olmadığını kanıtlamak, dolayısıyla da Eluard’ın bu dizesini yanlışlamak gereği duymamıştır. Daha eğlenceli bir örnek vereyim: Attila İlhan’ın; “Ne zaman Maçka’dan geçsem Limanda hep gemiler olurdu” dizelerini, ‘Attila İlhan’a öyle görünmüş; acaba doğru mu bu?’ diye, her sabah Maçka’dan geçerek limana bakmayı deneyip doğrulamaya ya da yanlışlamaya çalışan birine tanık olsanız, kimbilir ne düşünürdünüz? Şiirin, bu anlamda gerçekliği dile getirişte ‘doğruluk’ ya da ‘yanlışlık’la bir ilişkisi olmadığı ortadadır. Ama bundan, şiirin yalan söylediği sonucu çıkarılabilir mi? Fuzuli’nin o ünlü: “Ger derse Fuzulî güzellerde vefâ var Aldanma ki şair sözü elbette yalandır” beyti, genellikle şairlerin yalancılığına tanık gösterilir. Oysa kökeni, antik Yunan felsefesine kadar giden bir paradokstur bu: Felsefe tarihinde ‘Epimenides Paradoksu’ diye bilinen paradoks: Epimenides, "Bütün Giritliler yalancıdır." demiştir. Epimenides, Giritlidir: Öyleyse bir Giritli olarak "Bütün Giritliler yalancıdır." derken doğruyu söylüyorsa yalancıdır; ya da, yalancıysa doğruyu söylüyordur Epimenides. Fuzuli de, bir şair olarak ‘bütün şairler yalancıdır’, derken, Epimenides’in paradoksunu dile getirmiş oluyor: Şairler doğruyu söylerken yalancı, yalan söylerken doğrucudurlar! Fuzuli’nin bu paradoksunu Nietzsche de tekrarlar: ‘Ancak bilinçli ve istençli olarak yalan söyleyebilenler -ki, bunlar sadece şairlerdir-’ der Nietzsche, ‘ancak onlar doğruyu söyleyebilir.’ Fernando Pessoa’nın da bunlara yakın içermeleri olan bir dörtlüğü var; - şöyle: “Şair, üçkâğıtçının biridir Öylesine ustalıkla yapar ki bunu Gerçekten acı çekerken de Acı çekiyormuş gibidir” Aragon da Le Mentir Vrai’de tastamam bunu anlatmak ister. Alıntılıyorum: ‘Roman (dilerseniz, buna ‘şiir’ de diyebilirsiniz), yalan söylemenin en yüce biçimidir: Yalan, burada ‘doğruluk’a ulaşmaya yardım eder.’ Arapçada şairler için söylenen bir söz vardır: Ahsenehu akzebehu (Şairlerin en iyisi, en iyi yalan söyleyenidir), ilginç olan şudur: Almancada da Dichten fiili, dikkat edilsin, hem ‘şiir yazmak’ hem de ‘uydurmak’ anlamına gelir. Şairin yalancılığı, gerçeği aktarmak ya da iletmekten dolayı değil, gerçeği ya da yaşantıyı, yeniden üretiyor olmasından dolayıdır!
- Şiir, dilin sözdağarından (vokabülerinden) seçilen sözcüklerle yazılacaktır da, bu seçme işi nasıl olacaktır? Roman Jakobson, 20. yüzyıl dilbiliminin büyük yol açıcısı, ‘Linguistics and Poetics’ adlı makalesinde, dilin iki ekseninden birinin ‘seçici’ (selective), ötekininse ‘birleştirici’ (combinative) ekseni olduğunu bildirir; ilki metaforu (eğretileme, istiare) verir bize, İkincisi metonimiyi (düzdeğişmece, mecaz-ı mürsel)... Bir örnekle anlatayım: Necip Fazıl’ın bir şiirindeki, “Ve bahtı göklerin altın çivilerinde” dizesini alalım: Bu dizede şair, örtük olarak, ‘yıldızlar’ı anlatmak istemiştir ve bunun için, yıldızlarla benzeşim ilişkisi kurabileceği bir sözdağarından ‘altın çiviler’i seçmiştir. Şair, pekâlâ, bu sözdağarından başka bir sözcük ya da sözcükler seçebilir; yıldızları, örneğin, sarı buğdaylara da benzetebilirdi; - ama ‘altın çiviler’de karar kılmış, böylece ‘çiviler’ ile ‘yıldızlar’ arasında birebir bir paralellik ya da metaforik bir ilişki kurulmasını sağlamıştır. Jakobson’un ‘seçici eksen’i budur. ‘Altın çiviler’i ‘gökler’le birleştirmek ise, ‘birleştirici eksen’in işidir. Bu da, ‘göklerin altın çivileri’ tümce parçasının, metonimik bir ilişki kurması demektir.
- “Bir yoruma dair kendi tahminlerimizin doğru olduğundan hiçbir zaman emin olamasak da, doğru olmaları olasılığının olduğunu biliriz ve bir disiplin olarak yorumculuğun asıl amacı budur: Doğru yoruma varma ihtimalini sürekli arttırmak.”
- “Yorumlama, Gadamer’e göre, ufukların kesişmesidir (fusion of horizons); -‘geçmişle bugünün, yazarla okurun’ ufuklarının kesişmesi!”
- Öncelikle, Yahya Kemal’in, ‘tıpkı İngilizler gibi, işinde ve ibadetinde çalışkan insanlar cemaati’nden söz ediyor olmasının üzerinde durmak gerekiyor. Yahya Kemal’in, örnek bir yaşam modeli olarak , ‘İngilizler’i göstermesi, özellikle dikkate değer. Üstad, burada, neredeyse, Max Weber’in tanımladığı anlamda, riyazetçi (ascetic) bir Kalvinist (Protestan) ahlakını örnek gösterir gibidir. Rahmetli Prof. Dr. Sabri Ülgener’in Zihniyet ve Din’inde{ Max Weber’in Wirtschaft und Gesellschaft’ından alıntıladığı gibi, ‘Dünya[nın] bütün kusur ve günahları ile beraber, yalnız Batı’da Tanrı buyruğu ile rasyonel bir çalışma ve yaratmanın maddesi (objesi) haline ge[tirilebilmesi]’ anlamında ‘dünya-içi’ (inner-weltlich) bir riyazet! Yahya Kemal’in, Tanpınar’a sık sık tekrarladığı, ‘tıpkı İngilizler gibi işinde ve ibadetinde, çalışkan insanlar cemaati’nin anlamı budur! Melâmilik ve tasavvuf, dünyaya dönük aktif-riyazetçi bir ‘meslek ahlakı’nı değil, tam tersine, yine Ülgener’in deyişiyle, ‘huzur ve selameti hareketsiz, pasif bir teslimiyette ara[yan]’ ‘kendini iç dünyasının huzuruna kapıp koyvermiş’ bir ‘rind’lik anlayışını hâkim kılmıştır. Yahya Kemal’in eleştirisini bu bağlamda okumak gerekiyor.
- Bunun anlamı, ‘Kun’ emriyle yaratılan kâinatın, insan ile tamamlandığı ve bu tamamlığın ‘nûn’daki nokta’nın yerine konulması ile gerçekleştiğidir. Aslında, Ahmet’in ölümüyle konulan ‘nokta’, ‘gayb’ın kalemle koyduğu noktadır ve Ahmet’in ölümü insanın, işlediği bütün günah ve kötülüklerden arınmış olarak yaratılışını simgelemektedir. Dr. Tahir Uluç’un İbn Arabi’de Sembolizm {141} adlı o çok değerli çalışmasından alıntılayarak söylersem, Şeyh-i Ekber, ‘nûn’un ‘İnsanî ezeli ver[diğini]’ bildirir. Dr. Uluç şöyle devam eder: "[...] Şeyh, insan için belirlediği harflerden biri olan ‘nûn’da gizli olan ‘elif’i, yatay pozisyondan dik duruma getirmekle ‘lâm’ harfini, ‘nûn’dan olma ‘lâm’ın yarısını göz önüne almakla ‘zây’ı bulmaktadır. Böylece insanı sembolize eden ‘nûn’ harfinden, Tanrı’nın zat ve sıfatını ve bu ikisini birleştiren rabıtayı temsil eden ‘elif’, ‘zâl’ ve ‘lâm’ı (‘ezel’i, H.Y.) çıkarmaktadır."
--reklam--
Okuma Biçimleri İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Hilmi Yavuz bu kitabına öncelikle okuma biçimlerinden; yazar merkezli okuma,okur merkezli okuma ve metin merkezli okuma kavramlarını örneklerle açıklayarak başlıyor.Sonrasında yunustan mozarta, yahya kemalden mevlanaya, necip fazıldan nazım hikmete kadar birçok şair sanatçı ve fikir adamı hakkında bilgiler veriyor. Deneme tarzında yazılmış kitabı ben çok beğendim ve bana birçok yeni şey öğretti. Tavsiye ederim (Ümit G.)
Sanatın birçok ve şiir hakkında fikirler içeren bir dolu deneme.Okuyucuya katacak şeyleri olan, okunduğunda asla pişman olunmayacak bir kitap. (Mithat Emir ATAY)
--reklam--
Okuma Biçimleri PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Hilmi Yavuz - Okuma Biçimleri kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Okuma Biçimleri PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Hilmi Yavuz Kimdir?
Hilmi Yavuz 14 Nisan 1936'da İstanbul’da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ndeki eğitimini yarıda bıraktı. İngiltere'ye gitti. BBC'nin Türkçe bölümünde çalıştı. Londra Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi. Türkiye'ye döndükten sonra çeşitli yayınevleri ve ansiklopedilerde görev aldı. Cumhuriyet, Milliyet, Yeni Ortam gazeteleri ve çeşitli dergilerde "Ali Hikmet" imzasıyla inceleme, eleştiri ve denemeler yazdı. Mimar Sinan Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. İlk şiirleri Kabataş Erkek Lisesi'nde edebiyat öğretmeni Behçet Necatigil yönetiminde çıkan "Dönüm" dergisinde yayınlandı. Bu dönemde daha çok İkinci Yeni akımının etkisinde imgeci şiirler yazdı. Sonraki yıllarda gelenekçilikle çağdaş bir bakışı kaynaştıran, biçim ve özün dengelendiği bir düzey sergiledi. İslam mistisizmi, özellikle de tasavvuftan yararlanarak kendine özgü bir sözcük dağarcığı geliştirdi. Halen Zaman gazetesinde kültür yazılarına ve Bilkent Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışmaya devam etmektedir. Ayrıca İpek Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Talat Halman tarafından Şairi Azam sıfatı verilmiştir. BuTalat Halman ve Hilmi Yavuz arasındaki mizahi diyaloğun bir örneğidir.
--reklam--
Hilmi Yavuz Kitapları - Eserleri
- Büyü'sün Yaz!
- Hüzün Ve Ben
- Okuma Biçimleri
- Üç Anlatı
- Geçmiş Yaz Defterleri - Bulanık Defterler
- Lanet Şiirleri
- İslam'ın Zihin Tarihi
- Yara Şiirleri
- Lirik Defterler
- Hurufi Şiirler
- Türkiye'nin Zihin Tarihi
- Alafrangalığın Zihin Tarihi
- Avrupa'nın Zihin Tarihi
- Talan Şiirleri
- Budalalığın Keşfi
- Okuma Notları
- Felsefe Yazıları
- Bedrettin Üzerine Şiirler
- Doğu Şiirleri
- Belleğin Kuytularından
- Erguvan Sözler
- Edebiyat Ve Sanat Üzerine Yazılar
- Edebiyat Okumaları
- Denemeler
- Yüzler ve İzler
- Behçet Hoca
- Kendime, İstanbul'a, Kadınlara Dair
- Modernleşme, Oryantalizm ve İslam
- Roman Kavramı ve Türk Romanı
- Yolculuk Şiirleri
- Ceviz Sandıktaki Anılar
- Bu Gece En Hüzünlü Şiirleri Yazabilirim
- Yazın, Dil Ve Sanat
- Bedreddin Üzerine Şiirler
- Yaz Sohbetleri
- İnsanlar, Mekanlar, Yolculuklar
- Gülün Ustası Yoktur
- Çöl Şiirleri
- Akşam şiirleri
- Osmanlılık, Kimlik, Kültür
- Kayboluş Şiirleri
- Defterler
- Kara Güneş
- Söz'ün Gücü
- Bakış Kuşu
- Söylen Şiirleri
- Türk Müslümanlığı ve İslam Üzerine
- Özel Hayat'tan Küreselleşme'ye
- Ayna Şiirleri
- Ah Kadınlar
- Memleketimin Münevverlerine Dair
- İslam ve Sivil Toplum Üzerine Yazılar
- Sanki Her Şey Daha Dün Gibi
- Şiir Henüz
- Kuyu
- Yazın Üzerine
- Felsefe Üzerine
- Kültür Üzerine
- Felsefe ve Ulusal Kültür
- Çeviri Şiirleri
- Şairin Zihin Tarihi
- Gizemli Şiirler
- Hüzün Ki En Çok Yakışandır Bize
- Batı Uygarlık Tarihine Teorik Bir Giriş
- Dilin Dili
- Zaman Şiirleri
- Taormina
- Biz Bu Dünyadan Değil miydik?
--reklam--
Hilmi Yavuz Alıntıları - Sözleri
- kendi üzerime kurdum yalnızlığımı; kalbim,kalbim bir o kadar belirsiz; bir oluştan Bir-Oluş'a gül akar; âh,gül akar yol olur... yoldur bu,görünmez olur kar.... ya da,sis,siz..... görünsem,geri dönmez miydiniz? (Yolculuk Şiirleri)
- beklerken işittiğim sesler boğuyor beni, boğuyor... (Yara Şiirleri)
- Hakk'a makbul olmak ister halka menfur olmadan. "Menfur: Nefret edilen" (Yüzler ve İzler)
- ama şimdi, nedense, her şeyde ansızın dağılan kelebek tadı (Bedreddin Üzerine Şiirler)
- ey uçurum gözlü sevgilim! ne zaman baksam aşkların büyük yarlarıyla kuşatılmış görüyorum kendimi (Yara Şiirleri)
- Rüzgâr agaclarda daha koyu sesler çıkarır, mevsim son yazdan ileriye dogru gittikce... Işte buradayım. Dünyada olmak istediğim yerde. Şimdi gidip denize girmeliyim- ve denizin sesini, guzdur, dinlemeliyim. Denizi ancak dibe, diplere dalarsanız duyabilirsiniz. Çünkü gizlidir denizin sesi. Onu duymak için denizden olmak, denizin kendisi olmak gerekir. (Geçmiş Yaz Defterleri - Bulanık Defterler)
- Orhan Kemal'in Bereketli Topraklar Üzerinde'si ise Çukurova'nın nesnel tarihsel diyakronosini, Yaşar Kemal'in Yusufçuk Yusuf'unun bıraktığı zamandan başlatır. Bu iki roman, Çukurova'nın toplumsal tarihinin 'geçmiş zaman/ şimdiki zaman/ gelecek zaman' uzanımını, maddeci tarih tipolojisinin kuramsal bağlamı içinde bütünler gibidir. (Roman Kavramı ve Türk Romanı)
- Var olmanın gücü Söner yangın birazdan Yatışır özlem. Bir gün karşılaşırız Bir gün, bir yarım akşam.. (Akşam şiirleri)
- “tek başına, ayakta, yas töreni gibiyim…” (Ayna Şiirleri)
- Sivil toplumun özerk kurumlarına özgü işlere bulaşmak sonradan, geriye dönük olarak uygulanabilecek yaptırımlarla cezalandırma rizikosunu hep taşıyan bir riskti. (Alafrangalığın Zihin Tarihi)
- hiçbir şey özlenmiyor! gül öldü... (Yara Şiirleri)
- Şeyh Galip, "Eş'arımı fehmeylememek ayb olmaz" demiş ve şiirini anlamayanlara onu açıklamak gereğini duymamıştı. (Şiir Henüz)
- bir kuşatma gibiyim şimdi kendi kendime... (Erguvan Sözler)
- Derunî ve mistik olanı annemle yaşadım. (Hüzün Ve Ben)
- En iyi satanlar edebi eserler değil, ticari eşyalardır. (Budalalığın Keşfi)
- Yaşar Kemal, Çukurova'da düzen değişikliğini anlatırken "o iyi atların, o iyi insanları' alıp gittiklerini;ama ne kadar soylu ve insani olsa da bu gidişin kaçınılmaz olduğunu, romanın sonundaki "çürümüş, yıllanmış, kokmuş ağır suyun açılmış toprağı doldurarak akması" simgesiyle ve önemle vurgular. (Roman Kavramı ve Türk Romanı)
- bir göl güle düşerse göl değil de gül bulanır gurbet sende pamuklarsa gece aya ordan doğar şiir acıya çullanır ilkyaz düşeli beridir giden ben değilim, yoldur dili söyleyen sevdaysa mektubum kalbime yollanır nehir kuşa batsa birden aksa tersine aksa batsa kül, batsa turna ve batsa... ve benim bir yanım ki ferhadsa bir yanım dağdır hasret, külüngü vurduğum yerdir ateş, kül ile dağlanır bir göl güle düşerse göl değil de gül bulanır (Doğu Şiirleri)
- Aristoteles; dolayısıyla felsefe, "ben her şeyi biliyorum" diye tafra satmamayı, tersine alçakgönüllü olmayı öğretir. (Denemeler)
- “o herhangi hüzünlerde kalan kalbim bile yok! harflerin ormanında çok çok dolaştı; ağacı,yaprağı,çiçeği aştı;-ama yok! bir karşılık bulamadı melâl’e…” (Hurufi Şiirler)
- Ayırt edici sınır çizgileri çizmek, analitik düşüncenin olmazsa olmazıdır. Sınır çizgileri çizmek ve onların gereğini yerine getirmek ve bunları karıştırmamak! (Yaz Sohbetleri)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin