Kitap Künyesi
Yazar: Senai Demirci
Yayın Evi: Timaş Yayınları
İSBN: 9786050802801
Sayfa Sayısı: 240
Öldüğüm Gün Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Adını ölü koydular sessizce. Doktorların ağzından çiğnenmiş sakız gibi çıkıveren o hece yüzünde patladı: Ex! Eksildi dünyadan. Başkasının üzerine kolayca yapışırdı ölü etiketi. Hep başkalarının öldüğünü görmüştü ömür boyu. Başkaları, hep başkaları. Değişen bir şey yoktu aslında. Başkalarına göre ölen yine bir başkasıydı. Kendisi."rnrnKendi ölümünü yazmak üzere yola çıkıp geçmişiyle ve en temel varoluşsal sorunuyla, ölümle, yüzleşen bir Yazar... Sonunun nereye varacağını kestiremediği bir kampanyayı tamamlamaya çalışan başarılı bir reklamcı Rüya... Hiç beklemediği bir anda karşısına çıkıp Rüyanın hayatını değiştiren Hayat Hanım...rnrnBirbirini tanımayan üç kişi ve beklenmedik zamanlarda kesişen hayatları… Hayatı ötelere taşıyan ölümün ve aşkın ortak yüzünde gelişen tereddütler ve acılar yumağı. Anlatı kitaplarıyla büyük bir okur kitlesi edinen Senai Demirci, son derece başarılı bir romanla çıkıyor okuyucularının karşısına.rnrnOkuru ölüm gerçeğiyle yüzleştirirken ölümle barışmaya da çağırıyor. Ölüm deyince akla üşüşen yok olmak, unutulmak korkularına, ölümden sonrasına dair kaygı ve endişelerimize ayna tutarak bizi hayatın en büyük gerçeğiyle esaslı bir yüzleşmenin eşiğine getiriyor, ölüme bakışımızı olgunlaştırıyor.rnrnÖldüğüm Gün, ölümle kazanılacak yeni imkânlara şiirsel bir bakış denemesi, hayatla ölüm arasındaki mahrem aşk hikâyesinin fısıltıları ve iç çekişleri.
Öldüğüm Gün Alıntıları - Sözleri
- kim bilir, kimlerin ne çok hayalleri ne çok ümitleri, ne anlaşılmaz dertleri ne garip hüzünleri ne dayanılmaz acıları vardı.. hepsi ışıltılı bir şehir manzarasının tebessümü ardında saklanıyordu..'
- ''Ey insan, nedir sana bunca iyilik eden Rabbini unutturan?''
- İnsanın içinde kendini kuşatan duyguların barınması ne tuhaftı. İçinde ama seni içine alıyor. Sarıyor, sarsıyor,savuruyor, boğuyor, sürüklüyor.
- "Küçük zavallı sığınaklar kuruyoruz zamana karşı... Saniyeler bizi servilerin altına doğru sürüklerken, biz duvarlara tutunuyoruz. Ölüm yüzümüze çizikler atarken, biz aynaların parıltısına sığınıyoruz."
- "Kadınların aynalarda geçirdikleri vaktin sosyolojisini çalışmış birileri var mıdır acaba?"
- "Ölümün anlamlı olmadığı yerde yaşamak da anlamlı değildir aslında. Hayatın bu kefesinden eksiliyorsan, başka bir kefede tartılıyor olman gerekmez mi?"
- "Ne garip" diye geçiriverdi içinden, "başkalarının sıkıntısını bir süs olarak seyrediyorum." Trafik rahat olsaydı, yığılmasaydı bunca araba, o ışıl ışıl gerdanlık görünmeyecekti gözüne.
- Kar yığını altında kalmış karalâhanaları görünce, çocukluğunun uçarı yıllarına değdi yüreği. Büyük işleri büyükler yapardı o zamanlar. Şaka gibi gelirdi hayat. Hep kenardan seyredeceğini sanardı hayatı. Şimdi büyüklerin hepsi çekip gitmiş, hayat ciddi ciddi kendisine kalmıştı.
- "Ölüm en sonunda gerçekleşiyor değil. Ayrılıkların çatlaklarından sızıyor aramıza. Seslerimizin arasına gören sessizliklerde boy veriyor. Uyanınkların yanı başını bekleyen uykularda büyüyor."
- Kim bilir, kimlerin ne çok hayalleri ne çok ümitleri, ne anlaşılmaz dertleri ne garip hüzünleri ne dayanılmaz acıları vardı.. hepsi ışıltılı bir şehir manzarasının tebessümü ardında saklanıyordu...
- "Geçmiş dediğimiz şey aslında "şimdi"dir. Dünleriniz 'bugün'ü size tanıdık kılmak için vardır. Şu anda çaydan aldığınız lezzet bile dünkü çaylara dair hatıralarınıza bağlı..."
- Ne kadar çok yerse o kadar çok dolduracağını sanıyor içindeki boşluğu.
- Düzeltilecekleri düzelttirmeden gelir ölüm. Dağınık kalır oda. Yarım kalır sözler. El çektirir düğmelerden. Kırılır aynalar. Düşer omuzda taşınanlar.
- "Aldanıyoruz birbirimize. Tuzaklar saklıyoruz gözlerimizde."
- Bir kuyu gibi kelimeler; inmezsen kuyuya su yok; inersen çıkış zor.
Öldüğüm Gün İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Bu eser boğulmaktan korktuğunuz denizdir,tahmininizden derindir.: Bu esere (eser diyorum çünkü her kitap eser değildir ama bu kitap bir eserdir) eserin yazarı olan Senai Demirci ile ilgili iki çift laf ederek başlamak istiyorum. Kendisi tıp doktoru-televizyoncu radyocu şair ve yazar. Birçok deneme ve öykü kitabı olmasına rağmen Öldüğüm Gün yazarın muazzam bir edebiyat, felsefe,aşk,din, ilim, bilim ve kurgu harmanlayarak ortaya çıkardığı bir sentezdir.İlk romanıdır. İddia ediyorum bu eseri ünlü bir yazar yazmış olsaydı uluslararası bestseller olurdu. İddiamı daha iddialı kılıp diyorum ki bu eseri Dostoyevski,Balzac,Zweig Tolstoy, Victor Hugo yazmış olsaydı dünya klasiği olurdu.Yaşam ve ölümü mantıklı ve lezzetli bir kurguyla anlattığı bu eser,nasıl ki her Vanlı otlu peyniri tatmışsa,yaşamı ve ölümü tadacak her canlı olan tüm dünya insanları da bu eseri bir istiridye kabuğunun içindeki inci gibi keşfedip bulmasını çok isterdim. Tavsiye üzerine birşeyler yapmak çetrefilli bir iştir farkındayım. Konu kitap sinema ve müzik olunca da bu çetrefil daha da salkım saçak haline gelir onun da farkındayım. Ancak yaşam ve ölümü; varoluşçuların ve çağdaş filozofların en ciddi itirazı olan "dünyada beni var ederken neden bana sormamış Tanrı" düşüncelerini naif ve hoşgörülü bir felsefe ile cevaplayıp çağdaş filozofları kendi inanç ve değerlerinin felsefesi ile yani kendi silahlarından çıkan bir mermi ile cevaplayan bu roman her göze, her yüreğe değsin diye samimi olarak söylüyorum ki her sayfasının gönüllü olarak hamallığını yapabilirdim.70 ülkede 70 dilde yayınlandı deseler az olmuş diyecekken sitede 100 kişinin okuduğunu görünce üzüldüm :) 100'üncü kişinin ben olduğunu görünce de hayra yordum. İmran İçen kardeşimin 2.tavsiyesi olarak okuduğum bu eser İlk tavsiyesi gibi (Antep Canavarı-Abdullah Dayı) muhteşem bir tat bıraktı dimağımda. Kendisine teşekkür ediyorum. Yüzyüze ettim birkere de burdan ediyorum. :) Kitabın gizli saklı bilinmez kalmasının nedeni yazar mı yayınevi mi bilmiyorum ama PR,reklam ve pazarlama konusunda başarılı olup bizi katarakt eden içi boş kof sayfalar ömrümüzü yiyen o kıçı kırık ama tanınmış kitapların yanında bu eserin bilinmemezliği canımı sıkıyor.Madem böyle bir eser çıkardın ortaya madem beynimden başlayarak her yerimden vurdun beni, kovalasana be Senai Hocam? Ölüye hizmet eden esnafların (kefenci,mezarcı,mezar kazıcı,pamukçu) reklam kaygısı olmaz bu yüzden hiçbiri reklam vermez çünkü işleri her zaman iyidir diyorsun anlıyorum bunu ama yaşam ve ölümü bu kadar güzel anlattığın eserin reklamını yapmamanı acemiliğine bağlıyorum.Ya da gerçekden tok gözlü olmana. Eser 3 ana karakter olan Yazar-Yaşar-Rüya ve bu karakterlerin ara karakterlerinden oluşuyor.Bölüm bölüm oluşan eserde Sıralama ikişer, üçer sayfada bir yazar-yaşar-rüya olarak akıyor.Yazarda başlayıp yazarda bitiyor.Senai Demirci Yazar karakterinin "kendi tabutunu taşıyan adam" kitabının ana karakteri Yaşar ile okuyucuya her Yaşar bölümünde sayfalarla adeta tokat atıyor.Öldüğü günü yazan benim,okuyan her okuyucu yaşadığına göre Yaşar sensin mesajı veriyor.Ancak Yaşar'ın da kendi yazarına bir kaç okkalı cevabı oluyor.Eser içinde kısa kısa anlatılan Kral ile Kahin,Şariya ile Mitra,Peygamber Çizgisi ve Mardin'de bulunan Kasimiye Medresesinin havuzu ve havuzun şifresi hikayeleri çok etkileyici.Kitap baştan sona içinizdeki boşluklar ne ise bir bir bulup dolduruyor.Zaman zaman doldurduğu yetmeyip taşırıyor.Okuyana haddinden fazla şey kattığı su götürmez bir gerçek. Bence kitabın kapağı bile doğru okunup doğru anlaşıldığında kitabın bir eser olduğunu bağırıyor.Nedir bu simge ve bu renk? Yeni doğan bir bebeğin ayak izi bir boyaya batırılıp doğum karnesine mühür gibi bastırılır.Kendimden olmasa da çocuğumdan biliyorum bu uygulamayı.Sonra yaşamdan ölüme giden o uzun bazen de kısa yolda yürürüz o ayaklarla.Ve kaçınılmaz son vuku bulup öldüğümüzde ise morgun rafından bir tuzluk gibi çekilip alınır soğuk bedenimiz. Etiketimiz ayak parmaklarımızda asılı kalır ölüm karnemizde.Renk peki? Yeşil renk.Tabiattaki yaşamı simgeleyen o yeşil renk. Allah'ın en sevgili kulunun, habibinin en sevdiği renk yeşil renk. Ve paketlenip koyulduğumuz tabutun üzerindeki örtünün rengi o yeşil renk. Kapağı bu kadar anlam taşıyorsa içini varın siz hesap edin.Ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir düşüncesiyle ve gerçek anlamda tat almak için konsantre olunarak okunması gereken bir eser.Özellikle edebiyat ve felsefe severler için çok çok iyi.Ben ezelden beri özenle kurulmuş edebi ve felsefi sentezi cümlelere tavım diyorsanız mutlaka okuyun.Yaşam ve ölüm değil sadece. Ölümün bir son olmadığını,bütün dini terimlerden sıyrılarak keyifle anlamak için tavsiye ediyorum.Umarım bu kitap kadar alıntı paylaşabileceğim başka bir kitapla daha buluşabilirim.Elimde olsa alıntı değil komple kitabı yayınlamak isterdim :) pdf adresini aşağıda paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyorum.İyi okumalar. He,son olarak. Ölüm de bir tecrübedir,yalnızca ölülerin bildiği. Kitabı okuduktan sonra derviş moduna geçiyorsunuz.Benim ismim derviş olmak için müsait değil,bu modda ne kadar kalırım bilemiyorum ama birkaç gün başka bir kitaba başlamayacağım.Allah'a emanet olun ölümlü arkadaşlarım. http://ekitapulkesi.net/2017/05/senai-demirci-oldugum-gun-pdf-indir.html (Çağlayan ASLAN)
EY MÜSTAKBEL ÖLÜLER ! Sen , sen evet sen... Sana diyorum! ÖLDÜN : “İlk kimi aramalısın? Öldüğünü önce kim duymalı? Kim öldüğüne en çok yanacaksa o. Numaraları baştan aşağı süzüyorsun. A’dan Z’ye kadar o kadar çok kalabalık var ki... Ne kadar gereksiz numaralar. Şu kesin ki yokluğunu umursamayacak çoğu . Cevap veremediğinde ısrar etmeyecekler. Öldüğün duyulunca silinecek adın defterden. Cevapsız çağrı bile olamayacak kadar önemsizsin. Çıktın kapsama alanından. “ Başlayan her şey biter, gelen gider, doğan ölür... Ömür tükenir... Hep birileri ölür : Yaşlanır ölür. Trafik kazasında ölür. Hastalanır ölür... Hep başkaları ölecek değil ya! Sen de öleceksin. Ardından vah vah edecekler. Ne iyi insandı diyecekler. Gasiller yıkayacak. Namazın kılınacak. Omuzlarda taşınacaksın. Toprağa bırakılacaksın. Haklar helal edilecek. Yasin okunacak. Helvan yenecek. Biraz ağıt... Biraz gözyaşı... 7’siydi, 40’ydı, 52’siydi derkeeeeennnn Adın daha az anılacak, gözyaşları kuruyacak ve hayat kaldığı yerden devam edecek. Sosyal ağlarda bir süre yasın tutulacak sonra insanlar takipten çıkacak, şifreni bilen yoksa kim bilir daha ne kadar sanal olarak yaşayacaksın. Kabir hayatı edebiyatı değil bu anlatı. Ölüme bakış ama insanın kendi ölümüne. Alışılmamış bağdaştırmalarla, teşbihlerle, afili cümlelerle edebi yönden doyurucu. Öyküleyici anlatım geri planda kaldığı için bir süre sonra olay örgüsünün eksikliği hissediliyor, tür roman olmasaydı belki bu eksiklik hoş görülebilirdi. Konusu itibarıyla depresif, melankolik bir hava beklenirken tam tersine pozitif bir yaklaşımla okurun ölüm gerçeğiyle yüzleşmesi hedefleniyor. Ölümün bir son değil bir başlangıç olduğu ve ölümle barışmak gerekliliği vurgulanıyor. Dipçe : Ben zaten ölümle kavgalı değildim; kavgalı olan , küsen varsa buyursun okusun. EY FANİLER hayat kısa ... Hiç açmadığınız kapılar varsa, Yüzünüze kapalı kapılar varsa, Eşiğine adım atmayacağınız kapılar varsa, Açmaya yetişemediğiniz kapılar varsa, Zile basın... (Nephren Ka)
-Öldüğün gün okunacak bir kitap yazabilir misin? Zor.yazamam -Ama deneyimli bir yazarsın Hayır değilim -... Ben hiç ölmedim ki.. Diye başlıyorsunuz kitaba ve sizi öyle içine cekiyor ki yaşam ve ölüm nedir ? Insanlar ölünce diğerlerinin tepkisi ne olur ? Peki sıra baan gelince tepki verecek insan var mı? Gerçekten benim içinde üzülecek dostlarım var mı? Telefon rehberimde A dan Z ye bir sürü numara var hepsi çevrim içi peki sen bir gün çevrim dışı olursan akıllarına gelicek misin hiç?.......Kitaba başladığımdan berli insanin kednidi sorgulamamasi imkansiz.Aklınızda bunlar gibi deli sorular donup duruyor.Ve en çok ta ne etkiliyor biliyor musunuz .Bir yazarın yazmak isteyipte yazamamasi .Insanlar yaşadıkları olayları yazarken zorlanmazlar ama ölüm? Senai Demircide yaşamadığı ölümü yazmaya başladı ve ortaya müthiş bir eser çıktı..... (Kitaptar Picasso)
Kitabın Yazarı Senai Demirci Kimdir?
1964'te Samsun'un Terme ilçesinde doğdu. Samsun'da başladığı tıp öğrenimini İstanbul'da sürdürdü ve 1990 yılında Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni bitirdi. Sağlık Ocağı, Yaşama Gücü ve Yürüyüşler adlı TV programlarının yapımcılığı ve sunuculuğunun yanı sıra çeşitli radyo programları yaptı. Ev Akademisi seminerleri verdi. Çeşitli sağlık kuruluşlarında kalite ve kurumsal iletişim müdürlüğü görevlerinde bulundu. Halen İstanbul Sağlık A.Ş.'de çalışmakta, çeşitli televizyon kanallarında programlar hazırlayıp sunmaktadır. Birçok dergi ve gazetede yayınlanan denemeleri dışında çok sayıda telif ve tercüme eseri bulunmaktadır.
Senai Demirci Kitapları - Eserleri
- Kıl Beni Ey Namaz
- Söz Yangını
- Ve Aşk Evliliğin Ellerinden Tuttu
- Üç Yusuf Üç Rüya Üç Gömlek
- Öldüğüm Gün
- Selam Sana Ey Nebi
- Canla Bağışla
- Aşka Adanmış Öyküler
- Beş Vakit İnsan
- Elde Var İnsan
- 99 Esma 99 Dua
- Dua Defterim
- Aşka Dair Öyküler
- Kalbimizi Yeniden Yazmak
- Dar Kapıdan Geçmek
- Kaybedecek Neyin Var ki?
- Kırk Kapının Kırk Duası
- Mutluluk Öyküleri
- Cehennemde Bir Gün
- İnsan Güzeldir
- Her Güne Bir Ayet: Dervişin Yolu 1
- Can Kırığı
- 50 Kuştüyü Masal
- Her Gece Bir Dua
- Şöyle Garip Bencileyin
- Adı Aşk
- Şükretmek İçin 1001 Küçücük Neden
- Mukabele
- Köprüden Önce On Çıkış
- Vahyin Binbir Sesi
- Her Güne Yeniden Başla
- Oruç Çiğnemek Sakızı Bozar mı Hocaaamm?
- Hasret-i Peygamber
- Cennette Bir Gün
- Zaman Aynası Namaz
- Cennette Bir Gün
- Bir İnci Söz
- Kırık Kalbe Kırk Hadis
- Her Gece Bir Dua
- Küçük Sevdalar Koleksiyonu
- Biz Sende Misafiriz
- Aşka Dair Öyküler
- Hac Günlüğü Sevgilinin Evine Doğru
- Çocuğumla Her Güne Bir Dua
- Her Güne Bir Dua
- Hoşgeldin Bebeğim
- Birinci Söz
- Modern Tıbbın Ötesi
- Dua Ayetleri
- Aşkın Kanatları
- Birinci Söz
- 99 Esma 99 Dua III
- 99 Esma 99 Dua II
- 99 Esma 99 Dua I
- Sağlığınız Elinizde
- Aşka Dair Öyküler
Senai Demirci Alıntıları - Sözleri
- Hiçbir şey benim değildir; sadece yanımdadır.Şimdilik... (Beş Vakit İnsan)
- Hüzünler, sıkıntılar kırmızı ışıkta dursa. Umutlar, hayaller, sabırsızlıklar sarı ışıkta beklese. Ve candan sevdiklerimiz yeşil ışıkta çıkıp gelse... Ne güzel olurdu hayatın trafiği. (Köprüden Önce On Çıkış)
- Huzuru komşuya bigânelikte arıyoruz; rahatımızı, yetimi ve öksüzü unutmakta biliyoruz. (Hasret-i Peygamber)
- Ne zamandır şükretmediğini hatırlamak, şükretmeyi hatırlamanın da ayrıca şükredilesi olduğunu anlamak . (Şükretmek İçin 1001 Küçücük Neden)
- Dilimin altından akan vahyin nehri olalı sesin, Altında nehirler akan cennet'im sensin (Cennette Bir Gün)
- Sahi, parayı nereye harcayacaktım. Yaşamaya mı? Hayır, öyle değil galiba. Bir düşünün, para için hayatımızı harcadığımıza göre, karşılığında hayattan daha değerli bir şey almalıydık. Alabilmeliydik. Para kazanmak için yaşıyor idiysek, yaşamak için para kazanmaya ne gerek vardı ki? (Şöyle Garip Bencileyin)
- Dikiş tutmuyorsa şayet, söylenmeyi bırak, sus, kalbinden geçmeyeni diline değdirme... (Kıl Beni Ey Namaz)
- "Aldanıyoruz birbirimize. Tuzaklar saklıyoruz gözlerimizde." (Öldüğüm Gün)
- "Müminin niyeti amelinden hayırlıdır." (Söz Yangını)
- Başını kurtaramıyorsun her akşam göğü kana bürüyen, yıldızları kana bulayan akşamların aldırışsız geçişinden. Geri gelmiyor gün. Bugün olmuyor dün. Bir dahası yok yaşamanın. (Beş Vakit İnsan)
- Namazın kabul edildiğinden emin olmasanda namaza kabul edildiğinden emin olmak. (Şükretmek İçin 1001 Küçücük Neden)
- Aşkın kökünün kalbimizin odacıklarından beslendiğini fark ettiğimizde, aşkın kalbimizin peşi sıra geldiğini görebiliriz. (Aşka Adanmış Öyküler)
- biliyorum, uzak düşmedik; aramızdaki bahçe büyüdü , o kadar. Rahmetle… (Dar Kapıdan Geçmek)
- Arada aşığın rüyası yoksa aşkta yoktur. Yusufça bir bakış ve kayboluş gerek aşkın zindanına. (Cennette Bir Gün)
- Merak et ki akıl toprağın alt üst olsun. (Üç Yusuf Üç Rüya Üç Gömlek)
- "Ihsan, Allah'ı görüyormuş gibi yaşamandır. Zira sen Allah'ı görmesen de O seni görüyor." İhsan güzellik anlamındaki "hüsn" kelimesiyle aynı kökten geliyor. Bu durumda, ihsanı güzel eylemek diye tarif edebiliriz. Ne yaparsan yap, güzel eyle güzellikle eyle... (Söz Yangını)
- Hamdım; yandım, piştim… Elhamdülillah (Dua Defterim)
- ••• Rabbim, beni zamanın aldatmacalarından uzak tut Ayaklarımı dolaştırma Rabbim, beni zamanelerin düştüğü tuzaklardan uzat tut Günahlarımı bana yoldaş yapma (Dua Ayetleri)
- Bedeli ödenmemiş sözleri söylemekten korusun Allah hepimizi.Hazır bulunmuş sözlerin seslendireni olmaya razı olmak korkunç bir nasipsizliktir.Ucuza alınmış lafların volumünü giderek yükselttikçe, biricik seçeneğinden yoksun kalır insan.Sırf kendisi söylüyor diye,söylediği hakikate yabancılaşır,ona tabi olmak yerine onu tabi kılar kendine.Dudakları uzaklaşır gerçeğin pınarından. Bir de üstüne,söz kalitesinden olur; koflaşır,boşalır içi.Vicdanını sözün seslendireni... (Oruç Çiğnemek Sakızı Bozar mı Hocaaamm?)
- 'Anılmaya değer bir şey' değilim. (Elde Var İnsan)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin