Kitap Künyesi

Yazar: Claude Farrere

Çevirmen: Hamdi Varoğlu

Yayın Evi: Güven Basım

İSBN: ---

Sayfa Sayısı: 96

--reklam--

Ölmez Adamların Evi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

1909 yılı ocak ayının yirminci günü olan bugün, korku ve hayret içinde, macerayı baştan aşağı yazmaya karar verdim. Karar verdim çünkü yarın değil, öbür gün ölmüş bulunacağım. Öbür gün evet öbür gün muhakkak surette öleceğim, ihtiyarlıktan öleceğim. Bunu hissediyorum ve biliyorum. Demek oluyor ki sükuta nihayet vermekle büyük bir zarara girecek değilim. (Kitaptan)

Ölmez Adamların Evi Alıntıları - Sözleri

  • Artık hayatım, hayat denilecek şekilden çıktı…
  • gözlerim onun gözlerinin içinde, unutuyor…
  • Benim sırrım, senin sırrın olduğu vakit...
  • Ölüm, sizin de başınızın ucunda bekliyor. Gülmeyin. Okuyun, anlayın, inanın ve sonra ne yapmak lâzım geliyorsa onu yapın.
  • Uyku, yarı ölüm...
  • "Edebiyat, bu asrın günahlarından birini teşkil ediyor ve hayalperest insanlar üzerinde pek fena tesirler bırakıyor."
  • Zümrüt gibi iki göz, beni altüst etti.
  • Yorgunum, müthiş surette ve hiçbir istirahatin gideremediği, gideremeyeceği şekilde yorgunum.
  • Kendimi, mezarının dibinde yatan, ve başının üstünde dirilerin konuştuğunu, güldüğünü işiten bir ölüye benzetiyordum. Evet, tıpkı bir ölü...

Ölmez Adamların Evi İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Ah, Madeleine...: Yıldız bir kitap bitirdim ve fevkalede mutluyum. Okuduğum en garip türdeki en güzel korku eserlerinden biri oldu. Aslında gerilim yüklü bir eserdi okuduğum ve son ana kadar "ne olacak, ne olacak? "diye, diye, diye aksiyonu sürekli zirve de tuttu. İsminden etkilenip okumak istedim. Aslında ilk başta Türkçeye "Yaşayan İnsanlar Evi" olarak çevrilen bu kitap çevirmen notuyla "Ölmez Adamların Evi" olarak aktarılıyor. Daha önce, ilk kullandığım isimle bu kitap başka bir yazara atfedilmiş. Kitabı okumamın sebebi sadece ismi. Ölmez Adamların Evi oldukça ilgi çekici geldi bana. Ülkemizde, Korku Edebiyatı türünün nadide eserlerinden biri olarak gösterilmesine rağmen, pek bilinmemesi garip bir durum öyleki sadece ülkemiz için değil, tüm dünyada içinde barındırdığı özelliklerle ilklere adım atan eser olmuş. Yazar ise Balkan Harbinden ve daha sonralardan, tam bir Türk aşığı olarak Türkler için methiyeler düzmüş ve savaş boyunca haklılığı için uğraşmış... Ve İstanbul da ismi bir sokağa verilmiş. Ne tür ilklerden bahsediyor bu eser? Birinci eserde klonlamadan ve ışınlanmadan bahseder... Dönemine göre tıbbi bir müdahaleden ziyade bilim kurgu unsuru olan bir temadır... Kitapta ölümsüzlük ve bunun sırrından bahsediliyor, ama bu tıp ve doktorları yererken simya ve kimya alanını yüceltiyor. Kitapta Ölmez Adamların (1911) yeteneklerinden, hipnoz etme ve hafıza silme gibi güçlerinden büyük bir ustalıkla bahseder ki benim asıl söylemek istediğim ise şu "Tarihin ilk Vampir filmi 1922 yılında çekilmiş olan "Nosferatu" yazarın bu eserinde ise doğrudan vampir demese de "Kan Emici Adam" tabiri kullanılıyor." Ölmek üzere olan adamlar, yaşlı hücrelerin yenilenmemesinden yola çıkarak, genç vücutların ölü hücreleri yenilemesi sonucuna ulaşır. Böylece hayatta kalmak için genç vücutlara ihtiyaç duyarlar. Yani tıpkı bir vampirin kurbanlarına yaptığı gibi, gençleri, onların kanlarını kullanırlar, kanlarını kendilerine neşrederler. Zaten Yüzbaşı, bu durumu öğrendiğinde dediğim gibi “kan emici adam” tabirini kullanır. Böylece konu salt vampir öyküsü olmasa da, yazarın bu ve benzeri vampir benzetmeleriyle tema, ölümsüzlükten vampirliğe doğru bir sapma yapar ki, yazarın seçtiği cümleler bunu açıkça göstermektedir. Hikaye öleceğini söyleyen ve akıl almaz olaylar yaşadığını dile getiren, Fransız Yüzbaşısı Andre Narcy adlı ana karakterin ağzından aktarılır. Çıktığı bir görevde başına gelenler sonucu tüm yaşadıklarını yazarak anlatmaya başlar (sadece 6 saat geçirmiştir ama biz okurken 100 yıl gibi hissederiz, işte yazarlık işte yetenek) ve biz okuyucuya da sürekli seslenir. Şöyle ki "bana inanın, ben deli değilim, bana inanın, yaptığımı yapmayın, bir gün ömrüm kaldı yarın öleceğim" ve sürekli de bunları anlatmasının sebebinin yarın ölecek olmasından dolayı olduğunu belirtiyor. Kitabı okurkende düşünüyorum. "yarın öleceğim ve başıma gelenleri birilerine anlatmam lazım." Ve geleyim diğer bir karakter Madeleine. Bunu özellikle belirtmek istiyorum çünkü aşık oldum. O yüzden sürekli Madeleine Madeleine arada bu incelemeyi okuyup iyice yerleştirmem lazım. Yazar öyle tatlı sempatik hoş cilveli güzel bir karakter oluşturmuş ki ağzından çıkan her söz her cümle bir yüce bir tatlılığın cisimleşmiş şekil almış ya da anlam kazanmış hali gibi. "Şatonun merdivenine oturmuş, yorgunluk dinlendiren meçhul bir kadın… Ayak sesimi işitince başını çevirmişti. O zaman, altın renginde sarı bir saç ve zümrüt gibi iki göz, beni altüst etti. … Madeleine de… Madeleine…" "İlk tesadüf ettiğim gün sevdiğim, büyük bir sevgiyle seyrettiğim ve biraz evvel sevişmeğe çok müsait gecenin karanlığı içinde şiddetli bir arzu ile istediğim bu kadını, şimdi âdeta kotlarımın arasında tutuyor ve saçlarının, vücudunun kokusunu duyuyordum. Bunu şimdi hatırlamak çok, çok feci şey…" " kendi mezarımın başındayım ve ölümü bekliyorum." Yazarın dili ise oldukça çekilici. Büyük ihtimalle çevirmenden kaynaklı ve bize hiç yabancı olmayan bir dil. Peyami Safa ya da Halit Ziya Uşaklıgil okuyormuşçasına bir tat bırakıyor insanda ve kolaylıkla akıyor cümleler kitap boyunca da merak unsuru hep en üst noktada olduğu için sıkılmak falan nedir, okuyucunun yabancılık çektiği bu kelime oluyor. Okumanız gerektiğini belirttiğim bu kitabı, bir kez daha üstüne basıyorum ve mutlaka diyorum. Okuyun. Güzel bir de film bırakayım DR. CALİGARİ'NİN MUAYENEHANESİ (Alman, Dışavurumculuk anlayışının ilk örneği ve korku filmi 1920) korku kitabının yanında korku filmi iyi gider. (minimalist)

Gencken 1 ay içinde yaslanıp ölmeyi göze alır mısınız? Ya mecbur kalırsanız. Sevdiğiniz kadının peşinden koşarken tuzağa doğru ilerliyorsaniz. Sizi kim koruyacak, kendinizden başkasına guvenebilecek misiniz ? (Halikarnas Balıkçısı)

Yüzbaşı elinde acil iletilmesi gereken bir notla, dağlarda kaybolur. Bir de atının ayağı kırılmaz mı ? Yağmur ve sislerin arasından bu ıssız dağlarda karşısına çıkan sevgilisi Madeline ise yanından geçtiği halde onu görmemiş, duymamış gibi davranmaktadır. Sevgilisini takip eden yüzbaşı üç ihtiyar adamın yaşadığı bir eve ulaşır. Hikayenin en önemli kısmı işte bu evde geçiyor. Yazar teknik konulara pek girmeden, hipnotizma, sonsuz yaşam, klonlamadan bahsediyor. Yalnız klonlanan klonun deneyimlerini bizzat paylaşıyor yani hissediyor ki, zaman zaman klonlanıp işe klonumu göndermeyi düşünsem de klonladığım düşüncesi çok korkunç geldi. Başlarda eski türkçe kelimeler içermesi nedeniyle zor okunacak gibi görünse de alıştım, hatta bir zaman sonra tarzından keyif aldım. Lisan ve hitabet tamamen eski türkçeydi. Eski türkçe korku hikayesi, bilmem anlatabildim mi ? '' Nalan haşyet içinde titriyorum!!! '' Ahahahaha !!! (Galadriel)

Ölmez Adamların Evi PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Claude Farrere - Ölmez Adamların Evi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Ölmez Adamların Evi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Claude Farrere Kimdir?

Fransız roman ve hikayeci. 1919'da deniz subaylığı görevinden ayrıldı ve edebiyata ağırlık verdi. Doğu ülkelerine seyahatlar yaptı, birkaç kez Türkiye'ye geldi. 1935'te Fransız Akademisi üyeliğine seçildi. 1.Dünya Savaşı'nda Fransa'nın Türkiye'ye karşı cephe almasını tenkid eden yazar, bunun Ortadoğu'da Fransız kültürünün çökmesine sebep olacağını iddia etmiş ve haklı çıkmıştır.

--reklam--

Claude Farrere Kitapları - Eserleri

  • Ölmez Adamların Evi
  • Ankaralı Dört Hanım
  • Türklerin Manevi Gücü
  • Saygon Geceleri

--reklam--

Claude Farrere Alıntıları - Sözleri

  • gözlerim onun gözlerinin içinde, unutuyor… (Ölmez Adamların Evi)
  • Yine tekrar ediyorum; ben Avrupa'da olsun, Asya’da olsun Türk köylüsünü çok iyi tanıdım: Barışsever ve sakindir. Damarlarında bir vakitki Türkmen kanı dolaşır. Bulgarlara gelince unutmayalım: Avrupa'da Hunlar’a en yakın akraba olan kavim Bulgarlar'dır, (Türklerin Manevi Gücü)
  • Benim sırrım, senin sırrın olduğu vakit... (Ölmez Adamların Evi)
  • - Biz, Türklerin arasından bir tek hain çıkmaz. Bizim ilân-ı harb tarzımızda bile hainlik yoktur. Bunu iyi bilin! Ben sizi haince arkadan vurmadım, sadece size hücum ettim: Hepsi bu! (Türklerin Manevi Gücü)
  • Sallanıp duran at arabası kendisini cebeci’ye doğru götürürken, tüm bunları gördükçe Villandry düşünüyordu: -“ Çok büyük bir çaba! Ve maalesef kötü yönlendirilen büyük bir çaba. İşte yeni Türkiye! Bir an içinde yaşlanmak isteyen ve bunu nasıl yapacaklarını bilmeyen genç insanlar. Halo hurafelere inanıyor ama dinleri inkar ediyorlar. Ve iktisat kanunları bilmedikleri gibi sosyal kuramları da bilmezler. Bu asrın korkunç yoluna girmek isteseler de esasın görünüm değil de üretim ile harcama olduğunu, önce üretip sonra da yavaş yavaş sarfetme olduğunu bilmezler. Yıkıma doğru gitmekten başka bir sorunu olmayan bir delilik. Ama bu başka bir konudur. Oyunun kurallarını bilmeden böylesine bir çembere giren kimse yıkama ilk giden olur. (Ankaralı Dört Hanım)
  • Bizim birbirine rakip sayısız zevceler topluluğu halinde yaşadığımızı, her Türk kocasının kendisine mahsus bir haremi bulunduğunu sanıyorlar.Yine bizlerin, kafesimizde pembe yahut açık yeşil atlastan elbiseler içinde, şairane bir şekilde, danslar, şarkılar, sigaralar, gül reçelleri, nargileler hatta afyon çubukları arasinda yaşadığımızı sanıyorlar. (Türklerin Manevi Gücü)
  • Uyku, yarı ölüm... (Ölmez Adamların Evi)
  • Artık hayatım, hayat denilecek şekilden çıktı… (Ölmez Adamların Evi)
  • Sessizlikten daha güzel birşey söyleyebileceğinden emin değilsen,sus! (Ankaralı Dört Hanım)
  • Görüyorsun! Ankara, inançtan yoksun ihtiraslı insanların eseridir. Ve işte bu nedenle de, bu zavallı başkent hâlâ ruhtan yoksundur. (Ankaralı Dört Hanım)
  • -Beni gülünç mü buluyorsunuz? - Olsun! Pekálá biliyorsunuz ki ben de sizin fikirlerinize gülmüyorsam bu, sırf basit bir nezaket eseridir. Susuyorum ama ben de başka türlü düşünmüyorum. (Türklerin Manevi Gücü)
  • Kendimi, mezarının dibinde yatan, ve başının üstünde dirilerin konuştuğunu, güldüğünü işiten bir ölüye benzetiyordum. Evet, tıpkı bir ölü... (Ölmez Adamların Evi)
  • "Seçilebilecek en iyi yol, gerçektir." (Ankaralı Dört Hanım)
  • Villandry, şapkası elinde, onlara bakarken dünkü ve yarınki Türkiye’nin hiç bir siyasetçinin hayal edemeyeceği kadar yakın olup birinin diğerinden güç almakta olduklarını hissetti. (Ankaralı Dört Hanım)
  • Ölüm, sizin de başınızın ucunda bekliyor. Gülmeyin. Okuyun, anlayın, inanın ve sonra ne yapmak lâzım geliyorsa onu yapın. (Ölmez Adamların Evi)
  • Zümrüt gibi iki göz, beni altüst etti. (Ölmez Adamların Evi)
  • Yorgunum, müthiş surette ve hiçbir istirahatin gideremediği, gideremeyeceği şekilde yorgunum. (Ölmez Adamların Evi)
  • Zaman geçiyor ve onu durdurabilecek hiçbir şey yok. (Ankaralı Dört Hanım)
  • -Çok büyük bir çaba!.. ve, maalesef kötü yönlendirilen büyük bir çaba. İşte, yeni Türkiye! Bir an içinde yaşlanmak isteyen ve bunu nasıl yapacaklarını bilmeyen genç insanlar. Hala hurafelere inaniyor, ama, dinleri inkâr ediyorlar. Ve, iktisat kanunlarını bilmedikleri gibi, sosyal kuramları da bilmezler. Bu asrın korkunç yoluna girmek isteseler de, esasin görünüm değil de üretim ile harcama olduğunu, önce üretip sonra da yavaş-yavaş sarf etme olduğunu bilmezler. Yıkıma doğru gitmekten başka bir sonu olmayan bir delilik. Ama, bu, başka bir konudur. Oyunun kurallarını bilmeden böylesine bir çembere giren kimse, yıkama ilk giden olur. (Ankaralı Dört Hanım)
  • Şirin, düşüncelere dalmıştı: -Kuran okuyor, Peygambere inanıyor, Allah’a inanıyor... Anlaşılacağı gibi, Şirin artık hiçbir şeye inanmıyordu. Uzun zamandan beri! Devrim, hiç olmazsa bunu elde etmişti: bir yüzyıldan beri Batı’da gülümsemelerle karşılanan bazı kimselerdeki düne ait boş inançları söküp atabilmişti!.. Öyle zannediyordu... Özellikle, bu inançların her zaman yeniden doğabilecekleri ve bir an içinde filizlerini gürleştirebileceği göz önüne getirildiğinde, böylesine bir girişim be kadar da tuhaf görülüyor... Nitelim... İşte, Günay... (Ankaralı Dört Hanım)