Kitap Künyesi
Yazar: Haydar Karataş
Yayın Evi: İletişim Yayınları
İSBN: 9789750510663
Sayfa Sayısı: 296
--reklam--
On İki Dağın Sırrı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bir göz ağlarken diğer gözün güldüğü görülmüş müdür?
Dünya kaç köşeymiş uzun uzun konuşan, konuştuklarını tekrar eden, saplantıyla özlemlerini, evveliyatlarını anlatan Dersimliler. Küçük, sıradan, kayıp giden hatıralar, garezler, kibirlenmeler... Yanlışın, kahırla ufalan hayatın farkında olan Zazalar, Kürtler, Ermeniler, Kızılbaşlar... Candarmalar, paşalar, hükümetler, aşiretler, metruk evler, boşalmış ovalar, inatla geleneğe sarılan köylüler, atlılar, tüfengler...
Gece Kelebeği yeniden kanat çırpıyor...
İlk kitabın öncesine gidiyor. Eprimiş bir rüyayı pastoral ve masalsı bir üslupla, kederle resmediyor. Zor diyorsun, yazık! Hepsinin bir hikâyesi vardı.
"Haydar Karataş canavarcasına yazar damarı olan birisi. Hayvani bir yazar, bunu olumlu anlamda söylüyorum. Yaşar Kemal'de de böyle doğadan kaynaklanan bir güç vardır." -Murathan Mungan-
"... Haydar Karataş yeni dönem yazarlar arasında kendine has sese sahip ender isimlerden... Onun cümlelerine alışanlar hep aynı tadı arar."
-Burhan Sönmez-
"Bu derece mükemmel bir Türkçe nasıl olabilir?"
-Kaan Arslanoğlu-
"Haydar Karataş, Dersim'in acılı müziğini kendine özgü, soluk kesen, masalsı anlatımıyla kulaklarımıza ulaştırıyor yine."
-Gün Zileli-
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
On İki Dağın Sırrı Alıntıları - Sözleri
- Bu Anadolu toptan türküdür. İnsanın söylemediğini saz söylemiştir. Bu Anadolu ağıtsa, bu Dersim dağları isyanıdır bu ağıtların.
- Şu yeryüzünde en çok, elini eteğini bu dünyadan çekmiş insandan korkacaksın. En çok, kendine bir dünya kuran, kurduğu dünyanın içinde oturan adamdan korkacaksın. Biri kaldırıp alsa onu içinde oturduğu bu dünyadan, işte o zaman taş taş üstünde kalmaz. Dünya yeniden kaynar, bin cevher birbirine girer, girer de bu öfkeyi dindirmek için bin yıl dur durak bilmeden kaynar. Öfkenin yeniden sakinleşmesi için aynı yeryüzü gibi bin yıl bir bulgur kazanı gibi kaynamalı, bakır yeniden bakıra, tunç yeniden tunca, demir yeniden demire ayrılıp soğumalı; ama öfkenin düştüğü yüreğin dinmesi için, öfke dizlerine vurmalı. Öyle dizlerine vurmalı ki, nasıl kumda ot bitmezse, öfkenin düştüğü yerde canlının zuhur etmediğini görmeli insan evladı. Öfke ancak dindiğinde görür, düştüğü yerde hayatın bittiğini, öfke dinmeli ki, insan yeniden merhamet toprağına kavuşmalı.
- Bir göz ağlarken, öbür göz gülmez.
- ... şu yeryüzünde her şeyin bir dermanı vardı. Taşı toprağa çeviren rüzgar, yenmeyen sert armudu olgunlaştırırdı. Ama çiğ insanı gün yirmi dört saat güneşin önüne dik, olgunlaşmazdı. Rüzgara dik, rüzgara set gerer, ağaç fidesini seyret desen, kökünden koparıp atardı. İnsanı Mevla'nın ilacı, sözdür. İnsan sözün hikmetine varmadığı sürece dünyayı ateş gibi yakar, kavurur.
- ... her ağıt kendi toprağında ağlar. Boşa dememişler ateş önce düştüğü yeri yakar.
- Garibiyim insan bilirim, gözüm kör değil, fukara bilirim, hükümetin fermanı değil, hak bilirim, bin kez vursan kelepçeyi Garibi'nin sazına, bir çığ gibi büyür gene gelirim...
- "... bu kurtlar atın sesini duysun, korkudan ölür ama bir at yaralanmasın, on kurt birden ortaya çıkar."
- Hey hayata anlam veren yüce Kırklar Dağı, insanın evi yıkılır, yeni ev yapar, toprağı çoraklaşırsa, göçünü alıp tohumunu başka toprağa atar. Sana soruyorum Kırklar Dağı dedi, söz manasını yitirirse, insan nereye sığınır?
- "Yas tutmadan hayat haramdır bize. Yas tutmadan bu Kızlıbaş diyarı kendini yeniden var edemez. Kızılbaş dediğin yas tutacak ki çıra yaksın, çıra alevine bakıp ağlasın. İnsan yas tutacak ki, has ozanların destanı figanını saza döküp yüreği yüreğe katsın."
- Derler, insan mahlukunun mayası acıyla yoğrulmuştur, bir de acıyı her daim yüreğinde bir kor gibi harlayan insanın yüreği de yufka gibi olurmuş, nasıl ki yufka ekmeğini sacın üstüne atar atmaz nar gibi kızarır, işte yüreğinde acıyla büyüyen insan kederi görür görmez, gözyaşı olup çağlarmış.
- Şu Anadolu'da insanlar ağıt yakmışsa korkmak lazım, değil Ankara'daki hükümet, ağıt yaktı mı bir ana yavrusuna, yedi düvel ötedeki hükümetler dahi korkmalı, öyle korkmalı ki, ağıdın düştüğü toprakta ne yaparsan yap hükümetin hükmü yerine ağıdın hükmü geçerdi
- Has ozan zaten şelpeyle çalarmış. Has ozan tele pena vurmazmış, eti telleri hissetsin diye parmaklarını şelpe yapıp vururmuş, ozan dedin mi zaten ruhuyla saz çalar, parmaklar her tele gittiğinde tını şelpe parmakların ucundan derinin altına hücum etmeliymiş. Buna rağmen has ozan dünyanın acısını dillendiremiyorum diye çok üzülürmüş, sazını vurup yere kırmak istermiş acıya derman olamıyor diye.
- "Cem Şah,kara toprak üzerinde zuhur etmiş her varlık,diğerinin kanıyla beslenir.Biri ötekine düşman,biri ötekinin kanından beslenir ama izin verir,bilir o olmadan yaşayamayacağını,bir insan kıymetini bilmez düşmanının.İnsan sevmediğinin köküne illa ki kibrit suyu diker,diker de üzerinde de bir güzel tepinir.Gül üstüne gül koklar,turna öyle midir?Mısır çölüne esir düşen turna,kırk yıl selam yollar.Kırk yıl yasını tutar yoldaşının.Sorarım sana Cem Şah,bu Ermeni'nin kanı daha kurumadı,toprağına üşüştü tekmil dünya.Tencere tavasını pay ederken,birbirinin kafasını yardı.Bu Dersim de rekayis yaptı,karaçor döndü,her şey bana kaldı sandı.Şimdi kapımızda kara bela durur.Cem tutan sazımı yerin dibine gömerim,saz çalmanın suçu,Hz.isa'nın vebalinden daha ağır."
- Kötülük öfkeyi sever,kötülük öfkeyi kendine mazeret sayar.İnsan öfkeleneceğine,o keşiş gibi küsmeli,insan zalimlik karşısında susmalı ki dünya sessizlikten boğulsun.
- İyi ki konuşmuyordu,diyordu.Susan insan,merhamet arar.Biri susmuşsa,o insan artık keramete ermiştir.Bir insan susmuş ve de ölmemişse,yani ortadan çatlamamışsa,o insan bütün ziyaretlerden daha kutsaldı.
--reklam--
On İki Dağın Sırrı İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Dersim geçmişten bugüne acılarla yoğrulmuş bir toprak parçası.Dersimin acılı yaşantısını bu kadar etkileyici,masalsı ve insanın içine işleyen bir tarzda yazılmış bir kitap daha olduğunu zannetmiyorum.Ermeniler,kürtler,hükümet,muhacirler,kızılbaşlar gibi kimliklerin mücadelelerini okuyoruz.Yanlış politikaların sonucunda bu mozaiği maalesef kaybetmişiz.Kitapta harika bir uslup ve etkileyici betimlemeler var. (Erhan K.)
Yazarın anlatımına aşık oldum desem yeridir. Uzun uzadıya betimlemeler hep sıkıcı gelirdi bana. Haydar Karataş' i okuyana kadar. Her cümle şaheser. Konusu zaten çok güzel. Kitabın sonunda önce bir şok sonra bir yürek sızısı. Öğrenemedik insanı olduğu gibi kabullenip sevmeyi tarihten bu yana. Yüreğiyle yazmak böyle oluyor sanırım. Harika bir Türkçe . Ellerine sağlık . Muhteşem bir kitap (Seçgin)
--reklam--
On İki Dağın Sırrı PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Haydar Karataş - On İki Dağın Sırrı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de On İki Dağın Sırrı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Haydar Karataş Kimdir?
1973 yılında, Dersim'in Hozat ilçesine bağlı Haçeli köyünde doğdu. Köyünde okul olmadığından, henüz altı yaşındayken, babası onu sırtına alıp, 1938 yılında askeri kışla olarak kullanılmış bir binada bulunan yatılı okula götürdü. O zamana kadar yalnızca Zazaca konuşan Karataş, burada Türkçe öğrendi. İstanbul, Kocasinan Lisesi'nde okudu. Bir yandan da lokantalarda bulaşıkçılık, tekstil atölyelerinde çıraklık yaptı.
Aynı yıllarda sol fikirlerle tanıştı ve dört kez gözaltına alındı. 1992 yılında tutuklanarak Türkiye'nin çeşitli hapishanelerinde on yıl, dört ay hapis yattıktan sonra, 2002 yılının Haziran ayında, Gebze Cezaevi'nden şartlı tahliye edildi ve ülke dışına çıktı.
2003 yılından beri İsviçre'de yaşamaktadır. Fribourg Üniversitesi'nde bir yıl, lise denklik eğitimi gördü. Daha sonra Zürih Üniversitesi'nin Psikoloji bölümü'ne kaydoldu, ancak ekonomik nedenlerle okulu bırakmak zorunda kaldı. Hamallık, temizlikçilik, yoksul ülkeler için kullanılmış giysi toplama gibi işlerde çalıştı.
Pek çok edebiyat dergisinde yazıları yayınlanan Karataş'ın Gece Kelebeği (Perperık-a Söe) romanı ilk roman çalışmasıdır. Bir dönem Açık Gazete İsviçre temsilciliği yapan Karataş, Demokratik Gündem Gazetesi, Devrimci Demokrasi, Yaba Sanat, İnsancıl, E Dergisi, Birgün, Öteki İsviçre, Dersimnews, gibi pek çok dergi ve gazetede makaleleri yayınlandı.
--reklam--
Haydar Karataş Kitapları - Eserleri
- Gece Kelebeği
- On İki Dağın Sırrı
- Ejma'nın Rüyası
--reklam--
Haydar Karataş Alıntıları - Sözleri
- Hayat her geçen gün bize yeni yüzünü göstermekten, her gün önümüze yeni bir zorluk çıkarmaktan geri durmuyordu. (Gece Kelebeği)
- Küçük olan,düşmüş insan değil Perhan, küçük olan düşmüşü düşüren insandır… (Gece Kelebeği)
- Ölüm ne kadar sıradan ve ne büyük bir çareydi (Gece Kelebeği)
- "Soruyorum size," diyordu, "[hanımlar ve beyler];oyun arkadaşlarınız ve okul arkadaşlarınız,birlikte büyüdüğünüz çocuklar,acıyı ve neşeyi,açlığı ve sefaleti paylaştığınız dostlar,rüya çağınızda sizinle hayal kuranlar,hepsi gitmiş,kaybolmuşsa,ne yapabilirsiniz?(...)Yuvada ve ilkokulda aşık olduğunuz güzel kızlar ölmüşse,kemikleri gömülmeden kalmışsa,esaret altına girmişlerse ya da kendi milletleri tarafından unutulmuşlarsa?..." (Ejma'nın Rüyası)
- Şu Anadolu'da insanlar ağıt yakmışsa korkmak lazım, değil Ankara'daki hükümet, ağıt yaktı mı bir ana yavrusuna, yedi düvel ötedeki hükümetler dahi korkmalı, öyle korkmalı ki, ağıdın düştüğü toprakta ne yaparsan yap hükümetin hükmü yerine ağıdın hükmü geçerdi (On İki Dağın Sırrı)
- Zaman denen şeyi durdurmak imkansızdı. (Gece Kelebeği)
- İnsanın insandan neden korktuğunu, bilmez. Korkar da bilmez.. (Gece Kelebeği)
- Bir yol kavşağında her birimiz kendi yalnızlığına indi. (Ejma'nın Rüyası)
- Ölüm ne kadar sıradan ve ne büyük bir çareydi. (Gece Kelebeği)
- "Cem Şah,kara toprak üzerinde zuhur etmiş her varlık,diğerinin kanıyla beslenir.Biri ötekine düşman,biri ötekinin kanından beslenir ama izin verir,bilir o olmadan yaşayamayacağını,bir insan kıymetini bilmez düşmanının.İnsan sevmediğinin köküne illa ki kibrit suyu diker,diker de üzerinde de bir güzel tepinir.Gül üstüne gül koklar,turna öyle midir?Mısır çölüne esir düşen turna,kırk yıl selam yollar.Kırk yıl yasını tutar yoldaşının.Sorarım sana Cem Şah,bu Ermeni'nin kanı daha kurumadı,toprağına üşüştü tekmil dünya.Tencere tavasını pay ederken,birbirinin kafasını yardı.Bu Dersim de rekayis yaptı,karaçor döndü,her şey bana kaldı sandı.Şimdi kapımızda kara bela durur.Cem tutan sazımı yerin dibine gömerim,saz çalmanın suçu,Hz.isa'nın vebalinden daha ağır." (On İki Dağın Sırrı)
- Şu yeryüzünde en çok, elini eteğini bu dünyadan çekmiş insandan korkacaksın. En çok, kendine bir dünya kuran, kurduğu dünyanın içinde oturan adamdan korkacaksın. Biri kaldırıp alsa onu içinde oturduğu bu dünyadan, işte o zaman taş taş üstünde kalmaz. Dünya yeniden kaynar, bin cevher birbirine girer, girer de bu öfkeyi dindirmek için bin yıl dur durak bilmeden kaynar. Öfkenin yeniden sakinleşmesi için aynı yeryüzü gibi bin yıl bir bulgur kazanı gibi kaynamalı, bakır yeniden bakıra, tunç yeniden tunca, demir yeniden demire ayrılıp soğumalı; ama öfkenin düştüğü yüreğin dinmesi için, öfke dizlerine vurmalı. Öyle dizlerine vurmalı ki, nasıl kumda ot bitmezse, öfkenin düştüğü yerde canlının zuhur etmediğini görmeli insan evladı. Öfke ancak dindiğinde görür, düştüğü yerde hayatın bittiğini, öfke dinmeli ki, insan yeniden merhamet toprağına kavuşmalı. (On İki Dağın Sırrı)
- Sahi hangi vakit yaşanmıştı da geçmişti bu hayat! (Ejma'nın Rüyası)
- “Kâfir öğrenmiş zayıf yanımızı, aç bırakmış ki, biz birbirimizi yiyelim Perhan.” (Gece Kelebeği)
- İyi ki konuşmuyordu,diyordu.Susan insan,merhamet arar.Biri susmuşsa,o insan artık keramete ermiştir.Bir insan susmuş ve de ölmemişse,yani ortadan çatlamamışsa,o insan bütün ziyaretlerden daha kutsaldı. (On İki Dağın Sırrı)
- Hey hayata anlam veren yüce Kırklar Dağı, insanın evi yıkılır, yeni ev yapar, toprağı çoraklaşırsa, göçünü alıp tohumunu başka toprağa atar. Sana soruyorum Kırklar Dağı dedi, söz manasını yitirirse, insan nereye sığınır? (On İki Dağın Sırrı)
- Has ozan zaten şelpeyle çalarmış. Has ozan tele pena vurmazmış, eti telleri hissetsin diye parmaklarını şelpe yapıp vururmuş, ozan dedin mi zaten ruhuyla saz çalar, parmaklar her tele gittiğinde tını şelpe parmakların ucundan derinin altına hücum etmeliymiş. Buna rağmen has ozan dünyanın acısını dillendiremiyorum diye çok üzülürmüş, sazını vurup yere kırmak istermiş acıya derman olamıyor diye. (On İki Dağın Sırrı)
- "Ey Derviş! Ben inleyen nehirler gördüm,ağlayan pınarlar geçtim,ama senin sazın gibi dertle muhabbet edenini görmedim.Senin bu sazını böyle dertli yapan nedir? Nefessiz ruhuma nefes verdin,inleyen suyuma can kattın.Söyle bana seni bu ıssız dağa getiren nedir?" (Ejma'nın Rüyası)
- "Küçük olan, düşmüş insan değil, küçük olan düşmüşü düşüren insandır." (Gece Kelebeği)
- Umut olmadan insan yaşar mı? (Gece Kelebeği)
- Kötülük öfkeyi sever,kötülük öfkeyi kendine mazeret sayar.İnsan öfkeleneceğine,o keşiş gibi küsmeli,insan zalimlik karşısında susmalı ki dünya sessizlikten boğulsun. (On İki Dağın Sırrı)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin